Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

BAĞIMSIZLIK RÜZGARI S-500’E DOĞRU!..

 s-400-.

Radar menzili 600, atış menzili 400 km.

30 km kadar yüksekliğe çıkabiliyorlar.

1.8 ton ağırlığında füze taşıyorlar

Aynı anda 80 hedefi vurabiliyorlar…

***

Sovyetler Birliği döneminde üretilen S-300 adı verilen Hava Savunma Sistemlerinin gelişmiş hali olan S-400’leri tarif eden özellikleri saydım az yukarıda.

Suriye sınırında uçağını düşürdüğümüz Rusya Federasyonu’nun marifetidir bunlar.

S-400’ler, AB ve ABD’nin korkulu rüyasıdırlar

Rus bilim adamları, şimdi de S-500’ü üretmek için çalışıyorlar…

***

12 Temmuz 2019 günü ilk partiyi taşıyan üç Rus kargo uçağı Ankara’ya indi.

Yakında 120’den fazla füzeyi gemiyle getirip, masa üstü bilgisayar toplar gibi kurulumunu tamamlayacaklar.

Rusya, Çin ve Balarus’tan sonra bu harikulade sisteme sahip dördüncü ülke olacağız…

Dünyanın her yerinde ulusal çıkarlarımızı korumak için güçlü olmamız şarttır.

Özelleştirmelerden elde ettiği 67 milyar doların, 37 milyar dolarını Suriyelilere verebilen siyasi iktidarın, ülke güvenliği için gerekli 2,5 milyar doları, hava savunma sistemlerine gözü kapalı vermesine itirazımız olamaz…

***

S-400’lerin teslimine ilk tepki NATO’dan geldi:

Fransız AFP ajansına konuşan ve ismi açıklanmayan bir yetkili, “endişeliyiz” dedi.

ABD Savunma Bakanı ise S-400 ile ilgili yapacağı toplantıyı iptal etti.

ABD Savunma Bakan Vekili Mark Esper, “Türkiye’nin S-400 teslimatını aldığının farkındayız, F-35’le ilgili tavrımız değişmedi” dedi.

Trump’ın Genelkurmay Başkanlığına aday gösterilen Orgeneral Mark A. Milley, Türkiye’nin F-35 programından çıkartılması gerektiğini savundu; “uçakların Türkiye’ye teslimine son verilmeli” ifadelerini kullandı…

***

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin “BB” olan uzun dönem kredi notunu “BB-”ye (BB eksi’ye) düşürdü…

15 Temmuz Darbe Girişimi’nde başarılı olamayan ABD-AB ittifakı ile savaşımız her cephede devam ediyor:

ABD Temsilciler Meclisi, Kıbrıs Cumhuriyetine (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını düzenleyen yasayı kabul etti.

Avrupa Birliği diplomatları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına cevap olarak, aralarında yaptırımların da bulunduğu “tedbirler listesi” üzerinde anlaştıklarını açıkladılar.

Türkiye’nin Kıbrıs adası açıklarında gerçekleştirdiği doğalgaz arama çalışmalarının “yasadışı” olduğuna vurgu yaptılar.

Şimdi Türkiye’ye “yardım” adı altında verdikleri fonların kesilmesini tartışıyorlar:

Türkiye’nin AB’ye üyelik için gerekli “reformları” hayata geçirmesi amacıyla verilen 145.8 milyon Euro’luk desteğin kesilmesi düşünülüyor.

Am(m)a:

Türkiye’yi parçalamak ve güçsüz uydu bir devlet halinde getirip, emperyalizmin pazarı olarak tutmak için kurdurdukları işbirlikçi NGO (1) dedikleri “Sivil Toplum Örgütleri”nin faaliyetleri için ayırdıkları 252 milyor Euro’ya ise dokunmuyorlar.

(1 numaralı dipnotu tıklayıp okuyun lütfen!)

Bu kuruluşların Türkiye’deki uzantılarının; S-400’ler için “gerekli ise kurulsunlar tabi” ile başlayan ve “ama”, “fakat” ve “lakin” kelimeleri ile devam eden olumsuz cümlelerini daha çok duyacağımız anlaşılıyor…

***

Y-CHP Sözcüsü Faik Öztrak: “karara karşı değiliz” dedikten sonra:

F-35’leri almamızda sıkıntı çıkabilir. Bunu dikkate aldınız mı? Yaptırımlara karşı ekonomimizi tahkim ettik mi etmedik mi?” sorularını sordu.

Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu:

“Zamanında Türkiye’nin Patriotların alımıyla ilgili talebi karşılanmamışsa elbette Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için başka arayışlara girecektir. Türkiye kendi bildiği yoldan devam edecektir. Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması hakkıdır” dedi.

Benim aklıma Y-CHP’nin Dış İlişkilerinden Sorumlu NATO’cu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün S-400’lerle ilgili itirazları geldi.

Onları bu yazı içerisine alıp, CHP’lilerin canını daha fazla sıkmak istemiyorum.

İhtiyaç duyanlar, aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bağlantıları açıp, hafızalarını tazeleyebilirler…

Dış güçlerin desteği olmadan iktidara gelemeyeceklerine inanan bu hainleri elimizin tersi ile kenara itip, kendi yolumuzu kendimiz açmadıkça ve Kuvayı Milliyetçilerinin partisi CHP’yi işgalden kurtarmadıkça, başımız belalardan kurtulmayacaktır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) NGO (Non- Governmental Organization), Hükümet Dışı Kuruluşlar

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2019/01/sukin-sin/

 

 

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1407893/CHP_li_Cevikoz__S-400_lerin_konuslandirilmasinin_ertelenmesini_oneriyoruz.html

 

(3) https://tr.sputniknews.com/columnists/201902201037778921-chp-unal-cevikoz-s400-rusya-turkiye/

TEK ADAM REJİMİ!..

vartannn_1

TEK ADAM REJİMİ” VE “TEK ADAM MUHALEFETİ”!..

İstanbul’da 31 Mart belediye seçimlerinin iptal edilmesinden sonra atanan kayyumun (vali) 51 günlük icraatı:

3 milyar 300 milyon TL borçlandı.

1 milyar 700 milyon harcadı.

Belediyenin bütçesine tam 5 milyar lira yük getirdi.

Yetmedi:

2 bin 500 kişiyi de işe aldı…

Ekrem İmamoğlu’nun 806 bin oy farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandı da ne oldu?

Açıktan bir kişiyi bile işe alamaz.

Belediye Meclisi’nin onay vermediği hiçbir icraatı yapamaz…

Bari:

Heyecana gelip belediyenin görevi olmayan konularda, uçuk vaatlerde bulunup da polemiklere malzeme olmasa!..

Kazandığı olağanüstü siyasi krediyi, Y-CHP Genel Merkezinde yuvalanmış Cumhuriyet düşmanlarının hain emelleri uğruna tüketmese…

Dipten gelen dalgaya doğru önderlik etse…

***

Reis, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı, devletin “kefen parası” olarak nitelendirilen “ihtiyat akçesini” Hazine’ye devretmeye yanaşmadığı için görevden almış.

Yaygın söylentiye göre; Başkan, öngörülen hedefleri tutturamadığı için görevden alınmış.

TCMB Kanunu’nun 28. Maddesi, Başkanın süresi dolmadan görevden affını, 27. maddedeki durumlardan birinin oluşması koşuluna bağlıyor.(1)

27.maddede ise; “ticaretle uğraşma” ve “banka şirketlerde hissedar olma” halinde başkanın görevden alınabileceğini kurala bağlamış.

Öyle bir durum yok şimdilik.

Demek ki, Reis yasaya rağmen, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile dilediğini yapabiliyor.

Aslında yapılan; Meclise rağmen, kararname ile yasanın değiştirilmesidir.

Bu mümkün müdür?

***

Bu soruya olumlu yanıt vermek imkânsızdır elbette.

Zira, Cumhurbaşkanının kararname ile kanunları değiştirebileceğini veya işlemez hale getirebileceğini kabul edersek, “hukuk güvenliği”nden söz edemeyiz.

Öyle ki, aynı yöntemle hukuk güvenliğini sağlayacak kurumların yasalarını da değiştirebilir…

Tek adam rejimi” bunların yapılabildiği rejime denir.

Mühürsüz oyların YSK tarafından “geçerli” sayılması ile kabul edilen yeni Anayasanın ülkeyi getirdiği nokta burasıdır işte.

Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan anayasa maddelerini, diğer maddeleri değiştirmek suretiyle değiştiren anayasa referandumunu “boykot” edecektik ki meşruiyet kazanmasın.

Yok hükmünde” olan bu değişiklikleri “en büyük mahkeme” olan halka götürmek, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejime ihanetin ve aymazlığın en büyüğü olmuştur.

Şimdi Reis’e rica ederek, yalvarıp yakararak demokrasiyi geri getiremezsiniz.

Tüm bu işlerin sorumlusu olanları hala ana muhalefetin koltuğunda tutanların sızlanmaya hakkı yoktur.

Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir…

Cemil Can

DİPNOT:

  1. Yasaklar

Madde 27- (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK ile değiştirilen şekli) Başkanlık (Guvernörlük) görevi, özel bir kanuna veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dayanmadıkça Banka dışında teşrii, resmi veya özel herhangi bir görev ile birleşemez. Bundan başka Başkan (Guvernör), ticaretle uğraşamayacağı gibi, bankalar ve şirketlerde de hissedar olamaz. Hayır dernekleri ile amacı hayır, sosyal ve eğitim işlerine yönelmiş vakıflardaki görevler ve kar amacı gütmeyen kooperatif ortaklığı bu hüküm dışındadır. Bakanlar ve müsteşarlar seviyesindeki bakanlıklar arası komite toplantılarında Başkanın (Guvernör) görev alması, birinci fıkra hükmüne aykırı sayılmaz.

Geçici ayrılma, görevden af

Madde 28- Başkanın (Guvernör) geçici olarak yokluğunda kendisine, tayin edeceği Başkan (Guvernör) Yardımcısı vekalet eder. Başkan (Guvernör) ancak, 27 nci maddedeki yasakların gerçekleşmesi ve bu Kanunla kendisine verilen görevlerin devamlı surette ifasını imkansız kılacak durumların ortaya çıkması hallerinde, atanmasındaki usule göre görevinden af olunabilir.

 

KONUŞAN FOTOĞRAFLAR!..

trump-erdoğan-veliahd

Japonya’nın Osaka kentinde toplanan G-20 Zirvesi ile ilgili çok söze gerek yok.

Çünkü fotoğraflar konuşuyor.

Erdoğan, INTEX Osaka Fuar Merkezi’nde yaptığı basın toplantısında:

“Kaşıkçı cinayetinin tüm yönleri ile aydınlığa kavuşması, en üstten en alta kadar tamamından hesap sorulması uluslararası toplumun öncelikli görevidir” dedikten sonra, akıllarda Trump ile çektirdiği fotoğraf kaldı.

Erdoğan, Trump’ın sağındaydı, Kaşıkçı cinayetinin bir numaralı sorumlusu olarak gösterilen “arkadaşım” dediği Veliahd Prens Muhammet Selman, ise solunda sırıtarak poz veriyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını bu duruma düşüren Trump’ı kınıyorum…

Reis’e sözüm yok, çünkü onun bir kusuru yoktu.

Trump da öyle demiştir:

Obama yönetimi Erdoğan’a adil davranmamıştır!..

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Trump ile yaptığı görüşme sonunda yaptığı açıklamalar da dikkat çekiciydi:

Erdoğan:

“Yaptırım uygulanmayacağını Trump’ın ağzından dinlediklerini” belirttikten sonra; “S-400 olayı bir tarafta yürürken, ABD’den de Lockheed Martin’den Boeing uçaklarını alıyoruz. 100 adet Boeing alıyoruz” dedi.

Trump ise:

“Ne kadar güzel insanlar. Bunlarla anlaşmak çok kolay. Hiçbir Hollywood setinde bu kadar güzel insanı bir arada bulamazsınız” dedi…

Son derece açık konuştu, teşekkürler!..

***

Erdoğan’ın açıklamasından ne anladığımı söylemeden geçemem:

Rusya’dan S-400’leri alıyoruz.

Buna karşılık, ABD’den de 100 adet Boeing uçakları alıyoruz.

Bu alış-verişle, Trump’tan Türkiye’ye yaptırım uygulamama sözünü almış olduk.

Rusya da bir kıyak yaptı tabii ki, Putin’in de hakkını yemeyelim:

O da, polislerine tatil için Türkiye’ye gidebilirsiniz demiştir…

Ona da sonsuz teşekkürler!..

23 HAZİRAN “BAŞARISI” KİMİN HANESİNE YAZILMALI?

23 Haziran Seçimi, Cumhur İttifakı’nın “hezimeti” mi yoksa Millet İttifakı’nın “zaferi” olarak mı tarif edilmelidir?

Kesinleşen sonuçlara göre; 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın adayı 4.169.765 oy almıştı.

23 Haziran seçimlerine bu sayı, 3.936.068’e düştü.

Aradaki fark; 233 bin 697’dir ve Binali Yıldırım’a verilmeyen bu oylar, Ekrem İmamoğlu’na gitmiştir.

Böylece aradaki fark 467 bin 394 açılmıştır.

Demek ki, İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki 806 bin 415 oy farkının yarıdan fazlasını, AKP seçmeni ile MHP seçmeni sağlamıştır.

Asıl onlara teşekkür edilmesi gerekmez mi?

Bu rakamlardan yola çıkarak da sonucu dilediğiniz gibi tarif edebilirsiniz…

***

Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın (Enver Aysever, Bülent Tezcan, Emre Kongar vb gibi) siyasetçi, yazar ve yorumcular, 23 Haziran Seçiminin “mimarı”nın Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu; İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da katkısının hayli fazla olduğunu ileri sürerek, Atatürk posterini henüz asan İmamoğlu’nu, İstanbul’da “çırak çıkarma” çabası içerisine girdiler.

İmamoğlu’nun siyasette “önünü kesme” projesi kapsamında gördüğüm bu çalışmalar abartılı olup, yaşadığımız gerçekleri açıklamaktan uzaktırlar:

Seçim başarısını Kemal Kılıçdaroğlu’nun artı hanesine yazma çabalarına gerekçe olarak gösterilen; İmamoğlu gibi her kesimin kabul ettiği bir adayı onun tespit etmiş olmasıdır.

Yani, sonucu alacak en uygun adayı Kemal Kılıçdaroğlu bulmuştur demek istiyorlar.

Masal anlatıyorlar zira Kılıçdaroğlu’nun gerçekte böyle bir yeteneği yoktur.

Kaldı ki, İstanbul halkı İmamoğlu’na Y-CHP’nin adayı olduğu için oy da vermemiştir.

Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türk halkının önüne aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu koyan Kemal Kılıçdaroğlu değil midir?

Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Erdoğan’ın karşısına “Çankaya’nın Noteri” olarak ismi değiştirilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü çıkarmak için elinden geleni yapmadı mı?

Kılıçdaroğlu, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Gül’e itirazı sonunda “gel bakalım Muharrem”i aday göstermek zorunda kalmıştı.

Dolayısıyla, İmamoğlu’nu Kemal Kılıçdaroğlu bulmuştur, dolayısıyla başarının mimarı odur, şeklindeki böbürlenme; gerçekçi olmadığı gibi yerinde de değildir…

Kaldı ki, İstanbul halkı Kılıçdaroğlu’nun seçtiği adaya itibar etseydi, 2009 Yerel Seçimlerinde Kadir Topbaş’ın karşısında aday olduğunda kendisine oy verirdi.

Anımsayınız; o seçimlerde aradaki fark 534 bin 765 kadardı…

***

Özellikle; YSK’nın iptal kararı ile Cumhur İttifakı’nın yalana dayalı propagandalarına duyulan tepki nedeniyle, Binali Yıldırım’a oy vermeyen AKP ve MHP seçmenlerinin iradesi ve Millet İttifakı bileşenlerinin başarılı seçim çalışmalarının semeresinin, Y-CHP Genel Başkanınca sahiplenilmesi haksızlığın ötesindedir.

Ve:

Siyasi nezaketsizlikten başka bir şey değildir.

Kılıçdaroğlu, “Her şey Adalet Yürüyüşü ile başladı” diyerek, 23 Haziran Seçim sonuçlarını bu yürüyüşe bağlanmasının da gerçeklik payı yoktur.

Anayasa Referandumu’nda; mühürsüz oyların geçerli sayılarak sonucun kabul edilmesi karşısında eylemsiz kalan Dersimli Kemal, zevahiri kurtarmak için “Hak, Hukuk, Adalet” yürüyüşünü düzenlemiş olup, bu yürüyüşünü o zaman CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun haksız tutuklanmasını protesto etme amacına bağlamıştı.

Kılıçdaroğlu, gerçekte toplumsal muhalefete önderlik edecek olsaydı, “atı alan Üsküdar’ı geçti”ğinde; hayır blokununYSK’nın önünde meşru bir gösteri yapmasını ister ve referandumun yenilenmesine kadar eylemleri çeşitlendirerek sürdürürdü.

Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun seçim başarısını kendisine bağlaması fırsatçılıktır, selden kütük kapma faaliyetidir…

Cemil Can