Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

KEŞKE PARANOYAK OLSAYDIM!..

bakırköy1

Bu hafta Bakırköy Akıl Hastanesinin bahçesindeki heykelin önünde tartışacak çok konumuz var:

1.) İçişleri Bakanının Olağanüstü Hal (OHAL) koşullarında kullanabileceği bir yetkiyi neden olağan halde kullandığını;

2.) Bu yetkinin belediye başkanlarının “görevle ilgili bir suç işlemesi” halinde kullanabileceği son derece açık iken, “seçilmiş” belediye başkanlarının göreve başlamadan önce işlendiği iddia edilen suçlar için neden kullanıldığını;

3.) Seçim sonuçları daha kesinleşmeden, yerlerine kayyım atanan belediye başkanlarının görevden alınmaları için ilgili valilerin İçişleri Bakanlığından talepte bulunma yerine, başkan adaylarının seçime sokulmamaları için bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (!) çıkarılmasının daha az zararlı olup olmayacağını;

3.) Seçilmiş organ olan “belediye meclisi”nin, bir tek Danıştay kararı ile feshedilmesi olanaklı iken, kayyımlık görevini yapan valinin, belediye meclisini feshederek neden “yetki gaspı” tartışmalarını başlattığını;

4.) ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde; Akdeniz’e uzanan bir koridor oluşturma projesini, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile kesmiş olmamıza rağmen, ABD’nin “kara gücü” olarak faaliyet gösteren PYD/YPG’nin işine yarayacak şekilde “güvenli bölge” oluşturma ve “Ortak Harekat Merkezi” kurup, birlikte devriye görevi yapmanın Devlet aklı ile yapılıp yapılmadığını;

5.) Rusya’nın uçağını düşürüp; pilotunu öldürdükten sonra, gerginleşen ilişkilerimizi düzeltmek amacı ile “özür dileyerek” attığımız adımı, S-400 füzelerini satın alma kararı ve Astana Sürecine katılıp, Soçi Mutabakatı ile görev üstlenmek sureti ile pekiştirmiş iken, bu görevlerimizi neden yerine getiremeyip, Suriye Ordu’suna bıraktığımızı;

6.) 31 Mart Yerel Seçimlerinde; Kürtlerin oyunu almak için PKK Lideri Öcalan’a mektup yazdırıp; Devlet televizyonlarından okutarak ve kardeşi Osman Öcalan’ı televizyon çıkartıp, Kürtlerin yerel seçimlerde “tarafsız kalmalarını” sağlama çabalarına karşılık, Y-CHP’nin Kandil’in kontrolündeki HDP ile ittifak yapmasında ülkemize ne gibi bir yarar sağladığını;

7.) Topraklarımızdan çıkartılacak altınların, yüzde 96’sını alıp götürecek olan Kanadalı şirketin, ormanlarımızı kesip yok etmelerine neden göz yumulduğunu;

8.) Emekçilerin aylık ücretlerinde iyileştirme yapmak üzere yetki verilen sendika başkanlarının, işverenin çıkarları için neden bu kadar çaba sarf ettiklerini;

9.) Beş milyonu bulan memur ve emeklilerin maaşlarına yapılacak zamlarla ilgili son kararı verecek Hakem Kurulu’nda; Erdoğan’ın elini öpmek isteyenler ile AKP’ye yakın Cihannüma Derneği temsilcilerinin ne işi olduğunu;

10.) Diplomasi ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan eğitimsiz ve deneyimsiz yandaşların neden büyükelçi olarak atandıklarını;

11.) Şüpheli orman yangınlarında, THK uçaklarının neden kullanılmadığını;

12.) PKK’ye karşı Van, Hakkâri ve Şırnak’ta “Kıran Operasyonu” devam ederken, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG’ye koruma kalkanı anlamına gelecek “güvenli bölge” tuzağına nasıl düşürüldüğümüzü;

13.) Dersimli’nin eşi Sevli Kılıçdaroğlu’nun; Selahattin Demirtaş ile Ekrem İmamoğlu’nun eşlerini davet edip, Demirtaş’ın doğum gününü kutlama bahanesi ile kamuoyuna hangi mesajı verdiklerini;

14.) Olağanüstü bir oy patlaması ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanan Ekrem İmamoğlu’nun, kayyım atamaları nedeniyle genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan önce sahne alıp, amiri pozisyonunda olan İçişleri Bakanını eleştirmesini; izin alıp 31 Ağustos’da Diyarbakır’a bizzat gidip, görevden alınan belediye başkanı Selçuk Mızraklı ve HDP Diyarbakır Yönetimine destek vererek ne yapmaya çalıştığını…

Yukarıdaki maddelerden birini veya birkaçını sorgulayıp tartışabiliriz…

Kısa süre içerisinde yaşadığımız bu olayların birbirleriyle olan ilişkilerini de irdeleyebiliriz…

Çok mu ağır olur?

***

O halde birkaçını basit cümleler ve sorularla kurcalayalım:

***

Siyaset, ekonomi ve güvenlik…

Üçünü bir arada yönetmek eğitilmiş “Devlet adamları”nın işidir.

Devlet adamlarını seçmek ise biz eğitilmemişlerin işi.

O halde üçünü de bir ölçüde bilmeliyiz…

El yordamıyla “doğru” kişileri seçmeyi nasıl başarabiliyoruz, doğrusu bu soruya cevap veremiyorum…

***

Komşu bir ülkenin iç işlerine karışma/karıştırma hakkını kendinde gören bir “devlet adamı”, başka ülkelerin de kendi ülkesinin iç işlerine karışmasının yolunu açar.

Hatta bu tür eylemleri, dünya kamuoyu önünde meşrulaştırır…

Türkiye’de son 17 yılda yaşananları galiba en isabetli bu paragraf özetler…

***

En sonda söyleyeceğimi burada söylüyorum:

Yukarıdaki 14 soruya verdiğim yanıtlar; bana hem iktidarın hem de muhalefetin PKK’nın ekmeğine yağ süren eylem ve söylemler içinde bulundukları gerçeğini kanıtlıyor.

Siz ne düşünüyorsunuz, bilemem tabii ki…

Diplomasiyi küçümseyen, Devlet aklını kullanamayan siyasetçileri desteklemeye devam eden Türk halkı, bu kafayla daha çoook fatura öder…

Bana öyle gibi geliyor…

***

Şimdi de şu yaşadıklarımla ilgili bazı sorular soralım:

Kanadalı o şirketin, Kaz Dağlarındaki tahribatına tepkiler dinmeden, Samsun’da Şahin Dağları’nın bir başka Kanadalı şirket tarafından delik deşik edilecek olmasını içinize sindirebiliyor musunuz?

Açıkça hukuka aykırı kararlar alacak yerde; olağanüstü hal ilan ederek (!) yasal zemini hazırladıktan sonra, PKK ile iltisaklı olan bütün belediye başkanlarını görevden almak daha doğru olmaz mıydı?

Hiç değilse o zaman, bir tek OHAL kararının gereksizliği tartışılırdı!

De mi ama!..

Bu fikir diyelim Reis’in aklına gelmedi, Bahçeli’nin de mi gelmedi?!..

***

Alın size bayağı kafa yoracak başka bir konu:

“CİHATÇI ÖRGÜTLER” ve TSK destekli grupların, Şam yönetimine karşı son kale gördükleri İdlip’te; kontrolün yüzde 90 civarında El Nusra (El Kaide), Heyet Tahrir Üş Şam (HTŞ), Çeçen ve Doğu Türkistanlı “radikal dinci örgütler”in eline geçmesi üzerine; Rusya destekli Suriye Ordusu’nun güneyden saldırılarını sürdürmesi, Astana Sürecinin sonuna yaklaşıldığını ve Soçi Mutabakatı’nın işletilemediğini gösteriyor…

Ankara, Soçi Anlaşması ile üzerine aldığı -(nasıl olacaktıysa) ılımlı muhaliflerle terörist grupları ayırarak- bu bölgeyi teröristlerden temizleme görevini neden yerine getiremedi acaba?

Reis’in, ABD ile Fırat’ın Doğusunda girdiği “güvenli bölge” pazarlığı ve Urfa’da kurduğu “Ortak Harekat Merkezi” Türkiye’nin yeniden ABD’nin yörüngesine girdiğini göstermez mi?

Son derece tehlikeli değil mi?

Suriye’de “siyasi çözüm” için başlatılan Astana Süreci, “askeri çözüm”e evirilmek üzeredir diyebilir miyiz?…

Reis’in Moskova’da yapacağı görüşmelerin sonucunu görmeden bir önceki cümleye ihtiyatla yaklaşmak gerekir!..

En iyisi cevap vermemek…

***

Suriye’nin “toprak bütünlüğü” konusunda bölge ülkeleri ile anlaşmaya varıp, uygulamada Suriye’nin bölünmesine neden olacak girişimler, Türkiye’yi güvenilir bir ülke olmaktan çıkartır.

Nokta…

Suriye’nin toprak bütünlüğü tehlikeye girerse, bizimki haliyle girer.

Zira Kürtlerin çoğu Türkiye sınırları içerisindedir…

***

Doğu Akdeniz’i her konunun tartışılmasında göz önünde tutma mecburiyetimiz vardır:

Buradaki hidrokarbon (doğalgaz ve petrol) kaynakları yağmalanıyor.

Yağmacılar ve işbirlikçileri gerçek hak sahibi olan Türkiye ile Kıbrıs’a pay vermek istemiyorlar.

İlginç ama gerçek; Akdeniz’e kıyısı olmayan ülkeler bile, bu yağmadan pay alma peşindedirler.

İçerisine girmek için havai fişekler patlattığımız AB, Kıbrıs’ı Rum toprağı olarak görüyor ve Türkiye’yi “Kıbrıs’ın münhasır bölgesine girmek ve ihlal etmekle” suçluyor…

AB, bu nedenle de Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı aldı…

Onların derdi, Avrupa’nın Rus doğalgazına olan bağımlılığını en aza indirmektir.

Uluslararası hukuk” istim gibi arkadan gelir…

Rusya’dan S-400 satın almamız yüzünden, ABD’nin aldığı ve Trump’ın bir süre erteleme yetkisini kullandığı yaptırım kararı ise sırada bekliyor…

Bir tek dostumuz kalmadı gibi…

***

Y-CHP’ye dokunmadan gelmeyeceğim:

Bir ara Ekrem İmamoğlu’nu, Y-CHP’den farklı düşünüyor sanıp, umut olabilir diye desteklemiştim:

İmamoğlu’nun, 31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra arkasına yığılan halk desteğini hızla tükettiğini fark ettim.

Paylaşayım istedim.

Hala da İmamoğlu’nu son günlerde sahneye iteleyenlerin Kılıçdaroğlu ve ekibi olduğuna inanmak isterim.

O saf ve temiz bir Karadeniz delikanlısıdır…

Öyle kalsın isterim.

Büyük olasılıkla etrafındaki bir grup; onu, Türkiye’nin genel meselelerine sahip çıkıp, iç siyasette Reis’i muhatap alarak, ancak CHP’nin yeni genel başkanı olabileceğine inandırdılar!..

Oysa, Y-CHP’nin kurnaz siyasetçileri, bu şekilde aslında Dersimli Kemal’in koltuğunu garanti altına aldılar.

HDP/PKK ile al takke ver külah ilişkiler, zaten Kılıçdaroğlu’nın asıl kamburu idi.

İmamoğlu da aynı ilişkilere bulaşırsa, “taze kan Kılıçdaroğlu”ndan başka bir sıfat alamaz…

Siyasette önü kesilmiş olur ve sempatik kişiliği ile topladığı krediyi PKK’nın amaçları yolunda heba eder…

İmamoğlu hayali böylece biter…

Bu defa yanılmış olmayı yürekten isterim tabii…

Paranoyak değilsem eğer, peşinen lider arayışının hem sağda hem solda bir süre daha devam edeceğini söyleyebilirim…

İyi geceler Türkiye…

Cemil Can