Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

FABRİKA AYARLARIMA DÖNDÜRÜN BENİ!..

 anneler

Her gün, bir önceki gün tanık olduğumuzdan daha önemli olaylarla karşılaşıyoruz.

 

Hiçbiri unutulacak gibi değil.

 

Tümü manşetlere çıkacak önemde.

 

Haberler, adeta birbirini itekliyor aşağılardaki satırlara.

 

Aralarında ilişkili olanlar da var elbette…

 

Bağımsız olanlar arasında; bağ kurmaya çalışan simsarlar, siyasi yarar sağlamak için ha bire mesai yapıyorlar sütun aralarında.

 

Halkın asla unutmayacağı ihanet ve hataları gölgede bırakmak, öyle kolay mı sanki!..

 

Bizleri sonsuza dek aldatamayacaklar…

 

***

 

Ekrem İmamoğlu’nun Yenikapı’da açtığı “makam otomobili sergisi” bunlardan biri.

 

Kayyum atanan belediye başkanlarına verdiği gereksiz desteği, bu korkunç yolsuzluk ve israf haberi bile gölgede bırakamadı.

 

Halkı enayi yerine koymak yakıştı mı?

 

Diyarbakır HDP İl Başkanlığı önünde eylem yapan annelerin feryadı ise, şehit cenazelerinden yükselen çığlığı bastıramıyor.

 

Reis’in Avrupa’ya çektiği “sınırları açarız” resti, dikenli tellere dayanan yüz binlerce Suriyeli ile ilgili AB’den yükselen “sabotaja açık hale geldik” haberini üçüncü sayfaya gönderemiyor.

 

PKK’nın ormanlarımızı yakarak operasyonlara cevap vermesi, altın arayan Kanadalı şirketlerin ormanlarımızı kesmesi ile birlikte haber oluyor.

 

On binlerce ağacımızın yakılıp, yüz binlercesinin Devletin izni ile kesilmesini, dizi izler gibi izliyor yurdum insanı.

 

Doğayı mahvediyorlar, tınmıyoruz…

 

***

 

ABD’nin Kuzey Irak’taki yerel güçleri (PYD/YPG) eğitip donatarak; 60 bine çıkarma kararı, Fırat’ın doğusunda oluşturulan “güvenli bölge”nin devamı gibi sunuluyor!..

 

Trene bakar gibi bakıyoruz…

 

Ha bire “stratejik ortak” yalanı ile birbirimizi aldatıyoruz.

 

Nedense;

 

Bir türlü uyanamıyoruz yattığımız o derin uykudan…

 

Bonzai” mi içirdiler bize, ayılamıyoruz!..

 

***

 

Bu hengamede neredesiniz?

 

Çocuğu kaçırılan/kaybedilen annelerle; HDP binasının önünde midir yeriniz, yoksa kan ve ölümler üzerinden siyaset üreten ve ABD’nin “kara gücü” olmayı sindiren içeridekilerle birlikte misiniz?

 

Gag gug etmeyin yeter artık!

 

Bir an önce verin kararınızı!..

 

Yangın bizin mahalleye doğru geliyor, kör müsünüz!..

 

***

 

Toplum olarak hastalandık galiba.

 

Bu öyle bildiğiniz bir hastalık değil ki.

 

Mevsim dönüşlerinde gelen salgın gibi durmuyor:

 

Dilerseniz ilk önce, şikayetlerimi arz edeyim size.

 

Ondan sonra koyarsınız teşhisinizi…

 

Geçmişte; hatalı bulduğum fikirleri eleştirir, doğru olanları anlatmaya çalışırdım.

 

Herkesin kabul edebileceği kanıtları sürerdim ileriye.

 

Tartıştığım insanları ikna edip, doğru çizgiye getirdiğimde; mutlu olur, kale fethetmiş kumandan gibi gururlanırdım…

 

O günler nerdeeee!..

 

***

 

Son yıllarda fabrika ayarlarım bozuldu iyice.

 

Geçmişte farklı düşündüğü için “düşman” gibi gördüğüm insanların; bir arada olmak şöyle dursun, bugün benim gibi düşünmesine dahi katlanamıyorum.

 

Her gün dengem sarsılıyor yok yere!

 

Bir şeylerimi çaldıkları hissine kapılıyorum.

 

***

 

Bu hastalığın belirtisi midir bilmem; karşıdan yanıma gelenlere, sürekli eskiyi anımsattığımda rahatlıyorum.

 

Eskiden savunup/sahiplendikleri hatalarla yaşasınlar, her zaman öyle anılsınlar istiyorum…

 

Sizce de tuhaf değil mi bu durumum?

 

O kadar mı hasta oldum!..

 

***

 

Yanlıştan dönmek erdem değil miydi?

 

Öyle öğretilmedi mi bize orta mektepte?

 

O halde, nedir bendeki bu çelişki?

 

Bilerek ya da farkında olmadan (aldatılarak) emperyalizme uşaklık yapan biri, dönemez mi ihanetinden?

 

Hatalı yolda olduğunu anladıktan sonra, aynı safta duramayız mı onunla?

 

İyi niyetli böyle biriyle, aynı yolda yürümekten daha zevkli ne olabilir ki?

 

Hele de ufacık bir katkınız varsa bu sonuca gelmesine…

 

***

 

İlla da bir bedel mi ödemesi gerekiyor insanların?

 

Biliyoruz ki:

 

Suç işleme kastı kanıtlanmadıkça, suçlu sayılmaz hiç kimse!

 

Bu temel hukuk kuralını yok saymak ne haddimize!..

 

***

 

Hadi, bu defa kendinizi bırakın başka bir güne.

 

Benim için bir karar verin dürüstçe.

 

Arıza; doğru yola gelende midir, yoksa onu kabul etmeyen bende mi?..

 

“Türk Milleti Adına” karar verme yetkisinin kullanıldığı kürsüde düşünün kendinizi ve öyle verin kararınızı…

 

***

 

Gelelim sadede:

 

Dün akşamdan beri, bazı sesler artarak kulaklarımda çınlıyor:

 

Ben oğlumi istirem” diyor bir teyze.

 

Diğeri, “Oğlumi almadan burdan bir yere gitmem” diye dizlerini dövüyor.

 

Ben yanmişem oğul” diyenin sözleri mermi gibi işliyor insanın yüreğine.

 

Boğazında hıçkırığı düğümlenen o nine, kollarını semaya açmış Yüce Tanrı’ya yalvarıyor…

 

Görmezden gelebilir misiniz?

 

***

 

Hani “empati” diye bir şey vardı ya, şimdi size onu yapma sırası geldi!..

 

Yapın işte…

 

***

 

Soruyorum:

 

Başlarım sizin Kürdistanınıza” diyerek içerisindeki alevi ağzından fışkırtan kadına söyleyecek bir sözünüz yok mudur?

 

Benim oğlumi Amerika’ya uşak gönderemezsiniz” diye ortalığı yıkan annenin isyanı, özgürlük ve bağımsızlığımızın teminatı değil mi?..

 

Buna da mı bir itirazınız var?!..

 

“Bu da mı gol değil oğlum!”

 

***

 

Diyorum ki:

 

Bir kere daha şapkalarımızı koyalım dizlerimizin üzerine.

 

Dört tarafımızda yanan bu Cehennem ateşinden nasıl kurtuluruz, birlikte düşünelim.

 

En akıllımız ile daha az akıllımızdan; biri biraz erken, diğeri biraz daha geç olsa da doğru yolu er geç bulur.

 

Öyle değil mi oğlum!?..

 

Yaşam bunu defalarca öğretmedi mi bize!

 

Birlikte çözüm üretelim…

 

Böyle olduğu için değil mi “aklın yolu birdir” demiş atalarımız…

 

Allah aşkına daha neyi bekliyoruz?

 

Godot”yu (1) beklemeyelim yine.

 

O, hiçbir zaman gelmeyecek ki…

 

Godot içimizdedir!..

 

Av. Cemil Can

 

(1) GODOT:

 

Peki gerçekten, kimdir bu Godot? Neden bekleriz onu?

Godot hiç var olmamıştır, çünkü varlığın var olması gerekmemektedir.

Godot hiç gelmez, çünkü aslında Godot hep oradadır.

Godot, hiçliğin içindeki tek bütündür, Godot sensindir, Godot benimdir.

Yaşama devam edebilmenin tek yolu, içinde bulunduğumuz durum ne denli anlamsız olursa olsun, yaşamın bir anlamı olması gerektiğidir.

Godot hiççi bir yaklaşım değil, Godot hiççiliğin bir imkansızlığıdır.”

https://www.mevzuedebiyat.com/godotyu-beklerken/