Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ORDUMUZUN ARKASINDAYIZ!..

Kürdistan Haritası

Trump, ABD Başkanı sıfatıyla itiraf etti:

ABD asla Ortadoğu’da olmamalıydı… Ortadoğu’da 8 trilyon dolar harcadık. Binlerce askerimiz öldü ya da yaralandı, öteki tarafta da milyonlarca kişi öldü. Ortadoğu’ya girmek bu ülkenin tarihinde bugüne kadar alınan en kötü karardı. Kitle imha silahları gibi yanlış veya hatalı olduğu kanıtlanmış bir dayanakla savaşa girdik ama bu silahlar yoktu…” dedi.

Türkiye’nin dış borcu Haziran 2019 itibariyle 453 milyar dolardır.

Amerika’nın Ortadoğu’da harcadığı para, bizim dış borcumuzun 16 katından daha fazladır.

Şimdi birkaç soru soralım:

1.) ABD bu parayı -fazlasıyla- geri almadan Ortadoğu’dan çıkar mı?

2.) Bu kadar parayı petrol ve doğalgazdan başka bir kaynaktan elde etmek mümkün müdür?

ABD’nin, Ortadoğu halklarına “özgürlük ve demokrasi” getirmek veya “kitle imha silahlarını yok etmek” için gelmediğini nihayet öğrendik…

***

Anlaşılıyor ki, emperyalist devletler enerji kaynaklarını ele geçirmek ve sonuna kadar sömürmek için, petrol ve doğalgaz kaynak ve nakil yolları üzerinde bekçilik yapacak, kendilerine göbekten bağlı kukla bir devlete ihtiyaç duymaktadırlar.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında kurulması öngörülen bu devleti kurmak için iki araç öne çıkmaktadır:

Biri eskiden beri “bağımsız” bir devlet kurmak için çalışan “ayrılıkçı Kürtler”, diğeri Siyasal İslam’dır.

Suriye’yi kan gölüne çeviren, vahşi cinayetlerle tüm insanlığın nefretini kazanan radikal İslamcı IŞİD’ı kuran Amerikalılardır.

PKK/PYD’yi, insanlığı IŞİD’ten kurtaran, “kendi halkını ve ülkesini korumak için kurulmuş bir oluşum” olarak tanıtıp destekleyen de ABD’dir.

Bu şekilde parlatılan ve dünya halklarının sempatisini kazanacak olan PYD’ye, Kürtlerin yaşadığı topraklar üzerinde bir devlet kurma hakkı çok görülemezdi!

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den kopartılacak olan topraklarla kurulacak “Büyük Kürdistan” ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) içerisinde düşünülen görevleri yapabilecekti…

ABD’nin planı özetle budur.

Harcadıkları 8 trilyon doları fazlası ile bir tek bu şekilde geri alabilirler…

***

BOP ve GOP planlandığı gibi yürütülemedi; Sahada Rusya vardı,

Çin de petrol ve doğalgaz ihtiyacını Ortadoğu’dan karşılıyordu.

ABD’nin bu bölgeye egemen olmasıyla, Asya’ya sıkışıp kalmaları kaçınılmazdı; bu yüzden bu büyük devletler de çıkarları tehlikede olduğu için bir şekilde işin içerisine girdiler.

Ortadoğu’da “vekâlet savaşları” böyle başladı.

En kritik noktada Türkiye bulunmaktadır.

Bu durum hem şansımız hem de şanssızlığımızdır.

Bu nedenle de gerek ABD ve gerekse diğer bölge ülkeleri Türkiye’yi hesaba katmak zorundadırlar.

Türkiye bu büyük oyunda aynı zamanda “hedef” olduğu için bazı önlemleri zamanında almak zorundadır.

Bu bağlamda, Suriye’nin kuzeyinde kurulacak olan “PYD devletçiği”nin kuruluşunu önlemek görevi bizim için kaçınılmazdır.

Zira Suriye bölünürse, sıranın İran’a, ardında da Türkiye’ye geleceğine kuşku yoktur…

***

Dolayısıyla bu konunun AKP iktidarı ile de doğrudan bir ilgisi yoktur.

Zira projenin asıl sahibi ABD’dir.

Erdoğan, iktidara gelebilmek için vaktiyle “BOP Eş Başkanlığı”nı kabul etmiş olabilir.

Bu durum daha sonra Türkiye’nin toprak bütünlüğünü koruyabilmesi için sadece yükümüzü artırmıştır.

Onun sorumluluğu siyasidir ve artırdığı bu yük kadardır.

Erdoğan, BOP Eş Başkanlığını kabul etmeseydi de proje uygulamaya konulacaktı.

Öyle ki, iktidarda AKP yerine başka bir parti de olsaydı, yine durum değişmeyecekti.

Bu gerçeği göz ardı ederek yapılacak olan yorumların ayakları havada kalır…

***

Ortadoğu’yu “bataklık” haline getiren ABD başta olmak üzere emperyalist devletlerdir.

Türkiye’nin bu bataklığa girmeme gibi bir şansı ise hiç yoktur.

Dolayısıyla “ne işimiz var Ortadoğu bataklığında” söylemenin bir geçerliliği olamaz.

Aynı şekilde “Savaşa Hayır” söylemleri de gerçekçi ve geçerli değildir.

Savaş, iki egemen güç arasında olur ve bir tarafın istemesiyle de barış sağlanamaz.

Eğer bir devlet bize savaşı dayatıyorsa, yapabileceğimiz tek şey bu savaşı kabullenmek ve gereğini yapmaktır.

Diğer seçenek ise teslim olmaktır.

Yani topraklarımızın bir bölümünü feda etmektir…

Bu çerçeveden bakıldığında bugün yaşadığımız olay: Daha sonra bize savaşı dayatacak olan, kurulması muhtemel bir devletin, kurulmasını önlemeye çalışmaktır.

İleride savaşmamak için, başka bir ifade ile sürekli barışı tesis etmek için askeri bir tedbir alıyoruz…

***

Savaş, kapımıza kadar dayandı mı?

Tehlike, yakında mı, uzak mı?

Bu sorunun en doğru yanıtını askerler verebilir.

Ayrıca tehlikeyi daha tehlikeli hale gelmeden önlemek olanağı varsa, bunu en iyi şekilde değerlendirecek olan Ordu’nun kurmay subaylarıdır; askerliğini paralı er olarak yapmış gazeteciler değil.

Ordu’yu bu işler için besliyoruz…

Şu anda yapılmakta olan “Barış Pınarı Harekatı”nı bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Bu yüzden, 82 milyon Türk Halkı, TSK’nın arkasında durmak zorundayız.

Bu harekâtı, “Saray’ın savaşı” veya Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmek için çıkarttığı bir “savaş” gibi göstermek aymazlık, olup bitenlerden Türkiye Cumhuriyeti Devletini sorumlu tutmak ise bozgunculuk niyeti yoksa dangalaklıktan başka bir şey değildir…

Av. Cemil Can

İHANETİN İTİRAFI!..

Ben çözdüm

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu fırsatını buldu (eski) CHP’yi bir kez daha mahkum etti:

Türban konusunda “Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var” dedi.(1)

Onun asıl yaptığı iş: Atatürkçü Düşünce’yi mahkûm etmektir.

Zira Altı Ok’un biri ve hatta en önemlisi -daha doğru bir ifade ile önkoşulu- (2) olan “laiklik ilkesi”ni, (3) kıyafet özgürlüğüne indirgeyip içini boşaltınca; diğer ilkeleri eğip, bükmek ve farklı şekilde yorumlamak çok daha kolaylaşmıştır.

Yeniden yorumlamak(4) sahtekârlığı ile temel ilkeleri özünden kopartıp, bambaşka bir rejimi tarif etmek mümkündür.

Başörtüsü” veya “türban” bu yolda kullanılmış en önemli iki araç olmuştur.

Muhafazakâr Anadolu kadınının da başına örttüğü bu bez parçasını sahiplenmek, bir anlamda “kadın hakları” savunuculuğu gibi sunulmuştur.

Bu şekilde geniş yığınların temsilciliğine soyunulmuştur.

Bir de arkasına “dinsel gereklilik” konulunca, “türban” bu defa da “ibadet özgürlüğü”nün bayrağı haline getirilmiştir.

Türbanı savunanlar, bir başka açıdan da “kıyafet özgürlüğü”nü savunanlar olarak gösterilmiştir.

Bu şekilde geniş yığınlar kolaylıkla etkilenmiştir…

***

Yeni-CHP’nin (Y-CHP) bu kampanyada rol alması; başka bir ifade ile turbana yol açması, “Siyasal İslam”ın işini fazlasıyla kolaylaştırmıştır.

Sonuçta getirildiğimiz nokta “Tek Adam Rejimi” olmuştur.

Şimdi ne kadar “Parlamenter Rejim”i savunur gözükse de gerçekte bu rejime geçilmesinin baş sorumlusu Y-CHP’dir…

***

Devleti ele geçirmek için İslam’ı ve her türlü gericiliği acımasızca kullanan ABD’nin uşağı Fetullah Gülen’in bile “furuattır” dediği; pek çok saygın akademisyenin Kuran’da olmadığını savunduğu (5) “türban”ın; Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerce “siyasi simge” olarak kullanıldığı ve laikliğe aykırı olduğu karar altına alınmış ve bu kararlar Anayasa Mahkemesince de doğru bulunarak Anayasa Mahkemesi kararı haline gelmiş olmasına rağmen, (6) Dersimli Kemal’in aksi yöndeki çabaları, CHP tabanında hala tartışılmış değildir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahi aynı yönde karar alarak (7) türbanın “siyasi simge” olduğunu belirtmesine rağmen, Y-CHP’nin “Siyasal İslamcı” akımlara önemli bir manevra alanı açmasını, Atatürkçü düşünceye ihanet etmekten başka bir şekilde tanımlamak olanaksızdır…

***

Kılıçdaroğlu’nun Dünya Avşarlar Derneği’nin kuruluşunun 4. yılı dolayısıyla düzenlenen etkinlikte:

Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel meselesi haline getirdik. Sana ne kardeşim?” şeklindeki sözleri, bu konuyu hiç anlamadığını göstermektedir.

Böyle cahil veya hain bir adamın hala Atatürk’ün partisinin başında bulunması, Türk halkının en büyük talihsizliğidir.

Dersimli Kemal’in bu konuda yaptıkları ile öğünmesine rağmen, (8) gerçek CHP’lilerin hala ondan bir şeyler beklemesini anlamak ise mümkün değildir.

CHP’yi geri almadan Türk halkının huzura kavuşması olanaksızdır…

Nokta…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.euronews.com/2019/10/04/kilicdaroglu-basortusunu-turkiyenin-en-temel-meselesi-haline-getirdik

(2) “Laiklik ise bir anlamda tüm diğer ilkelerin önkoşuludur. İnançlara saygılı, ama dinin siyasal ya da kişisel çıkarlara alet edilmesine karşıdır. Hem toplumda farklı inançlara sahip kesimlerin barış içinde yan yana yaşamalarının hem de çağın değişen koşullarının getirdiği sorunlara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunun açık tutulmasının güvencesini oluşturur. Kemalizm ne Atatürk\’ün bekçiliğidir ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm ‘demokratik toplumcu’ bir öze sahip, ‘sürekli devrimcilik’ ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir.”

(Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı)

https://add.org.tr/prof-dr-ahmet-taner-kışlalı/

(3) “Nedir laiklik?


Laiklik, toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayalı olmasıdır.


Din-devlet ayrımı ya da din ve vicdan özgürlüğü, bu bütünün birer parçasıdır.


Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var.


Birincisi; farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak. İkincisi; değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmaktır.”

(Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı)

https://www.facebook.com/notes/ahmet-taner-kışlalı/islam-ve-laiklik/9454958804/

(4) https://www.ulusal.com.tr/gundem/kilicdaroglu-6-oku-yeniden-yorumlayacagiz-h35052.html

(5)Başörtüsü konusunda din âlimleri farklı referans ve görüşlere sahiptirler. Bazı din bilginleri hadislerin dinî referans olmasını kabul etmezler, başörtüsünün Kur’an’da yer almadığını, ayetlerin çarpıtılarak tercüme edildiğini de ifade ederler. Bu görüşe sahip çok sayıda din bilginine örnek Prof. Zekeriya Beyaz, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Şahin Filiz, İhsan Eliaçık, Edip Yüksel, Hüseyin Hatemi sayılabilir. Türkiye’nin ilk kadın vaizi Prof. Beyza Bilgin ve ilahiyatçı Prof. Dr. Salih Akdemir ilgili ayetlerin tavsiye olarak anlaşılması gerektiği görüşündedirler.

(Vikipedia)

(6) https://www.evrensel.net/haber/216171/anayasa-mahkemesi-turban-siyasi-simge

(7) https://www.dw.com/tr/aihm-türban-politik-simge/a-2526393

(8) “Başörtüsü konusunda ne demek istersiniz? Okullarda, kamuda başörtülü kişiler var. Keşke bu sorunu CHP çözseydi.” ifadesi üzerine Kılıçdaroğlu, “Ben çözdüm. Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanıydı sorun. Üniversitede kızların başörtüsü mü sorulur? dedim. Biz, bütün kızlarımızın okumasını istiyoruz. Okumuş gelmiş, o yaştan sonra kime ne soracaksın? Sana ne kızın başörtüsünden. Kendisinin yaptığı açıklamalar vardır, ‘Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar üzerine biz başörtüsü sorununu gündemden çıkardık.’ diye. Sayın Abdullah Gül’e de sorabilirler.”

https://www.memurlar.net/haber/756573/kilicdaroglu-basortu-sorununu-ben-cozdum.html

YETENEKLİ HAİNLER!..

İmamoğlu'nun paylaşımı

Hain fikirlerini mutlaka başkalarına da söyletiyor.

O kadarını öğrendi artık.

Daha önce yaptığı hataları, kredisi yüksek siyasetçilere tekrar ettirerek, halkı yeni bir söyleme alıştırıyor.

Çok tepki alacak söylemler için de en iyi “paratoner”i kullanıyor…

Bu aralar; bu iş için en uygun adam, yarattığı pozitif etki ile AKP iktidarını ciddi olarak sarsan Ekrem İmamoğlu’dur.

Hakkını teslim edelim…

***

Oysa Dersimli Kemal’in derdi çok daha başkadır:

O, İmamoğlu’na hatalar yaptırarak; hem olası genel başkan adaylığının hem de gelecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olmasının önünü kesmeye çalışıyor.

Gayet de akıllıca bir planı uyguluyor!

Zira İmamoğlu’nun itibarını yerlerde süründürdüğünde, 31 Mart Seçimlerinin başarısını kendi hanesine yazdıracak.

Belki de Türk siyasi tarihinde, iktidarın başarısızlığı muhalefete “başarı” olarak kaydedilecektir…

***

Gelelim asıl meseleye:

Uluslararası bir toplantı için Fransa’da bulunan İmamoğlu’nu, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret etmeye kim ikna etti acaba?

Ama bu ziyaretin Kılıçdaroğlu’nun bilgisi içerisinde yapıldığına eminim.

İmamoğlu, resmi “twiter” sayfasında ziyaretle ilgili olarak 01.10.2019 tarihinde şu açıklamayı yaptı:

“Paris’te ‘Edirne’den Ardahan’a kadar ülkemi çok sevdim’ diyen müzisyen Ahmet Kaya ve Türk Sineması’nın unutulmaz ismi Yılmaz Güney’in kabirlerini ziyaret ettim, dua okudum. Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun.”

İmamoğlu, takipçilerine Ahmet Kaya’yı; ülkesini çok seven, Yılmaz Güney’i de Türk Sinemasının “unutulmaz” ismi olarak tanıtıyor.

“Görev” tamamlanmıştır ancak bu kadar yapılabilir!..

***

Lakin kazın ayağı öyle değildir:

Yılmaz Güney, sağlığında “Bağımsız Kürdistan” davasının yılmaz bir savunucusuydu. (1)

Bu konuda Abdullah Öcalan bile onun eline su dökemez.

Dolayısıyla, Türk halkını onun sinemadaki “başarısı” çok fazla ilgilendirmez.

Önemli olan, fikirleri ile kimlerin hizmetinde olduğudur.

Son tahlilde, ABD’nin Türkiye’den de toprak koparmayı da ön gören BOP’un hizmetinde bir erdi.

Sağ olsaydı, büyük olasılıkla ABD’nin “kara gücü” içerisinde önemli bir “komutan” olarak görev yapabilirdi…

***

İmamoğlu’nun sadece bir “sanatçı” sandığı Yılmaz Güney, aynı zamanda bir katildir. (2)

Kaçıp yurt dışına gitmesi de işlediği cinayet yüzündendir. (3)

İmamoğlu’nun dua edip ruhu şad olsun dediği bu katil, sağlığında İslam Dini’ne göre bütün insanlığı öldürmüş kadar günah işlemiştir. (4)

Yüce Tanrı, Ekrem dua etti diye, Maide 5/32’deki hükmünü değiştirir mi bilemiyoruz tabii ki…

Bu işin uzmanları ayrıdır!

Ama biz şöyle bir dua yapabiliriz kendisi için:

Kendi kararımızla İstanbul’un yönetimini teslim ettiğimiz Ekrem’i ve onu yanlış yola saptıran sapkınları sen ıslah eyle ya Rabbi, bizi de böyle bir hata yaptığımız için af et!..

***

İmamoğlu’nun “ülkesini çok seven” müzisyen olarak tanıttığı Ahmet Kaya ise katıksız bir PKK sempatizanıdır.

Dostu olduğunu ilan ettiği (5) Apo’ya olan özlemini, açık hava konserlerinde binlerce insanın önünde şarkılarıyla dile getirmiştir. (6)

Kürt kökenli olmasına bir diyeceğimiz yoktur elbette.

Tıpkı anne ve babasını seçme gibi kimsenin etnik kökenini seçme olanağı yoktur.

“Kürtçü”, “Kürt Milliyetçisi” ve “ayrılıkçı” olmasına; emperyalizme uşaklık yapmasına itirazımız var.

O da sağ olsaydı, Yılmaz Güneyden aşağı kalacak değildi:

Desteğini PKK-PYD-YPG’ye hiç tereddüt etmeden verecekti…

Zira Ahmet Kaya da tipik bir PKK taraftarıydı.

On binlerce güvenlik görevlimizin katili, dağdaki PKK’lılara olan desteğini defalarca açıklamıştır.

Onun da ruhu şad olacaksa, Cehenneme kim gidecek gariii?..

***

Ve işin ilginç yanı:

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da genel başkanlığa seçildikten kısa bir süre sonra Fransa’ya gidip Yılmaz Güney ile Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret etmişti. (7)

Dilim söylemeye varmıyor ama:

İmamoğlu Atatürk’ün çizdiği yoldan değil, Dersimli Kemal’in yolundan yürüyor!

Dolayısıyla, yetenekli biridir ama Kuvayı Milliyetçi çizgiye önderlik yapacak vasıfta olmadığını kanıtladı.

Onun gibi yetenekli hainler, CHP’nin üst kademelerinde kalırsa eğer, AKP’yi iktidardan düşürmek imkânsız gibidir.

Bu yüzden yurtseverlerin birinci sıradaki görevi:

CHP’yi geri almaktır.

CHP geri alınmadan, yapılacak siyasi mücadelenin başarıya ulaşma şansı yok denecek kadar azdır…

 

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.youtube.com/watch?v=H5M-O4JTGOg

 

(2) https://www.ensonhaber.com/yilmaz-guneyin-vurdugu-hakimin-kardesi-konustu-2012-09-19.html

 

(3) http://blog.milliyet.com.tr/yilmaz-guney-katil-mi–yoksa-kurban-mi-/Blog/?BlogNo=54852

 

(4) https://islamansiklopedisi.org.tr/katil

 

(5) https://www.youtube.com/watch?v=vowzG5wugfw&fbclid=IwAR3M_Jm9HjqYWY1n-C2uKAoVXGLd8_htnI6xOrgp8R2CJlS5l_BcWowYo-g

 

(6) https://www.facebook.com/watch/?v=1330915283697292

 

(7)http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu-ahmet-kaya-ve-yilmaz-guneyin-mezarinda-1029229/

UMUDUMUZ BABACAN!..

yeni parti_11

 

Kuracağı yeni parti ile AKP’yi bölecek ve bu şekilde Y-CHP iktidarının önünü açacak olan Ali Babacan’la ilgili haberler, CHP’lilerin pek hoşuna gidiyor.

 

Babacan Ali konuşuyor:

 

AKP, 17 yıl boyunca 2 trilyon dolar vergi topladı; 70 milyon dolar özelleştirmelerden gelir elde etti; 500 milyar dolar borç aldı. Bütün bu paralar nerede?” diye soruyor.

 

Sorunun muhatabı doğrudan Erdoğan’dır.

 

Ama Reis bu soruya cevap vermiyor.

 

Bir süre Babacan’ı ciddiye almamış gibi davranacağa benziyor.

 

Soru yerinde ve çok doğru:

 

Evet, paralar ne oldu?

 

Bu soruyu biz de sormaya devam edeceğiz…

 

***

 

Sorunun sahibi gibi gözüken 1967 doğumlu Ali Babacan, gerçekten de ilginç bir adam.

 

Dört dönem AKP’den milletvekili seçilmiş.

 

17 yıllık AKP iktidarının 16 yılında, üstelik de yetkili ve sorumlu makamlarda vardır.

 

58 ve 59. hükümetlerin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanıydı.

 

Paraların nerede olduğunu en iyi bilenlerden birisi odur.

 

Paraların ne olduğunu söylemiyor nedense!

 

Aba altından sopa gösteriyor Reis’e.

 

Gün gelir paraların kimlere nasıl dağıtıldığını anlatırım demek istiyor.

 

O gün gelecek mi acaba?

 

Hiç sanmam…

 

***

 

Aslında AKP’nin bütün icraatlarına ortak olan Babacan’a, bu soruyu bizlerin sorması gerekirdi.

 

Sormuyoruz ama.

 

Buna rağmen, ondan AKP iktidarını düşürmesini bekliyoruz.

 

Kendisi sütten çıkmış ak kaşık ya!..

 

***

 

Her şey bir yana.

 

AKP seçmeninin bir kısmı Babacan’ın kuracağı partiye oy verir mi acaba?

 

En yakınınızda olan samimi bir AKP’liye sorun bu soruyu.

 

Cevabı “evet veririm” şeklinde ise, bir de şu soruyu sorun:

 

AKP’yi iktidardan düşürmek için oyunu Babacan’ın kuracağı partiye verecek yerde, doğrudan iktidar alternatifi olan ana muhalefet partisi CHP’ye neden vermiyorsun?

 

Bu sorunun samimi olarak verilecek olan yanıtı, CHP’nin neden iktidara gelemediğinin ve gelemeyeceğinin de yanıtıdır.

 

Siyasi partileri iktidara halk getiriyor.

 

CHP’nin “cahil” olarak nitelediği halkın, sezgileri çok kuvvetlidir…

 

***

 

İşte size birkaç örnek:

 

Kürt Açılımı”nın emperyalizmin bir projesi olduğunu bilmeyen kalmadı.

 

ABD, Ortadoğu’da bir Kürt devleti kurmak için açık çalışıyor.

 

Gizlileri saklıları yok artık.

 

Projelerinin adını Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak koydular.

 

Ortadoğu’da “sınırlar ve rejimler değişecek” diyorlar.

 

Erdoğan, başlangıçta BOP’un Eş Başkanlığını kabul etmişti.

 

Şimdi ise projenin gerçekleşmemesi için çalışıyor.

 

Reis’in kapattığı “Kürt açılımı” defterini, Y-CHP yeniden açmak için kolları sıvamış.

 

Emperyalizmin bölgeyi yağmalamasına çanak tutan, bu ihanet projesinde rol alan bir partiyi halk iktidara getirir mi?..

 

Hiç sanmam…

 

***

 

Y-CHP’nin Suriye politikası da sorunludur:

 

Bir taraftan “Esat ile görüşmek gerekir” diyorlar.

 

Diğer taraftan, Suriye Konferansı’na konuşmacı olarak çağırdığı kişilerin çoğu Esat’ı “diktatör” olarak nitelendirdi.

 

Suriyelilerin Türkiye’ye sığınma nedenini ise Esat’ın diktatörlüğüne bağlayanları konuşmacı olarak davet ettiler.

 

PKK/PYD’ye övgüler düzenlere mikrofonu teslim ettiler.

 

Kılıçdaroğlu hep böyle yapıyor; tepki çekecek düşüncelerini başkalarına söyletiyor.

 

Emperyalizme karşı ülkesini savunan, halkının oyları ile başa gelmiş komşu ülkenin liderine, ana muhalefet partisinin organize ettiği bir konferansta “diktatör” deniliyor.

 

Devleti yönetmeye talip bir siyasi partinin ağzından çıkanı kulağı duymaz mı?

 

Esat, emperyalist ülkelerle işbirliği yapan Suriyeli hainlere daha mı hoş görülü davransaydı?..

 

Onlar için af bile çıkarttı…

 

***

 

Kabul etmek zor ama gerçek öyle:

 

PKK seviciler, Atatürk’ün partisi CHP’yi ele geçirdiler.

 

Emperyalizme karşı savaşanların kurduğu parti, bugün en büyük emperyalist ülkenin güdümündedir.

 

Geçmişten bir tek adı kaldı.

 

Gerçi onu da “Yeni CHP” olarak değiştirdiler ya…

 

Emperyalistlerin desteği ile iktidara gelmeyi içine sindirenler, emperyalizmin hizmetkârıolmayı da kabul etmişlerdir.

 

Dersimli Kemallerin, Oğuz Kağan Salıcıların, Canan Kaftancıoğlullarının, Sezgin Tanrıkullarının, Mehmet Bekaroğluların; ezcümle bilumum “İkinci Cumhuriyetçilerin” eline geçen, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist nitelikleri ile bilinen CHP’nin düştüğü durum bu kadar acıdır işte…

 

CHP’yi geri almadan yapılan “siyaset”, duyguların tatmininden başka bir şey değildir…

 

 

Av. Cemil Can