Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

FIRSAT CHP ÜYELERİNİN ÖNÜNE GELMİŞTİR!..

 KK__

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu (K.K.), Tilki Tv’de (Fox Tv) İsmail Küçükkaya’nın Saray’a giden CHP’li konusundaki sorusuna cevap verdi:

 

“Doğrudur…. CHP’yi nasıl dağıtırız diye çalışan ekipler var. Önümüzdeki süreçte yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi. Devletin en kilit noktasındaki isimleri devreye soktuğunu biliyorum” dedi. (1)

 

Yukarıdaki cümleyi bir kez okuyarak geçemezsiniz.

 

Çünkü anahtar oradadır: Güya Reis, paraları vermiş, adamları tutmuş, masalar, sandalyeler havada uçuşacakmış; Devletin en kilit noktasındaki isimleri de devreye sokmuş!?

 

Bu söylemin doğru olduğunu varsayarak, olayı yorumlamaya gerek kalmadı.

 

Zira gerçekte böyle bir şeyin olmadığı; bu senaryonun CHP içerisinden uydurulduğu ortaya çıktı.

 

Geçen ay tartışma konularının biri, İmamoğlu hakkında yazılan kitaptı.

 

O kitabı seçim kampanya danışmanlığını yapan Necati Özkan yazdı.

 

Kitabın adı: Kahramanın Yolculuğu’dur.

 

Bu kitaba CHP İstanbul İl Başkanı, Canan Kaftancıoğlu aşırı tepki gösterdi; başarının İmamoğlu’na bağlanmasını kabul edemedi.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin başarısını ekip çalışmasına bağlayarak; dolaylı olarak kendisini işaret etti.

 

Bu işaret, aynı zamanda başarıyı Genel Merkezin ve dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazma çabasıydı…

 

***

 

İstanbul’daki başarının kahramanının kim olduğu o kadar önemli midir?

 

Evet önemlidir:

 

Çünkü CHP’de kongreler süreci başladı.

 

Kurultay delegeleri de bu kongrelerin sonunda belirlenecektir.

 

Seçim başarısının kahramanı kimse onun ve ekip arkadaşlarının ilçe kongrelerinde başarılı olmaları beklenir…

 

Bu ise kurultay delegelerinin önemli ölçüde değişeceği anlamına gelmektedir.

 

Üyeler, Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’den dayatacağı listelere itibar etmeyebilirler…

 

İşte o zaman yandı gülüm keten helva!..

 

***

 

36. Olağan Kurultay’da Kılıçdaroğlu 790, İnce 447 oy almıştı.

 

Fark 343’de kaldı.

 

Olası yeni genel başkan adayının arkasına alacağı iyi bir rüzgarla bu farkı kapatması işten değil.

 

O rüzgâr da var: 31 Mart seçim sonuçları.

 

İşte Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının asıl korkusu budur.

 

Yoksa dünya yansa umurlarında değildir.

 

Bu sonucu görmemek için daha şimdiden parti içi muhalefeti Erdoğan ile işbirliği içerisinde göstermeyi kafalarına koydular.

 

Kurultay’da kavgayı da kendi adamlarına çıkartacaklardı.

 

Başka sermayeleri kalmadı.

 

Kavga çıkaranlarla ilgili ne yapılacağını ise belli zaman aralıklarında vermişti zaten…

 

***

 

KAVGA ÇIKARANLARI KAPININ ÖNÜNE KOYUN!

 

Çok fazla geriye gitmeye gerek yok:

 

4 Mayıs 2017’den başlayalım.

 

(2) numaralı bağlantıyı açıp dinleyin, bakın ne demiş Dersimli Kemal:

 

Kavga edenleri kapının önüne koyacağım.”

 

16 Nisan 2018

 

(3) numaralı bağlantıyı açın:

 

Kavga edeni kapının önüne koyarım.”

 

26 Temmuz 2019

 

(4) numaralı bağlantı:

 

Benim akrabam da olsa kapının önüne koyun.”

 

4 Kasım 2019

 

(5) numaralı bağlantıya bakın:

 

Kavga edeni partide tutmayız”…

Hazret fiil çekimi yapıyor…

 

***

 

Şimdi dönelim yukarıda verdiğim cümleye; ne diyordu KK:

 

…yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi.”

 

Yani önümüzdeki kurultayda kavga çıkartılacak, kavgayı çıkartanlar da Reis’in adamlarıdır.

 

Kavga yapanlara ne yapmak lazım geldiğini söylemişti: KAPININ ÖNÜNE KONACAKLAR…

 

Dikkat edin; Dersimli Kemal, kavga çıkma ihtimaline karşı, devletin güvenlik görevlilerinin görevini yapmasını istemiyor.

 

Kendi adamlarına çağrı yapıyor.

 

Kavgayı da kendileri çıkartacaktır.

 

Sonra, kendilerine muhalefet edenleri önce kurultay salonunun kapısının önüne koyacak, daha sonra da disiplin sürecini başlatıp partiden kovacaklar…

 

***

 

Bu senaryo tutmadı:

 

Sözcü gazetesinin Başyazarı Rahmi Turan, yanıltıldığı ve haber kaynağının kendisini aldattığını söyleyerek, bir bakıma özür diledi.

 

Rahmi Turan, haber kaynağını da açıkladı.

 

Talat Atilla:

 

Ben CHP’den aldım bilgiyi ve Kılıçdaroğlu’na bir şekilde doğrulattım” dedi…

 

Kumpasın merkezi belli oldu: Y-CHP.

 

Her şey Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “kavga çıkartanı kapıya koyarım” söylemiyle uyumludur…

 

Bu haberin yalan olduğunun bir kanıtı da Cumhuriyet gazetesidir:

 

22 Kasım tarihli nüshanın 4. sayfasında:

 

CHP’den bir ismin Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istediği yönündeki iddialar” denirken;

üç sütun ötede aynı haber:

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saray’a çağırdığı bir CHP’liye ‘genel başkan ol’ dediği iddiası” şeklinde verilmiştir…

 

Bir başka kanıt:

 

Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum” restine karşı, KK’nın genel başkanlığını ortaya koyamayıp; nala mıha vurmaya başlamasıdır:

 

Senin her yerde, her ortamda tartışmaya hazırım” demek, yalancılığın altında ezilmenin fotoğrafıdır.

 

Meydan okumaya “tartışmaya hazırım” demekle karşılık verilmiş olabilir mi?..

 

***

 

Benim açımdan sorun çözülmüştür:

 

Bu kumpası kurgulayan ve sahneye süren Kılıçdaroğlu’nun, yalancı biri olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının Atatürk İlkelerini simgeleyen 6 Ok’u özümsemedikleri ve CHP ahlakını benimsemedikleri defalarca kanıtlanmıştır.

 

CHP, Baykal’a kurulan kaset kumpası sonrası CHP’li olmayanların işgali altında girmiştir.

 

Y-CHP yönetimi AB ve ABD’ye göbekten bağlıdır.

 

Bu tutumunu Irak ve Suriye olaylarında defalarca ortaya koymuştur.

 

Dersimli Kemal, PKK/HDP ve FETÖ’nün koruyucu hamiliğini yapmaktan asla vazgeçmemiştir…

 

***

 

Hal böyle olunca, CHP ana muhalefet partisi görevini yapmak şöyle dursun Türk halkının önünde bir güvenlik ve gelecek sorunu olarak durmaktadır.

 

Türkiye’yi kurtarmak için önce CHP’yi işgalden kurtarmak şarttır.

 

Bunun yolu vardır:

 

İlçe ve il kongrelerinde genel merkezin gösterdiği veya desteklediği adaylara oy vermeyip, gerçek CHP’lilere yetki vermek yeterlidir.

 

170-200 civarında yurtsever delegenin kurultaya gönderilmesi halinde; işgali sona erdirmek mümkündür.

 

Öyle bir kurultayda, bu işgalci ekibin kavga çıkartacağı bellidir.

 

Bunun için de alınacak bazı önlemler vardır…

 

Onları da daha sonra tartışırız…

 

Av. Cemil Can

 

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1703349/saraya-cikan-chpli-kim-kilicdaroglundan-aciklama.html

(2) https://www.youtube.com/watch?v=FEZqPMUEqE8

(3) https://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/kilicdaroglu-kavga-edeni-kapinin-onune-koyarim-h87727.html

(4)https://www.haber3.com/guncel/politika/kilicdaroglu-benim-akrabam-da-olsa-kapinin-onune-koyun-haberi-5030072

(5)http://www.egepostasi.com/haber/kilicdaroglu-ndan-kongre-mesaji-kavga-edeni-partide-tutamayiz/225432

 

 

TEK KAZANCIMIZ!..

 ABD ziyareti

ABD ZİYARETİ SONUNDAKİ BİR KAZANCIMIZ DA KILIÇDAROĞLU OLMUŞTUR!..

Emperyalizmin en edepsiz temsilcisi, ABD Başkanı Trump ile görüşmek zorunda kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan:

Resmi görüşmelere başlamadan önce, ABD ile “Yeni bir sayfa açmaya ve stratejik ortaklığı güçlendirmeye hazırız” dedi.

Yok, daha neler…

***

Strateji” sözcüğü sihirlidir.

Ne ifade ettiğini bir kez daha gözden geçirmek yararlı olacaktır. (1)

Türkiye’yi bölmek için her türlü şiddete başvuran; bebekleri katleden, masum insanları öldüren, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren; terör örgütü PKK/PYD’yi, kara gücü olarak istihdam eden ABD’yi, “stratejik ortak” olarak nitelendirmek akıl işi değildir.

Ama:

Diplomasinin ortaya koyduğu bir zorunluluk olarak istemeyerek de olsa kullanılabiliyor demek ki…

***

Trump:

Erdoğan ile olmak büyük şeref. Ateşkes devam ediyor. Kürtlerle görüştük, gayet memnunlar” dedikten sonra;

“Biliyorsunuz askerlerimizi belli bir süre öncesinde çekmiştik. Artık diğer insanların sınırları için endişelenmeyi kesmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kendi sınırlarımızı korumamız gerekecek” diye devam etti.

Suriye’nin kuzeyinde “kendi sınırlarını” koruyacaklarmış!

Bundan böyle güneyden komşumuz artık ABD’dir!..

Hala NATO’da kalmamızı ve ABD ile ilişkilerimizi düzeltmemiz gerektiğini savunanlar var.

Bu fikrin savunucuları Türkiye Cumhuriyeti Devletini ABD’ye eyalet etmekte bir sakınca görmeyenlerdir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde düşmanla işbirliği yapanlardan farksızdırlar…

***

Türkiye ve dünya basını Erdoğan’ın ABD ziyaretinin Türkiye açısından kazancını tartıştı.

Birbirine ters düşen çeşitli görüşler var.

Onları tartışmak profesyonellerin işi.

Benim gördüğüm kadarıyla, bu ziyaretten Türkiye’nin tek kazancı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur:

Bugüne kadar PKK/PYD’yi, “kendi halkını ve ülkesini korumak için kurulmuş bir oluşum” (2) olarak gören Y-CHP’nin, artık terör örgütü (3) olarak görmeye başlamış olması önemli bir kazancımızdır…

Hafife almamak gerekir…

***

Trump’ın “S-400’ler üzerinden traktörle geçin” önerisine karşı, Erdoğan’ın “Böyle bir şey yapmak mümkün değil” şeklindeki yanıtını da önemsemek gerekir.

O kadar olsa iyiydi:

S-400’lerin depoda tutulmasını ABD’li denetçiler kontrol edecek!

Bu da yeterli değil:

Rus yapımı başka silah da satın alınmayacağız!

Reis’in:

“Böyle bir şey yapmak mümkün değil” cevabını bu nedenle çok önemsiyorum…

Ülkemizin bağımsızlığı için Amerika’nın tüm tehditlerini boşa çıkartmamız şarttır.

Bu kritik süreci atlana kadar, tek yumruk gibi hareket etmemiz yurtseverliğin olmazsa olmazıdır.

Bu aşamada; az da olsa kazanımlarımızı küçümsemek, beşinci kol faaliyetinden farksızdır.

Bu ziyaret ile en azından Türkiye’nin pozisyonunu Amerikan kamuoyunun öğrenmesi sağlanmış oldu.

Bu dahi oldukça önemlidir…

***

Hakkında azil süreci yürütülen Trump’ın tüm sözlerini dikkatle takip eden Amerikan kamuoyunun, emperyalist politikalar yüzünden ödediği bedelleri görmezden gelinemez.

Bunu Amerikan halkı da görüyor.

Nitekim Trump’ı iktidara taşıyan Irak’ta yaşamını kaybeden Amerikan askerlerinin yakınlarının oluşturduğu kamuoyudur.

Aynı şekilde ABD’yi vekâlet savaşlarına yönelten de bu çıplak gerçektir…

O bakımdan Amerikan kamuoyunun gerçekleri öğrenmesi önemlidir.

Bunu sağlayan ziyareti önemsiz gibi göstermek doğru değildir…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Strateji, izlem veya sevkülceyş, uzun vadede önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur.

Temelde askeri bir terim olan strateji, bir ulusun veya uluslar topluluğunun barış ve savaşta benimsenen politikalara en fazla desteği vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

(2) https://www.aydinlik.com.tr/ordumuzun-arkasindayiz-ozgurluk-meydani-ekim-2019

(3) https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-oztrakin-basin-toplantisi-15-kasim-2019

 


DOĞRUYA DOĞRU DOSDOĞRU!..

Temsilciler meclisi

 

 

Bu hafta uzun uzun yazmıyorum.

 

Dipnotlara yönlendirme yapmayacağım.

 

Uzun yazılardan sıkılanlar için yeni bir yöntem buldum:

 

Geçen haftanın yorumunu Can Yücel ustaya bırakıyorum.

 

Toprağı bol olsun; yıllar önceden gerçeği görmüş ve MENAPOZ başlıklı şiirinde:

 

“Yardımı kesildi ya Amerikan Dostluğunun

Gençler, kendinize mukayyet olun!

Kime saldıracağı belli olmaz haaa

Adetten kesilmiş kibar orospunun.”

 

Diyerek Amerika’yı dosdoğru tarif etmişti…

 

***

 

Doğru söze ne denir ki?

 

Bu yüzden bana sadece haberi dosdoğru aktarmak düşüyor:

 

Demokratların çoğunlukta olduğu Amerikan Kongre’sinin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde, 29 Ekim 2019 günü arka arkaya iki karar alındı.

 

Kararların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mıza denk getirilmesi tesadüf değil!

 

Mesajı alanlar biliyor.

 

TSK’nın ABD’nin kara gücü PKK/PYD’ye karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nı içine sindiremedi “stratejik müttefik”imiz.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan Lozan Anlaşması’nın hemen ardından -Türk ve Amerikan yetkililer memleketlerine dönmeden- Türkiye Cumhuriyeti-ABD arasında 6 Ağustos 1924’te bir “Dostluk ve Ticaret Antlaşması” yapılmış, fakat bu antlaşma, Ermeni Lobisi’nin etkisiyle ABD Senatosu’nda onaylanmamıştı.

 

ABD bu tutumuyla Lozan Antlaşması’nı içine sindiremediğini ispatlamıştı…

 

İşte bu sindirim meselesi yüzünden; Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını ve 1915 olaylarının “soykırım” sayılmasını öngören iki tasarıyı 29 Ekim’de ezici çoğunlukla kabul etmiştir…

 

Dosdoğru söylüyorum işte:

 

Daha birkaç yıl önce, AB’nin en yüksek mahkemesinde; Doğu Perinçek Davası ile “soykırım iddiaları” tarihin çöplüğüne gömülmüştür.

 

Perinçek ve arkadaşlarına sonsuz teşekkürler…

 

1896’dan bu yana (1) Türkiye Cumhuriyeti’nin başında dolaştırılan bu Demokles’in Kılıcı’nı, kırıp atan Aydınlıkçıları minnet ve şükranla anıyorum…

 

***

 

Temsilciler Meclisi’nde, 16 “hayır” oyuna karşı 403 “evet” ile kabul edilen ilk tasarının konusu; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ailesinin mal varlığının ve iş ilişkilerinin araştırılıp rapor hazırlanması yönündedir.

 

Halkbank ve iştiraklerine de mali yaptırım uygulanması tasarı kapsamındadır…

 

Buna ilaveten, tasarı ile Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sisteminden dolayı “ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası”ndaki yaptırımların da devreye sokulması öngörülmektedir.

 

ABD, bu yasayı devreye sokarak; resmen Türkiye’yi “hasım” yani “düşman” ilan etmektedir.

 

Gerçek düşmanımız, aslında bu tasarı ile dosdoğru kendisini tarif etmiştir…

 

Kabulümüzdür…

 

***

 

1915 olaylarının “Ermeni Soykırımı” olarak kabul edilmesini öngörün karar tasarısı ise, 11’e karşı 405 oyla kabul edilmiştir.

 

Ezici çoğunluk bu konuda aynı fikirdedir.

 

Bugüne kadar “Büyük felaket” vb. gibi terimlerle Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılan 1915 olayları, ilk defa “soykırım” olarak kayıtlara geçirilmiştir…

 

Kararın Senato’da onaylanmasından sonra, hakkında azil süreci başlatılan Trump’ın veto hakkını kullanıp kullanamayacağını bilemiyoruz; bekleyip göreceğiz…

 

Bence veto hakkının kullanılmaması Türkiye için daha hayırlıdır…

 

***

 

Zira bu gelişmeler, Türk halkına asıl görmesi gerekenleri göstermiştir.

 

ABD ve AB Türkiye’nin iflah olmaz düşmanlarıdır.

 

Bu iki kere iki dört eder gibi matematiksel bir gerçekliktir.

 

Dolayısıyla, NATO Türkiye için bir güvenlik şemsiyesi olamaz!

 

Türkiye’deki İncirlik ve Kürecik gibi NATO üstleri de en kısa zamanda kontrol altına alınmalıdır…

 

Bağımsızlık yönünde atılacak bu adım hayati önemdedir.

 

***

 

Buraya kadar yaptığımız tespitler gösteriyor ki, ABD ve AB yaptırımlarına karşı Türk halkının ödeyeceği fatura ağırdır.

 

Bağımsızlığımız için bu faturayı da ödeyelim, bence değer.

 

Bundan böyle, toprak bütünlüğümüzü korumak ve güvenliğimiz için yüzümüzü Asya’ya dönmek mecburiyetimiz vardır.

 

Bu gerçeği de açık açık tartışmanın zamanı gelmiştir.

 

Ancak bölge ülkeleri ile yapacağımız ittifaklar sonucunda; emperyalizmi yenilgiye uğratıp, bölgeden kovalayabiliriz…

 

Bu noktada emperyalist yalanların etkisinden kurtulmak öncelikli şarttır.

 

CIA kaynaklı “Rusya ve Cin düşmanlığı”nın komünizm üzerinden yürütülmesine izin vermemeli; CIA’nın üretip servis ettiği ve Tanzimat Züppelerinin (2) yaydığı yalanlara asla itibar etmemeliyiz.

 

Hatta çok yönlü ilişkiler içerisine girmek durumunda olduğumuz bölge ülkelerini yakından tanımak ve tanıtmak için elimizden geleni yapmalıyız.

 

Rusya ve Çin gibi her konuda ABD’ye rakip olan süper devletlerin oluşturduğu Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Türkiye’nin bugünkü en doğru rotasıdır

 

Ötesi Amerikan uşaklığıdır!

 

Nokta…

 

***

 

Bu çerçeveden bakıldığında, ABD Temsilciler Meclisi’nin kararını “musibet” olarak değerlendirmek ve fırsata çevirmek gerekir.

 

Söz buraya kadar gelmişken;

 

Tam Bağımsız Türkiye” yolunda canlarını veren yiğitlere selam olsun…

 

Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” için kavgayı sürdürenlerin önünde saygıyla eğiliyorum…

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/405841

(2) https://www.academia.edu/30607288/Z%C3%9CPPEL%C4%B0K_ANLATISI_VE_TOPLUM_T%C3%9CRK_ROMANINDA_Z%C3%9CPPE_T%C4%B0P%C4%B0