Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ÖNCE PARTİ DİSİPLİNİ!..

Sibel Aygün

 

Duydum ki Sinan Aygün ile kız kardeşi Sibel Aygün’ü KESİN İHRAÇ talebi ile disipline sevk ettiniz…

 

Aşk olsun!

 

Ayıp ayıp, insanda biraz utanma, biraz ar olur…

 

Tüzük’ün hangi maddesinde, abisinin işlerini meclisinde üye olduğu belediyede takip edenler için partiden ihraç edilir yazıyor?

 

Takip edilen iş; şunun şurasında iki tane kulecik, İNSAF EDİN.

 

Topu topu 600-950 milyoncuk kadar rant elde edilmek istenmiş…

 

ASIL İHRAÇ EDİLECEK OLANLAR:

 

SİBEL’İ, BELEDİYE MECLİSİ’NE ADAY GÖSTERİP, LİSTEYE YAZANLAR VE ANKARALILARI “tıpış tıpış” OY VERMEYE MECBUR BIRAKANLARDIR…

 

Onları görmeden, onlardan hesap sormadan CHP’nin iktidara gelme şansı yoktur…

 

DAHA AÇIK SÖYLEYEYİM:

 

Asıl hesap sorulacak olan, ihracı defalarca hak eden KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR…

 

Ona da bir gün hesap Kurultay’da sorulacak elbette!

 

Nasıl mı?

 

ŞÖYLE:

 

Bu defa karşısına aday bile çıkartmayacağız.

 

Parti Meclisi seçimlerinde de ikinci liste olmayacak.

 

BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇERİSİNDE HAREKET EDECEKSİNİZ…

 

Çatlasın AKP’liler!..

 

Yoksa:

 

“Kavga çıkartanı kapının önüne koyarım ha!”…

 

AN-LA-ŞIL-DI MI?

 

Parti emekçileri size sesleniyorum:

 

Hadi bakalım uslu uslu delege seçimlerine.

 

Önünüze koyulan listeye oy verip görevinizi yerine getirin.

 

KK’YI BAŞIMIZA KOYMAYACAKTIK!..

 mansur_sinan_1

İkisi de birbirini FETÖ’cü olmakla suçladı.

Biri CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, diğeri 24. Dönem CHP Ankara Milletvekili.

Mansur Yavaş:

Ankara’da son on yılda imar rantı var. Hep aynı kişiler yapıyor bu işi. İmar değişikliğinde 30 milyar lira birilerinin cebine gitti” dedikten sonra, 95 bin ile 7-10 bini çarptı:

Bu binalardan 600 milyon ile 950 milyon arası bir kazanç elde edilebilirdi… İmar baronlarına geçit vermedik” diyerek Sinan Aygün’ü işaret etti.(1)

Aygün, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bayağı güçlüymüş:

Aleyhinde olan kararı, istinafa götürmesi için belediye avukatını bile ayarlayabiliyor.

Avukat, başkandan gizli kararı istinaf etmiş.

Bu şekilde, Sinan Aygün’e zaman kazandırıp, inşaatı tamamlamasına ve “ilk ruhsata dönülmesinden” yararlanıp kendisi için müktesep hak elde etmesine olanak hazırlayacaktı.

İşler beklediği gibi gelişmedi; Aygün’ün “ikna” edip harekete geçirdiği avukatı görevden aldılar.

İstinaf işi de yatı tabii ki…

***

Mansur Yavaş, Uğur Dündar’ın TELE1′deki programına konuk olup, bu gelişmeleri anlattı.

Partinin sırlarını herkes duydu o gece.

Bir tek Kemal Kılıçdaroğlu duymadı.

Aynı konu, gecenin geç saatlerinde Melih Gökçek’in Beyaz TV’sinde de masaya yatırıldı.

Aygün, her iki programa da mesajlar atıp; Yavaş’a meydan okudu.

Hazret, açık oturumda bu konuyu tartışmak istiyordu!..

Mansur Yavaş, “Biz mahkeme kararını uyguladık” dedi…

Tartışmaya yanaşmadı…

***

Sinan Aygün, Belediyenin kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini (2) açıkladıktan sonra, Mansur Yavaş’ın gerçekte FETÖ’nün adayı olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.

Yavaş, Sinan Aygün’ü FETÖ’nün arazilerini toplayıp, örgüt malı olmaktan çıkarmakla (aklamakla) suçladı…

Y-CHP’nin kirli çamaşırları bu kadarsa iyidir…

Biraz daha bekleyelim…

***

Mansur Yavaş ile Sinan Aygün’ü CHP’den aday yapıp seçtiren, Y-CHP Genel Başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu (KK)’dur.

Yavaş ve Aygün’den biri bile doğru diyorsa, bu durum CHP için çok kötüdür.

Her ikisi de doğru söylüyorsa -ki bu olasılık da mümkündür- CHP için daha kötüdür.

Yok; ikisi de yalan söylüyorsa eğer, bu durum çok daha da kötü olmuştur…

Ama bu durum geniş mezhepli KK için fark etmez; kendine benzeyen adamları özenle seçmiştir…

Her koşul altında KK’nın genel başkanlığı garanti altındadır!..

***

CHP’nin neden iktidara gelemediğinin/gelemeyeceğinin nedeni belli değil mi?

KK’yı başımızın üstüne tutarsak eğer, burnumuzun b.k kokusundan kurtulması mümkün değildir…

Benden söylemesi…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.youtube.com/watch?v=hrLM5W8HK8Y

 

(2) https://www.youtube.com/watch?v=PhIJumNEUJM

 

 

 

 

HAİN OLMAYA MECBUR DEĞİLİZ!..

 2019122016444719_c1913c08b4287df783d8795c3094a9771

FETÖ ile iltisakı tespit edilen CHP Urla Belediye Başkanına sahip çıkmak zorunda mısın?

Ahmet ve Mehmet Altan’la, Nazlı Ilıcak’a sahip çıktın da ne oldu?

Atatürk’ün CHP’si, FETÖ ile anılmaya başlamadı mı?

FETÖ bizi de aldattı; çok iyi yetişmiş bir adamını partimize gönderdi, biz de onun bizden daha iyi bir CHP’li olduğunu sanıp aday gösterdik, Urla halkından ve CHP’ye oy veren vatandaşlarımızdan özür dileriz” diyerek, topu taca atamaz mıydınız?..

***

Burak Oğuz, 15 Temmuz Darbe Girişimini Akıncı Üssü’nden yöneten 5 sivil imamdan biri olan Hakan Çiçek’le 10 kez görüşmüş. (1)

10 kez de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İmamı ile görüşmüş.

FETÖ’nün Mülkiye İmamı, sözde İçişleri Bakanı Mahmut Akdoğan ile de görüşmesi var.

FETÖ’nün İnsan Kaynakları Uzmanı Olcay Maker’le de 5 kez görüşme kaydı bulundu.

FETÖ soruşturmaları nedeniyle haklarında işlem yapılan 182 kişi ile irtibatı olan Burak’ın babası, Kılıçdaroğlu’na telefon ederek dedi ki:

Benim oğlum FETÖ”cüdür, onu aday gösterirseniz sizin için sıkıntı olur.”

Daha ne diyecekti!?

CHP, Dersimli Kemal’in babasının çiftliği haline getirildi, etrafındakiler ise kapıkulları sanki.

Bay Kemal, Partinin organlarına emir erlerini yerleştirdikten sonra, bildiğini okuyor…

***

Dersimli’nin yakında bir miting düzenlemesini bekliyorum.

Adana mitingindeki gibi (2) oyununu açık oynasın isterim:

Kürsüye çıkıp, “Burak Oğuuuuuuz” diye bağırsın.

Mitinge katılanlar:

Burdaaaaaaaaaa” diye karşılık versinler…

Yakışır mı yakışır!..

***

Gaziantep Şahinbey Belediye Meclis Üyesi Hasan Şencan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Suriye merkezli Haznevi Tarikatı şeyhinin elini öperken çekişmiş videosunu yayınladı.

Bakan, görüntüler için “montajdır” demedi.

Dürüst adam yani!

“O zaman bakan değildim” demekle yetindi…

Bu olay üzerine, CHP sözcüleri Adalet Bakanını çarpanlarına ayırır diye bekliyordum ki, ne göreyim:

Dersimli Kemal, Pir Zöhre Ana‘sının (3) kanatları altından bize bakıp, kurnazca tebessüm ediyor.

Pir Zöhre Ana’ya, CHP rozetini bizzat kendisi takmış.

İlkokul mezunu olan Zöhre Ana’nın manevi doğumu da ilginç:

10 Kasım 1982 imiş!

Anımsayanlar bilir, Fetullah Gülen de doğum gününü 10 Kasım olarak veriyordu.

Çok merak ediyorum; Fesli Kadir’i ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı ile Haznevi Tarikatı Şeyhinin elini öpen Adalet Bakanını ne diyerek eleştirecekler?

Anlamakta zorlanıyorum; 6 Ok’undan biri hatta en önemlisi “Laiklik İlkesi” olan CHP’nin Genel Başkanı, Alevi Dedesi olduğu söylenen ve hakkında gerçek dışı bir sürü hikayeler uydurulan zavallı bir kadının (4) kanatlarının altına girmeyi nasıl içerisine sindirdi?

Aşure günü” düzenlemekle eleştirdiğim CHP’nin, bir gün daha beter duma düşürüleceği aklımın ucundan bile geçmezdi…

Onu da gördüm…

***

Dersimli Kemal, devlet memuruydu değil mi?

Nerede, nasıl bu kadar pişirilip sahneye sürüldü, anlayamıyorum.

Doğuştan gelen bir yetenek gibi durmuyor üzerinde.

Yüzüne tükürsen üzerine alınmıyor, o kadar da sinirleri alınmış yani.

Bu rezaletten sonra; kulağının üzerine yatıp, bu eleştirileri de duymamış gibi yapacağına eminim.

Mülkiyeti TMSF’ye geçen BMC’nin, devlet bankası kredisi ile Ekrem Sancak tarafından mülk edinildiği; daha sonra Reis’in, Tank-Palet Fabrikası’nı alması için Sancak’a talimat verdiği, Sancak’ın parasının yeterli olmaması nedeniyle, Reis’e başka kaynak da gerekli olduğunu söylediği, Reis’in bu defa da Katar Ordusu’nu ortak almasına aracılık ettiği ve böylece TSK’nın çok önemli bir fabrikasının Katar Ordusu’na peşkeş çekildiğini” söyleyip, ezberini tekrar edeceğine kalıbımı basarım…

En haklı dava bile onun ağzından anlatılınca, haksız duruma düşüyor.

Örneğin İstanbul Kanalı meselesi de öyle.

Libya ile yapılan anlaşma desen, keza…

Onurlu bir adam olsa, çoktan çekip giderdi…

CHP’nin başında kaldıkça; yobaz, dinci, gerici, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının faaliyetlerine meşruiyet kazandırıyor.

Atatürk gençliğinin yetişmesine engel oluyor.

Y-CHP, yeni nesiller için ahlak sorunu haline geldi.

Onunla ayni partiye mensup olmaktan utanıyorum…

***

Yol arkadaşları Tunceli’de Cumhuriyet düşmanı Seyit Rıza’nın heykelini dikmişler; o da gidip heykelin altında miting yapmış. (5)

Şeyh Sait’in ismini cadde ve meydanlara verdiler, bu iğrenç girişimi bile destekliyor.

CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, 2010 yılında Kışla Meydanı’na dikilen Seyit Rıza heykeli için:

Tunceli toplumunun değeri olan Seyit Rıza heykelinin kaldırılmasının gerçeklikle bağdaşmadığını ve kaldırılmasının söz konusu olmadığını” şeklindeki açıklaması, Dersimli Kemal adına yapılmış gibidir…

İtiraz eden var mı?

Aksini iddia eden de yok ki!..

Av. Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusal.com.tr/gundem/irtibat-kurdugu-kisiler-desifre-edildi-h246183.html

 

(2) https://odatv.com/nazli-ilicak-ve-mehmet-altan-da-chp-mitingindeydi-0312161200.html

 

(3) https://www.aydinlik.com.tr/kilicdaroglu-bir-tarikat-seyhinin-yaninda-ozgurluk-meydani-aralik-2019

 

(4) https://www.zohreana.com/hayati

 

(5) https://www.altersozluk.com/17-mart-2014-chp-tunceli-mitingi.html/77299

ABD’YE TEŞEKKÜRLER!..

senato00

Ermeni soykırımı”nın resmen tanınmasını öngören tasarı, dost ve müttefikimiz, aynı zamanda da model ortağı olduğumuz ABD’nin Senatosunda oybirliği ile kabul edildi. (1)

Senatonun görüşünü yansıtan (ve herhangi bir bağlayıcılığı bulunmayan) tasarı, 29 Ekim’de de Temsilciler Meclisi’nde görüşülmüştü.

11 “hayır” oyuna karşılık 405 “evet” oyuyla Temsilciler Meclisi’nden geçmiş olan tasarının yasalaşması için Başkan Trump’ın onayı gerekiyor…

Onaylamazsa namerttir!..

***

Trump, bu tasarıyı ister onaylasın, ister onaylamasın, biz yine de ABD’ye teşekkür etmeliyiz.

Zira bu fırsatı değerlendirerek; her 24 Nisan öncesinde başımızın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi dolandırılan bu “soykırım meselesini” doğru bir şekilde şimdi öğreneceğiz.

1915 yılında neler yaşandı, o yıllarda yaşananlar sonraki yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne nasıl-neden getirildi, bizim tutumumuz nasıldı-nasıl olması gerekirdi vb. gibi sorularının cevabını dürüst bir akademisyenin açıklamalarından (2) öğrenerek devam edelim…

(Önce 2 nolu dipnotu okuyalım lütfen…)

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu Perinçek-İsviçre Kararı (3) karşısında, ABD Senatosu’nun aldığı bu kararın hukuki bir değerinin olmadığı, siyasi bir manevra niteliğinde olduğu son derece açıktır.

Jenosid’in Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme” 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu’nca kabul olunmuştur. (4)

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu sözleşmeye katılması, sözleşmenin TBMM’nde 23 Mart 1950 tarihinde 5630 Sayılı Kanun ile onanması ile gerçekleşmiştir…

Jenosid (=soykırım) kavramı, Sözleşmenin 2. maddesinde; “milli, etnik, ırkî veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etmek” olarak tanımlanmıştır.

6. maddede; soykırım suçunu işleyenlerin, “fiilin ülkesinde işlendiği devletin yetkili mahkemelerinde” veya yargı yetkisi tanınan “Milletlerarası Ceza Divanı”nda yargılanacakları kararlaştırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Perinçek-İsviçre Davası ile ilgili verdiği kararda; Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan ve “1915 Ermeni Tehciri” olarak da anlatılan olayların, soykırım tanımına BENZEMEDİĞİ vurgulanmıştır.

Mahkeme, bir olaya “soykırım” diyebilmek için, sözleşmede de belirtildiği gibi; o olayın geçtiği ülke devletinin milli mahkemelerince veya uluslararası ceza mahkemesinde verilmiş bir kararın olması gerektiğini hüküm altına almış ve 1915 olayları için böyle bir kararın bulunmadığını da belirtmiştir…

Bu karar, 1915 olaylarının hangi makamlarca tanımlanması gerektiğini açık seçik ortaya koymakla, ABD Temsilciler Meclisi ile Senato’sunun halt ettiğini de göstermektedir…

***

Yeri gelmişken anımsatalım:

İngiltere öncülüğündeki müttefik kuvvetlerin Çanakkale’yi geçmek ve Osmanlı’nın Başkenti İstanbul’u işgal etmek üzere harekete geçmelerinden bir hafta önce, Doğu Anadolu’da Ermeniler Türk köylülerine karşı katliamlara başlamışlardı. (5)

Osmanlı Ordusunun kuvvetlerinin bir kısmını, cephe gerisinde yaşanan ve Türk köylerinin basılıp, Türklerin öldürülmesi ile sonuçlanan bu olaylarla meşgul etmek ve Çanakkale’nin kolayca geçilmesini sağlamak için Ermenilerin kullanıldıklarına hiç kuşku yoktur…

Bugün soykırıma uğradıklarını iddia eden Ermenilerin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında Taşnaksutyun Partisi’nin Bükreş’te yapılan Yurtdışı Konferansı’na sunduğu tarihi raporda; olayı bir savaş olarak değerlendirmiş ve emperyalistlere alet olduklarını kabul etmiştir. (6)

Bağımsız Araştırmacı Yazar Cengiz Özakıncı‘nın Hulki Cevizoğlu ile yaptığı bir programda (7) anlattığı; ABD’li misyoner Cyrus Hamlin’in, Hınçak üyesi iki gençle makalesine aldığı sohbet, gerçekten paha biçilmez değerdedir.

(Müsait bir zamanda mutlaka izlemeniz gereken bu video kaydı, 3 saat 51 dakika sürmektedir. Hamlin’le ilgili bölümü izlemek için kaydırma çubuğunu 2:45:00′a getirirseniz, hemen izleyebilirsiniz…)

Robert Koleji’nin kurucusu Dr. Cyrus Hamlin’in makalesini, Cengiz Özakıncı’nın “Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini” isimli kitabında da bulabilirsiniz…

***

Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi’nden çekilmesinden sonra; ABD, Türkiye’de iktidarı değiştirmek ve kendine yakın yeni bir iktidar kurmak için tüm gücünü kullanmaktadır:

Kontrolündeki FETÖ’cü polisleri devreye sokarak, hükümeti devirmek amacıyla 17/25 Aralık 2013′te başlattığı operasyonlar başarısızlıkla sonuçlandı, ama vazgeçmedi.

Bu defa, TSK 15 Temmuz 2016′da içerisindeki subay kılıklı elemanlarını harekete geçirdiler.

Son kozlarını da oynayarak; kendi destekleri ile iktidara getirdikleri ve artık söz dinletemedikleri anlaşılan Erdoğan’ı, askeri darbe ile de devirmeyi denediler.

Yine başaramadılar…

Bu gelişmeler, Erdoğan’ı Rusya, Çin ve İran’a yaklaştırdı.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin satın alınması ise, bardağı taşıran son damla oldu.

ABD, Türkiye’yi her cephede sıkıştırmak ve Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için her yola başvuruyor…

Ellerinden gelse, Doğu Akdeniz’den Türkiye’yi kovacaklar.

PKK/PYD’yi maaşa bağlayıp, “kara gücü” olarak istihdam etmeleri, 40 bin TIR silah vermelerini anlatmıyorum bile.

ABD Senatosu’nun “Soykırım Tasarısı”nı iki ülke arasında devam eden savaşın bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor…

Bu kirli savaşı kabul etmekten başka çaremiz yoktur…

***

Savaş her cephede devam ediyor.

Ekonomik istikrarsızlık yaratmak için; ABD yaptırımlarının uygulanması an meselesidir.

Siyasi istikrarsızlık yaratmak için; Foreign Policy dergisinin “Amerika’nın Ankara’daki adamı” olarak tarif ettiği (8) eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, yeni bir parti kurduruldu.

Ardından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eski Bakan Ali Babacan’ın sahneye sürüleceği anlaşılıyor.

Aklımıza gelmeyen kim bilir daha neler sırada bekletiliyor.

Davutoğlu’na verilen görev; AKP’den bir miktar oy kopartıp, Reis’i iktidardan düşürmeye çalışmaktır.

Bunu başarabilecekler mi göreceğiz.

AKP’nin tabanı Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy verir mi?

Bu soruların doğru yanıtını, AKP’ye oy verenlerden alacağız!..

***

Davutoğlu’nun siyasi sicilini Ulusal Kanal çok güzel özetledi. (9)

Burada tekrarına lüzum yok.

(Unutanlar 9 nolu dipnotu tıklayıp hafızalarını tazeleyebilirler..)

Sırası gelmişken, AKP seçmenine bir sorum var:

Ahmet Davutoğlu’na sorulduğunda, parti kurmasındaki amacını; iktidara gelmek ve bıraktığı yerden icraatlarını sürdürmek şeklinde anlatacağına şüphe yoktur.

Peki, Türk halkı Amerika’nın adamının eski icraatlarını bıraktığı yerden gerçekten sürdürülmesini istiyor mu?

Öyleyse eğer; çooooook çok geçmiş olsun!

Geçmiş olsun Türkiye!..

 

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR

(1) https://tr.euronews.com/2019/12/12/ermeni-soykirim-tasarisi-abd-senatosu-nda-kabul-edildi-bob-menendez-kongre-turkiye-karsiti

 

(2) https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/04/12/24-nisan-oncesinde-abd-italya-ve-fransada-sozde-ermeni-soykirimi-neden-gundeme-getiriliyor/

 

(3) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/639391?fbclid=IwAR3nN-BtwuRbWxr3KI5F3vKOMwRHzUhy04FfHgUlBCDe4OqI7hO_-I8yMjE

 

(4) https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/02/SoykiriminOnlenmesiVeCezalandirilmasiSozlesmesi.pdf

 

(5) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2015/04/nerden-bilebilirdik/

 

(6) http://mehmetperincek.com/ovanes-kacaznuni-tasnak-partisinin-yapacagi-bir-sey-yok/

 

(7) https://www.youtube.com/watch?v=T5JSKLUjPKQ

 

(8) https://odatv.com/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200.html

 

(9) http://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-ahmet-davutoglu-nun-sicili-h245025.html

 

ABD’NİN YENİ HEDEFİ “TURANCILAR”DIR!..

bir kusak bir yol_1

Türklerin yaşadığı coğrafya

Asli görevi, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak (1) olan NATO’nun, Londra’da 70′inci yılını kutlamak için düzenlediği Liderler Toplantısı sonrasında yayımladığı deklarasyonda; ilk defa Çin’i gündeme alması oldukça dikkat çekicidir.

29 üyeli ittifakın, birçok üyesinin tehdit algısı farklı ve terör gibi bir güvenlik sorunu dururken, önlerine Çin’in “tehdit” olarak konulması, ABD’nin ittifak içerisinde gündem belirleyici yegane güç olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in; amaçlarının Çin’den yeni bir “düşman” yaratmak olmadığının altını çizerek yaptığı açıklama, çıplak gerçeği değiştirmiyor:

Pekin yönetiminin “küresel güç dengesini değiştirecek boyutta ekonomik ilerleme sağladığına” ve dünyada savunma harcamalarında ikinci sırada olduğuna dikkat çekilmiş olması, NATO’nun yeni görev tanımıdır… (2)

***

Ortakları çalışanları olan Huawei‘ye karşı ABD’nin daha önceden savaş açtığını hesaba katarsak, NATO’nun bir savunma paktı olmaktan uzaklaşıp, emperyalizmin pazar alanlarını korumak ve genişletmek için yeniden dizayn edildiğini söyleyebiliriz.

ABD’nin uykularını kaçıran “Bir Kuşak Bir Yol” projesi ile önümüzdeki 50 yıl şekilleneceği anlaşılmaktadır.

1 trilyon dolarlık yatırımla bitirilmesi öngörülen, 65 ülkenin dahil olduğu bu proje, Asya’nın en doğusu ile Atlas Okyanusu’nun Avrupa kıyılarını birbirine bağlayacaktır. (3)

“Bir Kuşak Bir Yol”, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, 2013 yılı sonunda Orta Asya ve Güney Asya ülkelerine gerçekleştirdiği bir dizi ziyaret sırasında duyurduğu ve 2049 yılında bitirmeyi planladığı “Modern İpek Yolu” konseptini ifade etmektedir…

***

ABD, Çin’in bu ilerleyişini durdurabilmek için, bir taraftan NATO’yu devreye sokarken, diğer taraftan da Sinciang (Sincan) Bölgesi’ndeki Uygurları kışkırtarak, iç güvenlik sorunları yaratmaya çalışmaktadır:

242 yıllık tarihinde sadece 16 yıl savaşmayan ABD, Çin’in Sinciang-Uygur Bölgesi için bir yasa tasarısı kabul etti.

ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygurlara yönelik “baskı politikalarından dolayı” Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören bu tasarıyı (4) Beyaz Saray’ın onaylaması halinde iki ülke ilişkileri iyice gerilecektir.

Bu gerilime bağlı olarak; doğal olarak diğer NATO üyelerinin de Çin ile olan ilişkileri etkilenecektir.

Anlaşılıyor ki, ABD, parçalamak ve sömürmek programına aldığı ülke halklarına uzattığı; “İnsan Hakları ve Demokrasi getirme” havucunu, Hong-Kong’dan sonra (5) şimdi de Uygurlara uzatmaya karar vermiştir!..

ABD’nin Uygurları kışkırtmak için en kolay kullanabileceği ulus ise Türklerdir.

Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk’ün, bir Türk akademisyene söylediği ve onun da gazeteci Sebahattin Önkibar’a aktardığı sözleri gerçekten ibret vericidir.

Tümtürk, ABD ile yaptıkları işbirliğine ilişkin soruya:

Hocam ne var bunda, Amerika özgürlük savaşçısı bir büyük ülke ve bizim doğal müttefikimiz. Beni defalarca ABD’de ağırladılar. Biz mücadelemizi onlarla beraber veriyoruz” demekte bir sakınca görmemiştir.

Tümtürk, o kadarla yetinmemiş, PKK’ya desteğini de açıklamıştır:

Kürtler ABD sayesinde devlet kuruyor, onlardan sonra sıra bizde” diyecek kadar efsunlanmıştır.

Kürtlerin devlet kurmasına taraftar mısınız?” sorusuna, “Elbette taraftarız” diyerek, (6) hangi güçlerin hizmetinde olduğunu itiraf etmiştir…

***

Buna karşılık, ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen “2019 Uygur İnsan Hakları Politikası” yasa tasarısı, Sinciang İslamiyet Derneği tarafından sert bir dille eleştirilmiştir…(7)

7 numaralı bağlantıyı okumadan geçmeyin lütfen…

***

CIA’nın uydurduğu yalanları yaymakla görevli işbirlikçiler, en çok da “Turancılık” (8) ve “Türkçülük” (9) fikirlerine bağlı olanları etkilemektedirler.

Turancılık ve Türkçülük fikirlerinin bugün için ne anlama geldiğini 8 ve 9 numaralı dipnotları okuyarak, değerlendirmenizi öneriyorum.

Dünya Uygur Türkleri Sosyal Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Abdulavi Bugrahan, daha önce bölgede Çin “zulmünün” olduğunu, şimdi ise “soykırım” işlendiğini yalanı ile birlikte daha pekçok yalanı, utanmadan yaymaya devam etmektedir… (10)

Dilsiz şeytanlar -22 ülke- Uygurlar için ayaktadır!

Sinciang Bölgesine tam erişim için Çin’in izin vermesini istiyorlar. (11)

Akıllarınca Sosyal Medya’yı kullanarak Çin’i karıştıracaklar…

***

TRT, Sinciang’a gidip, Uygurların nasıl yaşadığını belgelemiştir. (12)

12 numaralı bağlantıyı izlemeden geçmeyiniz.

Zira emperyalizmin silah olarak kullanacağı insanların başında biz Türkler varız.

“Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünü kazıdığımız beynimizi iğfal etmedikçe, amaçlarına ulaşamayacakları kesindir.

ABD fonları ile beslenen işbirlikçi Uygur derneklerinin anlattıklarının da yalan olduğu, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

Hepsinden önemlisi; Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Cheng Weihua, Büyükelçilik binasında gazetecilerle bir araya gelerek, “Çin-Türkiye İlişkisi ve Gelişmeler” başlıklı bilgilendirme toplantısında, ABD’nin ürettiği yalanları teker teker çürütmüştür… (13)

Müsteşar:

Çin, dünyadaki bütün ülkelerle dost ilişkilerini geliştirmeye hazır ama bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, toprak bütünlüğümüzü koruma konusunda da çok ciddi ve kararlıyız. Hiç kimse bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğümüz konusunda taviz vermemizi beklemesin” diyerek, kararlılık vurgusu yapmıştır…

Türk halkının hassasiyetlerini kullanmak üzere şeytanca planlar yapan emperyalizme geçit vermeyeceğiz!..

Bu aşamada Uygurlara yapılacak en büyük yardım, ABD yalanlarına inanmamak ve alet olmamaktır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.mfa.gov.tr/nato.tr.mfa

(2) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-etkisiyle-cin-de-natonun-radarina-girdi/1665484

(3) http://iktibasdergisi.com/2018/01/12/bir-kusak-bir-yol-projesi-nedir-projeye-dahil-olan-65-ulke-hangileri/

(4) https://tr.euronews.com/2019/12/04/abd-nin-uygur-yasa-tasarisi-iki-ulke-arasindaki-ticaret-anlasmasini-imkansiz-mi-kilacak

(5) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1702872/hong-kongda-neler-oluyor.html

(6)https://www.aydinlik.com.tr/provokator-tumturk-un-kirli-hesaplari-yasasin-kurdistan-diyen-uygur-dernegi-turkiye-ocak-2019

(7) https://www.aydinlik.com.tr/sincianglilarin-insan-haklari-sincianglilari-ilgilendirir-dunya-aralik-2019

(8) Turancılık, tüm Ural-Altay kavimlerinin (toprak esası üzerinde) “birliğini” – bir araya getirilmelerini- savunan siyasi görüştür.

Turancılığın ve Türkçülüğün öncülerinden Ziya Gökalp, Turan şiirinde bu durumu; “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizeleri ile dile getirmiştir.

15 Mart 1912′de kurulan Türk Ocağı, Türkçü ve Turancı hareketin asıl odak noktası olmuştur.

1913′ten itibaren Türk Ocağı ve genelde Turancı düşünce, İttihat ve Terakki yönetiminin tam siyasi desteğini kazanmıştır.

1918′de Osmanlı’nın bütün cephelerde yenilmesi ile Turan fikri gerçekleşmesi imkansız bir hayal olarak idealist pekçok Türk’ün zihinlerde kalmıştır.

(9) Türkçülük, Türkizm ya da Pan-Türkizm, haritada sarı ile boyanmış coğrafyada yaşayanTürk halkının “kültürel ve politik birliğini” amaçlayan bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923′te Ankara’da yayınladığı “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde Turancılığı “uzak mefküre” ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getirmiştir.

Bana göre, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Türkçülüğün gerçekleşmesi mümkün hale gelmiştir. Dünya üzerinde yaşayan Türklerin politik birliği bir tarafa, bir savunma paktı içerisinde bir araya gelmeleri olanak dahilindedir. İleride bu birliğin gerçekleşmesinin; Şangay İşbirliği Örgütü ve NATO karşısında, dünyadaki üçüncü büyük güç olacağı tartışmasızdır. Bu durumun, Ziya Gökalp’ın deyimi ile “uzak mefkûre” olmakla birlikte, müthiş bir fikir olduğunu da kabul etmek gerekir.

(10) http://habernida.com/dogu-turkistan-sahipsiz-ve-yalniz/?fbclid=IwAR2-HB8bIx-lj2fqjmB7FZYzNUBOeeKvLRLy4p3V5kxgWlOvZuSSakBb9wU

(11) https://www.youtube.com/watch?v=brSfCtYIrjc&feature=share&fbclid=IwAR1Cl2TeovjfTjDA_8NWGU8H37RoOOSGITZsUJ6E8zP_cUXMIJ_yINqZgyc

(12) https://www.youtube.com/watch?v=GPsmagYaKKQ&feature=share&fbclid=IwAR0tZGOBYTdvBJGcIH6rWbhQdsB_wqRRBq5vXsf94NlviFYiVHpsExq-w_g

(13) https://tr.sputniknews.com/columnists/201907121039643577-cinin-ankara-buyukelciligi-mustesari-hic-kimse-egemenlik-ve-toprak-butunlugumuz-konusunda-taviz/

DÜŞMAN MEVZİSİNDEN ÇIKMA VAKTİDİR!..

 mutabakat muhtırası

Libya’da iki başlılık (1) devam ederken; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce tanınan; Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığımız “deniz yetki anlaşması” tarihi önemdedir.

Çünkü Türkiye tarihinde bu bir ilktir.

Anlaşmanın adı:

Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”dır.

Türkiye’nin bu anlaşma ile aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesinin (MEB) batı sınırı da belirlenmiş oldu…

***

Türkiye bu muhtıradan önce, 13 Kasım 2019′da BM’ye kıta sahanlığının dış sınırlarını tarif eden bir mektup göndermişti.

Mektupla; kıta sahanlığımızın “Kıbrıs adasının batısından, 28. boylama kadar Türkiye-Mısır ortay hattını takip ettikten sonra, 28. boylamın batısında da bölgedeki adaların Akdeniz’e bakan cephelerindeki karasularına kadar uzandığı” kayda geçirilmiştir.

Böylece, bölgede adaların Türkiye kıyı şeridinin projeksiyonunu kesecek ve kıta sahanlığını engelleyecek bir etki yaratamayacağı belgelenmiş oldu.

Bunun anlamı “anakaralara karşı adaların, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları ilkesinin” bu mutabakat muhtırası ile tekrar edilmiş olmasıdır…

Ki, bu Türkiye için harika bir gelişmedir…

***

Amerika ve Avrupa Birliği’ni arkasına alan Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’i paylaşma planları büyük ölçüde suya düşmüş oluyor.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi daha önce Akdeniz’e kıyısı olan Mısır, İsrail, Lübnan ve Filistin‘le birlikte Türkiye’yi dışlayan bir “blok” oluşturmuşlardı. (2)

Yunanistan, şimdi Girit adasının güneyindeki kıta sahanlığının ihlal edildiği iddiası ile BM’ye başvurmaya hazırlanıyor.

Adaların anakaralara karşı, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları” ilkesi uyarınca, Girit’in karasuları dışında kısa sahanlığı bulunmuyor…

Kıbrıs Rum Yönetimi; İsrail, Yunanistan ve Mısır’ın bölgede kurmaya çalıştığı enerji birlikteliği (petrol ittifakı), bu adım (3) ile işlemez hale getirilebilecektir…

***

Dünya gözünü Ortadoğu’ya dikti:

Suriye’nin doğusunda -petrol bölgelerinde- yeniden konumlanan ABD, omurgasını PKK terör örgütünün oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile tekrar operasyonlara başladığını açıkladı.

Güya, petrol gelirlerinin IŞİD’ın eline geçmemesi için bu operasyonları yapıyorlar!

Gerçekte petrol gelirleri ile SDG’yi besleyecekler…

Öte yandan, NATO dışında AB’nin kendi ordusunu kurmasını savunan Fransa, ABD’nin Avrupa Projesine sırtını döndüğünden yakınıyor.

Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği tespitini yaptı.

Macron, Barış Pınarı Harekâtı’nın IŞİD (DEAŞ) karşıtı koalisyon için tehdit oluşturduğu değerlendirmesini yaparak, Türkiye’nin NATO’dan destek bekleyemeyeceğini vurguladı.

Almanya ise, bağımsız hareket ediyor gibi:

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri harekâtı nedeniyle durdurduğu silah satışlarına izin verdi.

Türkiye ile İran, Van’da yapılan “Alt Güvenlik Komite Toplantısı”nda iki ülke arasındaki sınır hattında alınacak güvenlik önlemleriyle ilgili mutabakat metnini imzaladılar…

Rusya, geçen yaz Karadeniz’e giren ABD donanması ait USS Ross gemisini adım adım takip eden 95 metre uzunluğundaki Ivan Khurs isimli askeri istihbarat gemisini boğazlardan geçirerek Akdeniz’e gönderdi…

***

Birkaç gün önce, NATO’nun en üst politik organı Kuzey Atlantik Konseyi‘nin onayladığı belgeye göre, YPG/PYD, Türkiye’ye yönelik tehditler arasında yer alarak ilk kez NATO belgelerinde “terör kaynağı” olarak ifade edilmişti.

Başta ABD olmak üzere bazı ittifak ülkeleri, bu güvenlik planındaki metne karşı çıkarak yayınlanmasını engellediler.

Tercihlerini PKK/PYD/YPG’den yana koydular.

Bunun üzerine de Türkiye, YPG terör tehdidi başta olmak üzere, sınır güvenliği ile ilgili endişelerine yanıt verilmemesi durumunda; Baltık ülkeleriyle Polonya’yı olası bir Rus saldırısından korumak amacıyla yapılan NATO (savunma) planını onaylamama kararı aldı…

Bunun anlamı şudur:

Macron için beyin ölümü gerçekleşen NATO bizim için de ölmüştür…

***

Bütün bu gelişmeler ve S-400 hava savunma sistemlerinin, depoya tıkılması yerine, test edilmeye başlanması, Türkiye’nin rotasının kesin olarak Avrasya’ya döndüğünü göstermektedir.

Doğal olarak; Türk halkının bir kısmının, NATO ile eskiden gelen gönül bağını hızla gözden geçirme zamanı gelmiştir.

Aksi halde, düşman saflarında konumlanmış olmakla tarif edilmeleri mümkündür.

Türkiye’nin yanında mısınız, yoksa düşman saflarında mı?..

Bugünün sorusu budur!..

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) Bir tarafta General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu, diğer tarafta ise başkenti Trablus olan Ulusal Mutabakat Hükümeti.

 

https://www.stratejikortak.com/2019/07/libya-son-durum-haritasi.html

 

(2) ABD’nin, Avrupa ülkelerinin Rus gazına bağımlılığını azaltmak istemesi ve Mısır’da keşfedilen yataklarla birlikte bu bölgeden çıkacak doğalgazın Avrupa pazarı için bir alternatif olabileceği düşüncesi, bu gazın sıvılaştırılmış olarak Avrupa’ya taşınabileceği ihtimalini ortaya çıkarttı. En uygun seçenek gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasıydı. Ancak Kıbrıs’ta yaşanan ihtilafta Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle Türkiye devre dışı bırakılmak istendi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır, İsrail ve Lübnan’la Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. GKRY, hem Türk kıta sahanlığını hiçe sayarak hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gasp ederek tek taraflı parsellediği alanlarda, uluslararası şirketlere arama izni verdi. Bunun üzerine Türkiye önce donanmasını, ardından da sondaj gemilerini Doğu Akdeniz’e çıkarttı.

 

https://www.sozcu.com.tr/2019/dunya/akdenizde-oldu-bittiye-son-yunanistana-karsi-sessiz-sedasiz-kritik-anlasma-5478121/

 

 

(3) Dünyanın – bir derecelik doğu batı- eğimini bilinçli olarak hesaba katmayan Yunanistan ve GKRY, diyagonal (köşegen-çapraz) hatları kullanarak karşılıklı sınırlandırma anlaşması yaptığı ülkelerden binlerce kilometreyi gasp etmiştir. GKRY’nin sahiplendiği 12 nolu parselin tamamı, 8, 9 ve 11 nolu parsellerin büyük bir kısmı; 1, 7 ve 10 nolu parsellerin bir kısmı aslında İsrail’e aitmiş. Yunanistan’ın ilan ettiği 20 nolu parselde ise Libya’nın hakkı var. Türkiye’nin de Libya civarındaki 15 nolu parselde hakkı olduğu görülüyor.