Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ABD’YE TEŞEKKÜRLER!..

senato00

Ermeni soykırımı”nın resmen tanınmasını öngören tasarı, dost ve müttefikimiz, aynı zamanda da model ortağı olduğumuz ABD’nin Senatosunda oybirliği ile kabul edildi. (1)

Senatonun görüşünü yansıtan (ve herhangi bir bağlayıcılığı bulunmayan) tasarı, 29 Ekim’de de Temsilciler Meclisi’nde görüşülmüştü.

11 “hayır” oyuna karşılık 405 “evet” oyuyla Temsilciler Meclisi’nden geçmiş olan tasarının yasalaşması için Başkan Trump’ın onayı gerekiyor…

Onaylamazsa namerttir!..

***

Trump, bu tasarıyı ister onaylasın, ister onaylamasın, biz yine de ABD’ye teşekkür etmeliyiz.

Zira bu fırsatı değerlendirerek; her 24 Nisan öncesinde başımızın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi dolandırılan bu “soykırım meselesini” doğru bir şekilde şimdi öğreneceğiz.

1915 yılında neler yaşandı, o yıllarda yaşananlar sonraki yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne nasıl-neden getirildi, bizim tutumumuz nasıldı-nasıl olması gerekirdi vb. gibi sorularının cevabını dürüst bir akademisyenin açıklamalarından (2) öğrenerek devam edelim…

(Önce 2 nolu dipnotu okuyalım lütfen…)

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu Perinçek-İsviçre Kararı (3) karşısında, ABD Senatosu’nun aldığı bu kararın hukuki bir değerinin olmadığı, siyasi bir manevra niteliğinde olduğu son derece açıktır.

Jenosid’in Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme” 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu’nca kabul olunmuştur. (4)

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu sözleşmeye katılması, sözleşmenin TBMM’nde 23 Mart 1950 tarihinde 5630 Sayılı Kanun ile onanması ile gerçekleşmiştir…

Jenosid (=soykırım) kavramı, Sözleşmenin 2. maddesinde; “milli, etnik, ırkî veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etmek” olarak tanımlanmıştır.

6. maddede; soykırım suçunu işleyenlerin, “fiilin ülkesinde işlendiği devletin yetkili mahkemelerinde” veya yargı yetkisi tanınan “Milletlerarası Ceza Divanı”nda yargılanacakları kararlaştırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Perinçek-İsviçre Davası ile ilgili verdiği kararda; Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan ve “1915 Ermeni Tehciri” olarak da anlatılan olayların, soykırım tanımına BENZEMEDİĞİ vurgulanmıştır.

Mahkeme, bir olaya “soykırım” diyebilmek için, sözleşmede de belirtildiği gibi; o olayın geçtiği ülke devletinin milli mahkemelerince veya uluslararası ceza mahkemesinde verilmiş bir kararın olması gerektiğini hüküm altına almış ve 1915 olayları için böyle bir kararın bulunmadığını da belirtmiştir…

Bu karar, 1915 olaylarının hangi makamlarca tanımlanması gerektiğini açık seçik ortaya koymakla, ABD Temsilciler Meclisi ile Senato’sunun halt ettiğini de göstermektedir…

***

Yeri gelmişken anımsatalım:

İngiltere öncülüğündeki müttefik kuvvetlerin Çanakkale’yi geçmek ve Osmanlı’nın Başkenti İstanbul’u işgal etmek üzere harekete geçmelerinden bir hafta önce, Doğu Anadolu’da Ermeniler Türk köylülerine karşı katliamlara başlamışlardı. (5)

Osmanlı Ordusunun kuvvetlerinin bir kısmını, cephe gerisinde yaşanan ve Türk köylerinin basılıp, Türklerin öldürülmesi ile sonuçlanan bu olaylarla meşgul etmek ve Çanakkale’nin kolayca geçilmesini sağlamak için Ermenilerin kullanıldıklarına hiç kuşku yoktur…

Bugün soykırıma uğradıklarını iddia eden Ermenilerin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında Taşnaksutyun Partisi’nin Bükreş’te yapılan Yurtdışı Konferansı’na sunduğu tarihi raporda; olayı bir savaş olarak değerlendirmiş ve emperyalistlere alet olduklarını kabul etmiştir. (6)

Bağımsız Araştırmacı Yazar Cengiz Özakıncı‘nın Hulki Cevizoğlu ile yaptığı bir programda (7) anlattığı; ABD’li misyoner Cyrus Hamlin’in, Hınçak üyesi iki gençle makalesine aldığı sohbet, gerçekten paha biçilmez değerdedir.

(Müsait bir zamanda mutlaka izlemeniz gereken bu video kaydı, 3 saat 51 dakika sürmektedir. Hamlin’le ilgili bölümü izlemek için kaydırma çubuğunu 2:45:00′a getirirseniz, hemen izleyebilirsiniz…)

Robert Koleji’nin kurucusu Dr. Cyrus Hamlin’in makalesini, Cengiz Özakıncı’nın “Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini” isimli kitabında da bulabilirsiniz…

***

Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi’nden çekilmesinden sonra; ABD, Türkiye’de iktidarı değiştirmek ve kendine yakın yeni bir iktidar kurmak için tüm gücünü kullanmaktadır:

Kontrolündeki FETÖ’cü polisleri devreye sokarak, hükümeti devirmek amacıyla 17/25 Aralık 2013′te başlattığı operasyonlar başarısızlıkla sonuçlandı, ama vazgeçmedi.

Bu defa, TSK 15 Temmuz 2016′da içerisindeki subay kılıklı elemanlarını harekete geçirdiler.

Son kozlarını da oynayarak; kendi destekleri ile iktidara getirdikleri ve artık söz dinletemedikleri anlaşılan Erdoğan’ı, askeri darbe ile de devirmeyi denediler.

Yine başaramadılar…

Bu gelişmeler, Erdoğan’ı Rusya, Çin ve İran’a yaklaştırdı.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin satın alınması ise, bardağı taşıran son damla oldu.

ABD, Türkiye’yi her cephede sıkıştırmak ve Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için her yola başvuruyor…

Ellerinden gelse, Doğu Akdeniz’den Türkiye’yi kovacaklar.

PKK/PYD’yi maaşa bağlayıp, “kara gücü” olarak istihdam etmeleri, 40 bin TIR silah vermelerini anlatmıyorum bile.

ABD Senatosu’nun “Soykırım Tasarısı”nı iki ülke arasında devam eden savaşın bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor…

Bu kirli savaşı kabul etmekten başka çaremiz yoktur…

***

Savaş her cephede devam ediyor.

Ekonomik istikrarsızlık yaratmak için; ABD yaptırımlarının uygulanması an meselesidir.

Siyasi istikrarsızlık yaratmak için; Foreign Policy dergisinin “Amerika’nın Ankara’daki adamı” olarak tarif ettiği (8) eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, yeni bir parti kurduruldu.

Ardından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eski Bakan Ali Babacan’ın sahneye sürüleceği anlaşılıyor.

Aklımıza gelmeyen kim bilir daha neler sırada bekletiliyor.

Davutoğlu’na verilen görev; AKP’den bir miktar oy kopartıp, Reis’i iktidardan düşürmeye çalışmaktır.

Bunu başarabilecekler mi göreceğiz.

AKP’nin tabanı Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy verir mi?

Bu soruların doğru yanıtını, AKP’ye oy verenlerden alacağız!..

***

Davutoğlu’nun siyasi sicilini Ulusal Kanal çok güzel özetledi. (9)

Burada tekrarına lüzum yok.

(Unutanlar 9 nolu dipnotu tıklayıp hafızalarını tazeleyebilirler..)

Sırası gelmişken, AKP seçmenine bir sorum var:

Ahmet Davutoğlu’na sorulduğunda, parti kurmasındaki amacını; iktidara gelmek ve bıraktığı yerden icraatlarını sürdürmek şeklinde anlatacağına şüphe yoktur.

Peki, Türk halkı Amerika’nın adamının eski icraatlarını bıraktığı yerden gerçekten sürdürülmesini istiyor mu?

Öyleyse eğer; çooooook çok geçmiş olsun!

Geçmiş olsun Türkiye!..

 

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR

(1) https://tr.euronews.com/2019/12/12/ermeni-soykirim-tasarisi-abd-senatosu-nda-kabul-edildi-bob-menendez-kongre-turkiye-karsiti

 

(2) https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/04/12/24-nisan-oncesinde-abd-italya-ve-fransada-sozde-ermeni-soykirimi-neden-gundeme-getiriliyor/

 

(3) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/639391?fbclid=IwAR3nN-BtwuRbWxr3KI5F3vKOMwRHzUhy04FfHgUlBCDe4OqI7hO_-I8yMjE

 

(4) https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/02/SoykiriminOnlenmesiVeCezalandirilmasiSozlesmesi.pdf

 

(5) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2015/04/nerden-bilebilirdik/

 

(6) http://mehmetperincek.com/ovanes-kacaznuni-tasnak-partisinin-yapacagi-bir-sey-yok/

 

(7) https://www.youtube.com/watch?v=T5JSKLUjPKQ

 

(8) https://odatv.com/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200.html

 

(9) http://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-ahmet-davutoglu-nun-sicili-h245025.html