Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

REJİMDEN NE HABER?

seriat_bayragi

MUHALEFET ELİYLE “ILIMLI İSLAM CUMHURİYETİ”NE DOĞRU!..

Gül’ün “Kuvvetler ayrılığı” konusunda Erdoğan’la ters düşmesi üzerine, sözlerini düzelterek “Cumhurbaşkanı ile aynı düşünüyoruz” dedi. Yalnız kalan Erdoğan, mecburen kaldığı için böyle bir düzeltme yaptı, gerçekte düşüncesi değişmiş değil!  Erdoğan, demokrasinin temel direği olan “Kuvvetler ayrılığı” ilkesini içselleştirmiş değil. Bunu kanıtı: “Galataport satışını yapıyoruz ama yargı bunu engelliyor. Benim Bakanım şube müdürünü alıyor tayin yapacak. Ve bu tayini siz 11 kez 12 kez durduruyorsunuz” sözleridir. Başbakan hukuk tanımıyor. Ne istiyorsa olacak. Dolayısıyla idarenin keyfi işlemlerinin de denetlenmesini istiyor. Verdiği örnek bunu kanıtlıyor. Mahkeme şube müdürü bir memurun atamasını hukuka aykırı bulmuşsa, buna saygı gösterilecek ve hukukun gereği yerine getirilecek.  Mahkemenin kararını boşa çıkartmak için çeşitli bahanelerle o memur12 kez tayin edilmeye çalışılmayacak. Başbakan’ın rahatsız olduğu durum budur. İdarenin keyfi işlemlerine yargının “dur” demesini kabullenemiyor. Erdoğan’ın bilinçaltındaki düşünce böyledir ve bunu itiraf etmiştir. İstediği sultan olmaktır. Dikta rejimine olan hevesini “Başkanlık Sistemi” ile tatmin edebileceğini düşündüğü için “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nu kurarak bu suça muhalefeti de ortak etmek istemiştir. Nitekim gerçek amacının “demokrasi” olmadığı 12 Eylül Halkoylaması ile kabul edilen ve yargı erkinin bağımsızlığını tamamen ortadan kaldıran değişiklikleri “kırmızıçizgi” olarak ileri sürmesi ve değiştirmeye yanaşmamasıdır. Bu yalın gerçeğe rağmen muhalefet partilerinin komisyondaki sandalyelere yapışması suç ortaklığından başka hiç bir anlama gelmemektedir. Komisyon dışında kalmak suretiyle Erdoğan’ın “Başkanlık Sistemi”  talebine karşı muhalefeti örgütleyip, bu talebi engellemek mümkündür. Komisyonda kalarak yapılmak istenen değişikliğe meşruiyet kazandırılmış olacak ve TBMM‘ndeki görüşmelerde yeterli oy desteği bulunamazsa bu defa halkoylamasına gidilerek değişiklik gerçekleştirilecektir.  Halkoyuna başvurulduğunda, muhalefetin yeterli iletişim araçları olmadığından halkın aydınlatması neredeyse imkânsız olacaktır. Kaldı ki, bu defaki değişiklikle birlikte Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın daha önce çekince konulmuş bulunan maddeleri de Anayasa maddeleri haline getirileceği için, BDP Anayasa değişikliklerine, bu arada “Başkanlık sistemi”ne de “evet” diyebilecektir. Aynı şekilde başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, Y-CHP‘nin CHP mirasını reddeden milletvekilleri de söz konusu değişikliklere evet diyerek Mecliste aranması gereken çoğunluğa ulaşamasalar bile, halkoylamasından kolaylıkla geçebileceklerdir. Görüldüğü gibi bu defa AKP, BDP ve MHP ile Y-CHP’nin bir kısım milletvekilleri bu değişiklikleri destekleyeceklerini belli etmişlerdir. Dolayısıyla olası bir halkoylamasında Erdoğan istediği Anayasal değişikliği yaparak “Başkanlık Sistemi”ne geçişi sağlayacaktır. Olası başkanımız Erdoğan, demokrat ve hukukun üstünlüğüne inanmış bir lider olmadığı için, rejim kolayca faşizme doğru yönelecektir.

Başbakan’ın istediği rejimde: Örneğin stratejik ve benzeri açılardan  yabancılara satışını ülke çıkarlarına aykırı bularak  Galata Limanının satışı engellenemeyecektir. Aynı şekilde (siyasi düşünceleri veya inancı farklı olduğu için Bakanı tarafından sevilmeyen) işinin ehli bir şube müdürü, haksız ve keyfi olarak tayin edildiğinde yargı yoluna başvurarak hakkını arayamayacaktır. Bir gecede 7 bin sağlık memurunun istekleri dışında yapılması karşısında yargı yoluna başvurup hak aranmasından iktidar rahatsızlık duymaktadır. Haksızlığa uğrayan memurlara hakkının verilmesine karar veren mahkemeleri Başbakan istemektedir. Başka bir örnek verelim: Köprülerin ve otoyolların özelleştirilmesine “Başkan”ın  isteği dışında şirketler katılamayacak ve ihale AKP’ye yakın Ülker Grubu’nun bulunduğu konsorsiyuma 8 yıllık geliri karşılığında verilecek fakat kimse bu ihalenin iptali için dava açamayacaktır!..  “Başkan”,  oğlu Bilal ile Burak arasındaki “eşitsizliği”  gidermek için 10.5 milyon Dolara ikinci bir “gemicik” satın alacak ve kimse bu kadar parayı nereden bulduğunu veya nasıl kazandığını, vergisini verip vermediğini soramayacaktır. Gerektiğinde yargı yoluna da başvurulamayacaktır!..  Aynı şekilde yabancılara 1.43 TL’ye satılan benzinin Türk vatandaşlarına neden 4.7 TL’ye satıldığını kimse soramayacaktır. Sosyal medyada dolanan fıkra gibi bir başka örnek verelim: Başbakana en az 500 puanla girilen OTDÜ‘ye, 8 TOMA, 3600 polisle ve 20 zırhlı araçla girip, gaz ve biber bombaları ile çocuklarımızı hırpalamanın hesabını, kimse hiç bir organ önünde soramayacaktır. Erdoğan’ın istediği; şehit kanıyla sulanarak vatan yapılmış bu kutsal toprakların “NATO toprağı” olarak ilan edilmesinin, topraklarımızın yabancılara satılmasının, TELEKOM gibi stratejik kurumlarımızın düşmana satılmasının hesabını hiç bir zaman kimsenin soramamasıdır… Başka bir söyleyişle, Erdoğanların istediği rejimde; Deniz Fenerleri ve halkı soyanlar hiç bir şekilde yargılanmazlar, hükümete muhalefet edenlerin ise,  zindanlara doldurulur. Yargısız infaz edilirler… 

Erdoğanın şikâyetçi olduğu durum, yukarıdaki örnekleri soran, soruşturan ve gerektiğinde yargılayarak gereğini yapan kurumların varlığıdır. Bunun adı “Kuvvetler ayrılığı”dır. Ne yazık ki, böyle keyfi bir rejimin (faşizmin) gerçekleşmesi için yapılacak olan anayasa değişikliğine, en büyük katkı, masada oturan muhalefet tarafından verilmektedir… Bir kez daha vurgulamak gerekir ki, muhalefetin suç ortaklığı, bu gerçeklerin zamanında halka anlatılmaması ve anlatacak olan aydınlara zaman kaybettirmekle gerçekleşmektedir. TBMM’nde zaten bir şey yapamayacakları bellidir!.. Bu durum baş sorumluları Kılıçdaroğlu ile Bahçeli olacaktır…

Yeni rejimin her ne kadar adı “Başkanlık Sistemi” olara konulmuşsa da gerçekte Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye için öngörülen rejim “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”dir, açık bir faşizmdir!.. Anlaşılmaktadır ki, bu yeni rejim içerisinde Y-CHP ile yeni MHP “muhalefet” görevi yapmayı kabul etmişlerdir. O bakımdan geçiş süresinde muhalefet yapar gibi yapmaktadırlar. Başka bir söyleyişle, iş işten geçtikten sonra, yapılanlara muhalefet etmek; gerçek muhalefet yapacak olanların ayrı bir merkezde örgütlenmesini engellemek anlamına geliyor.

Av. Cemil Can

CHP’NİN “SEYİT RIZA” KOLLARI!..

CHP’NİN “SEYİT RIZA” KOLLARI!..

CHP’de slogan tartışması derinleşirken, bir tek Kemalizm karşıtı Mümtazer Türköne’den, Parti Meclisi Üyesi Umut Akdoğan’a destek geldi. Türköne: “Mustafa Kemal’in askeri’ olmak payesi ile ‘Aponun militanı’ olmak arasında ulusalcı tonlama arasında ne fark var?” dedi!..

Umut, Kemal Kılıçdaroğlu’nun canı ciğeri; CHP’nin Kurultaydan sonraki en yetkili organı olan Parti Meclisi’nin en genç üyesi. 34. Olağan Kurultay’ın gözdesi, partideki TESEV grubunun vazgeçilmezi! Son kurultayda Kılıçdaroğlu’ üç listesinde de adı vardı.(1) Parti kayıtlarına göre, “hukukçu”ymuş ama baroda kaydına rastlanmıyor. Mizah tutkunu olduğunu söylüyor, bir tek esprisi var o da yeni bulduğu “yurttaşlık” sloganı! Yurttaş Umut askerliğe şiddetle karşı! Yenimahalle İlçesinin 9. Olağan Kongresi’nde konuşmacıydı. O nutkunda birikimine uygun bir de vurgu yapmıştı: ”İhtiyaç olan tek unsur ‘sol’dur…” veciz sözünden sonra “Sermayenin içerisinden geliyorum (2) diyerek kendini tarif etti. Parti büyüklerinden çok da alkış aldı. Sözlerine inanırsak, sanki sermayenin CHP içindeki temsilcisi gibi! “Sermaye”nin içimizdeki bu temsilcisi; ne iş yapar, nasıl geçinir, partililere sordum bilen çıkmadı. Parti Meclisi üyeleri için harcırah ödeniyor mu onu da bilmem. Ödeniyorsa bile bu delikanlıya yeterli olduğunu sanmıyorum. Zira her tarafa o koşturuyor, her işin içinde var! Acaba parti bütçesinden verilen “danışmanlık ücretleri”; mesleğini icra edemeyen böyle verimli arkadaşların geçimini sağlamaya yeter mi?… Malum bizimkilerin gemicikleri yok! Genel Başkan danışmanların ücretlerinde iyileştirme yapmayı düşünüyordur herhalde!…

Umut’un bir “twitter” hesabı var; şu ana kadar 3569 “tweet” atmış. Hepsi de yüzeysel ve içeriksiz tabi, çürük dişin kovuğunu bile doldurmazlar!.. “Asker mevcudu korur, yurttaş ülkesini bir adım daha ileri götürür” sözü, onların en iyisi… Sloganından ötürü kendini bir tek kutlayan Tufan Türenç’tir. Onu da bilmenizi isterim!..

Bizim “dahi” çocuk, Tunceli il derneği ve vakfının toplantılarında; hep başköşeye oturtulur. Hemşerilerine göre, Tunceli’nin gurur kaynağı. Umut, Gürsel ErolEmre Doğan ve Mehmet Perçin gibi Kılıçdaroğlu’nun prenslerinden… Hepsi de Hüseyin benzeri elemanlar, gelecek için “umut” vaat ediyor!… Umut da arkadaşları gibi Dersim Spor taraftarı. (3) Dersim Spor’un sporla bir ilgisi yok!.. İşi gücü Hüseyin Aygün’ün saçma sapan fikirlerini yaymak. Atatürk’ü ve İnönü’yü itibarsızlaştırmak için çorbada onun da karınca kararınca tuzu var. Umut’u tepelere kadar tırmandıran biricik “amcası” Kemal Kılıçdaroğlu’dur, bunu bir yere not edin. Yukarıdaki fotoğrafa bakar mısınız, birbirilerine nasıl da yakışıyorlar. Sanırsınız baba-oğul. Bu karede ne kadar da mutlular, değil mi? Tüh tüh tüh tüh, 40 bin kere maşallah! Biri çıkıp; bunlardan biri CHP’nin genel başkanıdır, diğeri 25 yaşındaki parti meclisi üyesi dese, vallahi kimse inanmaz!.. O kadar da kolay mı ele verir bir fotoğraf insanı!..

Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” demek, faşizme ve emperyalizme karşı, Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı gibi; göze göz, dişe diş savaşmayı göze almaktır. 74 milyon Türk halkına söz vermektir ve “Türk’üm” demekten utanmamaktır! Yemin tazelemektir bir bakıma. Demek ki, siz “yurttaş” olup, sürekli genel merkezde oturacaksınız öyle mi? Yakışır size ne diyeyim!.. Seçiminizi böyle yaptınız anlaşılan… Bizim o taraflarda; “Oynamayacak gelin, yerim dar der” diye bir söz var. Sizinki de o misal. “Askerlik” ve “savaş” söz konusu olunca, hep o gelin rolünü oynuyorsunuz!..

Mustafa Kemal’in askerlerini görmek istiyorsanız eğer, Köy Enstitüleri’nden mezun olup, kendi yaptıkları tahta bavullarla, Anadolu’nun dört bir yanına karıncalar gibi dağılan öğretmenlere bakın!.. (4) Sanırım sizin kafanızda asker profili olarak hala yeniçerilerin resmi var!..

Hatırlarsınız bir ara Kemal Amcanız, Bekir Coşkun’a çizmelerini giyme sözü vermişti. Baktı ki, çizme giydikten sonra; boyuna dürbün takmak  var, arkasından atı eyerleyeceksin, sonra koynuna vatan haritası yerleştireceksin, ancak ondan sonra ata “deh” diyeceksin. Zor geldi zahîr, yemedi. Hazret, bir daha da çizmeleri ağzına alamadı… Umut ise, postallarını zaten 1923’te çıkartmıştı! Sahi büyük dedesi o yıllarda ne ederdi, doğrusu çok merak ederim. Anlatsa da öğrensek bari…

O taraftan bakınca, geriye bir tek kendi durumlarına uygun bir slogan bulmak kalıyor. Çok şükür, Umut çift sarılı olarak onu da yumurtladı sonunda. Umut son demecinde, “Yurttaşlık kimliğine sahip çıkmalıyız” demiş!(5) Delikanlı CHP’lilerin, kendisi gibi kimlik sorunu olduğunu sanıyor… Aynı gün “Atatürk yaşasaydı bu sloganı onaylardı” diyerek, buluşuna bir de dokunulmazlık sağlayıp, son noktayı koymuş! Bu düşüncesinde de oldukça ısrarlı delikanlı. Konuşmalarına bakılırsa, sanki Mustafa Kemal’i ondan iyi tanıyan yok!.. Bu yüzden olacak, mal bulmuş mağribi gibi, kanaldan kanala koşarak, buluşunu anlatıyor…

Anımsarsınız, “amcası” Kemal de, ”Turbanı biz çözeriz” buluşunun mucididir. Çözdü de hazret!.. Bu veciz sözünün üzerinden bir sene geçmedi, sayesinde dizilere bile turbanı giydirdiler!.. Umut’un sloganın da aynı akıbeti paylaşacağına eminim!..

Konuyu fazla dağıttık galiba, sadede gelelim. Bugünkü konumuz Umut’un buluşunu değerlendirmekti. Umut, CHP’nin Gençlik Kolları’ndan gelmenin övünülecek bir şey olduğunu sanıyor. Sermaye olarak öne sürdüğü, daha önce Gençlik Kolları’nda değişik görevlerde bulunmuş olmasıdır. Sanki başka gençlere kapılar açıktı da onlar, bu görevleri yapmadılar. Abisi Zeki Alçın da Gençlik Kolları’ndan geliyor, sorsun bakalım ne kadar sermayesi kalmış?.. Yurtseverler Silivri’de iken o aynı gün suç ortakları ile birlikte “Dergahlarımız Geri Verilsin” sözlerinin önünde vitrin süslüyordu!.. (Bkz. Alttaki fotoğraf.)

Siz Ey Dersimli Kemal’in Prensleri;

Bilesiniz ki, CHP Gençlik Kollarının asıl üyeleri; Çanakkale Savaşı’na katılan 50 İstanbul Sultanisi öğrencisi, 100 Tıbbiyeli ve Dar-ül Funun öğrencileri ve onların takipçileridir!.. Hepsi de (SOROS’un değil), Mustafa Kemal’in askerleridir!..

Mustafa Kemal’in askeri olmayan biri emperyalizmin uşağı sayılır!.. Uşaklık bize göre değildir!..

Atatürk’ün askerleri, CHP Gençlik Kolları’na alınmayınca, kısa süre içerisinde doğal olarak Gençlik Kolları da “Seyit Rıza’nın CHP Kolları” haline dönüşmüştür! CHP’nin Tunceli il derneğine dönüştüğü gibi!..

Bunu da yazın bir tarafa, sırası geldiğinde delil olarak kullanırsınız!..

Dünyanın en kalabalık barosu olan İstanbul Barosu’nun Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ın, “Ülkemiz gizli işgal altındadır” diye diye, dilinde tüy bitti. Yurtsever aydınlar, gazeteciler ve subayların çoğu aynı görüşü paylaşıyorlar. Zifiri karanlık zindanlarda övündükleri tek şey var: Mustafa Kemal’in askeri olmak!..

Çağımızda emperyalistler, işgal edeceği ülkelere, artık kendi askerlerini göndermiyorlar. Kendileri ile işbirliği yapacak “yurttaş”ları bulup destekliyor ve iktidara getiriyorlar. Sonra yine o ülkenin kendi askerlerine, ülkelerini işgal ettiriyorlar!..

Bu taraftan bakınca, ahval ve şerait 1919’dan önceki Anadolu’dan çok daha kötü görünüyor. Başta ABD olmak üzere, düşmanlarımız Lozan’ı tanımıyor. Duvarlara Sevr Haritasını asmışlar. Büyük Ortadoğu Projesi’ni gösteren haritaları da aynı amaçla çizilmiştir. Özetle söylemek gerekirse; İkinci Kurtuluş Savaşı yapılmadan, kurtuluşumuz ufukta gözükmüyor. Hiç kuşku yok ki, İkinci Kurtuluş Savaşı’nı yürütecek olanlar, Mustafa Kemal’in Askerleri’nden başkaları olamaz!.. Dedeleri askerlikten kaçanlar, korkaklar ve kendi kabuğunun içerisinde, zavallı bir midye gibi yaşayanların, bu savaşta yeri yoktur ve olamaz da… Öyleler, elbette kendileri için mazeret tadında, yeni sloganlar üretecekler!.. Acımasız bir savaşı; “barış” gibi gösterip,  sade “yurttaşlık” numaraları ile yine sıvışacaklar!.. Ne var ki, Türk halkının direnme gücünü kırmayı amaçlayan bu söylemlerin mucitleri ile onları arkalarından itenlere; er geç bu yaptıklarının hesabı sorulacaktır!..

 

Bre gafiller! ..

Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde 30 yıldır süren savaştan da mı haberdar değilsiniz? 40 binden fazla yurttaşımızın öldüğü o olaylar, barış içerisinde mi yaşanmıştır? Ya Güney sınırlarımıza dikilen “patriotlar” neyin nesidir? Malatya-Kürecik’teki füze kalkanı şehit kanlarıyla sulanmış o güzelim topraklara ne için yerleştirilmiştir? Duymadınız mı, bu kutsal topraklar için “NATO toprağı” deniliyor artık?…

Bütün bu çıplak gerçeklere rağmen, her şeyi güllük gülistanlık gösterip, sade bir “yurttaş” kimliğine bürünmek, Allah aşkına söyleyin kimin işine yarar?.. Siz kimin tarafındasınız?..

Anlaşıldığına göre Y-CHP yönetimi, Türk halkı gibi savaş şartlarında değil, sırça köşklerinde “Lale Devri”ni yaşamaktadır… Aydınlar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları konuşacak, haksızlıklara karşı gelecekler ve gerektiğinde bedel ödeyecekler. Siz ceylan derisinden yapılma koltuklarınıza gömülüp, onlardan “bedel ödemelerini” isteyeceksiniz ama sizin kılınız bile kıpırdamayacak. Var mı öyle 3 köfte 5 kuruşa? Muhalefet olarak, bu eylemleri örgütlemek, yapmak ve yapacak olanlara önderlik yapmak göreviniz değil mi? Neden talip oldunuz Mustafa Kemal’in koltuğuna? Yoksa yüreğiniz yetmiyor mu öne geçmeye? Bu kavgada başımızda durup, sadece “slogan” mı üreteceksiniz?..

Merak etmeyin, Türk halkı içerisinde bulunduğu durumdan kurtuluşu gösterecek doğru yolu da bulacaktır. Bize slogan lazım değil. “Dağ Başını Duman Almış” marşı ile doğru bildiğimiz yolda yürümeyi biliriz!…

Sahi bir yere gitmeden önce, bir de şu soruya bir cevap verseydiniz: Hangi özellikleriniz nedeniyle CHP’nin Kurultay’ında başımıza seçildiniz? İster misiniz, şimdi size oy veren bu ellerimi kırayım!..

Yanıtlarınızı gençlerle paylaşacağım, ona göre, bundan böyle düşünerek konuşun!..

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)http://www.bursaport.com/haber/politika/ulusal-politika/chpde-herkesin-bir-listesi-var-24955.html

(2)http://www.youtube.com/watch?v=mP9UPC_uFKk

(3) http://www.facebook.com/dersimspor1

(4)http://www.egitimsenkars.org/news_index.php?category_code=1246568182&news_code=1334752618&year=2012&month=04

(5)http://www.chp.org.tr/?p=97693

 

MEHMETÇİK TGB’LİDİR

tgb

KİM NE DERSE DESİN MEHMETÇİK TGB’LİDİR, TGB DE MEHMETÇİKTİR!.. 

Doğrusu beş buçuk yıl beklemeye değdi! Beklendiği gibi sonunda Silivri’den adil bir karar çıktı! Yurtseverler, 13 Aralık 2012 günü Silivri zindanının duvarlarına kadar dayandı. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarını biraz daha atsalardı,  kampusun duvarları hükümetin eline gelebilirdi. Gençliğin önderi, ak saçlı gençlerin komutanı İlker Yücel her zamanki gibi sağduyulu davrandı. Çıkan arbedede yere düşen bir Mehmetçiği kaldırıp,  yeniden görev yerinde,  karşımıza dikti.  Ne yaptığını soran arkadaşına:”Mehmetçik vatan görevini yaptığına inanıyor, biz de aynı şeyi yapmıyor muyuz? O da bizim kardeşimizdir, terhis olduğu gün bizimledir” demişti!.. İlker komutan, o gün çiğnesin diye ayaklarının önüne atılan Yunan bayrağını, yerden kaldırtan Mustafa Kemal gibiydi!.. Türk halkının gözünde büyüdükçe büyüyordu…  13 Aralık günü, Mehmetçik TGB‘li olmuştu, TGB zaten  Mehmetçiklerle doluydu. İlker Başkan, bekçi kulübesinin üstünde; Kocatepe’de durur gibi kararlı ve cesaretli duruyordu. Anneleri yaşındaki kadınlara cop sallayan bir kaç densize; “Sakın ha!” diyerek parmağını sallaması, gözümün önünden hiç gitmiyor!..           

TGB üniformalı gençlerden biri; ”Amca!” diyerek söze başladı: “Tepeden tırnağa tecrübe ile donanmış bu amcalar ve teyzeler engel olmazsa eğer; 8 dakika içerisinde, duruşma salonuna  girebilir ve son kararı Türk Milleti Adına BERAAT olarak açıklayabiliriz” dedi!.. İşte 13 Aralık 2012′nin önemi buradan geliyor. Türk gençliği artık birbirinden kopuk değil, geçmişin birikimi ve deneyimi ile harmanlanmıştır. O nedenle hata da yapmıyorlar. TGB’nin başarısı bence bu alçak gönüllüğünde ve efendiliklerinde  yatıyor!.. 

Benden de kocaman bir de aferin size çocuklar!.. Bu yaşta yine gözümüzü ıslattınız. Zaferiniz kutlu, gazanız mübarek olsun! And olsun ki, sizler önümüzde yürüdükçe, daha ne Silivrilere koşacağız!.. 

Gördüğünüz gibi 3200 yılda okunacak dava evrakı yetmemiş özel mahkemeye. Özel yetkili savcılar, yetkileri bittiği halde, yeni bir iddianame hazırlayıp, 13 Aralık gününe yetiştirdiler.  Ne ilginç değil mi? Yetkileri kaldırılan “özel yetkili savcılık”ların yerini, TBMM’nde kurulan “Darbeleri Araştırma Komisyonu” almış! Mahkeme, şimdi de bu komisyonun bir kaç hafta önce hazırladığı raporları istemektedir. Böyle bir tutum, Ortaçağ engizisyonunda bile görülmemiştir. Bu durum açıktan kanuna karşı hiledir. Soruşturma yetkisi kalmamış savcılıkların (olmayan) işi, TBMM’nde kurulan komisyonlara yaptırılmaktadır. Aslında mahkeme de özel yetkili savcılıkla aynı duruma düşmüştür. Onun da görevi, yasa çıktığı gün bitmiştir. Sadece elindeki davalara bakacaktı. Bu mahkemeler, birleştirme yoluyla dahi gelse, yeni davalara bakamazlar. Birleştirme kararı da  kanuna karşı yapılmış açık bir hiledir!.. 

Savcılığın esas hakkındaki mütalaayı okuyacağı gün, mahkeme ne yapmıştır? 

Bu sorunun yanıtı esaslı bir başka kanıttır. Baktılar ki, Türk halkı davayı sahiplenmiştir, Atatürk’ün askerleri, devrimciler karınca sürüsü gibi Silivri’ye doğru akmaya başlamıştır, onlar da tembel taşeronlar gibi  iş programlarını değiştirdiler!.. Tutumunu dışarıdaki olaylara göre belirleyen bir mahkemeye “bağımsız ve tarafsız” mahkeme denebilir mi?  Mahkeme o gün verdiği birleştirme kararı ile 3200 yıla, sadece bir kaç yıl daha eklemiştir!.. 5 terebayt boyutlarındaki dava hacmi,   250 milyon sayfayı aşmaktadır. Sadece 21 iddianamenin sayfa sayısı 17 bindir.   Aslında Silivri’deki bu 17 bin sayfa iddianame ile Türk milletinin iradesi tutsak edilmiştir… Evet aynen böyle olmuştur. İçeride tutuklu iken, milletvekili adayı gösterilip seçilen milletvekillerimiz vardır. Onları seçen, bu milletin özgür iradesidir. Ve kim ne derse desin, bu irade onların tutukluluğuna rağmen oluşmuştur. Milletin bu açık iradesine rağmen, milletvekillerini tahliye etmemek, millet iradesine doğrudan karşı gelmek ve o iradeyi tutsak etmektir. Doğal olarak millet, 13 Aralık günü  bu hukuksuzluğa isyan etmiştir!.. 

Yukarıdaki çarpıcı verilere rağmen, “Davanın sonunu beklemek lazım”, “Hukuk çözer”, “Yargıya saygılıyız”, “Bu işin bir de Yargıtay’ı var”, “Biz yargılanmasınlar demiyoruz ki..” gibi sözleri söyleyenler; asrın bu en büyük tertibi içinde rol üstlenmişlerdir!.. Daha fazlasını söylemeye dilim varmıyor!.. 

Böylesine iddialı sözler söylemeden önce, ortada “yargının çözebileceği” bir davanın olmadığını ortaya koymamız gerekir!..  

Bir kere bizdeki “özel görevli mahkemeler”e mahkeme denemez. Demek ki, ortada çağdaş anlamıyla bir “mahkeme” den söz edemeyiz. Bu düşüncemin birinci kanıtı şudur: Eğer Silivri’dekiler mahkeme  sayılsaydı, iktidar tarafından kaldırılmazlardı. İkinci kanıt: Hukuken kaldırılan veya kaldırılması zorunlu görülen bu “mahkeme”lerin,  son kararı vermesine olanak tanınmazdı. Çünkü verecekleri hüküm, daha baştan meşruiyetini kaybetmiştir.  Alın size bir kanıt daha: Bildiğiniz gibi, bir önceki ara karara göre, esas hakkında mütalaasını vermesi için dosya iddia makamına tevdi edilmişti. O gün beklenen; iddia makamının, esas hakkındaki mütalaasını okumasıydı… Türk milleti adına karar vermeye yetkili olan bir mahkeme,  halk kapıya dayandı diye, geri adım atmaz! Bağımsız ve tarafsız mahkemeler, hiç bir  baskıya boyun eğmeden, yargılamaya devam ederler. Salt bu tutarsızlık bile, mahkemenin “Türk Milleti adına” karar verme yetkisi bulunmadığını kabul etmesi anlamına gelir!.. 

Öte yandan;  mahkeme dediğin “bağımsız” ve “tarafsız” ise mahkeme sayılır. Bu nedenle,  insanım diyen biri, Silivri’deki  “Özel görevli Mahkemeler”  için bu iki sıfatı kullanamaz!..  Daha da önemlisi; “bağımsız ve tarafsız” mahkemelerde, “masumiyet karinesi” esas alınır: Suçlu olduğu kanıtlanana kadar, herkes masum sayılır. Kaçma ve delilleri karartma ihtimali olmayan sanıklar tutuklu yargılanmazlar. Yurt dışında iken, hakkında soruşturma başlatıldığını öğrenip, mahkemeye gelenler ise,  “kaçma ihtimali” vardır gerekçesi ile tutuklanmazlar! Türk halkının zekasıyla bu şekilde alay etmek kimsenin hakkı değildir! “Silivri hukuku” ile en temel hukuk ilkeleri sürekli ihlal edilmiştir. Tutuklamalar infaza dönüştürülmüştür. Bu mahkemelerde, bugün itibariyle söylersek; beraat eden bir sanıkla, 5 buçuk yıl hapis cezasına mahkum olan arasında, hiçbir fark kalmamıştır. Suçlu bulunan da masum olan da aynı cezaya çarptırılmış ve cezaları peşinen infaz edilmiştir!.. “Silivri Hukuku”nun hukuk, “özel görevli mahkeme”lerin mahkeme olmadığını kanıtlamak için bu örnekleri çok daha çoğaltabilirim!.. 

Hiç bitmeyecekmiş gibi giderek genişletilen bu dava, şimdi ne oldu da hızla bitirilmek istenmektedir? 

Bu soruya yanıt vermeden önce, dışarıda hemen yanı başımızda  neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Şu ana kadar, Esat rejiminin yanında yerini alan PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD, Suriye Ulusal Koalisyonu’na (SUKO) katılma kararı almıştır. Bu kadar kısa süre içerisinde, emperyalizmin paralı askeri haline geleceği beklenmeyen PYD’nin, bu ani dönüşü, Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcılarına ek görevler yüklemiştir. Görünüşe bakılırsa, Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminden sonra, Suriye’de de benzer bir oluşumun tanınacağı anlaşılmaktadır. Hiç kuşku yok ki, ondan sonra, sıra Türkiye’ye gelecektir. Patriotlar zaten bu nedenle sınırlarımıza yerleştirilmektedir. Günü geldiğinde hem bize, hem de İran’a karşı kullanılacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın. Türkiye’de dağınık halde ve her bölgede yaşayan Kürtleri kontrol edebilmek öyle kolay bir iş değildir. Bunun için BDP yeterli görülmemiştir. Diğer kontrollü Kürt gruplarının ise, bu işi başarabilmesi beklenmiyor. Bu nedenlerle, KCK’nın açlık eyleminde, son sınavını vererek, Kürtlerin tartışmasız lideri olduğunu kanıtlayan Öcalan’ın, bir an önce özgürlüğüne kavuşturulması gerekiyor. Kürtleri, ancak o toparlayıp geçmişte olduğu gibi sopayla hizaya sokabilir. Zaten yıllardır kendisine bir ada tahsis edilerek, beslenmesinin nedeni de budur. O da şimdi görevini yapıp, efendilerine can borcunu ödeyecek! Lakin, bunun için genel af çıkartılması da lazım! Genel af çıkartılması için, önce kamunun adalet duygusunun iyice kanatılması gerekir.  Ancak o zaman hükümet, bu kanayan yarayı “genel af” ile tımar edebilir!..  Herkes kabul etmektedir ki, kamunun adalet duygusu “Silivri Hukuku” ile ağır bir şekilde yaralamıştır. Özellikle de bu dönemde, TSK‘nin PKK ile savaşan komuta kademesine yapılanlar, unutulacak gibi değildir!.. Bütün hukuk kurallarını çiğneyerek, yurtsever komutanları, milletvekillerini ve aydınları onlarca yıl hapis cezasına çarptırmakla, istenilen o uygun ortam zaten hazırlanmıştır. Üstelik sanıklara savunma hakkı verilmeden en ağır cezalar verilmiştir ve verilecektir!.. 

Sonrası isyandır elbette. Hemen arkasından genel af ile durum kurtarılacaktır!..  Yalnız burada bir incelik daha vardır: “AKP bebek katilini af etti” demesinler diye, yasa önce Öcalan’ın yararlanamayacağı şekilde çıkartılacaktır. Sonrası kolay, Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru ile yasa  iptal edilip, genelleştirilecektir!.. 

Yüksek mahkeme kararıdır bu, kim ne diyebilir ki?! 

Çok kısa süre sonra Abdullah dışarıdadır ve gittiği yerlerde “halk kahramanı” muamelesi görecektir!.. 

Bu senaryonun devamını da görür gibiyim ama onu burada anlatmayacağım!.. 

Av. Cemil Can

 

 

 

 


“AŞURE” PARTİSİ!..

aşure-ankara-il

CUMHURİYET (AŞURE) PARTİSİ ve BİR TÜRKİYE KLASİĞİ!..

Birkaç gün önce bir dostum, Y-CHP’ye karşı çok acımasız ve sert eleştiriler yaptığım için sitemini iletti. Yakın arkadaşlarım arasında bu tür eleştirilerin AKP’ye yarayacağını söyleyenler bile var!..

O halde onlar için bir kez daha söylüyorum: Kendinizi bir savaşta düşünün çocuklar. Öyleyiz de zaten. Başınızdaki komutan, verdiği komutlarla düşmanın zafer kazanmasını yani bizim sonumuzu hazırlıyorsa ne yapabiliriz? Komutanın emirlerini yerine getirmek; ülkemize, halkımıza ve inançlarımıza ihanet etmek olmaz mı? Kılıçdaroğlu, son günlerde bana düşmanla gizli bir işbirliği yapan komutan gibi görünüyor! Savaşma gücümüzü kırıp, bizi topyekün düşmanın askeri haline getirmek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Hal böyle olunca, ben öyle bir komutanın emirlerini yerine getiremem! Ya kendime yeni bir komutan ararım, ya da emir ve komutayı üzerime alırım!.. Benim Atatürk’ün Gençliğe Söylevi ile Bursa Nutku’ndan öğrendiğim böyledir!..

Karşıdevrimi durdurabilecek veya tersine çevirebilecek en önemli siyasal güç olan CHP, tam tersini yapıyorsa; bize düşen birinci ödev: Bu gerçekleri yüksek sesle haykırıp, tabanı uyandırmak olmalıdır. CHP’yi işgal ederek, ele geçirenlerden partimizi geri almadıkça, muhalefetin başarıya ulaşıp, iktidar olması imkansızdır!..

Yandaş köşe yazarlarından Engin Ardıç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir seyahatinde söylediği: CHPyi iktidar yapmak gibi bir hedefimiz yok(1) sözlerini ağzına pelesenk yapmış. Bir diğer yandaş yazar Ahmet Kekeç ise, aklınca bu sözlerin “iktidar hırsım yok” anlamında kullanıldığını söyleyerek, Kemal Bey’in ağzından kaçtığı belli olan bu sözleri, gündemde tutarak CHP’yi vurmak istemişti!.. Yemedik tabi… Benim gibi düşünen çoğunluk pek ilgilenmedi bu sözlerle!..

Ne var ki, Cumhurbaşkanlığı için CHP’nin bir adayları olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Hem Gül hem Erdoğan aday olursa, kime destek verirsiniz? Gül’e destek verir misiniz?” sorusuna “Bakarız, niçin olmasın” yanıtını vererek, (2) en fahiş siyasi hatayı yapmıştır. Böylece yukarıdaki sözlerinin “ağzından kaçmamış” olduğu, bilinç altında saklanmış düşüncesi olduğunu kanıtlamıştır. Erdoğan ve Gül AKP’nin adaylarıdır be adam! Son genel seçim sonuçlarına göre, AKP’nin oy oranı yüzde 49 değil miydi? CHP oyların yüzde 26′sını almıştı. Erdoğan ve Gül’ün ikisi de aday olursa, CHP’nin göstereceği adayın şansı oldukça yükselecektir. Hatta bir tek böyle bir durumda, CHP’nin Cumhurbaşkanlığını kazanma şansı vardır. Kemal Bey daha baştan CHP’nin adayı olmadığını ilan ederek, olası aday adaylarının da cesaretini kırmış ve Cumhurbaşkanlığını altın tepsi içerisinde AKP’ye sunmuştur!..

Bu kadarına da “pes” !..

Yakışıyor mu sana Kemal Bey?.. Ne demek CHP’nin adayı yoktur… Doğruyu söylemek gerekirse CHP’nin bir lideri ve genel başkanı yoktur!.. Söyleyeceksen bu gerçeği söyle. Bir şey yapacaksan, bu gerçeğe göre gereğini yap!.. İstifa et, çekil git başımızdan!.. CHP tabelası ile seçime girse bile, bu durumdan daha kötü olamaz!..

Gerçekten de Kılıçdaroğlu’nun, CHP’yi iktidar yapmak gibi bir hedefi yokmuş!. Engin Ardıç’la Kekeç’e boşuna yere sövmüşüz!..

Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün düzenlediği “Türkiye’nin Demokratik Dönüşümü” panelinin açılış konuşmasını yapan Beşir Atalay, devrimleri yeni CHP sayesinde yaptıklarını itiraf etmiştir…

“22. dönem AKP ve CHP grup olarak, bağımsızlar vardı bir miktar; ikisi de Parlamento’ya yeni girmişti. Bir önceki dönem CHP de Parlamento’da yoktu, AKP de ve yepyeni bir parlamento. O atmosferi biz iyi değerlendirdik. Şöyle bakıyorum, en verimli dönem oldu o dönem, o hızlı reformlar daha kolay gerçekleştirildi.”(3) diyerek Y-CHP’nin karşı devrimdeki rolünü açıkladı!..

Bundan böyle mızrağı çuvala sığdırmanız oldukça zorlaştı Kemal Bey!.. Haydi onurlu bir şekilde istifa edip, kurtulun bu işkenceden!..

Y-CHP’nin AB‘ne karşı tutumunun olumlu olduğu, AB’ye girmek için can attığı biliniyor. Denebilirki, Kılıçdaroğlu AKP’nin AB sürecini yavaşlatmasından şikayetçidir. Kılıçdaroğlu değil miydi Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun CHP’li üyelerine, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın ruhunu yeni anayasaya yansıtma talimatını veren? Genel af konusunu ilk dillendiren de ne yazık ki yine bizimkiydi. Hazret, bu aralar anadilde savunma anadilde eğitim” konusunda bile, PKK’dan önde gidiyor. Kemal Bey için tek sorun, “halkın hazır olmamasıdır” sadece. “Anaların gözyaşı dinecekse, herkesle görüşülebilir” diyerek, İmralı’ya selam duran da odur!..

Kıçıdaroğlu’nun içine girmek için balıklama daldığı AB Parlamentosu’nda 9. Uluslararası Kürt Konferansı yapılmış. Alınan kararlar ibretlik fakat Kılıçdaroğlu ile paralel: AB, Öcalan’ın İmralı’dan çıkartılmasını istiyor. Ancak o zaman eşit koşullar altında görüşmeler yürütülebilirmiş. Anlayacağınız, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti AB’ye göre “eşit” kabul ediliyor. Belli ki, AB de Kılıçdaroğlu gibi Oslo’da başlatılan görüşmelerin kesintisiz olarak sürdürülmesinden yana. O toplantı sonunda, PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkartılması için bütün devletlere bir de çağrı yapılmış! Yerinden yönetimlerin güçlendirilmesi de unutulmamış tabi. Başka bir deyişle; Kılıçdaroğlu’nun daha önce çekince konulan maddelerin tümünü imzalayacağız dediği ve ruhunun yeni anayasaya yansıtılması görevini komisyon üyelerine verdiği “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngörüyordu. Yani bizimki bu konuda da AB’den önde gidiyor!.. Ayrıca AB’nin PKK ile yapılacak olan görüşmelere resmi olarak destek vermesi de karara bağlanmış!..

Bu durum karşısında, Y-CHP’nin tutumu ne olacak sorusunu sormak bile gereksizdir. Y-CHP, tutumunu değişik zamanlarda “Biz ancak memnuniyet duyarız” şeklinde açıklamıştır!.. İktidara bu kadar destek verdikten sonra, Y-CHP için koalisyonun gizli ortağıdır demek pek de yanlış sayılmaz!..

Kemal Bey, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e oy vermemiz gerektiğine da karar vermiştir!.. O istedikten sonra vereceğiz her halde!?.. Parti disiplini öyle diyor! Şu geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Seyit Rıza eşkıyasının hayranı, feodal kafalı bir çapsız adam, 63 arkadaşı ile birlikte Atatürk’ün partisini ele geçiriyor ve emperyalizmin hizmetine sokuyor! Yetmezmiş gibi bir de Atatürkçülere diyor ki: Adayımız yok Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarından birine oy vereceksiniz!..

Peki, bu olup bitenler karşısında o koca CHP’nin örgütü ne yapıyor?..

CHP Örgütü Kızılay’da ve Cumhuriyet’in ilan edildiği Ulus Meydanı’nda “Aşure Partisi” düzenliyor!.. Kuvayi milliyecilerin Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında “Cumhuriyet (Aşure) Partisi”ne dönüştürülmüştür!.. “Laiklik tehlikededir diyemem(4) diyen de aynı kafalar değil miydi? “Yargı’da cemaat yapılanması var” iddialarının hatırlatılması üzerine: “Yargı içinde şöyle böyle kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum(5) diyen de aynı adamdı unutmayın!..

Ordu darbecilerden ayıklansın” teranesi ile “Silivri Hukuku”nu yaratanların başında da Kılıçdaroğlu geliyor!.. Şimdi örgütü 13 Aralık’ta Silivri’ye çağırıyormuş! Sevsinler senin eylemini. İyi güzel de beş sene gecikmiş bir karar değil mi?.. Zaten muhalefet ettiği bütün işlerde, izlediği yöntem hep aynı olmuştu: İş işten geçtikten sonra muhalefet etmek. Kılıçdaroğlu kesinlikle samimi bir adam değildir!.. Atatürkçü düşünceyi benimseyenler yollara çıktı bile. Ne haber! Bu eyleme de katılmazsaydı, gelecek seçimde nal toplayacaktı!.. Bu kadarını biliyor. Yoksa Silivri’ye karşı değildir!..

Emin olun, 29 Ekim’de Y-CHP’yi Ulus’a getiren korku ne idiyse, şimdi Silivri’ye yönlendiren de aynıdır!..

Laiklik ilkesi”ni ideolojisinin merkezine oturtan ve hilafet-saltanat rejimini yıkarak, Cumhuriyet’i kuran bir parti, karşı devrimde neden rol üstlenebilir? Böylesine önemli olayların yaşandığı günlerde “aşure günü” gibi dinsel ağırlıklı adetleri, gündemine nasıl alabilir, anlamak mümkün değildir!..

Cemevleri kapatılmış mıdır? Hükümet, Alevi Bektaşi Derneklerinin “Aşure Günü” tertip etmelerinin önünde bir zorluk mu çıkartmıştır? Laikliğe kesinlikle aykırı olan”Aşure Günü”nü, CHP hangi düşünce ile organize etmiştir!.. Bir de utanmadan, sıkılmadan yerel radyolardan ilanlar vermişler!.. Beyler! CHP siyasi bir parti midir, yoksa Alevilerin tekkesi veya dergahı mı?..

Bu soruya birinin çıkıp adam gibi yanıt vermesi gerekiyor. Peşinen şu kadarını söyleyebilirim ki, “Aşure Günü” siyasi nitelikli ve CHP’nin sahiplenmesi gereken bir olay değildir!..(6)

CHP’nin her yıl kutlayarak, yaşatması gereken pek çok çağdaş ve aydınlığa dönük, övünülecek özel günleri var iken,(7) iktidarın daha da gerici uygulamalar yapmasına meşruiyet ortamı yaratacak, böylesine ilkesiz ve tutarsız tutum ve davranışların içerisinde olması, Beşir Atalay’ın “10 yılda AKP ve CHP ile birlikte sessiz devrim yaptık” sözlerine doğruluk kazandırmıştır!..

İş yine başa düştü, 13 Aralık’ta Silivri’deyiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR ve OKUMA PARÇASI:

(1)http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/11/07/hayir-hayir-katilsinlar-katilsinlar

(2)http://www.haberturk.com/gundem/haber/801438-kilicdaroglu-o-soruyu-cevapladi 

(3)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/atalay-10-yilda-akp-ve-chp-ile-birlikte-sessiz-devrim-yaptik-h7295.html 

(4)http://www.youtube.com/watch?v=gnB2D-ijJ3Q 

(5)http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/01/25/kilicdaroglu.yeni.mi.fark.ettiniz/646356.0/

(6) Okuma Parçası:

aşure2

-AŞURE GÜNÜ-

Arapça 10 anlamına gelen “aşara” kelimesinden türetilmiştir. Saygın hadis kitaplarının hemen hepsinde geçen aşağıdaki olaylar, Hicri takvime göre, “Aşure Günü” olarak bilinen, Muharrem Ayının 10. gününde yaşanmış kabul edilir…

Musevilik inancında; “Büyük Kefaret Günü”; Adem‘in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edildiği Muharrem Ayının 10′ncu günüdür. İdris‘in diri olarak göğe yükseldiği, Nuh‘un gemisinin tufandan kurtulduğu, İbrahim‘in ateşte yanmadığı, Yakup‘un oğlu Yusuf‘a kavuştuğu, Eyüp‘ün hastalıklarının iyileştiği, Musa‘nın Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtardığı, Yunus‘un balığın karnından çıktığı, İsa‘nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltildiği günler de hep Muharrem’in 10 gününde yaşanmış kabul edilir… Musevilerin bu günü oruçla geçirdikleri, Hz. Muhammed’in ise, bu günde oruç tutmayı tavsiye ettiği bilinir…

Hatırlatmak isterim ki:Yukarıdaki paragrafta geçen özel isimlerin tümü peygamberlerimizdir!..

Aleviler, Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin’in, Kerbala’daki acısı başta olmak üzere, 12 imamların acılarını anmak ve anlamak için “Muharrem Matemi” tutarlar!.. Matemin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevi öğretisini özümsetmektir. “Muharrem Matemi” aşure geleneği ile son bulur… 12 gün orucun ardından “Aşure Günü” yapılır. Canlara 12 değişik malzemeden yapılan aşure tatlısı ikram edilir…

Dinsel yönü ağır basan bu geleneğin, CHP gibi laikliği benimsemiş bir partide yaşatılması doğru değildir!.. Sırası gelmişken, diğer dini bayramların kutlamalarının da parti merkezinden yapılmasının aynı derecede yanlış olduğuna işaret etmek isterim. Alevi dernekleri, Cemevleri dururken, oralarda yapılması gereken dini tören veya ibadetlerin, CHP örgütlerinde yapılması, partiye bir mezhebin egemen olduğu şeklinde anlaşılır ve bu durumdan hiç bir şekilde siyasi yarar elde edemez!.. Böyle bir durumun yaşatılması, çoğunluk durumundaki Sünnilerin, CHP’ye oy vermemesi sonucuna kadar gidebilir. Y-CHP’nin parti yönetimine egemen olması ile başlayan bu gericilik, bir tek AKP’nin elinin güçlenmesine ve dizginlerinin tamamen boşalmasına yaramaktadır!..

CHP’nin, bundan böyle “dini siyasete alet ediyorlar” diyerek AKP’den şikayetçi olması da ciddiye alınmaz. Eline fırsat geçer geçmez, laiklik ilkesine bağlı bir partiyi, Alevi mezhebinin tekkesi haline getirenlerin, Sünnilerin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaları”na da söyleyecek sözleri kalmaz!..

Cumhuriyet tarihi boyunca, din ticaretine ve yobazlığa karşı fren görevi yapan Aleviler, ne yazık ki, bu son hamle ile gaz pedalı işlevi görmeye başladılar. Aleviliği “sapkınlık” olarak tanımlayan Sünnilerin, devlet aygıtına tam olarak hakim olduktan sonra, Alevilere yaşam alanı bırakmayacakları kesindir!.. Osmanlı döneminde “rafizi, zındık ve sapık” oldukları düşünülerek öldürülen Alevilerin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “ibadetleri ibadetten sayılmamış”, dedeleri “üfürükçü” seviyesinde aşağılanmıştır. Tekkelerin kapatılmasından sonra Atatürkçü düşünce ile tanışan Aleviler, uzun süre siyasetin ilerici kanatlarında yer almışlardı. Örgütlü olmalarına rağmen Çorumları, Kahramanmaraşları ve Madımakları da yaşamak zorunda kalmışlardır. Yakın geçmişte yaşanan bu üzücü olaylar, Alevilerin kendilerini en rahat ifade edebilecekleri ve inançlarını özgürce yaşayabilecekleri tek rejimin; laik demokratik cumhuriyet olduğunu bir kez daha ortaya çıkartmıştır. Şimdi yaptıkları gibi, Alevilik inancını siyasete bulaştırmaları, demokrasinin olmazsa olmazı olan “laiklik ilkesini” dinamitlemekten başka bir anlama gelemez!..

Alevilik sonuç itibariyle, İslam devletlerindeki iktidar savaşlarının ortaya çıkarttığı mezhep temelli bir muhalefet harekettir. Ortaya çıkışında siyasi sebepler bulunsa da o sebeplerin hiç biri CHP’ye yol gösterici olamaz. CHP’nin rehberi, kurucusu olan Ulu Önder’imizin defalarca vurguladığı gibi; dinsel doğmalar değil, çağdaşlıktır, ilim ve fendir...

Unutmayınız ki, Hz. Muhammed’in amcası Abbas Bin Abdülmüttalip’in soyundan gelen Abbasiler, Emevi yönetimine karşı ayaklanıp, 750 yılında halifeliği ve iktidarı ele geçirmişlerdir. Emevi hanedanın kurucusu olan Muaviye ise, Mekke şehrinin hakimi ve İslamın en büyük düşmanlarından, o dönemde oldukça varlıklı olan Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke’li Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye (Emevi) ailesindendir. O da Hz. Muhammed ile aynı kabileden olup, yakın akrabasıdır

Tarih bilgilerimize göre, “Kerbela Savaşı” Irak’ın Kerbela şehrinde 680 tarihinde Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin ve 72 yoldaşı ile birlikte Emevi Halifesi I. Yezid‘e bağlı ordu arasında geçmiştir. Şii ve Alevi inanışının belkemiğini oluşturan en önemli olay budur. İmam Hüseyin’in ölümü her sene “Aşure Günü”nde anılır ve o gün Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem’in 10. günü olarak kabul edilir!..

Kısaca bu şekilde özetlenecek olan Aleviliği, Cumhuriyet Halk Partisi‘nin içerisine eklemlemeyeçalışmak; Türk halkına yakın tarihimizi unutturmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Oysa bizim bir kurtuluş tarihimiz ve kuruluş felsefemiz vardır. AKP iktidarı, Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyet tarihini müfredat dışına çıkartırken, CHP’nin bir adım öne geçmesi acı ve ibret vericidir! Cumhuriyet tarihimiz yerine Arap tarihini geçirmeye çalışmak; gaflet ve dalalet değilse, açıktan ihanettir!..

Av. Cemil Can

(7) http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk’%C3%BCn_Devrimleri

 

 

 

Y-CHP’DE PARTİ SUÇU!..

gülseren_onanç1

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili Binnaz Toprak, Komisyonun CHP’li üyelerinin “Anadilde savunma” konusunda MYK’da belirlenmiş olan parti görüşüne uygun olarak sundukları muhalefet şerhine itiraz ettiler. Üstelik üyesi olmadıkları bir komisyonda bu görüşlerini dile getirdiler. Komisyon başkanının bu milletvekillerine neden söz verdiği ise ayrı bir bilinmezlik. Bu işin bir yanı. Asıl önemli olan, düşünceleriyle doğrudan genel başkanı temsil eden bu iki milletvekilinin, uymak zorunda oldukları MYK kararını tanımamış olmalarıdır. Onların bu korsan hareketinden Kılıçdaroğlu’nun haberdar olmadığını ve böyle bir konuşma yapılmasına onay vermediğini düşünemeyiz.. Eğer öyleyse Kemal Bey’in, liderliğinden sonra genel başkanlığı sorgulanmaya başlanır!..

Diğer yandan, bir başka Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç, CHP’nin “devrimcilik” ilkesinin işletilemediğini ve bu yüzden de CHP’nin kendisine uygun bir parti olmadığını söylemiş.(1) Bu hanımefendi, PKK’nın temel talepleri arasında bulunan “özerklik” konusunu da savunuyor. (2) Aynı şekilde “Anadilde eğitim”i çocuk sorunu olarak görüyor!.. “Kürt sorunu” konusunda kendileri gibi düşünmeyenlerden ise şikayetçi. Bu yüzden partide “fikir birliği” olmadığını söylüyor!.. Bu da bir genel başkan yardımcısı. İş bölümü içerisinde kendisine bırakılan alanda, genel başkanı temsil ediyor. Görüşlerinin Kılıçdaroğlu’ndan farklı olduğu söylenemez!..

Bunlar gibi daha onlarca örnek sayabilirim!..

CHP bağımsız bir parti mi yoksa taleplerini TBMM’nde dile getirmekle görevli PKK’nın bir uzantısı mı belli değil!?..

CHP’nin halen yürürlükte olan bir programı var. Parti Tüzüğüne göre, yürürlükteki programla uyuşmayan söylemler yaptırıma bağlanmıştır. Hem de en ağır bir şekilde…

CHP Partı Programına göre; ideolojimizin temel dayanakları şu şekilde ortaya konulmuştur: “Partimizin ideolojisini besleyen, üç ana kaynak: Atatürk’ün modernleşme devrimi ve altı ok ilkeleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları, Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimidir. (…) Çağdaş Türkiye için değişim programı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin onurlu geçmişiyle aydınlık geleceğinin çağdaş sentezidir. CHP, bu ideolojik birikim, değer ve duyarlılıklar temelinde; ulusal kurtuluş mücadelesinin tam bağımsızlık ruhunun temsilcisidir.(…) Laik, demokratik cumhuriyetin kararlı savunucusudur…” (1)

Görüldüğü gibi CHP üyeleri onurlu geçmişleriyle övünürler!.. Geçmişlerine küfretmezler!..

Kürt sorunu” ile ilgili olarak da CHP’nin belirli ve tutarlı görüşleri vardır. Etnik farklılıkları ülkemizin bir zenginliği olarak kabul eden CHP, “Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır… CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuştur. (…) Üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz.(…) CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünü ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür. (…)

CHP, Her etnik kökenden yurttaşımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi anadilini özgürce kullanabilmelerine, özel dershaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine; (…) olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar”(2)

“Dinin siyasallaştırılmamasını, siyasetin dinselleştirilmemesinin güvencesi” olarak kabul eden CHP’nin, “laiklik ilkesi” hakkındaki görüşü de son derece anlaşılır haldedir. CHP, “Devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılmasının, birbirini etkilememesi” olarak tanımladığı laikliği, hiç bir şekilde ödün veremeyeceği temel ilke olarak kabul etmiştir. (…) CHP, dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasını demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan ve anayasamızın değiştirilemez hükümleri ile çelişen bir davranış olarak görür. (3)

Demek ki, CHP “üniter devlet” ve “ulus devleti” savunur, laiklik ilkesinden de hiç bir şekilde ödün veremez… Aksine bütün söylemler parti programına aykırılık teşkil etmektedir…

CHP’nin Programında “özerklik” konusunda da net bir duruş sergilenmiştir:

“Küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her türlü idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.” (4)

“CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak görür. (…) Yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.” (5)

CHP’nin Terör ve PKK konusunda parti programında belirlenmiş ve kurultay tarafından da benimsenerek onaylanmış bulunan görüşleri ile Y-CHP yönetiminin görüşleri birbirine tamamen terstir!..

Cumhuriyet Halk Partisi Programı’nda Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları, “özgürlük savaşçıları” olarak değil, terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır… CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermez. Terörle mücadele esas alınmıştır…

“Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir.(…) Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır.”(6)

NATO kuvvetlerinin İzmir üzerinden Libya’ya saldırmasına destek veren Y-CHP’nin tutumu, CHP Programı’na tamamen aykırı düşmüştür:

“Geçmişte bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz bir saldırıya uğramadıkça barış içinde yaşamak ister. Silahlı kuvvetlerimiz ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.(…) Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.(7)

Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğü’nün parti suçları ile ilgili 70. maddesine göz atalım.

70.Maddenin (A) bendinin;

(a) fıkrası:

Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak,”

(b) fıkrası:

Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak,”

(d) fıkrası:

Parti doğrultusuna ve temel ilkelere aykırı siyasal çalışmalara ve eylemlere katkıda bulunmak,”

(f) fıkrası:

Kurultay, kongre, grup ve meclis işlemlerinin, seçim çalışmalarının yasa, tüzük ve yönetmelik kurallarına uygun olmasını engellemek, bozmak, bozdurmak amacı ile yetkili organlara ve kişilere karşı Tüzüğe uygun itirazlar dışında her türlü engelleyici davranışta bulunmak” şeklindeki eylemler, kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçları olarak hüküm altına almıştır…

Milletvekili adayı oldukları gün CHP’ye üye olan 63 milletvekilinin, özellikle de başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, yetki ve sorumluluk makamlarında bulunanların söylemleri, tutum ve davranışları dikkate alındığında, hiç birinin CHP’de üye olarak kalamayacakları son derece açıktır. Ve sanırım bu nedenledir ki, Kemal Kılıçdaroğlu, uzunluğunu bahane ederek parti programını değiştirmek istemektedir. Böylece hiç bir zaman CHP’li olamayan arkadaşları ile birlikte, işledikleri suçları suç olmaktan çıkartmayı düşünmektedirler…

Genel başkanın hesap vereceği tek organ Kurultay olduğundan, onu hesaba çekmek için o günü beklemek gerekirse de diğerlerinin tümü hakkında gecikmeksizin Parti Meclisi’nin gerekli işlemleri başlatması gerekir. Harekete geçmek için “ihbar” bekleniyorsa, bu yazımı ihbar kabul edebilirler. Aksi halde, “Deniz Feneri” soruşturmasında olduğu gibi, disiplin soruşturması başlatma mevkiinde bulunanlar, parti suçu işleyenler tarafından soruşturulmaya başlayacak!..

Benden söylemesi!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://t24.com.tr/haber/chpli-onanc-chp-devrimci-degil/217007

  2. http://www.facebook.com/GulserenOnanc

  3. CHP Programı s.23-24

  4. Age s.46-48

  5. Age s.50

  6. Age s.82

  7. Age s.86

  8. Age s.113-115

  9. Age s.119

 

EŞKIYANIN İTİBARI!..

chp-miting

AKP’nin Tekke ve Zaviyelerin Açılması ile ilgili yaptığı açıklamalar Alevi kesimin bir bölümünü pek heyecanlandırdı. Y-CHP milletvekili Hüseyin Aygün, Başbakan’ın :”CHP Genel Başkanı, Seyit Rıza’nın izinden gitmek yerine işbirlikçilerle Dersim’in üzerini örtmeyi tercih etmiştir” şeklindeki uyarısı üzerine, kendi dedesini ayrı tutup, Seyit Rıza ve arkadaşlarının “itibarının” iadesi için derhal bir kanun teklifi hazırladı. Hüseyin Aygün’ü Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun:”Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmazsa, belki açlık grevine gideceğim” diyerek, destekledi. AKP, Alevilerin bir bölümü ve Y-CHP’nin bu konudaki söylemi bire bir örtüştü… Hiç kuşku yok ki, her iki tasarı da gündemi saptırmaya yöneliktir. Türk halkının gözünden asıl kaçırılmak istenen PKK ile yapılan anlaşmadır!..

Hükümet ile PKK’nın Oslo’da başlayıp aralıksız olarak sürdüğü anlaşılan görüşmelerin böyle bir sonuca bağlanacağı bekleniyordu. Türk halkının böyle bir finale “hazır olmadığı” daha önce yaşanan “Habur açılımı”ndan belliydi. “Anadilde eğitim” konusunda görüşü sorulan Kılıçdaroğlu da “Halkın henüz hazır olmadığını” söylediğini anımsayınız. Y-CHP, hükümetin PKK ile Oslo’da vardığı mutabakata karşı değil. Bu duruşunu Kılıçdaroğlu çeşitli vesilerle defalarca açıklamıştır. Ona göre sorun halkın hazırlanmasıdır ve bunun için Y-CHP’ye görev düşmektedir…

PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın son açlık eylemi de halkı “hazırlamak” içindi!.. Eylem sonunda varılan mutabakata göre, PKK’nin isteklerinin tamamı kabul edilmiştir. Hükümet, Kürtçeyi “ikinci resmi dil” olarak kabul edebileceğini ilan etmiştir. Anadili öğrenme ve anadilde savunmahususlarında pratikte bir sorun kalmamıştır. Şimdi “anadilde eğitim” için kollar sıvanmaktadır. Abdullah Öcalan’a “tecritin kaldırılması” için de gerekenin yapılacağı sözü verilmiştir. İlk adım olarak, İmralı’ya her hava koşulunda gidiş gelişin sağlanması için donanımlı bir deniz aracı tahsis edilmiştir. İlk deneme Apo’nun kardeşi Mehmet ile yapılmış, Mehmet İmralı’dan “Serok”un “açlık grevini bitirin” talimatını alarak yerine ulaştırmıştır… Apo’nun Kürtlerin tartışmasız lideri haline getirilmesi ile sonuçlanan bu sürece, Y-CHP yönetiminin bir itirazı olmamış, aksine en üst seviyede memnuniyet dile getirilmiştir…

ABD’nin sözünden çıkmayacağı kesin olan ve zaten bu şartla canı bağışlanan Abdullah Öcalan, bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti’nin muhatabıdır!.. Başka bir anlatımla, kurulmakta olan ikinci İsrail’in, yani “Bağımsız Kürdistan”ın başkanı olduğu “resmi” olarak kabul edilmiştir!.. Yapılan bu hamle, Büyük Ortadoğu Projesi ile de son derece uyumludur!.. Bu noktada Y-CHP‘nin, Büyük Ortadoğu Projesi’ne bir itirazı olmadığını da işaret etmek gerekir. Böylece Kılıçdaroğlu’nun Bayburt mitinginde “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı kimdir?” şeklindeki sorduğu sorunun, boş bir laftan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır!..

Kurulması neredeyse kesinleşen ikinci İsrail’in, güvenliği için de ne gerekiyorsa yapılmaktadır. Malatya Kürecik’teki radar üssü (füze kalkanı) zaten bu iş için kurulmuştur. Şimdi de Suriye sınırına yerleştirilmek üzere, NATO’dan “resmen” Patriot füzeleri talep edilmektedir. Rusya’nın, sınırın “askerileştirilmesi” bölgedeki istikrarı bozar itirazına rağmen, süreç gözü kara bir şekilde işletilmektedir… Denebilir ki, bundan böyle her iki İsrail’in güvenliği Türkiye üzerinden sağlanacaktır! Tam da bu sırada İsrail Gazze’ye saldırmıştır. Bir yandan İsrail’in güvenliği için en önemli adımları atan Türkiye, diğer yandan da Gazze’de öldürülen masum siviller için bağırıp çağırmaktadır. Erdoğan Arap ülkelerini İsrail’e karşı bir şey yapmamış olmakla suçlayıp azarlamaktadır!.. Adeta ikinci Davos şovu yaşanıyor!.. İlginç olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Faruk Loğoğlu’nun, Y-CHP adına “NATO’ya da Patriot’a da karşı olmadığını” açıklamış olmasıdır!.. Bu açıklama ile Y-CHP’nin daha önce “Kürecik’teki radar üssüne karşı olduğu” şeklindeki yaptığı açıklamalar da açığa düşürülmüştür!..

Bu arada Tayyip Erdoğan, federasyona doğru bir adım daha atıp; Büyükşehir Yasası ile sınırlarını belirlediği “eyaletlere”, valilerin seçim yoluyla atanmaları tartışmasını da başlatmıştır!.. Başkanlık Rejimi’ne “evet” demesine karşılık, BDP’ye verilen taviz gibi durduğuna bakmayın, bu iş de BOP ile son derece uyumludur… Bu duruma da Y-CHP’nin bir itirazı yoktur!.. Bu kadar destekten sonra, yeni rejimde Kılıçdaroğlu’na da herhalde bir tekkenin şeyhliğini verirler!.. Öte yandan, “Teröristler silah bırakarak başka ülkeye gidebilirler” diyen Başbakan’ın, geniş bir af hazırlığı içerisinde olduğu da anlaşılmaktadır. Afla birlikte KCK’nın üçüncü talebi olan “Öcalan’ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi” talebi de karşılanmış olacaktır. Y-CHP’nin Genel Başkanı “Bundan da ayrıca memnuniyet duyarız” diyerek AKP ile aynı görüşü paylaştığını ifade etmiştir. Zaten genel seçimler sırasında genel affı dile getiren Kılıçdaroğlu’ydu. “Genel af” da BOP ile son derece uyumludur!..

Artık “Özgür Kürdistan”ın kurulması için basit son bir hamle kalmıştır: KCK‘nın ikinci bir açlık grevi eylemi veya PKK’nın şehirlerde başlatacağı “serhildan” bu iş için yeterli olacaktır. Zaten böyle bir başkaldırı için Kürt halkına yeterince antrenman yaptırılmıştır. Olası böyle bir gelişme karşısında, hükümetimizin tavrı bugünden belli olmuştur. Başbakanımız, “Bizim topraklarımız aynı zamanda 4. maddeye göre NATO’nun da topraklarıdır” diyerek, topraklarımız üzerindeki “egemenlik” haklarından vazgeçmiştir. Dolayısıyla bu topraklar üzerinde Kürtlerin başkaldırısı söz konusu olunca hükümetimiz, inisiyatifi NATO’ya bırakacağını daha baştan ilan etmiştir!..

Daha ne yapsın?..

NATO “kendi toprakları” üzerinde Ortadoğu’nun “barış ve istikrarı” için ikinci bir İsrail’in kurulmasını zorunlu görebilir!.. O zaman biz istesek de bir şey yapamayız. Zira kendi elimizi kolumuzu bağladık!..

Bu noktada asıl acı veren ve düşündürücü olan; emperyalizme karşı ilk kurtuluş mücadelesini verip, zaferle sonuçlandıran, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine düşürüldüğü durumdur. CHP, Yeni CHP adıyla bu büyük ve hain oyunun içerisinde rol üstlenmiştir!.. CHP, Türk halkının bu aşağılık plan karşısında mücadelesini örgütleyecek yerde, Y-CHP adını alarak, direnişi kırmak ve halkı bu kötü sona hazırlamakla ne yazık ki, düşman saflarına katılmıştır!.. Başsız ve örgütsüz bırakılan halk, artık başının çaresine bakmak zorundadır!..

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin üyeleri ile birlikte, yukarıda özetlenen gelişmeleri tartışmak, çözümler üretmek ve sağlam bir duruş belirlemek üzere beyin fırtınası yapma zamanı çoktan gelmiştir. MuhalefetinSeyit Rıza haininin, olmayan itibarının iadesi gibi gereksiz tartışmaların içerisinde eritilmesi de planlıdır… Pırıl pırıl üniversite öğrencilerinin:”Biz Menemen’de Kubilay, Ulucanlarda asılan üç fidan, Dersim’de Seyit Rıza’yız…” (1) diye bağırtılması ise, bu adi işbirliğinin içerisinde yer almanın en açık kanıtıdır!..

Herkes kendi görevini yapıyor” sözü defalarca doğrulanmıştır!..

AKP yönetiminin Atatürk’ü “itibarsızlaştırmak” için yaptığı bütün hamleler tersine etkiler yapmış, halk Atatürk’e daha çok sarılmış ve sahip çıkmıştır. Bu nedenle bu rol, şimdi Bay Kemal’e verilmiştir… Kılıçdaroğlu, “Dersim’in mağduru benim, mağdur hiç özür diler mi?” sözleri ile doğrudan Atatürk’ü hedef almıştır. Aslında yangına benzin döküyor da denebilir. Zira biliyoruz ki, Dersim İsyanı’nın bastırılmasında harita üzerindeki “taktik işaretler” bile bizzat Atatürk tarafından çizilmiştir. (2) Onun sağlığında bilgisi dışında bu boyutta bir isyan bastırılamayacağı açıktır!..

Türk halkının önünden gerçek gündemi kaçırmak için Kılıçdaroğlu ve ekibinin, eşkıya başı Seyit Rıza’yı “devrimci” bir lider, “Dersim İsyanı”nın bastırılmasını da bir “katliam” veya “soykırım” gibi gösterip, bir süre daha kullanmaya devam edecekleri anlaşılmaktadır. O bakımdan, daha önce işlediğimiz bu konuya, (3,4) bu defa da sol cepheden bakmakta sayısız yararlar vardır:

23 Şubat 1934 tarihli Komintern (5) raporu, Kürt aşiret reisleri ve bulundukları cepheyi şöyle değerlendirir: Aşiret reisleri ve Kürt şeyhleri, İngiliz ve Fransız emperyalizminin basit birer paralı askeridir. (…) Emperyalizmin, eski padişahlığın ve halifeliğin doğrudan ya da dolaylı ajanı olan Kürt beyleri, iki büyük isyan örgütlediler. (1925 ve 1930)(6) Bu isyanlar, gerici bir karakter taşıyor, doğrudan İngiliz emperyalizmi tarafından himaye ediliyordu.(…) Bu isyanlar, Doğu’da Sovyet karşıtı kampanyanın bir parçası ve Türkiye’yi bir dost olarak SSCB’den ayırmak için siyasi ve ekonomik alanda Kemalistlere baskının bir aracıydı. (…)

20 Aralık 1935 tarihinde yeniden çıkmaya başlayan TKP’nin yayın organı Orak Çekiç‘te Yazı Komitesi imzası ile şu satırlar yer almıştır:Kemalist inkilabın başarılması ülkede bir çok zümre ve elemanların hoşnutsuzluğunu da beraberinde getiriyordu. (…) Türkiye emperyalizm için siyasal bakımdan bir yarı sömürge olmaktan çıkmıştı. Ekonomik bakımdan da bu tehlikenin alametleri görünüyordu. Onun için, emperyalist sermaye Türkiye’de reaksiyonerleri tutuyor, onlara para yardımı yapıyor, onları teşkilatlandırıyor, ayaklandırıyordu. (…) İşte 1925 yılında Kürdistan’da patlayan irtica kalkışması Türkiye içinde bu gibi reaksiyoner ayaklanmaların en önemlilerindendir.(…) Kemalist burjuvazi haklı olarak bu irtica hareketlerine karşı koydu ve onu ezdi. Reaksiyonun ezilmesiyle inkilap namına iyi bir iş de görülmüş oldu.” (…)

27 Haziran 1937′de Rusça ve Almanca olarak “gizli” ibaresiyle Komintern’e sunulan raporda İsmail Bilen (Marat) imzası ile şunlar yazılmıştır: Dersim’de muntazam yollar yoktur. Bütün yollar patikalardan ibarettir. Pazar münasebetleri az inkişaf etmiştir.(…) Dersim’de yetişen mamulleri, (…) Elaziz veya civar pazarlara pek cüzi miktarda indirirler. Bu ticaret de daha ziyade yerli ağaların alış verişle uğraşan taife-i celebinin elindedir. Dışarıdaki tüccar veya celep oraya mal gönderemez yahut oradan mal ve davar toplayamaz. Çünkü daima soyulur. Yabancı tüccarın, soyulmadan burada alışveriş edebilmesi için muayyen mıntıkalara hakim aşiret reislerine, beylere adeta bir ‘yer bastı‘ parası vermesi gerekir. (…) Bütün aşiretler silahlıdır. Silahlı kuvvetler aşiret reisinin emri altındadır. (…) Derebeyliğin en iptidai şekilleri burada devlet nüfuzunun ve idare aparatlarının kurulmasına engel olmuştur. (…) Dersim’de talan ve plaçka (7) pek tamim (8) etmiştir. Plaçkacılık yapanlar, ağanın namına iş görürler. Soygunculuk aşiretler arasında olduğu gibi Dersim’e civar kazalara da baskınlar yapılır. (…) Aşiretler kendi aralarında şiddetli kan davaları güderler. Birbirlerini talan etme yüzünden pek çok çarpışırlar. Fakat bütün bunlar tamamen harice karşı, hükümet kuvvetlerine karşı aşiret reisleri daima birleşirler. (…) Dersim şimdiye kadar hiçbir zaman doğru dürüst hükümete ne asker ne de vergi vermiştir. Vergi ve asker daima ağalar ve şeyhler vasıtasıyla ve muayyen pazarlıkla ‘kesim‘ (9)şeklinde alınmıştır. Vergiyi ‘kesim’ şeklinde vermek, asker vermemek, silah vermemek, eşkıyayı himaye etmek ağanın menfaatine göre olmuştur. Ağa, bey köylüden halktan istediği gibi istediği kadar vergi topluyor. O asker kaçağını kendisine müsellah(10) fedai yapıyor. Eşkıyayı taşıyor. Çünkü bu kuvvet onun için bir gelir menbaıdır.(11) (…)

TKP yetkilisine göre, Dersim’de halk ağaların, beylerin, şeyhlerin, mirlerin tahakkümü altındadır ve kapkara cahildir. Seyitler, (12) binbir türlü hurafeyle, kör inançlarla halkın kafalarını doldurmuşlardır. (…) Dersim ne 1925 mürteci Şeyh Sait isyanına ne de 1930′daki irticai Ağrı hareketine iştirak etmiştir. Dersim’de patlak veren isyanların pek çoğu, ya bir vergi tahsildarını vurmak, ya asker kaçağı toplamak isteyen jandarmaya ateş etmek, yahut soygunculuk yapan eşkıyayıtedip etmek için gönderilen hükümet kuvvetleriyle çarpışmak yüzünden çıkmıştır. (…) Bu hallerin hepsinde ağa ile halk, beyle köylü daima bir olabiliyor; aşiretler hükümete karşı tek cephe kesilebiliyor. Fakat her seferde bu biçare birleşmeler, fakir dairesiyle halkın kötülüğüne olmuştur. (…)

Derpiş edilen idari tedbirlerle Dersim’de mektep, yol, köprü, kışla ve sık sık karakollar kurulmaya, askerlik ve vergi işleri sıkı tutulmaya başlandı. Dersim şeyhleri, beyleri, aşiret reislerini batı vilayetlerine yerleştirmek işine girişildi. Hatta bunların bir listesi hazırlandı. (…)

Ardından hükümetin Meclis’ten çıkardığı aşiret yapısını kaldırmaya yönelik kararları sıralayan TKP ve Komintern yetkilisi, bu suretle Dersim aşiret reislerinin elinde bulunan halkın malının tapu idareleri tarafından tespite başlandığını ifade eder. Marat’a göre Dersim İsyanı’nın esas sebebi de burada yatmaktadır.(…)

Dördüncü Ordu Müfettişliği’nin icraatına karşı, halk içinde şu şiarları yaydılar: ‘Ey Dersimliler! Nasıl oluyor da sizler üç yüz seneden beri kimseye teslim olmadığınız halde askersiz, leşkersiz (13) sakin Hüseyin Abdullah Paşa’ya teslim olursunuz. Hükümetin elinde asker yoktur. Hem hükümet buraya asker sevk etmeye kalkışırsa İngiliz ve Fransızlar derhal ilanı harp edecekler ve bizi kurtaracaklar. Araplar da bizimle beraberdir.’ (…)

Marat isyanla ilgili şu satırları kaleme almıştır: İlk kıvılcım Nisan’da çıktı. Şeyh Hasan kolunun başı ve Koçuşağı’nın reisi Seyit Rıza’nın adamları ‘İn’ karakolunu basıyorlar ve beş askeri öldürüyorlar. Bu sırada köprüyü de yıkıyorlar. (…) Vaziyet bu şekli alınca, hükümet Dersim’de tam bir operasyon harekatı yapmaya karar verdi. Elaziz garnizonu bütün cüzitamları(14) da Dersim üzerine sevk edildi.(…) İsyancılar etrafına 700 kilometrelik bir çember vücuda getirildi. Harekata tayyara filosu iştirak etti. (…) İsyancılar son çıktığı yerler: 1. Kutu Deresi (Burada 3000 kişilik silahlı bir grup oluşturuldu.) 2.Subtanbaba Dağı (Buralarda ise yaklaşık 7000 kişilik silahlı gruplar bulunmaktadır.) 3.Kızılbağ (Buralar yüksek, sarp, yalçın ve geçilmesi zor yerlerdir. Haziran’akadar bu yerlerde çarpışan asilerin yekunu 10.000′i buluyordu.

Yani mürteci Dersim beylerinin kaldırdıkları irtica isyanında Kürt köylülerinin, Dersimli fakir ve emekçi halkının; asker Türk köylülerinin ve halkının kanları akmıştır. (…)

Ayrıca TKP, başka bir raporunda Dersim İsyanı’nın ezilmesini İsmet Paşa hükümetinin feodal gericiliğe karşı en büyük zaferi olarak yorumlamıştır.

Sovyet tarihçi Dr. S. Zavriyev  ise Dersim isyanının bağlarının Suriye’ye kadar uzandığını ve emperyalist devletler tarafından kışkırtıldığını ifade eder. (…) Yazara göre, Kürt ayaklanmaları antiemperyalist hareketi zayıflatmak için kullanılmaktadır ve bu sebeple de nesnel olarak gerici  bir rol oynamaktadır.(…)

Prof.Dr.A.F. Miller, isyan sebeplerini ele alırken, (…) ‘Bölgede yapılan reformlara karşı çıkılması ve Hatay meselesinden dolayı Fransızların kışkırtması temel sebeplerdir. Ayrıca vergi sisteminin bölgede düzene sokulması de isyanda rol oynamıştır.’ demektedir.

25 Temmuz 1948 tarihli Zarya Vostoka‘da çıkan bir değerlendirmede, Amerika’nın “Büyük Kürdistan” projesinin zengin petrol yataklarının olduğu Musul’u (Irak), Kırmanşah’ı (İran) ve Diyarbakır’ı kapsadığı ifade edilmektedir. Yapılan tahlile göre artık ABD, Kürdistan projesinde devreye girmektedir.” (15)

Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın “BOP’nde Diyarbakır bir yıldız olabilir” sözlerini hatırlatmak isterim…

Seyit Rıza‘yı kahraman yapmaya çalışan zavallıların da aynı projenin görevlileri olduğundan hiç kuşku duyulmasın. Kürt feodal ağaları, hiçbir şeyden haberi olmayan, kara cahil ve gariban Dersimlilerin erkerlerini hükümet kuvvetleri ile çarpışmak üzere dağlara sürmüş, kadın ve çocuklarını ise kendilerine siper ederek öldürtmüşlerdir. Tarihi gerçekler böyledir. O insanların ölümünden birinci derece sorumlu olan Kürt ağa ve beyleridir. Dersim’in kızlarının kaybolmasının sorumluluğu da bugün Seyit Rızalara iade-i itibar isteyenlerin dedeleri olduğu kanıtlanmıştır!.. Hiçbir şeyden haberdar olmayan Dersimli kadın ve çocuklara yaşatılan korkulardan üretilmiş anıları dinleyerek ve aktararak Dersim anlatılamaz. Devletin arşivinin de tek başına yeterli olamayacağı söylenebilir. O bakımdan komşuların ve iç isyanları kışkırtan devletlerin arşivleri birlikte incelendiğinde gerçekler ortaya çıkar. Nitekim başka bir bakış açısı ile daha önce kaleme aldığım iki yazıda görüşleri, Rus devlet arşivindeki belgeler doğrulamaktadır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/11/sevgili-ozan-ozgur-dogru/

 

(2)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/11/417/

 

(3)http://www.cemilcan.av.tr/s.173.htm 

(4) http://www.cemilcan.av.tr/s.175.htm

(5)Komintern:Komünist Enternasyonal

(6)1925 Şeyh Sait İsyanı, 1930 Ağrı İsyanı

(7)Plaçka: Çapul

(8)Tamim etme: genelleşme

(9)Kesim:Hazineye ait bir gelirin belirli bir bedel karşılığında verilmesi

(10)Müsellah:Silahlı

(11)Menba: Nimetin veya herhangi bir şeyin çıktığı yer

(12) Seyit: Hz. Muhammet’in soyundan olan kişi

(13) Leşker:Ordu, asker

(14)Cüzitam:Askeri birlikler

(15) Mehmet Perinçek, Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları (sy165-178)


 

KILIÇDAROĞLU’NA AÇIK MEKTUP

Muazzez İlmiye Çığ1

Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektup

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
Ankara

Pek Sayın Başkanımız,Ankara’ya geldiğimde bana gösterdiğiniz yakın ilgiye son derece memnun olmuştum, müteşekkirim. Siz Başkanlığa çıktıktan beri sizi büyük bir ilgi ile izliyorum. Gayet huzurlu , tam bir Beyefendi duruşunuz, sorulara verdiğiniz son derece rahat yanıtlar gerçek bir siyasetçi olduğunuzun kanıtı. Ancak ne yazık ki, CHP ilk zamanki ilkelerini yitirerek sizin elinize geldi. onları eski durumuna getirmek kolay değil. Zaten Atatürk zamanında bile üyelerin bir kısmı 6 oku tam anlamış değillerdi. Özellikle layıklığı. Anlaşıldığına göre size danışmanlık yapanlar da doğru dürüst bilgili değil, çünkü size sorulan soruların yanıtlarında bazı uyumsuzluklar gördüm. örneğin:1-Türkiye’de laiklik tehdit altında değildir, diyorsunuz.
Halbuki gerçek Atatürk yolunu izleyenlerin en büyük korkusu laikliğin kaldırılması. Gerek Başbakan, gerek Cumhurbaşkanı TV lerde “laiklik dinsizliktir” dediklerini ben kulağımla duydum. İkisinin eşlerinin giydikleri kıyafetlerle Türkiye Cumhuriyeti kadınlarını temsil etmesi, kendilerinin İslam, ülkelerinin de bir İslam ülkesi olduğunu anlatmak içindir. Halbuki Anayasamızda devletimiz bir din devleti değildir. Din kıyafeti ile devlet kurumlarında çalışılmaz, okunamaz. kimse kimsenin inancına karışamaz, devlet idaresine din giremez. Şimdi bunların hepsi yapılıyor. Başbakan dindar ve kindar gençlik yetiştireceğiz, diye bağırıyor. kindarlık kime, dindar olmayana. yani abdest alıp namaz kılmayana. Ne yazık ki şimdi kızlar okullara başları bağlı kabul ediliyor. Buna da ne yazık ki, önce siz yol verdiniz. Halbuki 1989 da Danıştay kararıyla önlenmişti. Bu laikliğin tam karşısı. Yarın öbürgün bütün kadınlar örtünecek, okumaktan alıkonacak.2-Yargıda cemaat kadrosu var diyemem, diyorsunuz. Hanefi Avcı’nın kitabını okumadınız herhalde ve daha başka yazarların kitaplarını. Bunlar belgelerle gösteriyor nerelerin Cemaat adamlarının elinde olduğunu. Doğruyu yazanlar hapse sokuluyor.3-Dersim katliamından CHP sorumludur. Bunu nasıl söyleyebilir siniz? Bunu şöyle karşılayabilirdiniz . Neden Türkiye hudutları içinde PKK yı bombalıyorsunuz? oralarda Türkler Türk köyleri de var. Dersim işi de devlet işi idi. Devlete karşı gelenler suçuna göre cezalandırılır.4- Sabahattin Ali’yi öldüren bulunmadı ki, neden CHP üstleniyor onu?5-27 Mayıs, 28 Şubat’ın hesaplaşılması gerekmiş!! Pes doğrusu! Atatürk devlet idaresinin demokrasiden uzaklaşmamasını, başka bir milletin işlerimize karışmasının ve irticaın hortlamasının önlenmesi görevini askerlere vermişti. Onlar da gereğini yapmaya çalıştılar. Ama yaranamadılar. Çünkü kurdukları sivil meclisler yine örümcek kafalı, siyasetten anlamayan ve cebini doldurma peşinde koşanlardan oluşuyordu. Atatürk askerlere bu görevi verdiği zaman henüz halkımız demokrasi bilincine varmış değildi. Halk bilinçlenmeye başlayınca tepkilerini göstererek siyasetçilerin devrimimize karşı davranışlarına “dur diyeceklerdi”, ama ne yazık ki, halkımız bu derece bilinçlenemedi. Ülkeyi idare edenler de Oy avcılığı için dini araç yaparak halkımızı gerilere götürmeye kalktılar.6- Siz AKP ile uzlaşarak ülkeye huzur gelsin, düşüncesindesiniz galiba. Süleyman Demirel de hep uzlaşarak olayları çözmeye kalktı ve bugünü hazırladı. Ayni sultan Abdülhamit gibi. O da Osmanlı devletinin sonunu hazırladı.

Yabancı bir ülkenin emriyle yatıp kalkan, memleketi bölme peşinde olan. terör örgütü ile bir masaya oturan, diğer taraftan terör örgütünü canları pahasına yok etmeye çalışan değerli kumandanlarımızı terör örgütü kurdular yalanıyla yıllarca hapiste çürüten, anayasamızı kendi emellerine göre değiştirmek isteyen bir hükümet ile nasıl anlaşabilirsiniz? Bu gidişle ülkenin sonu iç savaşa dönecek. Suriye’den sonra bizi bu halde bırakacaklar mı sanıyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu, siz başa geçince CHP liler büyük bir umuda kapıldı. Gün geçtikçe CHP’nin yolundan ayrılmanız ise herkesi hayal kırıklığına sokmaya başladı. Umudumuz sizdiniz. Bu yüzden üzüntümüz çok. Ülke tepetaklak gidiyor. Terör şehirlerin içinde. Memleketi idare edenlerin yaptıkları korkunç hatalar karşısında yüzleri kızarmadığı, işlerinden atılmadığı gibi sırtları okşanıyor. Her türlü ahlaksızlık aldı yürüdü. Bu nasıl DİN, İMAN, bu nasıl VİCDAN? anlamıyoruz.
Eski CHP’ lilerin sözlerine kulak vermeniz dileğiyle, saygılarımı sunarım.

Muazzez İlmiye Çığ

Sevgili OZAN ÖZGÜR DOĞRU!..

ozan özgür

 

ÖZGÜR DEĞİLSİN BELLİ, ÖN ADIN GİBİ OZAN DA OLAMAZSIN BELKİ, BARİ SOYADIN GİBİ DOĞRU OL!..

EMİNİM FARKINDA DEĞİLSİN; SENİ ÇOK KÖTÜ BİR ŞEKİLDE KULLANIYORLAR OĞLUM…

SENİ KULLANAN; EMPERYALİZMİN TÜRKİYEDEKİ “SOL” AYAĞI, BAY KEMAL’İN “ORADA ÇOK SAYGIN ADAMLAR VAR” DİYE ÖVDÜĞÜ, KURUCULARI ARASINDA YER ALDIĞI, SOROS‘UN UŞAKLARININ TOPLANDIĞI VAKIF: TESEV‘DİR!..

O GÜN NE DEDİĞİNİ HATIRLIYOR MUSUN YEĞENİM?

“BİZ DERSİM’DE SEYİT RIZA’YIZ” DEMİŞSİN!..

BİR KERE SEN SEYİT RIZA OLAMAZSIN OĞLUM, SEN HAİN DEĞİLSİN!..

SEN DEVRİMCİSİN OZAN ÖZGÜR’ÜM!..

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI BAŞLADIĞINDA, PEK YAKINDA MUSTAFA KEMAL OLACAKSIN!..

GENÇ VE HEYECANLISIN BELLİ!..

BİRAZ DA DENİZ GEZMİŞ VE MAHİR ÇAYAN‘SIN BELKİ..

AMA ASLA GERİCİ, YOBAZ, FEODAL BİR AĞA OLMAYA ÖZENEMEZSİN!..

KUBİLAY OLABİLİRSİN, ONA EYVALLAH DERİM!..

ÜÇ FİDAN (DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN VE YUSUF ASLAN) OLMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL AMA MADIMAK’TA YANABİLİRSİN OĞLUM!..

ONA DA BEN KARIŞMAM!..

YOKSA SEN DENİZLERİN VE MAHİRLERİN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEYİ BENİMSEDİĞİNİ BİLMİYOR MUSUN?..

BENDEN SANA BİR AĞABEY NASİHATI OZAN’IM:

BUGÜNDEN TEZİ YOK; YAKIN TARİHİMİZİ OKUMAYA BAŞLAMALISIN!..

BUNA ŞİDDETLE İHTİYACIN VAR. HEM DE HAVA VE SU KADAR…

BANA SORARSAN, MEHMET PERİNÇEK’İN “SOVYET DEVLET KAYNAKLARINDA KÜRT İSYANLARI” ADLI KİTAPTAN BAŞLAMALISIN!..

ÖNCE 165-169 ARASINDAKİ SAYFALARI OKU!..

BÖYLECE SEYİT RIZA‘NIN NASIL BİR İŞBİRLİKÇİ VE CUMHURİYET DÜŞMANI OLDUĞUNU GÖRÜRSÜN…

BİR KAÇ GÜN BEKLEYEBİLİRSEN EĞER, BU İŞİ SENİN ADINA YAPIP TÜRK GENÇLİĞİ İLE PAYLAŞABİLİRİM!.. BİRAZ BEKLE HELE…

SONRA;

GERİ DÖNÜP 68-128 SAYFALAR ARASINA BAKARSIN…

SIRASI GELMİŞKEN ŞEYH SAİT‘İ DE TANIRSIN OĞLUM!…

ONUN NASIL BİR HAİN OLDUĞUNU BİRİNCİ ELDEN ÖĞRENİRSİN!..

ŞİMDİLİK BU KADARI YETER SANIRIM…

ZİYANI YOK ÜNİVERSİTELİM!..

İKTİSAT DERSLERİNE DE ÇALIŞACAK ZAMANIN OLACAK…

DAHA GENİŞ BİLGİ İSTİYORSAN Kİ, İNANIYORUM SENİN İÇİN ÇOK GEREKLİDİR…

O ZAMAN YAZ TATİLİN BAŞLAYINCA TURGUT ÖZAKMAN AMCANIN “ŞU ÇILGIN TÜRKLER“, “DİRİLİŞ” VE “CUMHURİYET” ADLI KİTAPLARINI OKURSUN…

ADRESİNİ BİLDİR, KİTAPLARI HEMEN GÖNDEREYİM…

OKU DA ADAM OL OĞLUM, SENİ ALDATANLAR GİBİ ÇAPSIZ OLMA!..

OKUMADAN OLMUYOR GÖRÜYORSUN!..

AKSİ HALDE, SAHİBİNİ TEKRAR EDEN PAPAĞANA DÖNERSİN…

BİLİRSİN; SIRASI GELDİĞİNDE PAPAĞAN DÖNÜP SAHİBİNE SÖVEBİLİR!...

CHP GENÇLİK KOLLARI GENEL SEKRETERİ UNVANINI TAŞIDIĞIN SÜRECE, AĞZINDAN ÇIKAN HER SÖZÜ TARTMALISIN!..

OTURDUĞUN KOLTUĞUN GERÇEK SAHİPLERİNİ TEMSİL EDİYOR MUSUN?.. SÖYLEDİĞİN SÖZLERLE O MAKAMA LAYIK MISIN BAKALIM?

ACABA ADD VE TGB GENÇLİĞİNİN ÇAĞRILMADIĞI BİR YERE SEN NEDEN ÇAĞRILDIN?..

19 MAYIS’I, 29 EKİM’İ VE 10 KASIM’I ÖRGÜTLEYEN O GENÇLERDEN NEDEN KORKULUYOR HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?..

ONLARIN BULUNMADIĞI BİR TOPLANTIDA “GENÇLER VARDI” DENEBİLİR Mİ?..

OZANIM!..

TARİH BİLMEMİŞ OLMAN, ÇAĞRILMA SEBEBİN OLABİLİR Mİ?

BU NEDENLE Mİ SEÇİLİP O KÜRSÜYE DEVRİLDİN?..

BU SORULARIN YANITINI BULDUĞUN ZAMAN, İŞİN İÇİNDE NASIL BİR İŞ DÖNDÜĞÜNÜ DE ANYACAKSIN?..

HAYDİ KENDİNİ TOPARLA VE 74 MİLYONA DİLİNİN SÜRÇTÜĞÜNÜ SÖYLE…

DİLİN SÜRÇTÜĞÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMEN GEREKMİYOR AMA, BİLMEDİĞİN BİR KONUDA BAŞKASININ YAZDIĞI BİR METNİ OKUDUĞUN İÇİN ÖZÜR DİLERSEN İYİ EDERSİN!..

BÖYLE ZAMANLARDA DİLENDİĞİNDE “ÖZÜR” ERDEMDİR!..

SENİ YİTİRMEYE HİÇ NİYETLİ DEĞİLİZ ÇOCUĞUM!..

GÖRECEKSİN BİR DAHAKİ SEFERE BİRLİKTEYİZ!…

Cemil Can Amcandan

SEVGİLERLE…

 

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=7JhVMnYzyHU

 

O KOLTUKLARDAN KALKIN!..

Dersim

BAŞTA Y-CHP‘LİLER OLMAK ÜZERE; “DERSİM İSYANI“NI ÇARPITARAK GÜNDEME TAŞIYANLAR, UYDURULMUŞ MASALLARLA, GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDEBİLECEKLERİNİ SANIYORLAR… DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPAN İSYANCI DEDELERİNİ “MASUM” GÖSTERİP, BAŞTA ULU ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMAK ÜZERE, DÖNEMİN YÖNETİCİLERİNİ “KATİL” VE “SOYKIRIM” YAPMAKLA, SUÇLAYABİLECEKLERİNİ HAYAL EDİYORLAR!.. 

BÖYLECE DEDELERİNİ DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPARAK DEVLETE BAŞKALDIRAN “ASİ” OLMAKTAN ÇIKARTIP,  KENDİLERİNE “TEMİZ” BİR GEÇMİŞ HAZIRLAMIŞ OLACAKLAR!.. AYNI ZAMANDA ŞİMDİ İŞLEDİKLERİ DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ SUÇUNU GİZLEMİŞ OLACAKLAR!.. BAŞKA BİR İFADE İLE BOP‘UN GÖREVLİLERİ OLDUKLARINI SAKLAYACAKLARDI!..

BU GÜRUHUN, BİR DÖNEMİ KARALAYARAK, ŞİMDİ YAPILMAKTA OLAN  KARŞI DEVRİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAKLA GÖREVLİ OLDUKLARI, AYAN BEYAN ORTAYA ÇIKMIŞTIR!..
GERÇİ DÖNEM ONLARIN DÖNEMDİR: ASTEĞMEN KUBİLAY‘IN BAŞINI KESEN DERVİŞ MEHMETLERİN TORUNLARI DA BAŞ TACI EDİLMEKTEDİR!.. TÜRK HALKI, ASİLERİN ÇOCUKLARINI DİĞERLERİNDEN AYIRMAMIŞTIR. BUNU SORUN  DAHİ ETMEMİŞTİR. “SUÇLARIN ŞAHSİLİĞİ” DİYE BİR İLKE VARDIR VE BU İLKEYE GÖRE, SUÇU KİM İŞLERSE CEZAYI DA O ÇEKER…  BU NEDENLE DEDELERİN YAPTIĞI İHANETİN HESABI, TORUNLARA SORULAMAZ!..
AMA ONLARDA AYNI YOLDAYSA EĞER, YALAN KONUŞUYORLARSA, HALKI ALDATIYORLARSA, TARİHİ GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDİYORLARSA, DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ EDİYORLARSA O ZAMAN ONLARI DA “SUÇU VE SUÇLUYU ÖVMEK“LE SUÇLAYABİLİRİZ!..  BU DA BİZİM EN DOĞAL HAKKIMIZDIR… ELBETTEKİ GENETİK BİR BENZERLİĞE İŞARET EDENLERE DE  SES ÇIKARTAMAYIZ!..
CUMHURİYET VE ATATÜRK DÜŞMANI OLAN BU ZAVALLILAR; HEDEF TAHTASINA DOĞRUDAN ATATÜRK’Ü  KOYMAYI GÖZE ALAMADIKLARINDAN, GERÇEKLERE AYKIRI OLARAK ANLATTIKLARI OLAYLARIN SORUMLULARINI, CELAL BAYAR VE İSMET İNÖNÜ İLE SINIRLI TUTUP KENDİLERİNE YOL AÇABİLECEKLERİNİ SANIYORLAR!..EMPERYALİSTLERİN UYDURARAK CUMHURİYET DÜŞMANLARINA EZBERLETTİĞİ BU MASALLARI TEKRAR EDEREK, GERÇEĞE AYKIRI BİR ALGININ OLUŞMASI SAĞLANDIKTAN SONRA, NASIL OLSA O DÖNEMLE BİRLİKTE ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DE KARALANMIŞ OLACAKTI!.. PLANLANAN OYUN BU KADAR BASİTTİ İŞTE!..
TÜRK HALKINA BU LOKMAYI KİMSE YUTTURAMAZ!..NE VAR Kİ, DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPIP, GENÇ CUMHURİYETİN ASKERLERİNE PUSU KURAN VE ONLARI CANİCE  ÖLDÜREN VATAN HAİNLERİNE KARŞI, DERSİM HAREKATINI BİZZAT ATATÜRK’ÜN YÖNETTİĞİ, TRABZON’DA ATATÜRK KÖŞKÜNDEKİ HARİTA ÜZERİNDEKİ KENDİ EL YAZISI İLE SABİTTİR!.. 
 
DOLAYISIYLA “DERSİM” İLE İLGİLİ  DEVLET ALEYHİNE SÖYLENEN SÖZLER DOĞRUDAN ATATÜRK’Ü HEDEF ALIR!..  BUNUN HİÇ AMA HİÇ KIVIRMA PAYI YOKTUR!..
 
Y-CHP‘NİN GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU‘NUN “DERSİM HOBİMDİR” AÇIKLAMASINI DA BU KAPSAMDA DEĞERLENDİRMEK GEREKİR!..
YA SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ İŞBİRLİKÇİ VE ASİ OLDUKLARINI KABUL EDECEK, YA DA (HOBİSİNE UYGUN OLARAK) ONLARIN İZİNDEN  YÜRÜMEYE DEVAM EDECEKTİR!.. TERCİH KENDİSİNE KALMIŞTIR…
İKİNCİ SEÇENEĞİN TERCİH EDİLMESİ HALİNDE, ULU ÖNDERİN KOLTUĞUNDA OTURMAYA HAKKI YOKTUR!.. ONURLU BİR İNSANA YAKIŞAN DERHAL İSTİFA EDİP ÇEKİLMEKTİR!..
ZATEN ORAYA OTURURKEN DE CHP DELEGESİNİ “GÜLER YÜZÜ” VE  ”SEMPATİKLİĞİ” İLE ALDATMIŞTI!.. BU NEDENLE DE AYRICA HALKA KARŞI  SUÇ İŞLEMİŞTİR!..İŞTE ŞİMDİ SÖYLEDİKLERİMİN KANITINI  GÖSTERİYORUM!..
YUKARIDA GÖRDÜĞÜNÜZ FOTOĞRAF, YÜCE KOMUTAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN DERSİM İSYANINI BASTIRMAK ÜZERE; ÜZERİNDE BİZZAT ÇALIŞTIĞI HARİTANIN ALTINA YAZILMIŞ BİLGİ NOTUDUR… HALEN DE MÜZEDE DUVARA ASILI BULUNMAKTADIR…ŞİMDİ LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARI AÇIP, DERSİM İSYANI İLE İLGİLİ BİLGİLERİMİZİ TAZELEYELİM…
VE;
SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİ“NDE BU YAZININ VE FOTOĞRAFIN PAYLAŞILMASINI SAĞLAYARAK, GERÇEKLERİ DE  MİLYONLARA HAYKIRALIM!..
Av. Cemil Can

Y-CHP’NİN GİZLİ AJANDASI:TESEV’İN RAPORLARI!..

tesevlistesikilicdaroglu

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” açıklamasından sonra, Başbakan, neden BDP’ye “Güneydoğu’nun CHP’si” benzetmesi yapma ihtiyacı hissetti? AKP iktidarının özellikle de CHP’nin geçmişi ile uğraşmasının bir nedeni olmalı! Profesyonelce hazırlandığı belli olan sinsi bir planın uygulayıcıları arasında, yakasında CHP rozeti olanlar da var. AKP’nin genişletilmiş il başkanları toplantısında “Baskı yapmada CHP’den hiç farkları yok, susturmada CHP’den hiç farkları yok, öldürmede, sindirmede CHP’den hiçbir farkları yok… Kusura bakmayın, bu millet yeni bir CHP zulmüne, yeni bir faşizm dalgasına asla ve asla geçit vermez… CHP Genel başkanı ne kendi kişisel tarihini ne de CHP tarihini konuşamaz. Zira her ikisinde de Dersim var. Her ikisinde de Dersim ile yüzleşmek zorunda” diyerek CHP’yi en ağır ithamlar altında tutan Erdoğan’a neden yanıt verilmiyor?.. 

Başbakan’ın “Kemal Kılıçdaroğlu, Seyit Rıza’nın izinden gitmek yerine Dersim’in üzerini örtmeyi tercih etti” sözleri üzerine, Kılıçdaroğlu’nun dublörü Hüseyin Aygün, kaleme sarıldı. Vakit geçirmeksizin “Dersim 1938 büyük bir katliamdır” içerikli bir kanun teklifi hazırladı. Hazret, “75 yıl sonra da olsa, idam edilenlerin halk nezdinde zaten var olan itibarlarının resmen iadesi ile bir haksızlığın kaldırılması”nı istedi, Hazırladığı kanun teklifine ise, Kemal Kılııçdaroğlu, sessiz kalarak destek verdi!.. 

Nitekim, Beşiktaş Mustafa Kemal Merkezi’nde düzenlenen “Gençler Konuşuyor, Kılıçdaroğlu dinliyor” başlıklı toplantıda bu desteğini açığa vurdu. Menderes’in kabrini ziyaretini soran gence yanıt verirken: “Adnan Menderes’in de Seyit Rıza‘nın da özel mahkemelerde yargılandığını” söyleyerek Hüseyin Aygün’ün arkasında olduğu mesajını da vermiş oldu. Aynı zamanda da Başbakan’a Seyit Rıza’nın izinden gittiğini göstererek görevini yaptığını kanıtladı!.. 

Cumhuriyet gazetesinin, bu haberi verirken “küçük” bir değişikliğe uğratması, bu gazetenin ciddiyeti ile hiç bağdaşmadı! Haberi yazan muhabir Şule Köktürk, Kılıçdaroğlu’nun Menderes’in kabrini ziyaret etmesi ile ilgili soruya cevap verirken, söz etmediği Deniz Gezmiş’i, Seyit Rıza ile değiştirerek aklınca bir düzeltme yaptı. (1) İyi niyetli olduğu belli olan bu düzeltme çabası, gerçekte Kılıçdaroğlu’nun gerçek yüzünü gizlemeye hizmet ediyor! O nedenle üzerinde durulması gerekir!.. 

Hüseyin Aygün, yasa teklifinin gerekçesinde; 15 Kasım 1937′de Elazığ Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla idam edilen, asi Seyit Rıza ve 7 suç ortağının, güya bu yıl ortaya çıkan yeni “resmi belgelerle” masum olduklarının kanıtlanmış olduğunu ileri sürüyor!.. “Resmi belge” ile hangi belgeleri kastettiği ise belli değil!.. 

CHP’ye yöneltilen ağır ve haksız eleştirilere, ne yazık ki, genel başkanlık makamından bir karşılık verilmedi. Büyük olasılıkla, aynı amaca hizmet eden bu sözler beğenilmiştir de!.. CHP’li milletvekili veya Genel Başkan sıfatını taşıyanlar, Erdoğan’ın o sözlerini çok kolay söyleyemez elbette. Bu nedenle, Erdoğan’ın söylemine karşılık verilmeyerek, desteklemek asıl amaca daha iyi hizmet ediyor!.. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, Bursa Girişimci İşadamları Derneği’ni ziyareti sırasında, “Türk bayrağını dalgalandırdıkları için” yurt dışındaki okulları yapan iş adamlarını övmüş. Yurt dışında bir tek Fetullah Gülen’in okulları var!.. Bir kanat Seyit Rıza’yı öne çıkarırken, diğer kanat Gülen’e övgülerini sürdürüyor!.. 

Bütün bu olup bitenle, biz Atatürkçülere ne anlatılmak isteniyor?

Bu sorunun en doğru yanıtı TESEV raporlarında vardır. 

Bildiğiniz gibi Kılıçdaroğlu, sonunda “TESEV’ci” suçlamalarına yanıt vererek, gerçek düşüncesini açıkça ortaya koydu: “Evet TESEV’in kurucuları arasındayım. Çok saygın isimler, bu vakfın kurucuları arasında. Suçlayanlar acaba TESEV’in kaç yayınını okumuş, merak ediyorum” diyerek TESEV’i öven Genel Başkan, CHP’nin temel ideolojisi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını da itiraf etmiş oldu!.. Bu noktadan sonra kurultay delegelerinin şapkalarını önlerine koyarak, ona verdikleri destekle ne halt ettiklerini sorgulama zamanı gelmiştir!.. 

Kılıçdaroğlu’na haksız yere eleştiriler yöneltmemek için TESEV raporlarına göz atarak hedeflerini saptadım… 

TESEV’in “bilimsellik” görüntüsü altında yaptığı çalışmaların tümünde, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin, Ortadoğu halkları yararına olacağı düşüncesinin propagandası yapılmaktadır!.. Doğal olarak bu yıkıcı proje içerisinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin izlemekte olduğu dış politikanın doğru ve ülke yararına olduğu kanısı verilmeye çalışılmaktadır… Örneğin; yaptıkları bir anketin sonuçlarına göre, güya Ortadoğu halkları, “tehdit” olarak ABD’yi değil, İsrail’i görüyorlarmış! En “olumlu ülke” olarak da Türkiye’yi gösteriyorlar!.. “Bölgesel güç” algısında, Türkiye yüzde 12 ile en öndeymiş! Ortadoğu halklarının yüzde 47‘si “Arap Baharı”nın olumlu etkisi olduğunu söylüyormuş! “Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise, Suriyelilerin yüzde 28‘i “olumlu” cevap verirken, yüzde 70‘i Türkiye’yi “dost” görüyormuş!.. “Suriye krizi”ne Türkiye’nin tepkisini “olumlu” bulanlar yüzde 52‘yi buluyormuş!.. Türkiye’nin “Ortadoğu’da rolü” olduğunu kabul edenler ise yüzde 61 civarında. Türkiye’yi “model ülke” görenler ise, ankete katılanların yüzde 53′ü imiş!.. Özetle; TESEV‘e göre; hükümet “sıfır sorunlu” dış politika çizgisi tutturmuş!.. 

Kılıçdaroğlu,okumadığımız için “cahil” gördüğü bizlere, okumamızı önerdiği TESEV raporlarında vurgulanan fikirler böyle!… 

TESEV‘in bir başka raporunda ise: deneklere Türkiye’nin Ortadoğu’da “barışa katkısı” soruluyor. Geçen yıla oranla biraz düşüş olmuş ama yine oran bayağı yüksek çıkmış!.. Geçen yıl için buldukları değer neymiş biliyor musunuz? Yüzde 78. Ne kadar inandırıcı değil mi? Bir başka tespitleri şöyle: Bölgede Türkiye’nin “siyasi bir güç” olduğu ve bundan sonra da bu durumunu koruyacağı konusunda yaygın bir kanaat hakimmiş!.. Demek ki, “sıfır sorun” politikası Ortadoğu halklarını bayağı etkilemiş!.. 

TESEV‘in askeri harcamaların denetlenmesi konulu bir başka çalışmasında; Türkiye’nin NATO ile paylaştığı askeri bilgileri, kendi kamuoyu ile paylaşmadığı ve Türkiye ile ilgili bütün askeri bilgilere Batılı kaynaklardan ulaşılabileceği savunuluyor… 

KKTC konusundaki görüşleri ise, üzücü olduğu kadar düşündürücü de. KKTC‘nin Türkiye tarafından bile tanınmadığı, KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkinin aşk-nefret (muhtaçlık-hoşnutsuzluk) ilişkisi olarak yürütüldüğü, büyükelçimizin Başbakan’dan daha yetkili olduğu, hiç bir zaman üretime dönük ekonomik bir düzen kurulmadığı, polis ve itfaiyenin dahi TSK‘ne bağlı olduğu ileri sürülerek, okuyucu “ver kurtul” noktasına gelmeye zorlanıyor!… 

Yeni anayasa ile ilgili olarak üzerinde durulan temel konular: Kürt sorunu, azınlık hakları, yargı reformu, din-devlet ilişkisi, yerel yönetimler ve bölgesel yönetimler olarak öne çıkartılmaktadır. TESEV, bu görüşlerini, raporlar halinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na iletmiştir. “Kutsal devlet” yerine “kutsal birey”in konulduğu, askerlerin değil, toplumun yapacağı bir anayasa ambalajı ile süslü, bire bir BOP ile uyumlu anayasa önerilmektedir.TESEV‘in, özellikle sivil toplum kuruluşları, medya ve siyasi partileri etkilemek amacı ile kurulduğu ve yoğun bir çalışma içerisinde olduğu açıktır. Anlaşıldığı kadarıyla, TESEV‘den en fazla etkilenen Kemal Kılıçdaroğlu ile onun Y-CHP‘si olmuştur. Y-CHP’nin yakın geleceği bakışının nasıl olduğunu öğrenmek için illa da yönetimin açıklama yapmasını beklemek gerekmez. TESEV‘in raporları, Y-CHP‘nin gizli ajandasıdır!..(2) 

Y-CHP‘nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TESEV raporlarından övgü ile söz etmesi ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda izlenen tutum ile diğer genel konulardaki söylemleri, çok açık ve net bir şekilde CHP’nin ele geçirildiğini ve BOP’nin uygulanması sırasında muhalefet edecek olanların etkisiz hale getirilmesi için bir araç olarak kullanılacağını ortaya koymaktadır. Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlarının partiye doldurulması da bu planın bir parçasıdır. Hüseyin Aygünlerin Erdoğan Toprakların hiç de gerekli olmadığı halde, zamansız olarak ortaya çıkıp bir şey yumurtlamaları planlıdır. CHP’nin geçmişini sorgulamaya kalkışmam, İnönü dönemini kötülemek ve Atatürk’e söz ederek, bu değerleri itibarsızlaştırmadan emperyalizmin bu toprakları geçemeyeceği anlaşılmıştır!.. 

Artık saflarımızı düşmanın bu konuşlanmasına göre belirlemek zorundayız!..

Av. Cemil Can 

DİPNOT:

  1. 18 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet ve Aydınlık gazeteleri

  2. http://www.tesev.org.tr/