Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ABD’NİN YENİ HEDEFİ “TURANCILAR”DIR!..

bir kusak bir yol_1

Türklerin yaşadığı coğrafya

Asli görevi, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak (1) olan NATO’nun, Londra’da 70′inci yılını kutlamak için düzenlediği Liderler Toplantısı sonrasında yayımladığı deklarasyonda; ilk defa Çin’i gündeme alması oldukça dikkat çekicidir.

29 üyeli ittifakın, birçok üyesinin tehdit algısı farklı ve terör gibi bir güvenlik sorunu dururken, önlerine Çin’in “tehdit” olarak konulması, ABD’nin ittifak içerisinde gündem belirleyici yegane güç olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in; amaçlarının Çin’den yeni bir “düşman” yaratmak olmadığının altını çizerek yaptığı açıklama, çıplak gerçeği değiştirmiyor:

Pekin yönetiminin “küresel güç dengesini değiştirecek boyutta ekonomik ilerleme sağladığına” ve dünyada savunma harcamalarında ikinci sırada olduğuna dikkat çekilmiş olması, NATO’nun yeni görev tanımıdır… (2)

***

Ortakları çalışanları olan Huawei‘ye karşı ABD’nin daha önceden savaş açtığını hesaba katarsak, NATO’nun bir savunma paktı olmaktan uzaklaşıp, emperyalizmin pazar alanlarını korumak ve genişletmek için yeniden dizayn edildiğini söyleyebiliriz.

ABD’nin uykularını kaçıran “Bir Kuşak Bir Yol” projesi ile önümüzdeki 50 yıl şekilleneceği anlaşılmaktadır.

1 trilyon dolarlık yatırımla bitirilmesi öngörülen, 65 ülkenin dahil olduğu bu proje, Asya’nın en doğusu ile Atlas Okyanusu’nun Avrupa kıyılarını birbirine bağlayacaktır. (3)

“Bir Kuşak Bir Yol”, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, 2013 yılı sonunda Orta Asya ve Güney Asya ülkelerine gerçekleştirdiği bir dizi ziyaret sırasında duyurduğu ve 2049 yılında bitirmeyi planladığı “Modern İpek Yolu” konseptini ifade etmektedir…

***

ABD, Çin’in bu ilerleyişini durdurabilmek için, bir taraftan NATO’yu devreye sokarken, diğer taraftan da Sinciang (Sincan) Bölgesi’ndeki Uygurları kışkırtarak, iç güvenlik sorunları yaratmaya çalışmaktadır:

242 yıllık tarihinde sadece 16 yıl savaşmayan ABD, Çin’in Sinciang-Uygur Bölgesi için bir yasa tasarısı kabul etti.

ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygurlara yönelik “baskı politikalarından dolayı” Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören bu tasarıyı (4) Beyaz Saray’ın onaylaması halinde iki ülke ilişkileri iyice gerilecektir.

Bu gerilime bağlı olarak; doğal olarak diğer NATO üyelerinin de Çin ile olan ilişkileri etkilenecektir.

Anlaşılıyor ki, ABD, parçalamak ve sömürmek programına aldığı ülke halklarına uzattığı; “İnsan Hakları ve Demokrasi getirme” havucunu, Hong-Kong’dan sonra (5) şimdi de Uygurlara uzatmaya karar vermiştir!..

ABD’nin Uygurları kışkırtmak için en kolay kullanabileceği ulus ise Türklerdir.

Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk’ün, bir Türk akademisyene söylediği ve onun da gazeteci Sebahattin Önkibar’a aktardığı sözleri gerçekten ibret vericidir.

Tümtürk, ABD ile yaptıkları işbirliğine ilişkin soruya:

Hocam ne var bunda, Amerika özgürlük savaşçısı bir büyük ülke ve bizim doğal müttefikimiz. Beni defalarca ABD’de ağırladılar. Biz mücadelemizi onlarla beraber veriyoruz” demekte bir sakınca görmemiştir.

Tümtürk, o kadarla yetinmemiş, PKK’ya desteğini de açıklamıştır:

Kürtler ABD sayesinde devlet kuruyor, onlardan sonra sıra bizde” diyecek kadar efsunlanmıştır.

Kürtlerin devlet kurmasına taraftar mısınız?” sorusuna, “Elbette taraftarız” diyerek, (6) hangi güçlerin hizmetinde olduğunu itiraf etmiştir…

***

Buna karşılık, ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen “2019 Uygur İnsan Hakları Politikası” yasa tasarısı, Sinciang İslamiyet Derneği tarafından sert bir dille eleştirilmiştir…(7)

7 numaralı bağlantıyı okumadan geçmeyin lütfen…

***

CIA’nın uydurduğu yalanları yaymakla görevli işbirlikçiler, en çok da “Turancılık” (8) ve “Türkçülük” (9) fikirlerine bağlı olanları etkilemektedirler.

Turancılık ve Türkçülük fikirlerinin bugün için ne anlama geldiğini 8 ve 9 numaralı dipnotları okuyarak, değerlendirmenizi öneriyorum.

Dünya Uygur Türkleri Sosyal Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Abdulavi Bugrahan, daha önce bölgede Çin “zulmünün” olduğunu, şimdi ise “soykırım” işlendiğini yalanı ile birlikte daha pekçok yalanı, utanmadan yaymaya devam etmektedir… (10)

Dilsiz şeytanlar -22 ülke- Uygurlar için ayaktadır!

Sinciang Bölgesine tam erişim için Çin’in izin vermesini istiyorlar. (11)

Akıllarınca Sosyal Medya’yı kullanarak Çin’i karıştıracaklar…

***

TRT, Sinciang’a gidip, Uygurların nasıl yaşadığını belgelemiştir. (12)

12 numaralı bağlantıyı izlemeden geçmeyiniz.

Zira emperyalizmin silah olarak kullanacağı insanların başında biz Türkler varız.

“Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünü kazıdığımız beynimizi iğfal etmedikçe, amaçlarına ulaşamayacakları kesindir.

ABD fonları ile beslenen işbirlikçi Uygur derneklerinin anlattıklarının da yalan olduğu, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

Hepsinden önemlisi; Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Cheng Weihua, Büyükelçilik binasında gazetecilerle bir araya gelerek, “Çin-Türkiye İlişkisi ve Gelişmeler” başlıklı bilgilendirme toplantısında, ABD’nin ürettiği yalanları teker teker çürütmüştür… (13)

Müsteşar:

Çin, dünyadaki bütün ülkelerle dost ilişkilerini geliştirmeye hazır ama bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, toprak bütünlüğümüzü koruma konusunda da çok ciddi ve kararlıyız. Hiç kimse bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğümüz konusunda taviz vermemizi beklemesin” diyerek, kararlılık vurgusu yapmıştır…

Türk halkının hassasiyetlerini kullanmak üzere şeytanca planlar yapan emperyalizme geçit vermeyeceğiz!..

Bu aşamada Uygurlara yapılacak en büyük yardım, ABD yalanlarına inanmamak ve alet olmamaktır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.mfa.gov.tr/nato.tr.mfa

(2) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-etkisiyle-cin-de-natonun-radarina-girdi/1665484

(3) http://iktibasdergisi.com/2018/01/12/bir-kusak-bir-yol-projesi-nedir-projeye-dahil-olan-65-ulke-hangileri/

(4) https://tr.euronews.com/2019/12/04/abd-nin-uygur-yasa-tasarisi-iki-ulke-arasindaki-ticaret-anlasmasini-imkansiz-mi-kilacak

(5) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1702872/hong-kongda-neler-oluyor.html

(6)https://www.aydinlik.com.tr/provokator-tumturk-un-kirli-hesaplari-yasasin-kurdistan-diyen-uygur-dernegi-turkiye-ocak-2019

(7) https://www.aydinlik.com.tr/sincianglilarin-insan-haklari-sincianglilari-ilgilendirir-dunya-aralik-2019

(8) Turancılık, tüm Ural-Altay kavimlerinin (toprak esası üzerinde) “birliğini” – bir araya getirilmelerini- savunan siyasi görüştür.

Turancılığın ve Türkçülüğün öncülerinden Ziya Gökalp, Turan şiirinde bu durumu; “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizeleri ile dile getirmiştir.

15 Mart 1912′de kurulan Türk Ocağı, Türkçü ve Turancı hareketin asıl odak noktası olmuştur.

1913′ten itibaren Türk Ocağı ve genelde Turancı düşünce, İttihat ve Terakki yönetiminin tam siyasi desteğini kazanmıştır.

1918′de Osmanlı’nın bütün cephelerde yenilmesi ile Turan fikri gerçekleşmesi imkansız bir hayal olarak idealist pekçok Türk’ün zihinlerde kalmıştır.

(9) Türkçülük, Türkizm ya da Pan-Türkizm, haritada sarı ile boyanmış coğrafyada yaşayanTürk halkının “kültürel ve politik birliğini” amaçlayan bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923′te Ankara’da yayınladığı “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde Turancılığı “uzak mefküre” ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getirmiştir.

Bana göre, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Türkçülüğün gerçekleşmesi mümkün hale gelmiştir. Dünya üzerinde yaşayan Türklerin politik birliği bir tarafa, bir savunma paktı içerisinde bir araya gelmeleri olanak dahilindedir. İleride bu birliğin gerçekleşmesinin; Şangay İşbirliği Örgütü ve NATO karşısında, dünyadaki üçüncü büyük güç olacağı tartışmasızdır. Bu durumun, Ziya Gökalp’ın deyimi ile “uzak mefkûre” olmakla birlikte, müthiş bir fikir olduğunu da kabul etmek gerekir.

(10) http://habernida.com/dogu-turkistan-sahipsiz-ve-yalniz/?fbclid=IwAR2-HB8bIx-lj2fqjmB7FZYzNUBOeeKvLRLy4p3V5kxgWlOvZuSSakBb9wU

(11) https://www.youtube.com/watch?v=brSfCtYIrjc&feature=share&fbclid=IwAR1Cl2TeovjfTjDA_8NWGU8H37RoOOSGITZsUJ6E8zP_cUXMIJ_yINqZgyc

(12) https://www.youtube.com/watch?v=GPsmagYaKKQ&feature=share&fbclid=IwAR0tZGOBYTdvBJGcIH6rWbhQdsB_wqRRBq5vXsf94NlviFYiVHpsExq-w_g

(13) https://tr.sputniknews.com/columnists/201907121039643577-cinin-ankara-buyukelciligi-mustesari-hic-kimse-egemenlik-ve-toprak-butunlugumuz-konusunda-taviz/

DÜŞMAN MEVZİSİNDEN ÇIKMA VAKTİDİR!..

 mutabakat muhtırası

Libya’da iki başlılık (1) devam ederken; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce tanınan; Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığımız “deniz yetki anlaşması” tarihi önemdedir.

Çünkü Türkiye tarihinde bu bir ilktir.

Anlaşmanın adı:

Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”dır.

Türkiye’nin bu anlaşma ile aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesinin (MEB) batı sınırı da belirlenmiş oldu…

***

Türkiye bu muhtıradan önce, 13 Kasım 2019′da BM’ye kıta sahanlığının dış sınırlarını tarif eden bir mektup göndermişti.

Mektupla; kıta sahanlığımızın “Kıbrıs adasının batısından, 28. boylama kadar Türkiye-Mısır ortay hattını takip ettikten sonra, 28. boylamın batısında da bölgedeki adaların Akdeniz’e bakan cephelerindeki karasularına kadar uzandığı” kayda geçirilmiştir.

Böylece, bölgede adaların Türkiye kıyı şeridinin projeksiyonunu kesecek ve kıta sahanlığını engelleyecek bir etki yaratamayacağı belgelenmiş oldu.

Bunun anlamı “anakaralara karşı adaların, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları ilkesinin” bu mutabakat muhtırası ile tekrar edilmiş olmasıdır…

Ki, bu Türkiye için harika bir gelişmedir…

***

Amerika ve Avrupa Birliği’ni arkasına alan Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’i paylaşma planları büyük ölçüde suya düşmüş oluyor.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi daha önce Akdeniz’e kıyısı olan Mısır, İsrail, Lübnan ve Filistin‘le birlikte Türkiye’yi dışlayan bir “blok” oluşturmuşlardı. (2)

Yunanistan, şimdi Girit adasının güneyindeki kıta sahanlığının ihlal edildiği iddiası ile BM’ye başvurmaya hazırlanıyor.

Adaların anakaralara karşı, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları” ilkesi uyarınca, Girit’in karasuları dışında kısa sahanlığı bulunmuyor…

Kıbrıs Rum Yönetimi; İsrail, Yunanistan ve Mısır’ın bölgede kurmaya çalıştığı enerji birlikteliği (petrol ittifakı), bu adım (3) ile işlemez hale getirilebilecektir…

***

Dünya gözünü Ortadoğu’ya dikti:

Suriye’nin doğusunda -petrol bölgelerinde- yeniden konumlanan ABD, omurgasını PKK terör örgütünün oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile tekrar operasyonlara başladığını açıkladı.

Güya, petrol gelirlerinin IŞİD’ın eline geçmemesi için bu operasyonları yapıyorlar!

Gerçekte petrol gelirleri ile SDG’yi besleyecekler…

Öte yandan, NATO dışında AB’nin kendi ordusunu kurmasını savunan Fransa, ABD’nin Avrupa Projesine sırtını döndüğünden yakınıyor.

Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği tespitini yaptı.

Macron, Barış Pınarı Harekâtı’nın IŞİD (DEAŞ) karşıtı koalisyon için tehdit oluşturduğu değerlendirmesini yaparak, Türkiye’nin NATO’dan destek bekleyemeyeceğini vurguladı.

Almanya ise, bağımsız hareket ediyor gibi:

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri harekâtı nedeniyle durdurduğu silah satışlarına izin verdi.

Türkiye ile İran, Van’da yapılan “Alt Güvenlik Komite Toplantısı”nda iki ülke arasındaki sınır hattında alınacak güvenlik önlemleriyle ilgili mutabakat metnini imzaladılar…

Rusya, geçen yaz Karadeniz’e giren ABD donanması ait USS Ross gemisini adım adım takip eden 95 metre uzunluğundaki Ivan Khurs isimli askeri istihbarat gemisini boğazlardan geçirerek Akdeniz’e gönderdi…

***

Birkaç gün önce, NATO’nun en üst politik organı Kuzey Atlantik Konseyi‘nin onayladığı belgeye göre, YPG/PYD, Türkiye’ye yönelik tehditler arasında yer alarak ilk kez NATO belgelerinde “terör kaynağı” olarak ifade edilmişti.

Başta ABD olmak üzere bazı ittifak ülkeleri, bu güvenlik planındaki metne karşı çıkarak yayınlanmasını engellediler.

Tercihlerini PKK/PYD/YPG’den yana koydular.

Bunun üzerine de Türkiye, YPG terör tehdidi başta olmak üzere, sınır güvenliği ile ilgili endişelerine yanıt verilmemesi durumunda; Baltık ülkeleriyle Polonya’yı olası bir Rus saldırısından korumak amacıyla yapılan NATO (savunma) planını onaylamama kararı aldı…

Bunun anlamı şudur:

Macron için beyin ölümü gerçekleşen NATO bizim için de ölmüştür…

***

Bütün bu gelişmeler ve S-400 hava savunma sistemlerinin, depoya tıkılması yerine, test edilmeye başlanması, Türkiye’nin rotasının kesin olarak Avrasya’ya döndüğünü göstermektedir.

Doğal olarak; Türk halkının bir kısmının, NATO ile eskiden gelen gönül bağını hızla gözden geçirme zamanı gelmiştir.

Aksi halde, düşman saflarında konumlanmış olmakla tarif edilmeleri mümkündür.

Türkiye’nin yanında mısınız, yoksa düşman saflarında mı?..

Bugünün sorusu budur!..

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) Bir tarafta General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu, diğer tarafta ise başkenti Trablus olan Ulusal Mutabakat Hükümeti.

 

https://www.stratejikortak.com/2019/07/libya-son-durum-haritasi.html

 

(2) ABD’nin, Avrupa ülkelerinin Rus gazına bağımlılığını azaltmak istemesi ve Mısır’da keşfedilen yataklarla birlikte bu bölgeden çıkacak doğalgazın Avrupa pazarı için bir alternatif olabileceği düşüncesi, bu gazın sıvılaştırılmış olarak Avrupa’ya taşınabileceği ihtimalini ortaya çıkarttı. En uygun seçenek gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasıydı. Ancak Kıbrıs’ta yaşanan ihtilafta Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle Türkiye devre dışı bırakılmak istendi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır, İsrail ve Lübnan’la Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. GKRY, hem Türk kıta sahanlığını hiçe sayarak hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gasp ederek tek taraflı parsellediği alanlarda, uluslararası şirketlere arama izni verdi. Bunun üzerine Türkiye önce donanmasını, ardından da sondaj gemilerini Doğu Akdeniz’e çıkarttı.

 

https://www.sozcu.com.tr/2019/dunya/akdenizde-oldu-bittiye-son-yunanistana-karsi-sessiz-sedasiz-kritik-anlasma-5478121/

 

 

(3) Dünyanın – bir derecelik doğu batı- eğimini bilinçli olarak hesaba katmayan Yunanistan ve GKRY, diyagonal (köşegen-çapraz) hatları kullanarak karşılıklı sınırlandırma anlaşması yaptığı ülkelerden binlerce kilometreyi gasp etmiştir. GKRY’nin sahiplendiği 12 nolu parselin tamamı, 8, 9 ve 11 nolu parsellerin büyük bir kısmı; 1, 7 ve 10 nolu parsellerin bir kısmı aslında İsrail’e aitmiş. Yunanistan’ın ilan ettiği 20 nolu parselde ise Libya’nın hakkı var. Türkiye’nin de Libya civarındaki 15 nolu parselde hakkı olduğu görülüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FIRSAT CHP ÜYELERİNİN ÖNÜNE GELMİŞTİR!..

 KK__

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu (K.K.), Tilki Tv’de (Fox Tv) İsmail Küçükkaya’nın Saray’a giden CHP’li konusundaki sorusuna cevap verdi:

 

“Doğrudur…. CHP’yi nasıl dağıtırız diye çalışan ekipler var. Önümüzdeki süreçte yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi. Devletin en kilit noktasındaki isimleri devreye soktuğunu biliyorum” dedi. (1)

 

Yukarıdaki cümleyi bir kez okuyarak geçemezsiniz.

 

Çünkü anahtar oradadır: Güya Reis, paraları vermiş, adamları tutmuş, masalar, sandalyeler havada uçuşacakmış; Devletin en kilit noktasındaki isimleri de devreye sokmuş!?

 

Bu söylemin doğru olduğunu varsayarak, olayı yorumlamaya gerek kalmadı.

 

Zira gerçekte böyle bir şeyin olmadığı; bu senaryonun CHP içerisinden uydurulduğu ortaya çıktı.

 

Geçen ay tartışma konularının biri, İmamoğlu hakkında yazılan kitaptı.

 

O kitabı seçim kampanya danışmanlığını yapan Necati Özkan yazdı.

 

Kitabın adı: Kahramanın Yolculuğu’dur.

 

Bu kitaba CHP İstanbul İl Başkanı, Canan Kaftancıoğlu aşırı tepki gösterdi; başarının İmamoğlu’na bağlanmasını kabul edemedi.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin başarısını ekip çalışmasına bağlayarak; dolaylı olarak kendisini işaret etti.

 

Bu işaret, aynı zamanda başarıyı Genel Merkezin ve dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazma çabasıydı…

 

***

 

İstanbul’daki başarının kahramanının kim olduğu o kadar önemli midir?

 

Evet önemlidir:

 

Çünkü CHP’de kongreler süreci başladı.

 

Kurultay delegeleri de bu kongrelerin sonunda belirlenecektir.

 

Seçim başarısının kahramanı kimse onun ve ekip arkadaşlarının ilçe kongrelerinde başarılı olmaları beklenir…

 

Bu ise kurultay delegelerinin önemli ölçüde değişeceği anlamına gelmektedir.

 

Üyeler, Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’den dayatacağı listelere itibar etmeyebilirler…

 

İşte o zaman yandı gülüm keten helva!..

 

***

 

36. Olağan Kurultay’da Kılıçdaroğlu 790, İnce 447 oy almıştı.

 

Fark 343’de kaldı.

 

Olası yeni genel başkan adayının arkasına alacağı iyi bir rüzgarla bu farkı kapatması işten değil.

 

O rüzgâr da var: 31 Mart seçim sonuçları.

 

İşte Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının asıl korkusu budur.

 

Yoksa dünya yansa umurlarında değildir.

 

Bu sonucu görmemek için daha şimdiden parti içi muhalefeti Erdoğan ile işbirliği içerisinde göstermeyi kafalarına koydular.

 

Kurultay’da kavgayı da kendi adamlarına çıkartacaklardı.

 

Başka sermayeleri kalmadı.

 

Kavga çıkaranlarla ilgili ne yapılacağını ise belli zaman aralıklarında vermişti zaten…

 

***

 

KAVGA ÇIKARANLARI KAPININ ÖNÜNE KOYUN!

 

Çok fazla geriye gitmeye gerek yok:

 

4 Mayıs 2017’den başlayalım.

 

(2) numaralı bağlantıyı açıp dinleyin, bakın ne demiş Dersimli Kemal:

 

Kavga edenleri kapının önüne koyacağım.”

 

16 Nisan 2018

 

(3) numaralı bağlantıyı açın:

 

Kavga edeni kapının önüne koyarım.”

 

26 Temmuz 2019

 

(4) numaralı bağlantı:

 

Benim akrabam da olsa kapının önüne koyun.”

 

4 Kasım 2019

 

(5) numaralı bağlantıya bakın:

 

Kavga edeni partide tutmayız”…

Hazret fiil çekimi yapıyor…

 

***

 

Şimdi dönelim yukarıda verdiğim cümleye; ne diyordu KK:

 

…yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi.”

 

Yani önümüzdeki kurultayda kavga çıkartılacak, kavgayı çıkartanlar da Reis’in adamlarıdır.

 

Kavga yapanlara ne yapmak lazım geldiğini söylemişti: KAPININ ÖNÜNE KONACAKLAR…

 

Dikkat edin; Dersimli Kemal, kavga çıkma ihtimaline karşı, devletin güvenlik görevlilerinin görevini yapmasını istemiyor.

 

Kendi adamlarına çağrı yapıyor.

 

Kavgayı da kendileri çıkartacaktır.

 

Sonra, kendilerine muhalefet edenleri önce kurultay salonunun kapısının önüne koyacak, daha sonra da disiplin sürecini başlatıp partiden kovacaklar…

 

***

 

Bu senaryo tutmadı:

 

Sözcü gazetesinin Başyazarı Rahmi Turan, yanıltıldığı ve haber kaynağının kendisini aldattığını söyleyerek, bir bakıma özür diledi.

 

Rahmi Turan, haber kaynağını da açıkladı.

 

Talat Atilla:

 

Ben CHP’den aldım bilgiyi ve Kılıçdaroğlu’na bir şekilde doğrulattım” dedi…

 

Kumpasın merkezi belli oldu: Y-CHP.

 

Her şey Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “kavga çıkartanı kapıya koyarım” söylemiyle uyumludur…

 

Bu haberin yalan olduğunun bir kanıtı da Cumhuriyet gazetesidir:

 

22 Kasım tarihli nüshanın 4. sayfasında:

 

CHP’den bir ismin Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istediği yönündeki iddialar” denirken;

üç sütun ötede aynı haber:

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saray’a çağırdığı bir CHP’liye ‘genel başkan ol’ dediği iddiası” şeklinde verilmiştir…

 

Bir başka kanıt:

 

Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum” restine karşı, KK’nın genel başkanlığını ortaya koyamayıp; nala mıha vurmaya başlamasıdır:

 

Senin her yerde, her ortamda tartışmaya hazırım” demek, yalancılığın altında ezilmenin fotoğrafıdır.

 

Meydan okumaya “tartışmaya hazırım” demekle karşılık verilmiş olabilir mi?..

 

***

 

Benim açımdan sorun çözülmüştür:

 

Bu kumpası kurgulayan ve sahneye süren Kılıçdaroğlu’nun, yalancı biri olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının Atatürk İlkelerini simgeleyen 6 Ok’u özümsemedikleri ve CHP ahlakını benimsemedikleri defalarca kanıtlanmıştır.

 

CHP, Baykal’a kurulan kaset kumpası sonrası CHP’li olmayanların işgali altında girmiştir.

 

Y-CHP yönetimi AB ve ABD’ye göbekten bağlıdır.

 

Bu tutumunu Irak ve Suriye olaylarında defalarca ortaya koymuştur.

 

Dersimli Kemal, PKK/HDP ve FETÖ’nün koruyucu hamiliğini yapmaktan asla vazgeçmemiştir…

 

***

 

Hal böyle olunca, CHP ana muhalefet partisi görevini yapmak şöyle dursun Türk halkının önünde bir güvenlik ve gelecek sorunu olarak durmaktadır.

 

Türkiye’yi kurtarmak için önce CHP’yi işgalden kurtarmak şarttır.

 

Bunun yolu vardır:

 

İlçe ve il kongrelerinde genel merkezin gösterdiği veya desteklediği adaylara oy vermeyip, gerçek CHP’lilere yetki vermek yeterlidir.

 

170-200 civarında yurtsever delegenin kurultaya gönderilmesi halinde; işgali sona erdirmek mümkündür.

 

Öyle bir kurultayda, bu işgalci ekibin kavga çıkartacağı bellidir.

 

Bunun için de alınacak bazı önlemler vardır…

 

Onları da daha sonra tartışırız…

 

Av. Cemil Can

 

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1703349/saraya-cikan-chpli-kim-kilicdaroglundan-aciklama.html

(2) https://www.youtube.com/watch?v=FEZqPMUEqE8

(3) https://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/kilicdaroglu-kavga-edeni-kapinin-onune-koyarim-h87727.html

(4)https://www.haber3.com/guncel/politika/kilicdaroglu-benim-akrabam-da-olsa-kapinin-onune-koyun-haberi-5030072

(5)http://www.egepostasi.com/haber/kilicdaroglu-ndan-kongre-mesaji-kavga-edeni-partide-tutamayiz/225432

 

 

TEK KAZANCIMIZ!..

 ABD ziyareti

ABD ZİYARETİ SONUNDAKİ BİR KAZANCIMIZ DA KILIÇDAROĞLU OLMUŞTUR!..

Emperyalizmin en edepsiz temsilcisi, ABD Başkanı Trump ile görüşmek zorunda kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan:

Resmi görüşmelere başlamadan önce, ABD ile “Yeni bir sayfa açmaya ve stratejik ortaklığı güçlendirmeye hazırız” dedi.

Yok, daha neler…

***

Strateji” sözcüğü sihirlidir.

Ne ifade ettiğini bir kez daha gözden geçirmek yararlı olacaktır. (1)

Türkiye’yi bölmek için her türlü şiddete başvuran; bebekleri katleden, masum insanları öldüren, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren; terör örgütü PKK/PYD’yi, kara gücü olarak istihdam eden ABD’yi, “stratejik ortak” olarak nitelendirmek akıl işi değildir.

Ama:

Diplomasinin ortaya koyduğu bir zorunluluk olarak istemeyerek de olsa kullanılabiliyor demek ki…

***

Trump:

Erdoğan ile olmak büyük şeref. Ateşkes devam ediyor. Kürtlerle görüştük, gayet memnunlar” dedikten sonra;

“Biliyorsunuz askerlerimizi belli bir süre öncesinde çekmiştik. Artık diğer insanların sınırları için endişelenmeyi kesmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kendi sınırlarımızı korumamız gerekecek” diye devam etti.

Suriye’nin kuzeyinde “kendi sınırlarını” koruyacaklarmış!

Bundan böyle güneyden komşumuz artık ABD’dir!..

Hala NATO’da kalmamızı ve ABD ile ilişkilerimizi düzeltmemiz gerektiğini savunanlar var.

Bu fikrin savunucuları Türkiye Cumhuriyeti Devletini ABD’ye eyalet etmekte bir sakınca görmeyenlerdir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde düşmanla işbirliği yapanlardan farksızdırlar…

***

Türkiye ve dünya basını Erdoğan’ın ABD ziyaretinin Türkiye açısından kazancını tartıştı.

Birbirine ters düşen çeşitli görüşler var.

Onları tartışmak profesyonellerin işi.

Benim gördüğüm kadarıyla, bu ziyaretten Türkiye’nin tek kazancı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur:

Bugüne kadar PKK/PYD’yi, “kendi halkını ve ülkesini korumak için kurulmuş bir oluşum” (2) olarak gören Y-CHP’nin, artık terör örgütü (3) olarak görmeye başlamış olması önemli bir kazancımızdır…

Hafife almamak gerekir…

***

Trump’ın “S-400’ler üzerinden traktörle geçin” önerisine karşı, Erdoğan’ın “Böyle bir şey yapmak mümkün değil” şeklindeki yanıtını da önemsemek gerekir.

O kadar olsa iyiydi:

S-400’lerin depoda tutulmasını ABD’li denetçiler kontrol edecek!

Bu da yeterli değil:

Rus yapımı başka silah da satın alınmayacağız!

Reis’in:

“Böyle bir şey yapmak mümkün değil” cevabını bu nedenle çok önemsiyorum…

Ülkemizin bağımsızlığı için Amerika’nın tüm tehditlerini boşa çıkartmamız şarttır.

Bu kritik süreci atlana kadar, tek yumruk gibi hareket etmemiz yurtseverliğin olmazsa olmazıdır.

Bu aşamada; az da olsa kazanımlarımızı küçümsemek, beşinci kol faaliyetinden farksızdır.

Bu ziyaret ile en azından Türkiye’nin pozisyonunu Amerikan kamuoyunun öğrenmesi sağlanmış oldu.

Bu dahi oldukça önemlidir…

***

Hakkında azil süreci yürütülen Trump’ın tüm sözlerini dikkatle takip eden Amerikan kamuoyunun, emperyalist politikalar yüzünden ödediği bedelleri görmezden gelinemez.

Bunu Amerikan halkı da görüyor.

Nitekim Trump’ı iktidara taşıyan Irak’ta yaşamını kaybeden Amerikan askerlerinin yakınlarının oluşturduğu kamuoyudur.

Aynı şekilde ABD’yi vekâlet savaşlarına yönelten de bu çıplak gerçektir…

O bakımdan Amerikan kamuoyunun gerçekleri öğrenmesi önemlidir.

Bunu sağlayan ziyareti önemsiz gibi göstermek doğru değildir…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Strateji, izlem veya sevkülceyş, uzun vadede önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur.

Temelde askeri bir terim olan strateji, bir ulusun veya uluslar topluluğunun barış ve savaşta benimsenen politikalara en fazla desteği vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

(2) https://www.aydinlik.com.tr/ordumuzun-arkasindayiz-ozgurluk-meydani-ekim-2019

(3) https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-oztrakin-basin-toplantisi-15-kasim-2019

 


DOĞRUYA DOĞRU DOSDOĞRU!..

Temsilciler meclisi

 

 

Bu hafta uzun uzun yazmıyorum.

 

Dipnotlara yönlendirme yapmayacağım.

 

Uzun yazılardan sıkılanlar için yeni bir yöntem buldum:

 

Geçen haftanın yorumunu Can Yücel ustaya bırakıyorum.

 

Toprağı bol olsun; yıllar önceden gerçeği görmüş ve MENAPOZ başlıklı şiirinde:

 

“Yardımı kesildi ya Amerikan Dostluğunun

Gençler, kendinize mukayyet olun!

Kime saldıracağı belli olmaz haaa

Adetten kesilmiş kibar orospunun.”

 

Diyerek Amerika’yı dosdoğru tarif etmişti…

 

***

 

Doğru söze ne denir ki?

 

Bu yüzden bana sadece haberi dosdoğru aktarmak düşüyor:

 

Demokratların çoğunlukta olduğu Amerikan Kongre’sinin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde, 29 Ekim 2019 günü arka arkaya iki karar alındı.

 

Kararların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mıza denk getirilmesi tesadüf değil!

 

Mesajı alanlar biliyor.

 

TSK’nın ABD’nin kara gücü PKK/PYD’ye karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nı içine sindiremedi “stratejik müttefik”imiz.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan Lozan Anlaşması’nın hemen ardından -Türk ve Amerikan yetkililer memleketlerine dönmeden- Türkiye Cumhuriyeti-ABD arasında 6 Ağustos 1924’te bir “Dostluk ve Ticaret Antlaşması” yapılmış, fakat bu antlaşma, Ermeni Lobisi’nin etkisiyle ABD Senatosu’nda onaylanmamıştı.

 

ABD bu tutumuyla Lozan Antlaşması’nı içine sindiremediğini ispatlamıştı…

 

İşte bu sindirim meselesi yüzünden; Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını ve 1915 olaylarının “soykırım” sayılmasını öngören iki tasarıyı 29 Ekim’de ezici çoğunlukla kabul etmiştir…

 

Dosdoğru söylüyorum işte:

 

Daha birkaç yıl önce, AB’nin en yüksek mahkemesinde; Doğu Perinçek Davası ile “soykırım iddiaları” tarihin çöplüğüne gömülmüştür.

 

Perinçek ve arkadaşlarına sonsuz teşekkürler…

 

1896’dan bu yana (1) Türkiye Cumhuriyeti’nin başında dolaştırılan bu Demokles’in Kılıcı’nı, kırıp atan Aydınlıkçıları minnet ve şükranla anıyorum…

 

***

 

Temsilciler Meclisi’nde, 16 “hayır” oyuna karşı 403 “evet” ile kabul edilen ilk tasarının konusu; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ailesinin mal varlığının ve iş ilişkilerinin araştırılıp rapor hazırlanması yönündedir.

 

Halkbank ve iştiraklerine de mali yaptırım uygulanması tasarı kapsamındadır…

 

Buna ilaveten, tasarı ile Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sisteminden dolayı “ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası”ndaki yaptırımların da devreye sokulması öngörülmektedir.

 

ABD, bu yasayı devreye sokarak; resmen Türkiye’yi “hasım” yani “düşman” ilan etmektedir.

 

Gerçek düşmanımız, aslında bu tasarı ile dosdoğru kendisini tarif etmiştir…

 

Kabulümüzdür…

 

***

 

1915 olaylarının “Ermeni Soykırımı” olarak kabul edilmesini öngörün karar tasarısı ise, 11’e karşı 405 oyla kabul edilmiştir.

 

Ezici çoğunluk bu konuda aynı fikirdedir.

 

Bugüne kadar “Büyük felaket” vb. gibi terimlerle Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılan 1915 olayları, ilk defa “soykırım” olarak kayıtlara geçirilmiştir…

 

Kararın Senato’da onaylanmasından sonra, hakkında azil süreci başlatılan Trump’ın veto hakkını kullanıp kullanamayacağını bilemiyoruz; bekleyip göreceğiz…

 

Bence veto hakkının kullanılmaması Türkiye için daha hayırlıdır…

 

***

 

Zira bu gelişmeler, Türk halkına asıl görmesi gerekenleri göstermiştir.

 

ABD ve AB Türkiye’nin iflah olmaz düşmanlarıdır.

 

Bu iki kere iki dört eder gibi matematiksel bir gerçekliktir.

 

Dolayısıyla, NATO Türkiye için bir güvenlik şemsiyesi olamaz!

 

Türkiye’deki İncirlik ve Kürecik gibi NATO üstleri de en kısa zamanda kontrol altına alınmalıdır…

 

Bağımsızlık yönünde atılacak bu adım hayati önemdedir.

 

***

 

Buraya kadar yaptığımız tespitler gösteriyor ki, ABD ve AB yaptırımlarına karşı Türk halkının ödeyeceği fatura ağırdır.

 

Bağımsızlığımız için bu faturayı da ödeyelim, bence değer.

 

Bundan böyle, toprak bütünlüğümüzü korumak ve güvenliğimiz için yüzümüzü Asya’ya dönmek mecburiyetimiz vardır.

 

Bu gerçeği de açık açık tartışmanın zamanı gelmiştir.

 

Ancak bölge ülkeleri ile yapacağımız ittifaklar sonucunda; emperyalizmi yenilgiye uğratıp, bölgeden kovalayabiliriz…

 

Bu noktada emperyalist yalanların etkisinden kurtulmak öncelikli şarttır.

 

CIA kaynaklı “Rusya ve Cin düşmanlığı”nın komünizm üzerinden yürütülmesine izin vermemeli; CIA’nın üretip servis ettiği ve Tanzimat Züppelerinin (2) yaydığı yalanlara asla itibar etmemeliyiz.

 

Hatta çok yönlü ilişkiler içerisine girmek durumunda olduğumuz bölge ülkelerini yakından tanımak ve tanıtmak için elimizden geleni yapmalıyız.

 

Rusya ve Çin gibi her konuda ABD’ye rakip olan süper devletlerin oluşturduğu Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Türkiye’nin bugünkü en doğru rotasıdır

 

Ötesi Amerikan uşaklığıdır!

 

Nokta…

 

***

 

Bu çerçeveden bakıldığında, ABD Temsilciler Meclisi’nin kararını “musibet” olarak değerlendirmek ve fırsata çevirmek gerekir.

 

Söz buraya kadar gelmişken;

 

Tam Bağımsız Türkiye” yolunda canlarını veren yiğitlere selam olsun…

 

Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” için kavgayı sürdürenlerin önünde saygıyla eğiliyorum…

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/405841

(2) https://www.academia.edu/30607288/Z%C3%9CPPEL%C4%B0K_ANLATISI_VE_TOPLUM_T%C3%9CRK_ROMANINDA_Z%C3%9CPPE_T%C4%B0P%C4%B0

 

 

TEK KAZANCIMIZ: ERDOĞAN’DIR!..

socisonrası_1

 

Donalt Trump Twitter’den yaptığı açıklamada:

Mutabakatı “büyük bir başarı” olarak niteledi ve “Güvenli bölge kuruldu. Ateşkes bozulmadı ve harekat sona erdi. Kürtler güvendeler, IŞİD mahkumları güvenlikli tutuluyor” dedi…

Birkaç gün önce de “ABD petrolü sağlama aldı” demişti…

Bunun ne demek olduğunu “uzman kılıklı salaklara” tane tane anlattı:

1.Petrol, 2. Askerlerimiz eve gelecek, 3. IŞİD emniyete alındı.”

ABD, askerlerini ve ağır silahlarını petrol bölgesine doğru çekme kararı aldı.

Petrol önemli tabii ki.

Trump’ın açıklamalarına inanacak olursak, Suriye’de ABD kazandı…

***

Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye ordusunun Türkiye sınırında 15 gözlem noktası kuracağını, Rusya ve Türkiye’nin (Kamışlı hariç) sınır hattında 10 km derinliğinde ortak devriye yapılacağını açıkladı.

(Biz 32 km için planlarımızı yapmıştık.)

Münbiç, Suriye ordusunun kontrolüne geçti.

Rus askeri polisine bağlı bir konvoy Kobani’ye ulaştı.

Rus Dış İşleri Bakanlığı:

Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrolün Şam yönetiminin kontrolünde olması gerektiğini” açıkladı.

Bu anlatıma göre ise ABD Suriye’de istediğini alamadı, kaybetti…

***

Uzun zamandan beri aklımdan geçeni anlatıyorum:

Rusya’nın sıcak denizlere inmesinden sonra Türkiye’nin Rusya ile “stratejik ortaklık” kurması için bir sorun kalmamıştır.

AB, ABD ve NATO oldum olası bize ayak bağı olmuştur.

Bu ortaklığa bölge ülkelerinin de katılması ve hatta hep birlikte Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olunmasıyla ,ABD ve AB’nin bölgedeki etkinliği büyük ölçüde sona erdirilebilir ancak…

ABD’ye “modelortak” olmaktansa, Rusya ile “stratejikortak”lık yapmak çok daha yararımızadır.

Ruslara güvenilir, Kurtuluş Savaşı’mız sırasında en etkili destekçilerimiz onlardı.

Tarihten gelen ve bölgede “liderlik” rekabeti olarak gözüken çekişmeler de Suriye politikamız nedeniyle ortadan kalkmıştır.

Rusya sıcak denizlerde yüzecek artık…

Tartus Üssü’nden (1) bir daha geri döndürülemezler…

***

Devam edelim:

Rusya dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan:

Ülkemizin güvenlik kaygılarını teyit eden ve Suriye’ye barış ve istikrar getirmeyi hedef alan bu anlaşma, yoğun bir çalışma sonucunda beklenen neticeye varmış oldu” dedi…

O anlaşmaya (2) göz atalım:

Reis’in açıklamasındaki anahtar sözcükler; “barış” ve “istikrar”dır.

Neredeeeen nereye!..

Türkiye’nin “sınırgüvenliği” ve “toprakbütünlüğü”nün, Suriye’nin istikrarına bağlı olduğunu nihayet anladık.

Bayağı pahalı bir ders oldu ama yine de sonuç güzel…

***

Değerlendirme yapabiliriz artık:

8 yıl “Esatrejimi”ni yıkmak ve yerine “İhvanrejimi” kurmak için PYD ile bile işbirliği yapan AKP hükumetleri, Suriye’ye “barışveistikrargetirmek” için Barış Pınarı Harekatı’nı başlatması, Türkiye ve bölge ülkeleri için iyi olmuştur.

Lakin bu doğru karar, Erdoğan’ı muzaffer komutan yapmaz…

Buradan, hatasından dönen ve hatalarının bedelini halkına ödeten başarısız bir lider portresi çıkabilir…

Türk halkı, bütün siyasi hatalarını “kandırıldık” mazereti ile örtmeye çalışan Reis yerine, kandırılmayan ve kandırılması imkansız olan kurumlar ile çalışan liderleri, ne yazık ki henüz siyaset sahnesine çıkartmayı başaramamıştır.

Bugün geldiğimiz noktada, stratejik ve model ortağı olduğumuz ABD de bizi kandırdı!..

Ilımlıİslam” ambalajı ile süslenen “İhvanrejimini” Türkiye’ye transfer etmek fikri kimindi acaba?

Bu yolda en büyük yardımcı olarak AKP hükumetlerinin yanına verilen Fetullah Gülen Hareketini kim örgütleyip büyüttü?

FETÖ ile “suç ortaklığı” ülkemizi nereden nerelere getirdi!..

Ortadoğu’daki diktatörlükleri birer birer yıkıp, oralara “demokrasigetirme”nin hangi amaca hizmet ettiğini kaç yıl sonra gördük.

StratejikDerinlik” denen siyasi yufkalık uğruna ödediğimiz bedeller bir yana, ödeyeceklerimiz de cabası…

***

Bu yolda:

Binlerce Mehmetçiği şehit verdik.

Yüzlerce sivil yurttaşımız hayatını kaybetti.

Bugün sınır güvenliğimiz ve toprak bütünlüğümüzün bir numaralı tehdidi olan PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG’yikendi ellerimizle büyüttük.

4 milyon Suriyeliyi yıllarca bakmak zorunda kaldık.

Öyle ki, biz açlığa talim ettik; özelleştirmelerden elde ettiğimiz 62.1 milyar doların 40 milyar dolarını da bunlar için harcadık.

Suriye ordusundan kaçan askerleri eğittik, donattık ve maaş bağladık.

Adını Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) koyduğumuz bu kaçakların yeni adı: Suriye Milli Ordusu’dur (SMO) ve mevcutları 14 bin civarındadır.

Sınırlarımızı kevgire döndürüp; dünyanın pek çok ülkesinden gelen cihatçıları (3) Suriye’ye doldurup, radikal Islamcı örgütlere insan kaynağını da biz yarattık.

IŞİD’ın örgütlenmesine göz yumduk.

Kör-topal, iyi-kötü bir muhalefetimiz vardı, onu da bu hengame içerisinde kaybettik…

Hepsinden önemlisi:

Yüzyıllarca savaşarak önlemeye çalıştığımız Rusların, sıcak denizlere inmesine en önemli katkıyı biz sunduk…

Kim ne derse desin, Suriye’deki Tartus Üssü sayemizde kalıcı hale gelmiştir…

***

Mezhep politikası yaparak bölge lideri olacağız hayaline kapılıp, kaybettikçe kaybettik.

Sorsalar, kazan-kazan prensibine göre hareket ediyorduk.

Tek kazancımız:

Dünya lideri Erdoğan olmuştur!..

Değer mi değmez mi varın siz hesap edin…

O, artık bizimle aynı saftadır ve çok şükür baş komutanımızdır…

Şimdi sıra bu sahneleri yaşamamıza vesile olan ikinci adama gelmiştir.

Davutoğlu’nu da kazandık mı işimiz tamamdır…

Bu iki büyük siyaset adamını kazanmak uğruna, ödediğimiz bedele bence değer!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/tags/keyword_Tartus_ussu/

(2) https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-ruslarla-10-maddelik-anlasma-aciklandi-5405245/

(3) BM raporlarına göre; 110 ülkeden 40 binden fazla cihatçı Suriye ve Irak’a gelmiştir. King’s College London’daki Uluslararası Radikalleşme Çalışmaları Merkezi (ICRS) tarafından hazırlanan Temmuz 2018 tarihli çalışmada; 80 ülkeden 41 bin 490 IŞİD mensubunun çatışmalarda yer aldığı vurgulandı. Bunların 18 bin 852’si Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan, 7 bin 252’si Doğu Avrupa’dan, 5 bin 965’i Orta Asya’dan, 5 bin 904’ü Batı Avrupa’dan 1010’u Doğu Asya’dan ve 1063’ünün de Güneydoğu Asya’dan geldiği belirtiliyor.

Haziran 2014’te 163 Türk’ün IŞİD’e katıldığı Türk medyasında yer aldı. ICRS’ye göre bu rakam Aralık 2013’te 500’e ulaştı. (En çok katılım Adıyaman’dandı.)

 

ORDUMUZUN ARKASINDAYIZ!..

Kürdistan Haritası

Trump, ABD Başkanı sıfatıyla itiraf etti:

ABD asla Ortadoğu’da olmamalıydı… Ortadoğu’da 8 trilyon dolar harcadık. Binlerce askerimiz öldü ya da yaralandı, öteki tarafta da milyonlarca kişi öldü. Ortadoğu’ya girmek bu ülkenin tarihinde bugüne kadar alınan en kötü karardı. Kitle imha silahları gibi yanlış veya hatalı olduğu kanıtlanmış bir dayanakla savaşa girdik ama bu silahlar yoktu…” dedi.

Türkiye’nin dış borcu Haziran 2019 itibariyle 453 milyar dolardır.

Amerika’nın Ortadoğu’da harcadığı para, bizim dış borcumuzun 16 katından daha fazladır.

Şimdi birkaç soru soralım:

1.) ABD bu parayı -fazlasıyla- geri almadan Ortadoğu’dan çıkar mı?

2.) Bu kadar parayı petrol ve doğalgazdan başka bir kaynaktan elde etmek mümkün müdür?

ABD’nin, Ortadoğu halklarına “özgürlük ve demokrasi” getirmek veya “kitle imha silahlarını yok etmek” için gelmediğini nihayet öğrendik…

***

Anlaşılıyor ki, emperyalist devletler enerji kaynaklarını ele geçirmek ve sonuna kadar sömürmek için, petrol ve doğalgaz kaynak ve nakil yolları üzerinde bekçilik yapacak, kendilerine göbekten bağlı kukla bir devlete ihtiyaç duymaktadırlar.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında kurulması öngörülen bu devleti kurmak için iki araç öne çıkmaktadır:

Biri eskiden beri “bağımsız” bir devlet kurmak için çalışan “ayrılıkçı Kürtler”, diğeri Siyasal İslam’dır.

Suriye’yi kan gölüne çeviren, vahşi cinayetlerle tüm insanlığın nefretini kazanan radikal İslamcı IŞİD’ı kuran Amerikalılardır.

PKK/PYD’yi, insanlığı IŞİD’ten kurtaran, “kendi halkını ve ülkesini korumak için kurulmuş bir oluşum” olarak tanıtıp destekleyen de ABD’dir.

Bu şekilde parlatılan ve dünya halklarının sempatisini kazanacak olan PYD’ye, Kürtlerin yaşadığı topraklar üzerinde bir devlet kurma hakkı çok görülemezdi!

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den kopartılacak olan topraklarla kurulacak “Büyük Kürdistan” ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) içerisinde düşünülen görevleri yapabilecekti…

ABD’nin planı özetle budur.

Harcadıkları 8 trilyon doları fazlası ile bir tek bu şekilde geri alabilirler…

***

BOP ve GOP planlandığı gibi yürütülemedi; Sahada Rusya vardı,

Çin de petrol ve doğalgaz ihtiyacını Ortadoğu’dan karşılıyordu.

ABD’nin bu bölgeye egemen olmasıyla, Asya’ya sıkışıp kalmaları kaçınılmazdı; bu yüzden bu büyük devletler de çıkarları tehlikede olduğu için bir şekilde işin içerisine girdiler.

Ortadoğu’da “vekâlet savaşları” böyle başladı.

En kritik noktada Türkiye bulunmaktadır.

Bu durum hem şansımız hem de şanssızlığımızdır.

Bu nedenle de gerek ABD ve gerekse diğer bölge ülkeleri Türkiye’yi hesaba katmak zorundadırlar.

Türkiye bu büyük oyunda aynı zamanda “hedef” olduğu için bazı önlemleri zamanında almak zorundadır.

Bu bağlamda, Suriye’nin kuzeyinde kurulacak olan “PYD devletçiği”nin kuruluşunu önlemek görevi bizim için kaçınılmazdır.

Zira Suriye bölünürse, sıranın İran’a, ardında da Türkiye’ye geleceğine kuşku yoktur…

***

Dolayısıyla bu konunun AKP iktidarı ile de doğrudan bir ilgisi yoktur.

Zira projenin asıl sahibi ABD’dir.

Erdoğan, iktidara gelebilmek için vaktiyle “BOP Eş Başkanlığı”nı kabul etmiş olabilir.

Bu durum daha sonra Türkiye’nin toprak bütünlüğünü koruyabilmesi için sadece yükümüzü artırmıştır.

Onun sorumluluğu siyasidir ve artırdığı bu yük kadardır.

Erdoğan, BOP Eş Başkanlığını kabul etmeseydi de proje uygulamaya konulacaktı.

Öyle ki, iktidarda AKP yerine başka bir parti de olsaydı, yine durum değişmeyecekti.

Bu gerçeği göz ardı ederek yapılacak olan yorumların ayakları havada kalır…

***

Ortadoğu’yu “bataklık” haline getiren ABD başta olmak üzere emperyalist devletlerdir.

Türkiye’nin bu bataklığa girmeme gibi bir şansı ise hiç yoktur.

Dolayısıyla “ne işimiz var Ortadoğu bataklığında” söylemenin bir geçerliliği olamaz.

Aynı şekilde “Savaşa Hayır” söylemleri de gerçekçi ve geçerli değildir.

Savaş, iki egemen güç arasında olur ve bir tarafın istemesiyle de barış sağlanamaz.

Eğer bir devlet bize savaşı dayatıyorsa, yapabileceğimiz tek şey bu savaşı kabullenmek ve gereğini yapmaktır.

Diğer seçenek ise teslim olmaktır.

Yani topraklarımızın bir bölümünü feda etmektir…

Bu çerçeveden bakıldığında bugün yaşadığımız olay: Daha sonra bize savaşı dayatacak olan, kurulması muhtemel bir devletin, kurulmasını önlemeye çalışmaktır.

İleride savaşmamak için, başka bir ifade ile sürekli barışı tesis etmek için askeri bir tedbir alıyoruz…

***

Savaş, kapımıza kadar dayandı mı?

Tehlike, yakında mı, uzak mı?

Bu sorunun en doğru yanıtını askerler verebilir.

Ayrıca tehlikeyi daha tehlikeli hale gelmeden önlemek olanağı varsa, bunu en iyi şekilde değerlendirecek olan Ordu’nun kurmay subaylarıdır; askerliğini paralı er olarak yapmış gazeteciler değil.

Ordu’yu bu işler için besliyoruz…

Şu anda yapılmakta olan “Barış Pınarı Harekatı”nı bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Bu yüzden, 82 milyon Türk Halkı, TSK’nın arkasında durmak zorundayız.

Bu harekâtı, “Saray’ın savaşı” veya Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmek için çıkarttığı bir “savaş” gibi göstermek aymazlık, olup bitenlerden Türkiye Cumhuriyeti Devletini sorumlu tutmak ise bozgunculuk niyeti yoksa dangalaklıktan başka bir şey değildir…

Av. Cemil Can

İHANETİN İTİRAFI!..

Ben çözdüm

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu fırsatını buldu (eski) CHP’yi bir kez daha mahkum etti:

Türban konusunda “Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var” dedi.(1)

Onun asıl yaptığı iş: Atatürkçü Düşünce’yi mahkûm etmektir.

Zira Altı Ok’un biri ve hatta en önemlisi -daha doğru bir ifade ile önkoşulu- (2) olan “laiklik ilkesi”ni, (3) kıyafet özgürlüğüne indirgeyip içini boşaltınca; diğer ilkeleri eğip, bükmek ve farklı şekilde yorumlamak çok daha kolaylaşmıştır.

Yeniden yorumlamak(4) sahtekârlığı ile temel ilkeleri özünden kopartıp, bambaşka bir rejimi tarif etmek mümkündür.

Başörtüsü” veya “türban” bu yolda kullanılmış en önemli iki araç olmuştur.

Muhafazakâr Anadolu kadınının da başına örttüğü bu bez parçasını sahiplenmek, bir anlamda “kadın hakları” savunuculuğu gibi sunulmuştur.

Bu şekilde geniş yığınların temsilciliğine soyunulmuştur.

Bir de arkasına “dinsel gereklilik” konulunca, “türban” bu defa da “ibadet özgürlüğü”nün bayrağı haline getirilmiştir.

Türbanı savunanlar, bir başka açıdan da “kıyafet özgürlüğü”nü savunanlar olarak gösterilmiştir.

Bu şekilde geniş yığınlar kolaylıkla etkilenmiştir…

***

Yeni-CHP’nin (Y-CHP) bu kampanyada rol alması; başka bir ifade ile turbana yol açması, “Siyasal İslam”ın işini fazlasıyla kolaylaştırmıştır.

Sonuçta getirildiğimiz nokta “Tek Adam Rejimi” olmuştur.

Şimdi ne kadar “Parlamenter Rejim”i savunur gözükse de gerçekte bu rejime geçilmesinin baş sorumlusu Y-CHP’dir…

***

Devleti ele geçirmek için İslam’ı ve her türlü gericiliği acımasızca kullanan ABD’nin uşağı Fetullah Gülen’in bile “furuattır” dediği; pek çok saygın akademisyenin Kuran’da olmadığını savunduğu (5) “türban”ın; Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerce “siyasi simge” olarak kullanıldığı ve laikliğe aykırı olduğu karar altına alınmış ve bu kararlar Anayasa Mahkemesince de doğru bulunarak Anayasa Mahkemesi kararı haline gelmiş olmasına rağmen, (6) Dersimli Kemal’in aksi yöndeki çabaları, CHP tabanında hala tartışılmış değildir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahi aynı yönde karar alarak (7) türbanın “siyasi simge” olduğunu belirtmesine rağmen, Y-CHP’nin “Siyasal İslamcı” akımlara önemli bir manevra alanı açmasını, Atatürkçü düşünceye ihanet etmekten başka bir şekilde tanımlamak olanaksızdır…

***

Kılıçdaroğlu’nun Dünya Avşarlar Derneği’nin kuruluşunun 4. yılı dolayısıyla düzenlenen etkinlikte:

Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel meselesi haline getirdik. Sana ne kardeşim?” şeklindeki sözleri, bu konuyu hiç anlamadığını göstermektedir.

Böyle cahil veya hain bir adamın hala Atatürk’ün partisinin başında bulunması, Türk halkının en büyük talihsizliğidir.

Dersimli Kemal’in bu konuda yaptıkları ile öğünmesine rağmen, (8) gerçek CHP’lilerin hala ondan bir şeyler beklemesini anlamak ise mümkün değildir.

CHP’yi geri almadan Türk halkının huzura kavuşması olanaksızdır…

Nokta…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.euronews.com/2019/10/04/kilicdaroglu-basortusunu-turkiyenin-en-temel-meselesi-haline-getirdik

(2) “Laiklik ise bir anlamda tüm diğer ilkelerin önkoşuludur. İnançlara saygılı, ama dinin siyasal ya da kişisel çıkarlara alet edilmesine karşıdır. Hem toplumda farklı inançlara sahip kesimlerin barış içinde yan yana yaşamalarının hem de çağın değişen koşullarının getirdiği sorunlara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunun açık tutulmasının güvencesini oluşturur. Kemalizm ne Atatürk\’ün bekçiliğidir ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm ‘demokratik toplumcu’ bir öze sahip, ‘sürekli devrimcilik’ ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir.”

(Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı)

https://add.org.tr/prof-dr-ahmet-taner-kışlalı/

(3) “Nedir laiklik?


Laiklik, toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayalı olmasıdır.


Din-devlet ayrımı ya da din ve vicdan özgürlüğü, bu bütünün birer parçasıdır.


Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var.


Birincisi; farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak. İkincisi; değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmaktır.”

(Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı)

https://www.facebook.com/notes/ahmet-taner-kışlalı/islam-ve-laiklik/9454958804/

(4) https://www.ulusal.com.tr/gundem/kilicdaroglu-6-oku-yeniden-yorumlayacagiz-h35052.html

(5)Başörtüsü konusunda din âlimleri farklı referans ve görüşlere sahiptirler. Bazı din bilginleri hadislerin dinî referans olmasını kabul etmezler, başörtüsünün Kur’an’da yer almadığını, ayetlerin çarpıtılarak tercüme edildiğini de ifade ederler. Bu görüşe sahip çok sayıda din bilginine örnek Prof. Zekeriya Beyaz, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Şahin Filiz, İhsan Eliaçık, Edip Yüksel, Hüseyin Hatemi sayılabilir. Türkiye’nin ilk kadın vaizi Prof. Beyza Bilgin ve ilahiyatçı Prof. Dr. Salih Akdemir ilgili ayetlerin tavsiye olarak anlaşılması gerektiği görüşündedirler.

(Vikipedia)

(6) https://www.evrensel.net/haber/216171/anayasa-mahkemesi-turban-siyasi-simge

(7) https://www.dw.com/tr/aihm-türban-politik-simge/a-2526393

(8) “Başörtüsü konusunda ne demek istersiniz? Okullarda, kamuda başörtülü kişiler var. Keşke bu sorunu CHP çözseydi.” ifadesi üzerine Kılıçdaroğlu, “Ben çözdüm. Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanıydı sorun. Üniversitede kızların başörtüsü mü sorulur? dedim. Biz, bütün kızlarımızın okumasını istiyoruz. Okumuş gelmiş, o yaştan sonra kime ne soracaksın? Sana ne kızın başörtüsünden. Kendisinin yaptığı açıklamalar vardır, ‘Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar üzerine biz başörtüsü sorununu gündemden çıkardık.’ diye. Sayın Abdullah Gül’e de sorabilirler.”

https://www.memurlar.net/haber/756573/kilicdaroglu-basortu-sorununu-ben-cozdum.html

YETENEKLİ HAİNLER!..

İmamoğlu'nun paylaşımı

Hain fikirlerini mutlaka başkalarına da söyletiyor.

O kadarını öğrendi artık.

Daha önce yaptığı hataları, kredisi yüksek siyasetçilere tekrar ettirerek, halkı yeni bir söyleme alıştırıyor.

Çok tepki alacak söylemler için de en iyi “paratoner”i kullanıyor…

Bu aralar; bu iş için en uygun adam, yarattığı pozitif etki ile AKP iktidarını ciddi olarak sarsan Ekrem İmamoğlu’dur.

Hakkını teslim edelim…

***

Oysa Dersimli Kemal’in derdi çok daha başkadır:

O, İmamoğlu’na hatalar yaptırarak; hem olası genel başkan adaylığının hem de gelecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olmasının önünü kesmeye çalışıyor.

Gayet de akıllıca bir planı uyguluyor!

Zira İmamoğlu’nun itibarını yerlerde süründürdüğünde, 31 Mart Seçimlerinin başarısını kendi hanesine yazdıracak.

Belki de Türk siyasi tarihinde, iktidarın başarısızlığı muhalefete “başarı” olarak kaydedilecektir…

***

Gelelim asıl meseleye:

Uluslararası bir toplantı için Fransa’da bulunan İmamoğlu’nu, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret etmeye kim ikna etti acaba?

Ama bu ziyaretin Kılıçdaroğlu’nun bilgisi içerisinde yapıldığına eminim.

İmamoğlu, resmi “twiter” sayfasında ziyaretle ilgili olarak 01.10.2019 tarihinde şu açıklamayı yaptı:

“Paris’te ‘Edirne’den Ardahan’a kadar ülkemi çok sevdim’ diyen müzisyen Ahmet Kaya ve Türk Sineması’nın unutulmaz ismi Yılmaz Güney’in kabirlerini ziyaret ettim, dua okudum. Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun.”

İmamoğlu, takipçilerine Ahmet Kaya’yı; ülkesini çok seven, Yılmaz Güney’i de Türk Sinemasının “unutulmaz” ismi olarak tanıtıyor.

“Görev” tamamlanmıştır ancak bu kadar yapılabilir!..

***

Lakin kazın ayağı öyle değildir:

Yılmaz Güney, sağlığında “Bağımsız Kürdistan” davasının yılmaz bir savunucusuydu. (1)

Bu konuda Abdullah Öcalan bile onun eline su dökemez.

Dolayısıyla, Türk halkını onun sinemadaki “başarısı” çok fazla ilgilendirmez.

Önemli olan, fikirleri ile kimlerin hizmetinde olduğudur.

Son tahlilde, ABD’nin Türkiye’den de toprak koparmayı da ön gören BOP’un hizmetinde bir erdi.

Sağ olsaydı, büyük olasılıkla ABD’nin “kara gücü” içerisinde önemli bir “komutan” olarak görev yapabilirdi…

***

İmamoğlu’nun sadece bir “sanatçı” sandığı Yılmaz Güney, aynı zamanda bir katildir. (2)

Kaçıp yurt dışına gitmesi de işlediği cinayet yüzündendir. (3)

İmamoğlu’nun dua edip ruhu şad olsun dediği bu katil, sağlığında İslam Dini’ne göre bütün insanlığı öldürmüş kadar günah işlemiştir. (4)

Yüce Tanrı, Ekrem dua etti diye, Maide 5/32’deki hükmünü değiştirir mi bilemiyoruz tabii ki…

Bu işin uzmanları ayrıdır!

Ama biz şöyle bir dua yapabiliriz kendisi için:

Kendi kararımızla İstanbul’un yönetimini teslim ettiğimiz Ekrem’i ve onu yanlış yola saptıran sapkınları sen ıslah eyle ya Rabbi, bizi de böyle bir hata yaptığımız için af et!..

***

İmamoğlu’nun “ülkesini çok seven” müzisyen olarak tanıttığı Ahmet Kaya ise katıksız bir PKK sempatizanıdır.

Dostu olduğunu ilan ettiği (5) Apo’ya olan özlemini, açık hava konserlerinde binlerce insanın önünde şarkılarıyla dile getirmiştir. (6)

Kürt kökenli olmasına bir diyeceğimiz yoktur elbette.

Tıpkı anne ve babasını seçme gibi kimsenin etnik kökenini seçme olanağı yoktur.

“Kürtçü”, “Kürt Milliyetçisi” ve “ayrılıkçı” olmasına; emperyalizme uşaklık yapmasına itirazımız var.

O da sağ olsaydı, Yılmaz Güneyden aşağı kalacak değildi:

Desteğini PKK-PYD-YPG’ye hiç tereddüt etmeden verecekti…

Zira Ahmet Kaya da tipik bir PKK taraftarıydı.

On binlerce güvenlik görevlimizin katili, dağdaki PKK’lılara olan desteğini defalarca açıklamıştır.

Onun da ruhu şad olacaksa, Cehenneme kim gidecek gariii?..

***

Ve işin ilginç yanı:

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da genel başkanlığa seçildikten kısa bir süre sonra Fransa’ya gidip Yılmaz Güney ile Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret etmişti. (7)

Dilim söylemeye varmıyor ama:

İmamoğlu Atatürk’ün çizdiği yoldan değil, Dersimli Kemal’in yolundan yürüyor!

Dolayısıyla, yetenekli biridir ama Kuvayı Milliyetçi çizgiye önderlik yapacak vasıfta olmadığını kanıtladı.

Onun gibi yetenekli hainler, CHP’nin üst kademelerinde kalırsa eğer, AKP’yi iktidardan düşürmek imkânsız gibidir.

Bu yüzden yurtseverlerin birinci sıradaki görevi:

CHP’yi geri almaktır.

CHP geri alınmadan, yapılacak siyasi mücadelenin başarıya ulaşma şansı yok denecek kadar azdır…

 

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.youtube.com/watch?v=H5M-O4JTGOg

 

(2) https://www.ensonhaber.com/yilmaz-guneyin-vurdugu-hakimin-kardesi-konustu-2012-09-19.html

 

(3) http://blog.milliyet.com.tr/yilmaz-guney-katil-mi–yoksa-kurban-mi-/Blog/?BlogNo=54852

 

(4) https://islamansiklopedisi.org.tr/katil

 

(5) https://www.youtube.com/watch?v=vowzG5wugfw&fbclid=IwAR3M_Jm9HjqYWY1n-C2uKAoVXGLd8_htnI6xOrgp8R2CJlS5l_BcWowYo-g

 

(6) https://www.facebook.com/watch/?v=1330915283697292

 

(7)http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu-ahmet-kaya-ve-yilmaz-guneyin-mezarinda-1029229/

UMUDUMUZ BABACAN!..

yeni parti_11

 

Kuracağı yeni parti ile AKP’yi bölecek ve bu şekilde Y-CHP iktidarının önünü açacak olan Ali Babacan’la ilgili haberler, CHP’lilerin pek hoşuna gidiyor.

 

Babacan Ali konuşuyor:

 

AKP, 17 yıl boyunca 2 trilyon dolar vergi topladı; 70 milyon dolar özelleştirmelerden gelir elde etti; 500 milyar dolar borç aldı. Bütün bu paralar nerede?” diye soruyor.

 

Sorunun muhatabı doğrudan Erdoğan’dır.

 

Ama Reis bu soruya cevap vermiyor.

 

Bir süre Babacan’ı ciddiye almamış gibi davranacağa benziyor.

 

Soru yerinde ve çok doğru:

 

Evet, paralar ne oldu?

 

Bu soruyu biz de sormaya devam edeceğiz…

 

***

 

Sorunun sahibi gibi gözüken 1967 doğumlu Ali Babacan, gerçekten de ilginç bir adam.

 

Dört dönem AKP’den milletvekili seçilmiş.

 

17 yıllık AKP iktidarının 16 yılında, üstelik de yetkili ve sorumlu makamlarda vardır.

 

58 ve 59. hükümetlerin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanıydı.

 

Paraların nerede olduğunu en iyi bilenlerden birisi odur.

 

Paraların ne olduğunu söylemiyor nedense!

 

Aba altından sopa gösteriyor Reis’e.

 

Gün gelir paraların kimlere nasıl dağıtıldığını anlatırım demek istiyor.

 

O gün gelecek mi acaba?

 

Hiç sanmam…

 

***

 

Aslında AKP’nin bütün icraatlarına ortak olan Babacan’a, bu soruyu bizlerin sorması gerekirdi.

 

Sormuyoruz ama.

 

Buna rağmen, ondan AKP iktidarını düşürmesini bekliyoruz.

 

Kendisi sütten çıkmış ak kaşık ya!..

 

***

 

Her şey bir yana.

 

AKP seçmeninin bir kısmı Babacan’ın kuracağı partiye oy verir mi acaba?

 

En yakınınızda olan samimi bir AKP’liye sorun bu soruyu.

 

Cevabı “evet veririm” şeklinde ise, bir de şu soruyu sorun:

 

AKP’yi iktidardan düşürmek için oyunu Babacan’ın kuracağı partiye verecek yerde, doğrudan iktidar alternatifi olan ana muhalefet partisi CHP’ye neden vermiyorsun?

 

Bu sorunun samimi olarak verilecek olan yanıtı, CHP’nin neden iktidara gelemediğinin ve gelemeyeceğinin de yanıtıdır.

 

Siyasi partileri iktidara halk getiriyor.

 

CHP’nin “cahil” olarak nitelediği halkın, sezgileri çok kuvvetlidir…

 

***

 

İşte size birkaç örnek:

 

Kürt Açılımı”nın emperyalizmin bir projesi olduğunu bilmeyen kalmadı.

 

ABD, Ortadoğu’da bir Kürt devleti kurmak için açık çalışıyor.

 

Gizlileri saklıları yok artık.

 

Projelerinin adını Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak koydular.

 

Ortadoğu’da “sınırlar ve rejimler değişecek” diyorlar.

 

Erdoğan, başlangıçta BOP’un Eş Başkanlığını kabul etmişti.

 

Şimdi ise projenin gerçekleşmemesi için çalışıyor.

 

Reis’in kapattığı “Kürt açılımı” defterini, Y-CHP yeniden açmak için kolları sıvamış.

 

Emperyalizmin bölgeyi yağmalamasına çanak tutan, bu ihanet projesinde rol alan bir partiyi halk iktidara getirir mi?..

 

Hiç sanmam…

 

***

 

Y-CHP’nin Suriye politikası da sorunludur:

 

Bir taraftan “Esat ile görüşmek gerekir” diyorlar.

 

Diğer taraftan, Suriye Konferansı’na konuşmacı olarak çağırdığı kişilerin çoğu Esat’ı “diktatör” olarak nitelendirdi.

 

Suriyelilerin Türkiye’ye sığınma nedenini ise Esat’ın diktatörlüğüne bağlayanları konuşmacı olarak davet ettiler.

 

PKK/PYD’ye övgüler düzenlere mikrofonu teslim ettiler.

 

Kılıçdaroğlu hep böyle yapıyor; tepki çekecek düşüncelerini başkalarına söyletiyor.

 

Emperyalizme karşı ülkesini savunan, halkının oyları ile başa gelmiş komşu ülkenin liderine, ana muhalefet partisinin organize ettiği bir konferansta “diktatör” deniliyor.

 

Devleti yönetmeye talip bir siyasi partinin ağzından çıkanı kulağı duymaz mı?

 

Esat, emperyalist ülkelerle işbirliği yapan Suriyeli hainlere daha mı hoş görülü davransaydı?..

 

Onlar için af bile çıkarttı…

 

***

 

Kabul etmek zor ama gerçek öyle:

 

PKK seviciler, Atatürk’ün partisi CHP’yi ele geçirdiler.

 

Emperyalizme karşı savaşanların kurduğu parti, bugün en büyük emperyalist ülkenin güdümündedir.

 

Geçmişten bir tek adı kaldı.

 

Gerçi onu da “Yeni CHP” olarak değiştirdiler ya…

 

Emperyalistlerin desteği ile iktidara gelmeyi içine sindirenler, emperyalizmin hizmetkârıolmayı da kabul etmişlerdir.

 

Dersimli Kemallerin, Oğuz Kağan Salıcıların, Canan Kaftancıoğlullarının, Sezgin Tanrıkullarının, Mehmet Bekaroğluların; ezcümle bilumum “İkinci Cumhuriyetçilerin” eline geçen, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist nitelikleri ile bilinen CHP’nin düştüğü durum bu kadar acıdır işte…

 

CHP’yi geri almadan yapılan “siyaset”, duyguların tatmininden başka bir şey değildir…

 

 

Av. Cemil Can