Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

CHP’Lİ SEÇMENLERE KURULAN HAİN TUZAK!..

Barzani_1

Amerika’ya sığınan eski vaiz Fetulah Gülen; kendine ait internet sitesinde Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat davalarında tutuklanan subaylar için “Elimde bir imkan olsa ben onların hepsine serbestsiniz derim” demiş.  Hocaefendi, suçlu insanların serbest bırakılmasını isteyecek kadar adalet duygusundan yoksun bir Amerikalı değil!.. Demek ki, bu davalarda yargılanan askerleri suçlu bulmuyor!.. Başka bir ifade ile söylersek; Fetullah Gülen, özel görevli ağır ceza mahkemesi ile Yargıtay’ın Balyoz davasında adil karar vermediğini kabul ediyor… Bu açıklama aynı zamanda yargının “bağımsız ve tarafsız” olmadığının dolaylı bir ikrarıdır da… Gülen, bu adaletsiz durumdan doğrudan doğruya AKP iktidarının “milli görüş” kanadını suçladı…

Kamu vicdanının iyice kanatılmasından sonra toplumsal barışı yeniden tesis etmek üzere bir genel af çıkartılması ve bu af ile birlikte Abdullah Öcalan’ın da serbest bırakılması Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde vardı… İşte Cemaat bu kapsamda üstlendiği rolü oynamaya başladı. Bu arada cemaat, suçu koalisyon ortağının üzerine atarak, kendisini temize çıkartmak da istiyor tabi… Tek başına iktidar olma yarışını sürdürüyor… Doğrusunu söylemek gerekirse, cemaati aklama işinde, asıl Kılıçdaroğlu üzerine düşeni fazlasıyla yaptı.

Taraf gazetesine verdiği özel demecinde; “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda Fetullah Gülen cemaatinin sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: “Yargıçların belli bir merkezden talimat aldığı ve o talimat çerçevesinde yola çıktıkları söyleniyor. Ben bu talimatın siyasi iktidar tarafından verildiğini düşünüyorum. Yani bunu cemaat değil, doğrudan doğruya iktidarın yargı üzerindeki baskısına bağlıyorum.” (1) Daha ne deseydi?..

***

Başbakan Erdoğan, Barzani ile Diyarbakır’da yaptığı ortak mitingde, ilk defa “Kürdistan” kelimesini kullandı ve “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” dedi… (2) Hiçbir yoruma gerek bırakmayacak kadar açık olan bu sözleri, Erdoğan boşuna söylemiş olamaz!.. Bir taş ile iki kuş vurduğunu kabul edeceğiz. Birincisi hükümet olarak “Kürdistan”ı tanıdığını ilan etti. İkincisi, yeni CHP’nin Sarıgül’e devredilmesinden sonra başlatılan yerel seçim ittifakı ile AKP’nin kaybedeceği oyları, “genel af” vaadi ile geri almaya çalıştı… Tartışılmaya başlanan ve Yeni CHP yönetiminin inkar etmediği pazarlığa göre, İstanbul’daki 4 belediye başkanlığı için BDP’nin önereceği kişiler aday gösterilecekmiş!.. Bir seçim taktiği gibi sunulan bu ihanetin CHP’yi bitireceği kesindir. Güya bu başkanlıklar karşılığında Kürtler oylarını CHP’ye vereceklermiş. Geçen genel seçimlerde, PKK’nın avukatı Sezgin Tanrıkulu da Kürtlerin oylarını CHP’ye çekebilmek için İstanbul’dan aday gösterilmemiş miydi? Tanrıkulu’nun kendi köyünde bile CHP’ye bir tek oy getiremedi. O seçimde CHP’lilerin oyları, CHP üzerinden doğrudan PKK’ya verilmişti. Şimdi de durum pek farklı olmayacak! İstanbul gibi metropol bir şehirde, PKK’ya lojistik destek sağlayacak belediyeler, Yeni CHP üzerinden PKK’ya hediye edilmiş olacak!..

Genel af, Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde zamanı geldiğinde yapılacak olan bir hamleydi. Zamanlaması ise son derece önemlidir. Zira AKP, bu hamle ile bir kez daha iktidar olma fırsatını yakalayacaktır… Şimdi zamanı geldi sayılır. Gelişmelere bakılırsa, “Kürdistan”ın başına getirilecek olan lider, Kürtlerin en yoğun olarak yaşadıkları Türkiye’den seçilecek. Hiç kuşku yok ki, o da Abdullah Öcalan’dır. Abdullah Öcalan’ı, genel aftan başka bir şekilde dışarı çıkartmak olanaksız olduğuna göre, AKP ve Yeni CHP’nin, “analar ağlamasın” edebiyatı ile birlikte gündeme getirecekleri genel af çağrısı, kamuoyunda yeterli desteği sağlayabilir…

PKK için af meselesi “Kürt açılımı”nın olmazsa olmaz bir koşuludur… Apo’yu af edebilmenin tek yolu genel aftır… Bu talebi ilk defa seslendiren ise AKP değil, yeni CHP’dir. Yeni CHP’nin nasıl ellerde olduğunun en çarpıcı kanıtı budur. CHP Milletvekili ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala’nın kendisini cezaevinde ziyareti sırasında, iç barışın sağlanması için, hiç kimseyi ayırmadan çıkartılacak bir affın şart olduğunu söylemesi manidardır!.. Sırası geldiğinde; PKK’ya karşı Barzani’yi, Barzani’ye karşı PKK’yı bir fren gibi kullanan, yerine göre de her ikisine “iş” yaptıran ABD’nin nihai tercihi, kusursuz uşaklık yapandan yana olacağı sır değildir!.. Barzani ile Öcalan’ın Kürtlere liderlik yarışı da bu yüzden kıyasıya olacak!..

***

Kılıçdaroğlu, “türban silahı”nı Erdoğan’ın elinden aldıktan sonra, silahsız kalan AKP iktidarı, bu defa da örgün eğitim müfredatının dışına çıkarak, hafta sonları akşam saatlerinde hafızlık dersleri vermek üzere, “Hafiz Liseleri” açılması için çalışmaları başlattı… Buna karşılık, AKP’nin yeni silahı Yeni CHP’nin genel müdürü Kemal Bey, Uğur Dündar ile yaptığı söyleşide; Diyanet İşleri Başkanlığı’nı CHP’nin kurduğunu, ilk imam hatip lisesi ve ilk ilahiyat fakültesini CHP’nin açtığını söylemiş!.. Bu sözleri söylerken bu tür icraatları siyasette “kullanmamış” olduğunu da eklemiş hazret! Laikliği “özümsemiş” CHP Genel Başkanının, dinci bir başbakana vereceği karşılık böyle mi olmalıydı?..

Parti içi demokrasiyi işleteceği vaadiyle Atatürk’ün partisinin başına gelen bu zat, nedense ön seçim kurumunu bir daha ağzına almadı. “Eğilim yoklaması”, “anket” ve “merkez yoklaması” gibi aldatmaca yöntemlerle, CHP’li olmayan insanları seçtirmeye çalışacağı belli oldu!.. CHP tabanı, sandığa gittiğinde AKP’nin adaylarına oy verecek değil herhalde… Milli Merkez’in aday gösterememesi halinde; mecburen önlerine getirilen, büyük olasılıkla da PKK’lı veya Fetullahçı olan adaylara oy vermek zorunda bırakılacaklar!..

Seçimlere çok daha var ama, bu tuzağa bir daha düşmeyeceğiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.aydinlikgazete.com/cemaat-aklayicisi-chp-genel-baskani-makale,27185.html

(2) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25134624.asp

ERDOĞAN’I KURTARMAK-I

Imrali_Tutanaklari

imrali

 

Bugün itibariyle 75 milyon Türk Milleti tehdit altındadır!..

Başbakan ise daha ağır bir tehdit altındadır… Bu nedenle o da Türk Milletini tehdit ediyor!..

PKK’nin lideri, bebek katili Apo bile, İmralı’dan ABD adına tehditlerini sürdürüyor:

”Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum.”(1) diyebiliyor!..

Bu kadar ağır baskılar nedeniyle Başbakan’ın alacağı kararlar, vatana ihanet düzeyinde olsa da artık mazur görülebilirler!.. Biliyorsunuz tehdit altında işlenen suçlar affedilebilirler!..

Başbakanımızı kurtarmak, bu Yüce Milletin boynunun borcudur artık…

Zira, “nakavt” durumuna düşmüştür ve ne dediğini bilmediği gibi ne yaptığını da bilmemektedir!..

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye ziyaretinde; Suriye konusunda “En önemli önceliğimiz politik çözüm bulmak” diyerek, hükümetle aynı görüşte olmadığını söylemiştir!.. Bu sözler bir tür tehdit gibidir ve önceki tehditlerin de arkasında durulduğunu göstermektedir!..

Önceki tehditler nelerdi?

Onları ABD’nin önceki Dışişleri Bakanı Clinton’un, Başbakan’a yazdığı mektuptan öğrenelim…

Ne diyordu Clinton?

“Anlaşmamız TSK’da tasfiyeyle sınırlıydı, siz operasyonu çok aşırı noktalara götürdünüz”!..(2)

Dilerseniz bu sözleri biraz daha açalım:

  1. Erdoğan kendi ülkesinin silahlı kuvvetlerinin tasfiye edilmesinde ABD ile anlaşmıştır. Nitekim, bu operasyon sonunda TSK, BOP’nin uygulanmasında “etkisiz eleman” haline getirilmiştir. Daha sonraki safhalarda Türk askeri, ABD askerlerinin yerini de alabilir mi bunu bilemiyoruz… Erdoğan, bu ağır suçu, iktidar olma ve iktidarını sürdürmek için ABD’nin baskısı ile işlemiştir!.. Bir yere not edelim…

  2. Yukarıdaki ifadeden Erdoğan’ın, anlaşma konusu dışına çıkarak, daha başka (kötü) işler de yaptığı anlaşılmaktadır. Bu yapılanları ise, güya ABD onaylamamaktadır. En azından böyle bir görüntü verilmektedir. ABD yetkilileri, biz bu ikinci kategori suçlarda, AKP ile suç ortağı değiliz demek isterken, aba altından sopayı da göstermektedir. Birinci suç kadar ağır olmasalar da Türk kamuoyu tarafından öğrenilmeleri halinde, hiç kuşku duyulmasın ki, Erdoğan hükümeti kendi sonunu getirecek başka suçlar da işlemiştir!..

Bu iki ağır tehdit altında AKP hükümeti bocalamaktadır.

Üçüncü tehdit ise, ABD’nin Erdoğan’ı deliğe süpürüp, yerine Apo ile Cemaat’ten birine görevi vermesidir!..

Bu görevlendirmenin de ilk işaretleri verilmiştir…

ABD kendi askerini kullandığında pahalıya mal olduğunu Irak’ta test edip görmüştür. Apo ile İmralı’da yapılan görüşmelerin bilerek sızdırılan tutanaklarından anlaşıldığına göre, bundan böyle Ortadoğu’da, Conilerin yerine Kürtler kullanılacaktır! TSK’yı ise, sorun çıkartamayacak bir noktada tutmak işlerine gelir. Dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip bu bölgeyi terk edip gidecek değiller herhalde… Belli ki, bu dönemin ucuz askeri Kürtler olacaktır. Baksanıza komutanları Apo, ABD emrine vereceği Kürt asker sayısını bile vermektedir:

“Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var” diyor… Apo, “Çekildiğimiz yerlerde gerilla büyüyecek” diye ekliyor da… Adamlarını aldatmaya devam ediyor tabi! Türkiye’deki destekçilerine; çekilsek de bir şey olmaz demek istiyor bir bakıma! Yedek kuvvet olarak, sınır dışındaki Kürt militanları gösteriyor. Bu beyandan anlaşılmaktadır ki, PKK’nın niyeti silah bırakmak değildir!.. Tam aksine, amaçları silahlı gücünü daha da büyütmektir. Dolayısıyla Erdoğan’ın, silahlarınızı toprağa gömün ve güvenle başka ülkelere gidin şeklindeki sözleri, samimi olarak üzerinde anlaşmaya varılmış bir hususu yansıtmıyor. Bu sözlerin halkın gazını almak için söylendiği bellidir…

Bu oyunda Kürtler yine piyondur…

Bir de Cemaat’in “Başkanlık Seçimleri”nde Erdoğan’la yollarını ayıracağı senaryosu konuşuluyor. AKP açısından durum oldukça ciddidir… Mutlaka dikkat etmişsinizdir; Apo “Başkanlık” konusunda Erdoğan’ı destekleyeceğini söyledi. Diyeceksiniz ki, bu işin terörü bitirmekle, anaların göz yaşlarını dindirmekle ne ilgisi vardır! Haklısınız, yoktur elbette. “Süreç” olarak yutturulmak istenen dolmanın, bir alış veriş olduğu zaten buradan bellidir!.. Tıpkı eski CHP Genel Başkanı Baykal’ın dediği gibi yapılan “Ulus devleti ver, başkanlığı al” pazarlığıdır!..

Bu noktada Erdoğan, ABD’nin bütün isteklerine evet demek zorundadır!..

Ona hiç tercih hakkı bırakılmamıştır!.. Aksi halde, ABD görevi Apo ile Fetullah Hoca’nın bir adamına verebilir!.. Bu da Erdoğan’ın baldıran zehrini içip, tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini alması anlamına gelir!..

Kovboy blöf yapmıyor. Tehditler dünya kamuoyu önünde ve açık olarak yapılmaktadır!..

ABD’nin çiçeği burnundaki Dışişleri Bakanı Kerry, Başbakan Erdoğan’ın Avusturya’da 5. Medeniyetler İttifakı Forumu’nda söylediği, “Tıpkı siyonizm, antisemitizm gibi, tıpkı faşizm gibi İslamofobiyanın da bir insanlık suçu olarak görülmesi kaçınılmaz hal almıştır” sözlerine katılmadığını ifade ettikten sonra, Türkiye’nin yerinin, İsrail’in yanı olduğunu vurgulaması, Erdoğan’da soğuk duş etkisi yapmıştır!.. Mavi Marmara Baskını ve Davos’taki “one minute” krizi ile toplanılan puanlar, bu hamle ile geri alınmıştır!..

Kerry, hükümetin Türkiye-İsrail ilişkilerini bir an önce düzeltmesini ve Ermenistan ile diyalog kapısının açılmasını hatırlattıktan sonra, Ankara-Bağdat arasındaki gerginliğin de azaltılmasını istemiştir!.. Bu kadarla yetinmemiş, “İsrail’e engel olmayın” diyerek, Türkiye’nin İsrail’e yönelik NATO vetosunun tam anlamıyla kaldırılmasını buyurmuştur!.. Anlayacağınız, stratejik model ortağımız, dış politikada da AKP’ye hiç inisiyatif alanı tanımamıştır!..

Bu durumdan ülkemizin Başbakanını kurtarmak, elbette ki Türk halkının görevidir!..

Aksi halde, ABD akla gelmedik işleri bu hükümete yaptırabilir!.. Hükümeti bu baskılardan kurtarmak, ülkemizin ve halkımızın yararınadır. Bu nedenle yerel seçimlerden başlayarak, AKP’ye verilen halk desteğinin hızla geri çekilmesi şarttır. Bu noktadan itibaren AKP’ye destek vermek, Erdoğan’ın sonunu da hazırlamakla eş anlamlıdır… AKP’ye destek verenlerin, konuya bir de bu açıdan bakmalarını öneririm!..

Diğer yandan, ABD “İkinci İsrail”i kurma çalışmasında, Türkiye’ye verdiği görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini istemektedir. PKK’nın affı ile devam edecek sürece karşı çıkacak olan ulusalcılar, peşinen “düşman” olarak ilan edilmişlerdir. Bu süreçte, ulusalcıların hedef gösterileceği ve başarısızlığın onların üzerine yıkılacağı açıktır. PKK ve yeni ortağı AKP, bölünme anayasasına karşı çıkacak kesimleri “faşist” olmakla suçlamaya başlamışlardır… Nitekim, Öcalan peşin peşin:

CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler” diyerek, bu aşağılık kampanyayı başlatmıştır… Sinop ve Samsun olaylarını da bu yolun açılması için düzenlenmiş tertipler olarak düşünmek gerekir…

***

Y-CHP’nin iki numaralı ismi Nihat Matkap ise, Apo’nun CHP içerisindeki sözcüsü gibi konuşmaya başlamıştır. Matkap: ”Öcalan’ın önerdiği ‘vatandaşlık‘ tanımı CHP programındaki ‘milliyetçilik‘ tanımı ile uyuduğunu” söylemiştir. Ona göre, CHP’liler nasılsa CHP Programı’nı bilmiyor, bu nedenle dilediği gibi atıyor! Halbuki, Anayasamızdaki “Türk” tanımının CHP Programı ile örtüştüğünü kendisinden başka bilmeyen kalmamıştır? Belli ki, Nihat Matkap da kendisine verilmiş görevini yapıyor!.. Öcalan, “Özgür iradesi ile kendisini bu ülkeye bağlı hisseden herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” demişti!.. Anlaşılan Matkap’ın da diğer TESEV’ciler gibi “Türk” sözcüğüne allerjisi var!..

AKP-PKK ortaklığı karşısında, Y-CHP yönetimi ne yazık ki, dik duruş gösteremiyor. Kılıçdaroğlu, geleneksel CHP çizgisi ile “görev” arasında bocalamaya başladı… Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu, “İkinci Kürt Açılımı” başladığında 4 temel ilkeden söz ederek AKP’ye kredi açmıştı:

“Bir, samimi ve dürüst olacaksınız. İki, gizli kişisel bir ajandanız olmayacak. Üç, millete izah edemeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz. Dört, ana muhalefet partisine veya millete bilgi vereceksiniz. Bunları yapmazsanız bu sorunu çözemezsiniz” demişti…(3)

Şimdi ise, Erdoğan’ı kastederek, “TBMM’nde gizli bir oturum yaparak, yapılan görüşmeleri bize aktarmak zorundadır” demektedir… (4)

Ne oldu da bir kaç gün içerisinde, Meclis’te gizli bir oturum yapılarak, ana muhalefete bilgi verilmesini yeterli bulunabilmektedir?.. CHP, halktan gizli iş çevrilmesine nasıl olur verebilir, anlamak mümkün değildir!..

Habur’daki “çadır mahkeme”sini unutmadık. Oslo görüşmeleri de çocukların elinde dolaşıyor. Imralı’daki görüşmenin tutanakları daha yeni yayınlanmış. Gizli saklı bir şey kalmamış! Kılıçdaroğlu gizli oturumda ne öğrenmeyi bekliyor acaba? Böyle bir görüşme CHP’ye ne katabilir? Olayın içerisindeyiz inancını vermekten başka, hiç bir işe yaramayacak olan bu taleple, belli ki birilerine göz kırpılıyor!..

Yaşanan gelişmeler açık olarak ortaya çıkarttı ki, CHP’nin başına acilen siyaset bilen ve CHP Programını özümsemiş bir liderin geçmesi gerekiyor. Bir kaç gün içerisinde fikir değiştiren ve neden değiştirdiğini kendisi dahi bilmeyen bir liderle, muhalefet görevinin doğru olarak yerine getirilmesi olanaksızdır!.. Zira Türkiye’nin, iktidardan çok muhalefete gereksinimi vardır!.. 

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR: 

  1. Imrali_Tutanaklari
  2. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/clintondan-tayyipe-gizlenen-mektup-h9211.html
  3. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22297831.asp
  4. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123530&CategoryID=77

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR “KREDİ” DAHA!..

Y-CHP‘nin PKK’ya tanıdığı ilk resmi kredi; “ana dilde eğitimin” en ateşli savunucularından, “Habur Açılımı”nda PKK’lı militanları savunan, eski Diyarbakır Barosu Başkanı, CIA’nın yan kuruluşu Stratford‘un 705 numaralı bilgi kaynağı Sezgin Tanrıkulu‘nu, Atatürk’ün partisi CHP’nin, Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan, 80 kişilik Parti Meclisi’ne seçmekle açılmıştı!.. (1

İkinci kredi; CHP’nin “Kürt Sorunu”nun çözümüne ilişkin önerilerinin odak noktasına, Apo’nun “Yol Haritasını” (2) oturtmakla açılmıştır. Anımsayınız o tarihlerde Kılıçdaroğlu, bu yolda “Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” demişti… (3) Şimdi anlaşılıyor ki, bir kaset operasyonu sonunda CHP’nin başına getirilen SOROS‘un bu has adamından, nihai olarak beklenen görev; bugünlerde yaptığı açıklamalardır!.. Görevini gereği gibi yerine getiremezse, siyasi hayatının sonlanacağını zaten göze almıştır, gerisi şansına kalmış!..

PKK’ya üçüncü kredi; biricik avukatları Sezgin Tanrıkulu’nun, Y-CHP’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı ile TBMM’nde kurulmuş olan İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekilliği görevlerine, CHP kontenjanından atanmakla açılmıştı… CHP’de bu görevleri yapabilecek olan daha yetkin kaç tane milletvekilleri vardır, bunu da siz hesaplayın. Belli ki Kılıçdaroğlu, bugünleri düşünerek bu seçimini yapmıştır… Nitekim, ülkeyi kurtaran ve Cumhuriyeti kuran bir parti olan CHP, şimdi ülkenin parçalanmasında ve Cumhuriyetin yıkılmasında görev almıştır. Bu görev süresince de CHP’nin “tek ağızdan” konuşmasını (4) sağlayacak kişi olarak, görev ve yetki Sezgin Tanrıkulu’na verilmiştir!..

Kılıçdaroğlu, Hükümet’e kredi veredursun, Erdoğan onu ciddiye bile aldığı yok!.. Büyük olasılıkla hükümetin bu yeni açılımı, yaklaşan seçimlerde oy potansiyelini artırmak içindir. Eskiden olduğu gibi yine PKK ile anlaşmaya varılmıştır. Süreci bu şekilde yöneten Erdoğan’ın kurduğu tuzağa Kılıçdaroğlu balıklama atlamıştır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun siyasi “vizyonu” yok, CHP’ye yakışan bir genel başkan değildir!.. Bu olasılık doğru çıkarsa, siyasi rakibinin başarılı olması için üstünü başını parçalayan bir siyaset adamını dünya siyaset tarihi ilk defa yazacaktır!.. Akıllarınca hep beraber kazanacaklar. Peki, o zaman kim kaybedecektir?..

Tek ağızdan” konuşma kararı, aslında milletvekillerine ve partililere getirilen konuşma yasağıdır ki, Parti Meclisi’nde değil, gizli odalarda alındığı bellidir. Kılıçdaroğlu, Parti Meclisini toplamadan önce, AKP-PKK ortaklığına desteğini ve içerikten yoksun dört koşulunu (5) peşinen açıklamıştır… Parti Meclisi toplaması, tamamen bir formaliteden ibarettir. Parti Meclisi üyesi Ercan Karakaş’ın, 1989 tarihli ve Parti Programı’nda da belirtildiği gibi “terörle mücadeleyi” esas alan “Kürt Raporu”nun yenilenmesi isteği hiç dinlenmedi bile… Başka bir ifade ile CHP’nin Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan Parti Meclisi, bizzat Kılıçdaroğlu tarafından “bypass” edilmiştir!.. Görüldüğü gibi, en yetkili organın (Kurultay) kararı alınmadan, bir emrivaki ile “terörle mücadele” yerine “terörle müzakere” esası dayatılmıştır. Bu noktadan itibaren CHP’nin PKK’ya teslim edildiğini söylemekte de bir yanlışlık olmasa gerek!..

Y-CHP’nin SOROS‘cu yönetimi, “görev” söz konusu olunca, ne hukuk tanıyor ne de CHP’lilerin iradesini takıyor!.. “Korku imparatorluğunu yıkmak” ve “Parti içi demokrasiyi işletme” sözlerini vererek, CHP’lilerin desteğini alan Bay Kemal, yerini sağlamlaştırdıktan sonra “karşı tarafın” politikalarını hayata geçirmek için kollarını sıvamıştır… Bu görevini yerine getirmek için uygun bir ekip kurmuş ve her türlü eleştiriye kulaklarını tıkayıp, yoluna devam etmektedir. Başka bir anlatımla, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcı bir birimi haline getirmiştir!..

Bu iddialı sözlerimin arkasını dolduramazsam eğer müfteri ilan edileceğimi biliyorum. Bunun için bu yazımın ekinde iki belge sunuyorum. Ayrıca dipnotlar arasına bağlantılarını koydum. Bunlardan biri CHP’nin Parti Programı(6) diğeri Apo’nun “Yol Haritası”dır…(2) Okuyucuya kolaylık olması bakımından, CHP Parti Programı’nın konu ile ilgili sayfalarını da dipnotların altına ekledim. Böylece “Kürt Sorunu” ve “Terör” konusunda, CHP’nin en yetkili organı olan Kurultay’da kabul edilen fakat Y-CHP yönetiminin unutturmaya çalıştığı politikaları, son defa hatırlatmak istiyorum. Zira bundan sonra CHP içerisinde yapılabilecek pek bir şey kalmayacaktır. Atı alan Kemal ile TESEV‘ci arkadaşları Üsküdar’ı geçmiş olacaklar ve kendilerine muhalif olanları birer birer tasfiye etmeye başlayacaklardır!..

Şimdi aşağıdaki bağlantıyı açıp, Apo’nun Yol Haritası’nı da bir zahmet okuyun. Söyler misiniz, Y-CHP yönetiminin, “İkinci Kürt Açılımı” konusunda izlediği politika, değiştirilmediği için halen yürürlükte bulunan Parti Programı’na uygun mudur?.. Bilindiği gibi Parti Programı, partinin en yetkili organı olan Kurultay’da görüşülüp onaylanır ve genel başkan dahil bütün parti yöneticilerini bağlar. Partililerin bu programa aykırı düşen davranışları, Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre, (7) -partiden ihracı gerektiren- ağır “Parti Suçu” sayılmıştır!.. Partinin anayasası sayılan Parti Programı’nı çiğneyen ve “Parti Suçu” işlemekte ısrar eden bir Genel Başkan’ın, hiç vakit geçirilmeden olağanüstü Kurultay’ı toplayarak görevine sonverilmesi yurtseverliğin gereğidir!.. Bu kadarla da kalmayıp, Tüzüğün 70. maddesini açıkça ve bilerek çiğnediği için ihraç edilmesi de gerekir!.. Bu görev; Bay Kemal’in ifadesi ile “Brutus” dediği kurultay delegelerine düşmektedir. Aksi halde kurultay delegeleri de işlenmiş olan bu ağır parti suçuna iştirak etmiş olacaklardır!..

Analar ağlamasın” etkili sloganı ile başlatılan görüşmelerde; Y-CHP’ye verilen görevin, MHP ile birlikte, Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturarak, süreci meşrulaştırmak olduğu bellidir!.. Kılıçdaroğlu’nun hükümetin Öcalan’la görüşmesine önyargılı bakmadığını ve “koşulsuz silah bıraktırma ile sonuçlanacak, halk doğru bilgilendirilecekse görüşme yöntemine bir itirazları olmayacağını” söylemesi, tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Zira Kandil, silah bırakmaya niyetli olmadığını ve kendilerinden böyle bir talebin gelmediğini açıklamıştır. Kılıçdaroğlu “Biz de terör örgütü silah bıraksın, analar ağlamasın istiyoruz” (8) sözleri ile kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışmaktadır…

PKK’nın fiili lideri Karayılan, anayasa tartışmalarına ve sürece ilişkin olarak örgüte yakın olan Fırat Haber Ajansı’na şu açıklamalarda bulunmuştur: “ Türk tarafının bizden istediği şey silah bırakmak değildir. Altını çizerek belirtiyorum; hem Oslo-İmralı sürecinde hem de şimdi bizden istenen şey silah bırakmak değil, silahlı güçlerimizin Türkiye sınırları dışına (Kuzey Irak’a) çıkartılmasıdır. Devletin bizden istediği budur. Açıktır ki, Kürt sorunu, anayasal bir sorundur. Madem anayasanın da yeniden yapılması gündemdedir. O zaman çözüm prespektifini anayasaya da yansıtmak lazım ve bu biçimde kalıcı-köklü çözüm temelinde toplumsal uzlaşmanın temelini yeniden atmak gerekiyor”…(9) Karayılan benzer bir açıklamayı 28 Kasım‘da da yapmıştı!.. (10

Bu açıklamalar karşısında Kılıçdaroğlu’nun sözleri ne anlama gelmektedir? Bay Kemal görülmektedir ki, bu süreçte kraldan fazla kralcıdır!..

PKK ile Oslo’da yapılan görüşmelerde, PKK’ya verilen sözlerden biri “Eyalet Yasası” olarak bilinen “Bütünşehir Yasası” idi ve bu yasanın dayanağı AB’nin dayattığı “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” gösteriliyordu. (11) Bilindiği gibi bu sözleşmenin çekince konulmuş bulunan bütün maddelerini imzalama sözünü veren de Kılıçdaroğlu’dur. AKP’nin kamuoyu önüne getirmeye çekindiği bu konu, Y-CHP tarafından gündeme taşınarak, Apo’nun yol haritası önündeki önemli taşlardan biri daha kaldırılmıştır. “Akil Adamlar Projesi”, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”, “Ana Dilde Savunma” ve “Ana Dilde Eğitim” gibi ülkenin parçalanmasına neden olacak, Yol Haritası’nın kilometre taşları da ne yazık ki, Y-CHP tarafından döşenmiştir!.. Örneğin; ülkenin bölünmesinin son adımı sayılan “Ana Dilde Eğitim” konusunda görüşü sorulan Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin anadilde eğitim konusunda hazır olmadığı kanısındayız” (12) şeklinde verdiği cevap ile asli görevinin bu kötü sona “halkı hazırlamak” olduğu, bir kez daha ortaya çıkmıştır!..

Herkesin bildiği gibi AKP, ABD ve AB tarafından iktidara getirilmeden önce, PKK ağır yenilgiye uğratılmış ve terör bitirilmişti! AKP iktidarı ile birlikte, terör örgütü yeniden canlandırılmış ve bu defa terörle mücadele eden kahramanlar hapse tıkılmıştır! Teröristlerin elinde, ABD yapımı modern silahların bulunduğunu hiç bir zaman gözden ırak tutmamamız gerekir. Daha geçenlerde yakalanan bir silahla ilgili ABD’li askerlerin, bizimkileri sorgulaması, Irak’ta yaşanan “Çuval Rezaleti”nden çok daha beterdir. İşbirlikçi ve yandaş medya, Apo’yu parlatarak, “Kürtlerin ‘kült’ lideri” ve “kahramanı” haline getirmek için ne lazımsa yapmıştır. Bu sürece AKP yöneticileri de dahil olmuştur. TSK’ya yapılan o kalleş operasyondan sonra, sanki terör karşısında TSK yenilmiş gibi, bitmiş olan terör için “Görüyorsunuz 30 yıldır terörü bitiremedik, silahla bu iş olmuyor, müzakere etmek lazım, Kürtlerin isteklerinin bir kısmını vermek lazım” temelinde, korkunç bir bilgi kirliliği yaratılıp, işler bu noktaya kadar getirilmiştir!.. Bu sürecin birinci derecedeki sorumlusu AKP ise, ikinci derecedeki sorumluları hiç kuşku yok ki, Y-CHP ile MHP’dir… Bu nedenle onlarla birlikte Türk halkının arayacağı bir çözüm kalmamıştır!..

Bugün PKK’nın Suriye Kanadı PYD, “Özgür Suriye Ordusu”na katılmış ve ABD-AKP ittifakı içerisinde Esat’ı devirmek için Suriye halkına saldırmaktadır. Garip ama gerçektir, AKP ile PYD Suriye’de aynı safta bulunmaktadır!.. AKP ve PKK’nın ABD’nin Ortadoğu’daki piyonları olduğunun bundan daha açık kanıtı olabilir mi?.. Y-CHP ile MHP bu ittifaka açıktan katılamıyorlar elbette. Onların görevi ülkede yükselen muhalefeti kontrol etmek ve yanlış yöne sevk etmektir!..

Sonuç olarak; koşullar 1919 öncesinden çok daha kötüdür. İktidar, İstanbul Hükümeti gibi düşmanların baskı ve tehdidi altında acz içerisindedir. Başbakan’ın ofisi bile dinlenme aletleri ile abluka altına alınmıştır. Basın “Mütareke Basını”ndan çok daha seviyesiz yayınlar yapmaktadır. Onursuz Ali Kemal’ler yine yazı makinelarının başındadır. Muhalefet “dizayn” edilmiş, düşmanın istediği gibi “tek ağızdan” konuşma kararı almıştır; savaşın sonunda kime “yurttaş” olacaklarının hesabını yapmaktadırlar!..

Ne var ki, bu tablo asla “umutsuzluğun resmi” olarak anlaşılmamalıdır. Türk halkı, tarihte olduğu gibi yine doğru önderliği bulacak ve bu felakati de atlatıp, kurulacak yeni dünyada onurlu yerini alacaktır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Sezgin Tanrıkulu’nun:

http://www.mirhaber.com/haber.php?haber_id=36553 

(2) Apo’nun Yol Haritası:

http://gomanweb.org/GOMANWEB2/Yeni-Dosyalar/A.Ocalan_Yol_haritasi/ocalanin_yol_haritasi.pdf 

(3)Kılıçdaroğlu’nun ”Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” sözü:

http://www.haberturk.com/gundem/haber/722978-siyasi-hayatimi-feda-etmeye-hazirim 

(4)06.01.2013 tarihli Cumhuriyet gazetesi

(5)Kılıçdaroğlu’nun 4 şartı:

http://www.chp.org.tr/?manset=genel-baskan-kemal-kilicdaroglu-parti-meclisi-toplantisini-acarken-akp-iktidarini-bir-kez-daha-uyardi-ve-basbakan%E2%80%99a-yol-gosterdi 

(6) CHP Programı (Sayfa 46 vd, sayfa 113 vd.):

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/chpprogram.pdf 

(7) CHP Tüzüğü:

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/2012/05/CHP-Tuzuk.pdf 

(8)Fikret Bila-Kılıçdaroğlu görüşmesi:

http://siyaset.milliyet.com.tr/kilicdaroglu-onyargili-degiliz-/siyaset/siyasetyazardetay/03.01.2013/1650332/default.htm 

(9)Aydınlık:

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/18127-ocalana-verdiginiz-sozleri-aciklayin.html

(10)http://www.gazetecell.com/gundem/pkknin-kandildeki-elebasi-murat-karayilandan-silah-birakma-aciklamasi-h20370.html

(11) Imrali_Tutanaklari

(12) Kılıçdaroğlu’nun “Halk hazır değil” açıklaması:

http://yenisafak.com.tr/politika-haber/turkiye-anadilde-egitime-hazir-degil-05.11.2012-420967 

KÜRT SORUNU” İLE İLGİLİC H P P R O G R A M I’ N I N İ L G İ L İ S A Y F A L A R I

Etnik Farklılıklar Ülkemizin Zenginliğidir:

CHP, Lozan Antlaşması ile azınlık olarak nitelenmiş olan yurttaşlarımızın, kendilerine tanınmış olan dini ve kültürel azınlık haklarından eksiksiz olarak yararlanmalarını amaçlar. Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır.

CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuş; etnik köken farklılıklarına, kültürel çoğulculuğa, bireysel kültürel haklara olan saygımız, demokratik değerlere, eşitliğe ve hoşgörüye olan bağlılığımız çerçevesinde toplumumuza, üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur.

CHP devletin etnik farklılıklar üzerine politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin görevi bütün etnik kimlikleri din ve mezhep farklılıklarının üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkarmaktır. Ancak etnik kimliğine bireysel olarak vurgulamak isteyenleri saygıyla karşılar ve etnik kimliği insanların şerefi sayar. Devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. Sorunların sadece yasalardaki eksikliklerden değil, uygulamadaki bazı yanlışlıklardan kaynaklanabileceğini düşünerek bu evrensel insan hakları ve özgürlükler değerlerini hayata geçirmeye özen göstermelidir. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz. Bu farklılıklar ulus olarak zenginliğimizdir, güç kaynağımızdır.

Kişisel kültürel haklara saygı, kişinin kimliğine saygıdır; insana, insan haklarına ve çoğulcu demokrasiye saygının gereğidir. Kişisel kültürel haklar hiçbir erk tarafından çiğnenemez.

Kimsenin ırkı ve kökeni diğerlerinden üstün değildir. Bu nedenle ırk temelinde çözüm arayışlarının veya asimilasyon uygulamalarının tuzaklarından demokrasimiz her zaman korumalıdır. CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür.

Demokrasilerde devletin etnik kimlikleri yok sayma hakkı yoktur. Etnik kökeni ne olursa olsun vatandaşların bireysel haklarının çağdaş ülkeler seviyesine yükseltilmesi hedefimizdir.

CHP, uygulamaya koyacağı, hoşgörü, demokrasi, kültürel çoğulculuk, eşitlik ve bölgesel gelişme politikaları ile ülkenin her yöresinde, her kökenden insanlarımız arasında toplumsal uyumun, dayanışmanın, bütünlüğün ve refahın güvencesini oluşturacaktır.

Her etnik kökenden yurttaşlarımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi ana dilini özgürce kullanabilmelerine, özel dersaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine,

Kendi ana dillerinde gazete, dergi, kitap yayınlamalarına ve diğer her türlü yazılı ve sözlü yayında bulunabilmelerinemüzik ve sanatın diğer dallarına faaliyette bulunabilmelerine,

Türkiye sınırları içinde yayın yapan radyo ve televizyon kurum ve kuruluşları üzerinden, RTÜK’ün genel kuralları çerçevesinde, kendi ana dillerinde yayın yapabilmelerine,

Değişik kültürel etkinliklerde bulunabilmelerine, kendi folklorlarını yaşatabilmeleri ve geliştirebilmelerine,

Tüm bu ve benzeri bireysel kültürel haklara özgürce ve dilediğince ulaşabilmelerine, olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.

Ülkemizin aynı ana dili paylaşan ve etnik kökene sahip en yaygın unsurlardan birini oluşturan Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun biçimde yaşadıkları bölgemizdeki sorunlarını da bu anlayışla çözeceğiz. Bu yöndeki çalışmalarımızı sosyal demokrat yaklaşımımızın gereği insanı temel alan bir anlayışla sürdüreceğiz.

CHP bu ilkeler temelinde şekillenen politikaları ve uygulamaları ile başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere Türkiye’nin her yöresinde yaşayan Kürt, Arap, Boşnak, Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Arnavut, Roman gibi farklı etnek kimliklere sahip tüm insanlarımızı huzura, barışa, gelişmeye ve sosyal refaha taşıyacaktır. Bu yurttaşlarımızdan hiçbirine karşı ayırımcı muamele yapılmaması, hiç bir alanda haklarının kısıtlanmaması, devlet hizmetlerinden yararlanmada güçlükle karşılaşılmaması için gerekli önlemler alınacaktır.

Toplumsal gelişmeye uyum sağlamalarına ve katılımlarına engel olan sosyal dışlanma için kalıcı ve köklü çözümler oluşturulacak, toplumsal kaynaklara eşit biçimde erişimlerini sağlayacak sosyal alanlar yaratılacak, vatandaşlık haklarından eksiksiz yararlanmaları sağlanacaktır. (CHP Programı s. 46 vd.)

(…)

Siyasal Şiddet-Terör:

Terör ülkemizin ve demokrasimizin en önemli sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Özellikle Kuzey Irak’ta üslenen PKK terör örgütü vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik saldırılarda bulunmaktadır. Ne Irak Hükümeti ne de bölgede önemli bir güç bulunduran Amerika Birleşik Devletleri bu örgüte karşı yasalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek doğrudan bir mücadele başlatmamışlardır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi terörle mücadeleyi bölgede yaşayan vatandaşlarımızı teröristlerden ayırarak, vatandaşlarımızın insan haklarına saygı göstererek gerçekleştirecektir. CHP, terörü olağan dışı yöntemlere sığınmadan, güvenlik güçlerini yasalara uygun ve etkili biçimde kullanarak ve gerekli sosyo-ekonomik tedbirleri alarak önleyecektir.

Terörü önlemeye yönelik kapsamlı bir ulusal politika oluşturulacaktır. Terörü sadece güvenlik güçlerinin çabasıyla önleme yoluna gidilmeyecek, toplumun sivil-resmî tüm kurumları ile görev alması ve katkıda bulunması sağlanacaktır. Demokrasinin ve toplumsal barışın teröre karşı top yekûn direnç, tepki ve dayanışma ile korunabileceği bilinci bu programın özünü oluşturacaktır.

Şiddet ve terörü sürekli izlemek, incelemek bilgi ve haber toplayıp değerlendirmek, başka ülkelerdeki kazanımlarından da yararlanarak uzun dönemli senaryolara göre seçenekli önlemler üretmek, önermek ve uygun teknolojiyi sağlamakla görevli bir İç Güvenlik Araştırma Enstitüsü birimi oluşturulacaktır.

Devletin teröre karşı istihbarat olanakları, çağdaş teknolojiden de yararlanılarak geliştirilecek, halkın bireysel özgürlüklerine, bu arada özel hayatın gizliliği ilkesine zarar vermeden istihbarat alanındaki eksiklik ve yanlışlıklar giderilecektir. Bu çalışmalar yapılırken, gerektiğinde dost ve müttefik ülkelerle istihbarat paylaşımı yoluna da gidilebilecek, ancak istihbarat kaynaklarının esas itibariyle milli olmasına özen gösterilecektir. Devletin istihbarat örgütleri iç politikanın, cemaatlerin ve diğer baskı guruplarının etkisinden tamamen arındırılacak, sadece ülke çıkarları doğrultusunda görev yapan uzman kuruluşlar haline getirilecektir. Bu kurumlardaki kadrolaşmalar önlenecek, liyakat sistemi hayata geçirilecektir. Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşturulacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknolojiyle donatılacaktır. Güvenlik güçleri mensupları halkla ilişkiler, demokratik, temel hak ve özgürlükler gibi konularda ve insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hakkında eğitilecek ve bu doğrultuda davranış alışkanlıkları edinmeleri sağlanacaktır.

Terör örgütlerinin etkisiz kılınması ile eş zamanlı olarak koruculuk uygulamasına son verilecek; görevlerinden ayrılacak korucular için istihdam olanakları yaratılacaktır. Koruculuk görevi yapanlar sosyal güvenlik haklarından yararlandırılacaktır. Güvenlik güçlerinin esas görevi terör zanlılarını yargıya teslim etmektir. Şiddet eylemlerinde bulunanlarla mücadele edilirken sivil halkın zarar görmemesine özen gösterilecektir.

Terörle mücadele Türkiye’nin öncelikli hedefidir. Türk silahlı kuvvetlerinin terörle mücadelede en etkin araç ve gereçlerle donatılması ve gerekli eğitim düzeyine kavuşturulması öncelikle hedef olmalıdır. Yurt dışından kaynaklanan terörü destekleyen veya ona müsamaha gösteren ülkelere karşı gerekli bütün diplomatik ve caydırıcı önlemler alınmalıdır. Terörü bir siyasi mücadele amacı olarak kullanmak isteyenlere hiçbir şekilde müsamaha edilmemeli, dış ilişkilerin yönlendirilmesinde de ilgili ülkelerin terörle mücadeledeki kararlılığı önemli bir ölçü olarak göz önün de bulundurulacak, terörü destekleyen veya teröre müsamaha eden ülkelerle ilişkilerimiz gözden geçirilecektir.

CHP iktidarı, bir yandan terörle yurt içinde ve gerektiğinde yurt dışında en etkili mücadeleyi yaparken bir yandan da ulusal bütünlüğü ve dayanışmayı koruyacak bir hoşgörü anlayışı içinde hareket edecektir. Bu çerçevede demokrasimize çağdaş boyutlarıyla işlerlik kazandırmayı ve işsizliği önleyecek ekonomik ve sosyal önlemleri alarak terörün beslendiği tüm olumsuz unsurları ortadan kaldırmayı ve terörü toplumsal gündemimizden çıkartmayı hedef alacaktır.

( CHP Programı 113 vd.)