Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“MİLLETİN A..NA KOYMAK!..”

M_Cengiz_1

Yolsuzluk ve rüşvet yolu ile çalındığı tahmin edilen para 242 milyar TL civarında. Başbakanın bu paralar devletten çalınmamış anlamına gelen sözlerinin hiçbir inandırıcılığı yok. Çalınan her kuruş Türk halkının cebinden çıkmıştır veya yakında çıkacaktır. Devletin bankalarından usulsüz olarak alınan krediler battığında,fatura tüm halka çıkartılır. Geçmişte de bu hep böyle olmuştur. İhale yolsuzlukları ile ele geçirilen paralar kimindir? Onlar da halka aittir. Sonuç olarak 76 milyon Türk halkı soyulmuştur. Bu hırsızlıklardan adam başına ne düşer onu hesaplayalım: Nüfusumuz 76 milyon olduğuna göre, 243 milyon bölü 76 milyon eşittir 3.197.00- TL eder. Yani tüyü bitmemiş yetim dâhil, her birimizden 3.197 TL çalınmıştır… Hesap bu kadar basittir yani!..Gelecek 12 ay içerisinde ödemek zorunda olduğumuz dış borcumuz 163 milyar dolar civarındadır. 2013’ün cari açığı ise 65 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Bu miktar dışarıdan gelen 72 milyar dolarlık sermaye ile finanse edilmişmiş… Kısaca; borcumuz ödenmiş değil, her geçen gün katlanarak büyüyor!.. Borcumuzu ve çalınan paraların miktarını siz karşılaştırın istedim…

Hazine yağmalanınca, doğal olarak elde avuçta bir şey kalmıyor. Hükümet,mecburen dolaylı vergilere başvuracaktır. İki de bir petrol  ve tekel ürünlerine ne diye zam yapıldığını sanıyorsunuz?..Sen o “iki kişiden biri”;  vergiden, harçtan, haraçtan muaf mı sanıyorsun kendini? Payına düşen 3.197 lirayı Almanlar gelip ödeyecek değil. Sen ödeyeceksin!..O eylemli durum için yatak odalarına girmiyorlar artık, oralara para kasalarını koyacaklar. Anlayacağın,bu iletişim çağında “Milletin a..na koymak” 3.197 lirayı bir şekilde insanın cebinden almakla gerçekleşiyor! “AKP’ye oy vermedim” veya “ben bu Milletten değilim” demekle kurtulamazsın!..Sen de herkes gibi Mehmet Cengiz’in küfründen payına düşeni alacaksın!..

2014 yılında parası çalınan vatandaşın,3.8 milyonu okuma-yazma bilmiyor. Bu yüzden onlara durumu anlatmak biraz zor olabilir ama okuma-yazma bilip de okumayanlarımız var. Onlar hayli kalabalık. Okuduğunu anlamayanlar, yandaş kanallara abone olup dünyaya gözlerini kapayanlarımız cabası. Onları da eklediniz mi rakam, on milyonları buluyor. Kimilerinin “güruh” dediği bu geniş kesimin desteğini almış bir iktidarı düşürmek,öyle kolay değil!.. Geriletmek bile çok büyük başarı sayılabilir!..Stratejiyi bu gerçeğe göre belirlemek gerekir. Böylesine hayati öneme sahip seçimlerde, eşi dostu bir yerlere getirmek, Cumhuriyete doğrudan ihanet sayılır. Bu dönem; AKP’li olanlar dışında, güçlü olan adaylara destek vermek, ulusal bir görev olarak karşımıza çıkıyor!..

***

17 Aralık Operasyonu” sırasında yatak odasındaki kasalarda yüklü miktarda para bulunan Barış Güler, babası eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’i arayarak durumdan haberdar ediyor. Muammer,telaşla evde para olup olmadığını soruyor. Barış babasına yanıt veriyor:

“Kendi param, üç beş kuruş kalan param” diyor eski İçişleri Bakanına…

Baba yeniden soruyor: “Kaç para”. Barış: “Sen bilirsin” diyor. Baba: “Kaç lira oğlum” diye ısrar ediyor. Barış yanıt veriyor:” 1 trilyon civarında param var”!..

Nihayet, bu karşılıklı konuşmadan çocuğun kalan parasının 1 trilyon olduğu anlaşılıyor…

Eski İçişleri Bakanı, doğal olarak:”Diyeceksin ki,  bir danışmanlık ilişkim var. Gayri resmi danışmanlık yapıyorum. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor.  Onun bana borcu var, senetlerimiz var” diye oğluna akıl veriyor ve babalık duygusu ile onu korumaya çalışıyor!..

Her Türk vatandaşını 3.197 TL borçlandırılarak,toplanan paralardan Barış’ın hissesine düşen bu kadar mı acaba? Hiç sanmam. Çünkü kendisi açıkladı; “kalan param1trilyon” civarında demiş ya. Giden parası ne kadar olduğunu bilen yok!..Nereye gittiğini de bilen yok şimdilik!..

Aslında bu diyalogda iki itiraf var:Biri; Barış’ın“Sen bilirsin” diyerek, paralardan babasının haberdar olduğunu itiraf etmesi. Diğeri; paranın kaynağı; yani paralarıngayri resmi danışmanlık işinden elde edildiği. Resmi danışmanlık şirketi açsalardı, bir de devletevergi ödeyeceklerdi. Ne gerek var, enayi midir İçişleri Bakanı?Nasılsa dayı oğlunu da işe yerleştirdiler!..Umurunda mı Barış’ın vergi gelirleri.  Adam başına 3.197 liralık borcu, dolaylı vergilerle ödeyecek “kerizler”,varsın vergileri de ödesinler!..Gördüğünüz gibi, AKP iktidarında bakanlar bile, “gayri resmi” (kayıt dışı)  iş çevirdiklerini “savunma” olarak ileri sürebiliyorlar… Ne günlere geldik değil mi?

Adalet işliyor tabi! Barış’ın yatak odasında ele geçirilen mahkemenin el koyduğu paralar üzerindeki ihtiyati tedbir  kararı da  kalktı!.. Şimdi sırada; “rüşvet” ve “hırsızlığın”  tek kelime ile tanımlanmasına geldi.  Bence en uygun sözcük; “danışmanlık”tır. Bu iş için seçimlerden önce  bir “torba yasa” çıkartmanın vakti geldi de geçiyor bile!..

***

Önlerinde yürüyen bizim salaklara güvenmeseler; Sabah ve atv’yi ele geçirmek için talimat veren Başbakanın emri de olsa, o ünlü 41 büyük müteahhit; öyle büyük para havuzunu kuramazlardı… Dolayısıyla Kalkandereli Mehmet Cengiz  de “Milletin a..na”o kadar kolay koyamazdı!..

AKP, kurulduğu andan itibaren; cahil, mesleksiz, kimliksiz ve kişiliksiz kesimlerin sığınabildiğibir yerdi. Bu gerçeği dürüstçe kabul etmek gerekir. Sokaktaki işsizler,seçim kampanyası boyunca, döner-ekmek ve ayran ile karınlarını orada doyurabildiler. AKP, seçimlerden önce, kapı kapı dolaşıp, Allah için, din için oy dilenmeyi meslek edinenlerin de barınacağı yer olmuştur…

Her genel seçimden sonra, hep birliktekömür, bulgur ve makarnayardımı alarak; gelecek “güzel” günleri beklemeye başladılar. Bu kesim, salt bu nedenle bile, seçimlerde anne ve babalarının, eşlerinin, çocuklarının ve kardeşlerinin oylarını çılgınlar gibi ipotek altına almıştır.Onlara göre, herkes oyunu  “Müslüman parti” AKP’ye vermeliydi. Sıraları geldiğinde ki, geleceğine Allah’a inanır gibiinanıyorlardı,onlarda topladıkları oyları paraya çevireceklerdi!Avantadan paylarına düşeni alıp,kısa yoldan köşeyi döneceklerdi… “Avanta” dedikleri, sanki düşmandan yağmalanan mallardı!..

Anlayacağınız, her birinin hedefinde “Barış” olmak vardı! Aradan 12 yıl geçti, beklenen o gün hiç gelmedi, gelmeyecek elbette. Oy dilencilerinin hayalleri hepten suya düştü. Köşeyi dönenler, her zamanki, gibi kaymak tabakasının uyanık çocukları oldu! Bizim zavallılar, bulundukları yerde öylece kala kaldılar…  Sıranın kendilerine asla gelmeyeceğinişimdi biliyorlar, lakin ne fayda iş işten çoktan geçmiştir!..

Bu yalın gerçeğe rağmen, bir tür savunmadır galiba, bu acı deneyleri yaşayanlar, hala politikacıların önünde, onlara oy dilenip, kendileriniyolsuzluk ve rüşveti savunmakla görevli hissediyorlar!..

***

Emperyalistler, Abdullah Öcalan’ın İmralı sorgusunun video kayıtları ile sarsılan Kürtlere, yeni bir lider yaratılabilir mi göreceğiz! BOP’a teslim olan ve taşeronluğu kabul eden Apo,  kadrolarının ne kadar tehlikelive acımasız olduklarına vurgu yaptıktan sonra, bütün Kürtleri hizaya getirerek devletin hizmetine sokacağının sözünü vermişti. Bu sözünü henüz yerine getiremedi.. Tam aksine “özerklik” istiyor şimdi! Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan devleti kovdular. Açılımın geldiği nokta burasıdır işte. İşçi Partisi, bu önemli ifşaatla; Kürtlere ve Türklere önemli bir fırsat sunmuştur: Seyit Rızalar, Şeyh Saitler, Apolar ve diğer Kürt liderlerinin hepsinin, emperyalizmin maşası olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır… Bu görüntülerle aynı zamanda, Kürtler ve diğer azınlıkların Türklerle birlikte, insanca ve eşit yurttaş olarak yaşama olanağını veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, ufkun ötesini gören, son yüzyılın en büyük lideri olduğu ve kurtuluşun onun izinden yürümekle gerçekleşeceği gerçeği görülmüştür!..

O’nun ve yolunda yürüyen kahramanların mücadelesi önünde saygı ile eğilirim!..

Av. Cemil Can

AHMAKLAR VE HAİNLER

ss

20 Temmuz 1974 sıcak bir yaz günüydü. Türk ordusu saat 6:05′ten itibaren “Ayşe tatile çıkabilir” komutu ile Kıbrıs’a havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başlamıştı. Türk paraşütçüleri Lefkoşa’nın kuzeyine, Hamitköy – Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine inmişti. Aralarında çocukluk arkadaşım Aydın da vardı. Vahit Amca, bir kır kahvesini işletiyor ve transistörlü radyosundan ajansı dinliyordu. İşaret parmağını dudaklarına götürüp “susun” işareti yaptı bize. Birlikte haberleri dinlemeye başladık. Harekat başarılıydı. 18′li yaşların heyecanı ile bir nara atıp, yumruğumu tavan tahtalarına geçirmişim. Yemin ederim, savaşın nedeni hakkında hiç bir fikrim yoktu ama çağırsalar güle oynaya savaşmaya giderdim!.. Doğruyu söylemek gerekirse, o sıcak yaz günlerinde, yüzümden ılık ter yerine cehalet akıyordu!.. İtiraf ediyorum!..

Şimdi aynı heyecanı yeğenlerimde ve etrafımdaki gençlerde görüyorum. Hiçbir şekilde nedenlerini sorgulamadan, savaşa gidip ölebilirler! İçişleri Bakanına göre “şehitlik” nasip işi ya, bizimkiler bu konuda kendilerini şanslı görüyorlar!.. Tavan tahtasına o yumruğu attıktan sonra, köprülerin altından çok sular aktı. 38 yılda edindiğim deneyimleri ve “analiz etme” yeteneğimi nasıl kazandığımı, yeni nesillere aktarmak istiyorum. Gençler belki de bana korkak diyecekler. Desinler anasını satayım, umurumda değil. Vaktiyle ben de önümdekilere öyle demiştim. Şimdi çok kararlıyım, son nefesime kadar bildiğim doğruları anlatmaya devam edeceğim…

Sevgili Gençler;
Sevgili Yeğenlerim:

Size verebileceğim en son derste; somutlaştırarak anlatacağım bilgileri kulağınıza küpe edinin. Bu bilgilerle çözemeyeceğiniz hiç bir sosyal problem kalmayacak. Buna yemin edebilirim!.. Telif hakkı falan, aklınıza bile getirmeyin, istemem!..

DÜNYAMIZDAKİ KIT KAYNAKLAR

Dünyanın en önemli enerji kaynağının petrol olduğunu biliyorsunuz herhalde. Doğalgaz ve petrolün elektrik enerjisini üretmek için çok gerekli bir yakıt olduğunu hatırlatmama gerek yok. Bildiğiniz gibi petrol, milyonlarca yılda oluşmuş ama onlarca yıl içerisinde tüketiliyor. Petrol ve doğalgaz kaynakları dünyamızda sınırlı olarak bulunuyor. Bir fikre göre, bu rezervler en fazla 50 yıl daha dayanabilirmiş. Yeniden petrol oluşumu, milyonlarca yıl süreceğine göre, bize bir faydası yok. Alternatif enerji kaynakları ise henüz bulunabilmiş değil. Bu nedenle süper devletler, kendi kıtalarının altındaki petrolü, alternatif enerji kaynağı bulunana dek kendileri için rezerv olarak tutuyor. Farkında mısınız bilmiyorum, dev petrol şirketleri kendi ülkelerinde değil, hep gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerde petrol arıyorlar!..

Galaksimiz içinde başka dünya yok. Petrol ve doğalgaz gibi sınırlı maddelere ekonomide “kıt kaynaklar” deniyor!..

NİMETLER ADİL OLARAK BÖLÜŞÜLMÜYOR

Şimdi gelelim hayati öneme sahip olan bu kıt kaynakların bölüşümüne. Allah’ın dünyasında biz Allah’ın biricik kulları arasında, bu kaynakları adil ve eşit bir şekilde bölüşebiliyor muyuz? Cevabınızı biliyorum: Hep bir ağızdan “Hayır” diyorsunuz. Peki nedenini hiç düşündünüz mü?..

Bu bahse, burada şimdilik bir nokta koyalım ve size başka bir hususu anımsatayım:
SAVAŞLAR EKONOMİK NEDENLERLE ÇIKIYOR

İnsanlık tarihi boyunca çıkan savaşlarda; savaşan askerler ile onları savaştıran kralların, savaş sebepleri aynı mıydı? Savaşan askerler, genellikle tanrısal bir ödevin gereğini yerine getirmek için savaştıklarına inanırlar. Zaten krallar da yarı tanrı sayılırlardı. O nedenle onların emirlerinin dinsel bir yanı da vardı. Ölen askerler, kralların veya tanrıların onuru için savaşıp ölüyorlardı. Bu yaptıklarının karşılığını ise, ikinci yaşamlarında alacaklarına inanırlardı. Çok tanrılı dinlerde de ikinci yaşama inanılır. Aksi halde, ne diye ölenin en değerli eşyalarını yanında gömsünler. Değil mi? Şimdiki askerlerin durumu da pek farklı sayılmaz. “Şehitlik” payesini almak anlaşılan öyle kolay olmuyor! İçişleri Bakanımızın deyimi ile nasıp işi imiş. Nedense “şahadet” zenginlere pek nasip olmuyor!?..

Ya savaşa karar verenler; onlar neden savaş çıkmasını istiyorlar? Bu soruya verilecek olan yanıt, askerlerin neden savaştığı sorusuna verilen yanıt ile aynı değildir. Savaş kararını alanlar, savaş sebebi olarak; yer küremizdeki kıt kaynakları yağmalamak, stratejik öneme sahip toprakları ele geçirmek, ticaret yollarını kontrol etmek gibi hususları göz önünde tutarlar. Bu gibi savaş nedenlerinin yerini, çağımızda enerji kaynakları ile onların geçiş yollarını kontrol altında tutmak almıştır… Yani bizim Mehmetçikler “şahadet” şerbetini içerken, onları savaşa sürükleyenlere dünyanın en önemli nimetlerini bırakmış olacaklardır!.. Bu gerçek, insanlık tarihi boyunca hiç değişmemiştir! Tarihte etnik veya dinsel nedenlerle savaşların çıktığı şeklindeki söylem, palavradan ibarettir!.. Bu değerler, sadece savaşacak olan askerleri motive etmek için kullanılmıştır. Ölümden sonra bir yaşam olmadığına inanan askerleri, kralların onuru için savaştırmak ve ölüme göndermek öyle kolay mı? O bakımdan, ölümden sonraki yaşam, hem çok tanrılı dinlerde hem de tek tanrılı dinlerde vardır!.. Aksi halde haçlı seferlerindeki askerleri kimse ölüme gönderemezdi!..

Buraya da bir nokta koyalım ve son bir tespit daha yapalım:

CEHENNEM’İ BU DÜNYADA YAŞAYABİLİRİZ

Bu temel bilgilerden sonra, şimdi de bir gün petrolün tükendiğini düşünün. Petrol ürünleri ile çalışan; otomobiller, uçaklar, trenler, gemiler, fabrikalar, elektrik santralleri, makineler ve bunların kullanıldığı bilumum sanayi kollarının kapılarına aynı gün kilit vurulur. En basitinden, evinizdeki buzdolabındaki yiyecekler bile bozulur. Elektrikleriniz kesildiğinde, yaşamınızın ne hale geldiğini bir düşünün. Aynı anda işinizden de olursunuz. Yer küre üzerinde yaşayan insanların büyük çoğunluğu için dünyada Cehennem yaşanmaya başlar!.. 2012 yılının ilk 8 ayında, toplam ihracatımız 90 milyar dolar iken, tek başına enerji ithalatımız, ihracatımızın yüzde 44′üne yaklaşmıştır. Yani tırmanıp 39.3 milyar dolara dayandı. Bir anda bu ithalatın sıfırlandığını düşünün!.. Yandık ki ne yandık!..

Toprakları altında bir süre daha yetecek kadar rezervi olanlar için sorun yoktur elbette. Belki de gelecek nesillerine alternatif enerji kaynağını bulup bırakabilecekler. Diğer insanların açlıktan veya var olan nimetleri paylaşamadıkları için çıkan savaşlardan ölümleri, umurlarında bile değildir. Hatta birbirlerini bir an evvel öldürsünler de dünya nüfusu azalsın diye, onlara bedava silah bile verebilirler!..

Türkiye’nin 2011′deki ham petrol ithalatının 18.1 milyon ton olduğunu, bu miktarın; yüzde 51′inin İran’dan, yüzde 17′sinin Irak’tan, yüzde 13′ünün Rusya’dan, yüzde 11′inin Suudi Arabistan’dan, yüzde 1,5′inin Suriye’den, binde 6′sının İtalya’dan ve binde 4′ünün Azerbaycan’dan gerçekleştiğini duydunuz mu? Peki bu ülkelerle olan ilişkilerimiz akıllıca ve dostça mı yürüyor? Petrol bitmeden de bize Cehennem’i yaşatabilirler!..

Buraya kadar yapılan tespitlere hiç birinizin itirazınız yoktur sanıyorum…

Yaşamakta olduğumuz çağda, çıkartılan savaşların tümü bu anlatılanlarla uyumludur!..

KULLANILMAK KARDEŞİN KARDEŞİ ÖLDÜRMESİ İLE BAŞLAR

Sonuçta söylemek istediğim şudur: Tarih boyunca güçlü olan devletler, zayıfların doğadan gelen payları ile doğuştan gelen haklarına el koymak için, akla gelmedik entrikalara başvuruyorlar. Bilim dilinde buna “dış siyaset” diyorlar. Günümüzdeki savaşlar geçmiş yüzyıllardaki gibi tekrar etmiyor elbette. Strateji ve taktiklerde ufak tefek farklılıklar var. Ülkeleri doğrudan işgal etmek daha az görülüyor. Buna gerek de kalmamış zaten. Ülkeleri kendi askerlerine işgal ettiriyorlar! Çünkü, Mehmetler varken, Coniler petrol için ölmek istemiyorlar. Biliyorlar ki, yöneticileri onların yerine ölecek insanları bir şekilde bulabilirler. Buluyorlar da. İyi yönetici olma kriteri buna göre değişmiş artık. Bu konuda tipik örnek: “Arap Baharı”nda yaşananlardır. Ölenler de öldürenler de gerçekte birbirinin kardeşi sayılır. Hepsi de Müslüman olarak tanınırlar. Irak’ta Afganistan’da, Libya’da yaşananlar da pek farklı değil… Sömürgeci devletlerin askeri olmaya ne de hevesliyiz! Efendilerimiz, sadece “şehit” olma sebebimizi değiştirmişler. Bundan böyle “kralların onuru” yerine, “vatan” uğruna öleceğiz… Üstelik bizim vatanımıza karşı somut ve yaklaşan bir tehdit yok iken…

ÜLKEMİZİN BÖLÜNME PLANINDA ROL ALIYORUZ

Belli ki, ABD ve AB, Rusya’nın Suriye’deki radar üssünü ve hava savunma sistemlerini yok etmeden, Ön Asya’ya doğru ilerleyemiyor. O bakımdan asker bir milletin, karadan Suriye’ye saldırması gerekiyor. Asker millet kimmiş acaba? Ancak bir “asker millet” Esat rejimini düşürebilir. Sömürgecilerin yolları da öyle açılabilir. Allah aşkına bu kirli savaşta ölenler “vatan için” mi ölmüş olacaklar? Aynı planın bir başka parçası; Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin ülkemizden koparılıp, emperyalist ülkelere bağımlı, bekçi devletler oluşturulması için ayrılmış olması değil mi? Bu planın uygulanmasında en önemli iki unsur; hiç kuşku yok ki, Barzani’nin peşmergeleri ile PKK terör örgütünün militanlarıdır. Zaten PKK, Barzani’nin kontrolündeki topraklarda konuşlanmıştır. PKK’ya karşı sınır ötesi operasyon yapmamıza ABD neden izin vermiyor? Biliyorsunuz bu özlü sözü, Genelkurmay Başkanımız söylemiştir! Barzani yıllar önce değil bir Kürt’ü, bir kediyi bile T.C.’ye vermeyeceğini söylememiş miydi?..

Başka bir şekilde anlatayım dilerseniz; PKK, militanları ABD’nin elindeki bir kalaşnikov ise, Barzani’nin peşmergeleri uçak savar silahı gibidir… İşte biz geçen pazar günü o “büyük kongrede” bu adam için “Türkiye seninle gurur duyuyor” demişiz!.. Elindeki silahı bırakmadan, koca Türkiye Cumhuriyeti’ni, Oslo’da yarım kalan görüşmelere davet eden PKK ile bir an için hükümetimizin anlaştığını düşünelim. Askerlerimizi öldürmeyeceklerini garanti mi edecekler? O halde neden silah ellerinde? Gerçekten anaların göz yaşları duracak mı?.. Kürtlerin istediği bu kadar mıydı sadece?.. Kürtler özetle; “Doğu’yu bize verin, Batı’da kardeşçe yaşayalım” demiyorlar mı? Batı’da kardeşçe yaşayabileceğimize göre, Doğu’da buna engel olan nedir? Demek ki, işin içinde başka işler var!.. Bu sorunun doğru yanıtını, en kalın kafalı biri bile “petrol” ile ilgili anlattıklarımdan çıkartabilir!.. Bir de kullanılmayı alışkanlık haline getirenlerimiz olmasaydı!..

Büyük Ortadoğu Projesine göre, Kuzey Irak’ta kurulan “Kürdistan”, Güneydoğu’muza doğru genişleyecekmiş!.. Diyarbakır yıldız şehir olacakmış! Anlaşılan ABD’ye Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için bir tek İsrail yetmiyor. Bu defa petrol ve doğalgaz kaynakları ile geçiş yollarını bekleyen, ikinci bir bekçi devlete (İsrail’e) ihtiyaçları var. Kürtler, gönüllü olarak bu işe talip… Biliyorsunuz Beyaz Saray’a kadar gidip, bu büyük proje içinde rol istemişlerdi! Bugün için sömürgecilerin önünde tek engel kalmış; o da arkasına Şangay İşbirliği Örgütü’nü (Rusya, Çin, İran, Kazakistan, Kırgızistan vb) alan Suriye’dir elbette. Suriye’deki rejimi düşürüp, orada yeni bir AKP iktidarı kurmadan, bu projeyi yürütmek zor görünüyor! Hatta imkansızdır da denebilir. Tuhaflığa bakın ki, bu kirli savaşta bir oğlu ölen baba: “Bir oğlum daha var, o da “vatan” uğruna feda olsun” diyebiliyor…

Çocuklarımız bu vatan için mi ölüyorlar acaba?..

DOĞRU ANALİZ YAPABİLİRİZ

Şimdi size doğru analiz yapma formülünü veriyorum ve bitiriyorum: Öncelikle dünyadaki “kıt kaynakları” hiç aklınızdan çıkartmayın! Onların hiç bir zaman adil olarak bölüşülmediğini de sakın unutmayın. Sömürgeci devletler, sömürdükçe daha çok güçlenirler. Güçlendikçe daha fazla sömürürler. Bu bir tarihi gerçekliktir. Sanırım, buna da bir itirazınız olamaz…

Emperyalistler, “düşünce kuruluşları” ve dünya çapındaki “insan hakları, özgürlük ve demokrasi” getirme amacıyla kurulmuş gibi gösterilen; dernek, vakıf ve diğer kuruluşları ile kendilerine yeteri kadar işbirlikçi bulabiliyorlar. Örneğin; bizdeki Açık Toplum Vakfı ve TESEV o kuruluşlardan sadece iki tanesidir. Güçlünün yanında yer alma durumunu da göz önünde tuttuğunuzda, pek çok kişinin kendiliğinden emperyalistlere müracaat etme nedenini anlarsınız. Ne yazık ki, işbirliği yapanların çoğu bu iş için gönüllüdürler!.. En kurnazlarının iktidar olmasına yardımcı olunduğunda, emperyalizmin çıkarlarını ülkelerinin çıkarlarından daha üstün tutarlar. Böyle taahhütlerde bulundukları defalarca kanıtlanmıştır!.. Çoğu o ülkelerin vatandaşı olmak için can atıyorlar. Çifte vatandaşlık adeta sigortalarıdır!..

Örnek istersiniz, dilediğiniz kadar verebilirim!..

AHMAKLAR ÖNDE GİDERLER

Geldiğimiz noktada, savaş tamtamları çalanlar ile emperyalist ülkelere müracaat edip rol isteyenler, birbirlerinden çok farklı değillerdir!.. Birinci gruba girenler cahil ve ahmak olup, “asker” olmaya oldukça elverişlidirler. İkinci grupta yer alanlar ise doğrudan haindirler!..

Libya ve Irak’ta petrolün yağmasına engel olmaya kalkışan Kaddafi ve Saddam’ın başına gelenleri biliyorsunuz. Bu katiller, CIA’nın uydurduğu “Ellerinde kimyasal silahlar var; komşuları için tehdit oluşturuyorlar” yalanı ile dünya kamuoyunu aldattılar. Ve bu iki ülkeye doğrudan saldırıp, kendilerine sorun çıkartan yöneticileri, üstelik de kendi halklarına “onursuz” bir şekilde öldürttüler. Emperyalistler, bu kirli savaşlarda ellerindeki eskimiş silahların tümünü kullanıp paraya çevirdiler! Savaş tazminatı olarak, onlarca yıllığına işgal ettikleri ülkelerin petrol gelirlerine el koydular!..

Bu noktada bizim gibi “müttefiklerin” adını “model ortak” değiştirip, suçlarına ortak ettiler. Haksız yere katledilen milyonlarca Müslümanın kanı bizim de ellerimize bulaşmıştır. Şimdi ise, bu soysuz yanımızı gösterenlere fena halde kızıyoruz!.. Ne yazık ki, Türk halkının yarısı aldatılıp, bir şekilde bu oyunun içine sürüklenmiştir. Sanki bizde çok varmış gibi, şimdi de Suriye’ye “demokrasi” ve “özgürlük” götürmeyi üstümüze vazife edinmişiz!.. Vicdanımızı bu sözlerle rahatlatamayız!.. Aynaya bakıp gerçek yüzümüzü görmeliyiz!..

Yaşananlardan ders çıkarmadığımıza mı yanalım? Her zaman kraldan fazla kralcıyız…

Dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini PETROL VE DOĞALGAZ’a göre analiz etmeyi becerebilirsek eğer, “SURİYE İLE SAVAŞA HAYIR!” diyeceğiz!.. Akçakale’ye düşen bombayı da Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokmaya mecbur eden Yavuz ve Midilli gemilerinin Rus limanlarına attığı bombalara benzeteceğiz!..

Av. Cemil Can