Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

GÜYA MUHALEFET

Emre

CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in TBMM’inde yaptığı konuşmada ifade ettiği “Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızcılık” diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” şeklindeki çok doğru ve yerinde tespit, bir süre daha tartışılacağa benziyor. Konuyu anlamayan veya bilinçli olarak saptıranlardan biri de ne yazık ki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. İl başkanları toplantısında söylediği: “Kimsenin şu veya bu şekilde etnik kimlik üzerinden siyaset yapması, bir etnik kimliği dışlaması, onu ikinci sınıf yurttaş olarak görmesi bizim kabul edebileceğimiz bir olay değildir” şeklindeki sözler, doğrudan olayı saptırmayya dönüktür. Açıktır ki, Kılıçdaroğlu bu konuda ya çok bilgisizdir ya da bu fırsattan yararlanarak Atatürkçüleri sindirmek istemiştir!.. 

Dersim üzerinden Atatürk ve İsmet İnönü’yü katliam yapmakla, hatta daha da ileriye gidip, Kurtuluş Savaşı’mızda Atatürk ve arkadaşlarını Ege’de etnik temizlik yapmakla suçlayan Hüseyin Aygün için ağzını hiç açmamış olmasını gerçekten ibretliktir… Söz konusu Sezgin Tanrıkulu ve Hüseyin Aygün olunca Kemal Kılıçdaroğlu, nedense sağır ve dilsiz gibidir!.. 

Kılıçdaroğlu’nun “Parlamentoda konuşurken, üniversitede ders vermiyoruz biz. Kullandığımız sözlerin nerelere çekiştirileceğine dikkat etmemiz gerekiyor“ sözleri ise nasıl bir siyasetçi olduğunu gözler önüne sermektedir. Güler’in doğru tespitlerini eleştiremeyen Kılıçdaroğlu, ona halka gerçeği söyleme, yanlış anlaşılabilir demek istemektedir!.. Kılıçdaroğlu’nun halka verdiği değer ve bakış açısı ne yazık ki böyledir!.. 

CHP Genel Başkan’ına böyle bir durum karşısında:”Siz bilimsel doğruları, her zeminde korkmadan, bıkmadan, usanmadan savunmaya devam edin. Halka her zaman doğruları söyleyin. Siyasi rakipleriniz tarafından sözleriniz çarpıtılabilir. Böyle endişelerle doğruları söylemekten çekinmeyin. Er geç halk sizi anlayacaktır. Ben de arkanızdayım” demek yakışırdı… Gerçekleri halkın önünde savunan milletvekillerine; üniversite kürsüsünde söylediğin gerçekleri, halkın duyacağı yerlerde söylemeyin, şeklinde tavsiyelerde bulunulması en hafif tabiriyle ayıptır!.. 

Diğer yandan Hüseyin Aygün’ün saçma sapan fikirlerini “düşünce özgürlüğü” içerisinde gören Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Birgül Aymar Güler’in parti programı ile bire bir örtüşen sözlerini televizyon programlarında savunmasına “yasak” koymasını anlamak mümkün değildir!.. Hele grup toplantısında Güler’in yuhalattırılması, vaktiyle Antalya İl Kongresi’nde Deniz Baykal’ın yuhalattırılması olayını anımsatmıştır. Bu rezillikler karşısında Kılıçdaroğlu tepki vermeyerek, yapılanları bir anlamda onaylamıştır!.. Bu tutum yuhalama olaylarının arkasında doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’nun olduğunu söyleyenleri haklı çıkarmaktadır!.. 

Daha da önemlisi; Kılıçdaroğlu’nun il başkanları toplantısında olayı “ırkçılık” olarak tarif etmiş olmasıdır. Bu açıklama Kılıçdaroğlu’nun bu konularda ne kadar bilgi sahibi olduğunu ortaya koymaktadır!.. 

*** 

CHP Gençlik Kolları Genel Sekreteri Özgür Ozan Doğru’nun CHP gençliğini “Biz Seyit Rıza’yız” şeklinde tanımlamasından sonra, siyasetteki hedefini “Başbakan olmak” (1) şeklinde açıklayan Gençlik Kolları Başkanı Emre Doğan (2) da nihayet safını belli etmiştir!.. “Atatürk’te Birleşelim” önerisinin nafile bir çaba olduğunu söyleyen Doğan, öneri için “farklı ideolojik-politik grupların önerilerinden biri”dir dedi. Birinin bu çocuğa; aynı ideolojiyi benimseyenler zaten kendi ideolojilerinde birleşmişlerdir, önemli olan farklı ideolojiyi benimseyenler için bir ortak payda bulmaktır. Türk halkı için o payda “Atatürk”tür diyerek, gerçeğini öğretmesi zamanı çoktan gelmiştir!.. 

Milli Merkez”e dönüşen “Milli Anayasa Forumu” bu konudaki en somut örnek olarak önümüzde durmaktadır,… 

Y-CHP’nin Atatürk’çü düşünceyi terk ettiğinin son kanıtı, Emre Doğan’ın yukarıdaki sözleridir… Genel seçimler sırasında Gençlik Kolları’nın siyasi yelpazedeki yerini “Gençlik ana kademenin daha solundadır. Biz partinin daha soluyuz.” sözleri ile belirten Doğan’ın, “Sol”u “yoksullukla mücadele” (3) olarak tanımlaması, kendi bilgi seviyesini ortaya koymaktadır… Temelsiz saçma sapan düşüncelerini “sol” düşünce sanan böyle bir anlayışın, TGB‘nin gölgesinde kaybolup gitmesi de son derece doğaldır… 

Avukatlık mesleğinden hayatını idame ettirmeyi başaramayan Doğan’ın, Eylül ayında basına yansıyan “rüşvet” konusu da unutulmuş değildir. CHP’li yerel yöneticiler tarafından Kıbrıslı bir iş adamına yaşatıldığı iddia edilen mağduriyet, CHP Genel Merkezindeki yetkililere anlatılmak istenmişti. Bu nedenle de Emre Doğan’la tanıştırılan iş adamı, daha sonra Doğan’ı kendisinden 1 milyon Dolar rüşvet istemiş olmakla suçlamıştı. Bu suçlama nedeniyle suç duyurusunda bulunacağını söyleyen Gençlik Kolları Genel Başkanı’nın suç duyurusunda bulunmamış olmlası(4) ve olayı unutulmaya bırakması anlamlıdır!.. Böyle bir yeteneğin “Atatürk’te birleşelim” önerisini elinin tersiyle itmesini ise, fazla garipsememek gerekir!.. 

***

Kılıçdaroğlu Erdoğan’a“ Eğer siz ‘AB’den çıkacağım‘ diyorsanız o zaman millete çıkıp hesap vermek zorundasınız. Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız. Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız? “ diyerek, kendi safını da belli etmiş ve emperyalizmin hizmetine girmeye hazır olduğunu ifade etmiştir… 

“Batı bir uygarlığın adıdır, ahlakın adıdır” sözleri doğru kabul edilebilirse de “O zaman NATO’yu ne yapacaksınız” sorusu ile bu önerme anlamsız hale getirilmiştir! Zira NATO uygarlık değil, askeri bir paktır, bir ittifaktır. Dolayısıyla ülkemizin yararları Şangay İşbirliği Örgütü’nde ise, o ittifaka dahil olmamızda bir yanlışlık olamaz. NATO’dan da girdiğimiz gibi çıkar gideriz. Komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla Varşova Paktı’na karşı kurulan NATO, şimdi emperyalizmin işgal ordusu olarak görev yapmaktadır. NATO içerisinde bulundukça başımız da beladan kurtulmuyor. NATO’nun ülkemizde kurduğu füze kalkanı ile sınırlarımıza yerleştirdiği patriotların ne işe yaradığı nihayet ortaya çıkmıştır. Hiç kuşku yok ki, savunma amaçlı getirildiği söylenen patriotlar, İsrail’in Suriye’yi vurmasından sonra İsrail’i savunmak görevini yerine getirmişlerdir. Savunulan Türkiye değildir ama düşmanları çoğaltılan ülke Türkiye’dir. Bu silahlar aynı zamanda saldırı amaçlı olarak da kullanılabilirler. Yakında onu da yaşayıp göreceğiz… 

Kılıçdaroğlu’nun NATO’yu “uygarlık” gibi göstermesi, işe girmek için yazılmış bir dilekçe gibidir. Kılıçdaroğlu bu mesajı ile AKP iktidarının beklenmedik bir şekilde yıkılması gündeme gelirse, yerine göreve talip olduğunu söylemektedir. Kılıçdaroğlu bu konuda il başkanlarına da bir açıklama yaptırarak CHP tabanından koptuğunu ortaya koymuştur. Atatürk’ün CHP’sini, emperyalizmle işbirliği içerisine sokmak ona nasip olmuştur!.. Zaten genel başkanlığa getirilmesinde de emperyalistlerin “kaset operasyonu” etkili olmuştu. Şimdi onun diyetini ödemektedir!.. 

Böyle bir muhalefet olsa ne olur, olmasa ne olur!..

Av. Cemil CAN 

DİPNOTLAR

  1. http://www.milliyet.com.tr/ankara-1-bolge-7-sirada-ilginc-tesaduf/siyaset/sondakika/29.04.2011/1383912/default.htm

  2. http://emredogan.org/

  3. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1046099&Yazar=KORAY%20%C3%87ALI%C5%9EKAN&Date=14.04.2011&CategoryID=98

  4. http://www.halkinhabercisi.com/chp-genclik-kollari-baskani-emre-dogan-hakkinda-1-milyon-dolarlik-sok-iddia

 

CHP’DEKİ “İŞGAL BİRLİĞİ”!..

abd-kurtl

 

Yakın geçmişteki hatalı kullanımlar ve ön yargılar bir tarafa bırakılırsa, Türk milliyetçiliği”nin Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında ve eylemlerinde ete kemiğe büründüğünü söylemekte bir yanlışlık yoktur!.. “Atatürk milliyetçiliği” olarak da bilinen Türk milliyetçiliğinin temel karakteristiği, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist oluşudur. Bu fikir “Ya tam bağımsızlık ya ölüm” sloganı ile formüle edilmiş ve Birinci Dünya Savaşı sırasında uygulamaya geçirilerek yaşama alanı bulmuştur. Anayasalarımızda da yer alan bu milliyetçilik anlayışı; İkinci Dünya Savaşı sonrasında, mazlum milletlere rehberlik ederek, pek çok ülkenin bağımsızlığını kazanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Bununla birlikte “Türk milleti” kavramı bir üst kimlik olarak, “Kürt milleti” kavramından içerik olarak oldukça farklı bir anlam yüklenmiştir. Öyle ki, “Türk” sözcüğü, “Kürt” sözcüğü gibi, sadece etnik olarak işaret ettiği milleti değil, vatandaşlık bağı ile Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı olan bütün etnik grupları içerir…

Geçmişinden bu yana Kürt milliyetçiliğine bakıldığında; Şeyh Sait, Seyit Rıza, Talabani, Barzani, Ahmet Türk, Abdullah Öcalan ve son olarak da BDP eş başkanları; Gülten Kışanak ile Selahattin Demirtaş’ın kişiliklerinde anlam kazanmaya başlamıştır. Emperyalizme karşı her birinin tutumunu ayrı ayrı ele aldığımızda; sicillerinin berbat olduğu açıktır. Kürtler, hiçbir zaman emperyalizmin Ortadoğu’daki maşası olmaktan öteye bir misyon yüklenememişlerdir!.. En iddialı gibi gözüken seçilmiş siyasi temsilcilerinin, emperyalistlerin ayağına (Beyaz Saray’a) kadar gidip, BOP olarak bilinen ve Kürtlerin de üzerinde yaşadığı toprakların, yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yağmalanması sonucunu ortaya çıkartacak ihanet projesi içerisinde rol istemiş olmaları, içerik olarak Türk milliyetçiliğinin çok ötesinde ve ters bir yerde konuşlandıklarını ortaya koymaktadır…

Bir de bu durumlarını övünülecek bir şeymiş gibi anlatmaları var ki, yüz kızartıcıdır. Ne yazık ki, Kürt milliyetçiliği, ne geçmişinde ne de şimdi -Türk (Atatürk) milliyetçiliği gibi- tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist olamamıştır!..

Dolayısıyla, Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliğini aynı ayarda ve değerde kabul etmek olanaksızdır!.. Aksine olan düşünceler en hafif tabiri ile Atatürk milliyetçiliğine karşı yapılmış açık bir haksızlıktır. Bu doğru tespiti Türk ve Kürt halklarının birbirine denk olmadığı şeklinde anlatmak, tartışmayı haksız olarak, bir ırkın diğerine üstün olduğu iddiasına getirip, asıl anlamından saptırmaktan başka bir şey değildir!..

Bir başka açıdan bakıldığında, bu yapay tartışma, yeni anayasa çalışmalarında “Türk” sözcüğünün anayasadan çıkartılıp, yerine “T.C. Vatandaşlığı” nın getirilmesi çabasının bir devamı gibi de gözükmektedir…

Bilindiği gibi, 24.01.2013 günü TBMM’nde PKK’nın talebi olan “Anadilde savunma” ile ilgili Hükümet tasarısı görüşülmüştür. CHP Grubu adına söz alan İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, “Kürt milliyetçiliğini bana ‘ilericilik‘ ve ‘bağımsızlıkçılık’ diye yutturamazsınız…” sözlerine, BDP Grubu sert tepki gösterdi. Adeta suçüstü yapılan Kürt milliyetçileri, Güler için linç kampanyası başlattılar. Y-CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun kampanyacılara katılması ise kimseyi şaşırtmadı. Güler, Kürtlerin “temsilcileri”ne ayıp yanları göstermiştir. Y-CHP’nin Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, kendisi gibi milletvekili olmaktan başka bir görevi bulunmayan Güler’in bu sözleri ile onu alkışlayan CHP Milletvekillerine tepki olarak, CHP’den istifa etti. Bu istifa, Hüseyin Aygün’ün PKK’lı kardeşleri tarafından “kaçırılması” olayındaki gibi danışıklı bir dövüşü akıllara getirmektedir…

Aygün’ün Kurtuluş Savaşı’mızı Yunanlılara karşı yapılmış “etnik temizlik” olarak göstermesi üzerine hareketlenen gerçek CHP’lileri “disiplin” altına alıp susturmak ve TESEV‘Cİ “işgal birliği”nin kaybetmek üzere olduğu kontrolü yeniden ele alabilmesine olanak sağlamak için, Salih Fırat istifa ettirilmiştir!.. Nitekim, Kılıçdaroğlu da ilk defa ağzına, sürekli ihlal ettiği parti programını almış ve disiplin kurallarını hatırlatmak zorunda kalmıştır… Açıktır ki, CHP içerisindeki SOROS‘CULAR Birgül Hocadan oldukça rahatsızdır. Çünkü o gerçek bir CHP’li ve katıksız bir Atatürkçüdür.(1) 34. Kurultay’dan önce, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü olan Güler’i, Parti Meclisi listesine de bu nedenle koymamışlardı. Unutmayalım ki, bu tercih, bizzat Genel Başkan tarafından yapılmıştır…

Gelelim Salih Fırat konusuna. Salih Fırat kimdir? Alınganlığı Birgül Hocanın yüzde yüz doğru olan sözlerinden midir? İstifasının üzerinden bir gün bile geçmeden geri gelmesinin, ardından yeniden istifasını uygulamaya koymasının bir anlamı olmalıdır!..

Salih Fırat; Hüseyin Aygün’ün Atatürk ve İnönü’yü “katliamcı-soykırımcı”, Kurtuluş Savaşı’mızı -Sotiriyu’nun kitabından öyle bir ana fikir çıkmadığı halde- Yunanlılara karşı “etnik temizlik” olarak taktim etmesinden nedense hiç rahatsız olmamıştır. Bay Salih, herhalde Diyarbakır’da İngiliz ajanı Şeyh Sait’i anma etkinliklerini de duymamıştır ki, bu konuda da ağzından bir tek söz çıkmamıştır! Büyük olasılıkla Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli’ye dikilen Seyit Rıza heykelinden de haberdar değildir! Anlaşılan Adıyaman’ın Y-CHP Milletvekili Ortopedi Doktoru olan Salih, “Din adamı” sıfatıyla Ulusal Kurtuluş Savaşı karşıtı bildiriyi kaleme aldığı için idam cezasına çarptırılan İskilipli Atıf Hoca’nın adının, İskilip Devlet Hastanesi’ne verilmesini de duymamıştır!.. Paris’te öldürülen PKK‘lıların ailelerine taziyeye gidip, 40 bin yurttaşımızı öldüren terör örgütünün bayrağını arkasına alıp, fotoğraf çektiren Hüseyin Aygün’e kızdı mı onu bilmiyoruz. CHP Genel Başkanı’nın önünde “Hepimiz Seyit Rıza’yız” diye bağırtılan CHP Gençlik Kolları Genel Sekreteri’ne, “Yanılıyorsun oğlum hepimiz Seyit Rıza değil, Atatürk’üz ve onun askerleriyiz” de dememiştir! Ulusalcılara “geri zekalı, kafatasçı” diyen meslektaşı Hüseyin’e bir kere olsun sitem etmemiştir! Sezgin Tanrıkulu’nun İmralı’ya CHP heyeti gönderme teklifine de karşı çıkmamıştır! Salih Fırat, sanki Ergenekon Mahkemelerinde yapılan hukuk katliamına mı ses çıkarttı? Hayır. TSK’ya kurulan komplolara, velhasıl adım adım uygulamaya konan karşı devrime bir defa olsun tepki mi verdi?.. Ona da hayır. Tam aksine susarak bu rezilliklere destek vermiştir ve suç ortaklığı yapmıştır!..

Her ay 10 bin lirayı cebine indiren Bay Salih’in, Milletvekili seçildikten sonra yaptığı işlere bakalım:

İstanbul Milletvekilleri Özgündüz ve Dinçer’in Cemevleri’nin resmi ibadet yeri olması teklifini imzalamak, 35 köylünün öldürülmesiyle ilgili olarak Uludere’de incelemeler yapan grup içinde yer almak, Suriye’de yaşanan olayların illerin ekonomik ve sosyal yaşamına olan etkilerini belirlemek ve alınması gereken önlemleri tespit etmek için incelemeler yapan grupta bulunmak,”4+4+4” diye bilinen yasal düzenlemenin iptali ile yürütmesinin durdurulması dava dilekçesini imzalamak, Başbağlar Köyünde 5 Temmuz 1993′de PKK tarafından 33 masum vatandaşımızın katledilişinin 19. yıl dönümünde hazır bulunmak, Şemdinli’de meydana gelen olayları incelemek üzere görevlendirilen CHP heyetinde yer almak, Suriye’deki iç savaş nedeniyle başta sınır illeri olmak üzere; ticarette sıkıntı yaşayan esnaf ve işletmelerin devlete olan vergi ve prim borçlarının 2014 sonuna kadar ertelenmesi, esnaf ve işletmelerin devletten olan alacaklarının söz konusu kanuni borçlarına mahsuplaşmasına imkan veren yasa teklifini imzalamak ve “Gölge Kabine”nin “Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu”nda görevlendirilmiş olması nedeniyle, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, hükümetin yanlış politikalarını eleştirdiği toplantıya katılmak!..

CHP listelerinden milletvekili seçildikten sonra yaptıkları sadece ve sadece bu kadardır!..

Salih Fırat CHP’li değil Y-CHP’lidir!.. CHP Programını içselleştirmiş değildir. O sadece CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştürmekle görevli elemanlardan biridir. CHP ile doku uyuşmazlığı vardır, CHP’nin TBMM Grubu’na hiç mi hiç yakışmamıştır! Bulunması gereken en doğru yer; bir travmatoloji hastanesinde alçı odasıdır. İstifa haberi ile internette yer tutan CHP’li ilk vekildir. Onun için TBMM’nde yasama faaliyetleri içinde yoktur denebilir… Bugüne kadar Hükümet üyelerine bir tek soru dahi yöneltmemiştir. Ne bir kanun teklifi hazırlamış ne de basın açıklaması yapmıştır. Dişe dokunan iki eylemi vardır: Biri 705 sicil numaralı Sezgin Tanrıkulu ve Binnaz Toprak ile Adalet Komisyonu’nu basmak,(2) diğeri ise, CHP’den istifa etmektir. Hazret, istifayı da gecikmeli ve eksik yapmıştır, milletvekilliğinden de istifa etseydi çok iyi olacaktı… Zira CHP, Atatürk’ün koltuğu ve 6 oklu tabelası ile hiç çalışma yapılmasa da yüzde 26′dan fazla oy alabilir… Onun gibilere hiçbir zaman ihtiyaç duyulmaz!..

Adıyamanlı Kürt Salih’in arkasından, “güle güle” diyerek su dökmeye hazırlanıyordum ki, bir de baktım geri dönmüş. Tutarsız adamdan başka ne beklenebilirki? Bu durum CHP ve ülkemiz için iyi olmadı tabi. Ekip arkadaşları Salih’i topluca takip edebilirler düşüncesiyle bayağı sevinmiştim. Yine de giderken kapıda sıkışıp ezilmesinler diye arkasından “Çıktığın kapıyı kapatma” diye seslenecektim. Olmadı yetiştiremedim. Bu arada yeni bir haber daha geldi; Salih Efendi istifasında kararlıymış. “Bağımsız” devam edecekmiş!.. Arkasından gideceklerin sayısı daha şimdiden 63′e dayanmıştır!..

CHP içerisindeki “işgal birliği” iki yıla yaklaşan süre içerisinde; ne CHP’li olabildi ne de bizi Yeni CHP‘li yapabildi!..

O bakımdan, onlar için bir tek yol kalmıştır: Ya CHP’li olacaklar ya da GİDECEKLER!..

Av. Cemil CAN

DİPNOTLAR:

(1)http://www.birgulaymanguler.net/

(2)http://www.aydinlikgazete.com/m/mansetler/komisyonda-tr705-darbesi-tamami-h17222.html