Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

Sırada pantolon çıkarma var!..

turban_1

Pantolonlarınızı da çıkartacaksınız!..

Çarşafa CHP rozeti takma ile başlatılan, “laiklik tehlikede değildir” zırvası ile önü açılan, “türban sorununu biz çözeriz” cahilliği ile zirveye taşınan siyasi körlüğün, Cumhuriyet rejimine ağır bir yara vereceği belliydi… İşlerin bu noktaya kadar gelmesinin tarihi sorumluluğu AKP’nin değil, CHP’nin üzerindedir! Zira AKP’nin Cumhuriyet rejimine, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı olduğu, demokrasiyi, rejimi dönüştüreceği “Ilımlı İslam”a ulaşmak için binilecek bir tramvay olarak gördüğü, yeni ortaya çıkmış değildir… Bu nedenle AKP iktidarının fırsat buldukça rejimin temel taşlarını yerlerinden oynatmak, daha sonra da çıkartıp atmak için elinden geleni ardına koymayacağını öngörmek gerekirdi… Pek çok hukukçu ve siyaset adamı tarafından gerekli uyarılar zamanında yapılmış olmasına rağmen, CHP yönetiminin akıl ermez bir aymazlık içerisinde bulunmaktaki ısrarını, basiretsizlikle açıklamak olanaksızdır…

Rejime doğrudan ihanet, bu sürecin önündeki en temel engel olan yargı kararlarının çiğnenmesine göz kırpmakla başlatılmıştır. Anayasaya göre, herkesi bağlayacak olan mahkeme kararlarının, üstelik İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin de bu konu ile ilgili kararları varken, çiğnenmesine öncülük etmek, af edilecek bir davranış değildir… Rejimin temel dinamiği olan “laiklik ilkesi”, ana muhalefet partisi eliyle bir defa delinirse, zaten buna karşı olduğunu açıkça söyleyen iktidar tarafından sürekli delineceği aşıkardır… CHP yapmış olduğu bu fahiş hatayı, Muharrem İnce ve Şafak Pavey’in duygusal konuşmaları ile kapatamaz…

CHP grubu adına konuşan İnce’nin şu sözlerini asla görmezden gelemeyiz: “Başörtüsü dinin emridir, diyor Başbakan …yetimin hakkını yememek, ihalelere fesat karıştırmamak, milletin içine nifak sokmamak, milleti ayrıştırmamak, açları doyurmak, onlara iş bulmak, ölülerin arkasından kötü konuşmamak da dinin emri değil mi?Grup adına söylenmiş bu sözlerle, pek çok yetkin din adamı aksini söylemesine karşın, başörtüsünün dinin emri olduğu da kabul edilmiş bulunmaktadır!.. Başka bir söyleyişle CHP yönetimi parlamentoda gerçekte olmayan “dinin emirlerine” teslim olmuştur. Bundan böyle, sırası geldikçe nelerin dinin emri olduğu, nelerin olmadığı siyasi iktidar tarafından belirlenip, önlerine konacaktır… Kaçma şansları kalmamıştır… CHP bu iğrenç ve ikiyüzlü tavrıyla, “Ben inancımdan dolayı örtünüyorum” demenin bir dayatma olduğunu kamuoyuna açıklayan eski AKP Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın bile fersah fersah gerisinde kalmıştım…

Yeni CHP’nin yönetimi, bu ihanetinin faturasını er geç sandıkta ödeyecektir!..

Kılıçdaroğlu, “AKP’ye mağduriyet fırsatı vermeyelim”, Tayyip Erdoğan’ın elinden türban silahını alalım” sözleri ile kimseyi kandıramaz. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın elindeki silah bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendisidir!.. Başka bir ifade ile Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi CHP’yi, Tayyip Erdoğan’a “silah” olarak teslim eden bu SOROSÇU yönetimdir!.. AKP’nin siyasi simge olduğunu kabul ettiği “türban”ın, Anadolu kadının baş örtüsü gibi sunularak istismar edilmesi, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına, öncülük ederek önlenemez. Nitekim önlenememiştir de… Sonunda sorunu ilk okullara kadar taşıyan Y-CHP olmuştur!.. Kılıçdaroğlu ve ekibi, sırtlarına mahkum numarası gibi yazılacak olan bu ayıpla siyaset tarihine geçeceklerdir!..

Ödünler üstüne ödün vererek, ödün verenin isteğinin yerine geldiği, insanlık tarihinin hiç bir döneminde görülmemiştir!.. Üstelik CHP, bu ödünleri iktidarda değilken vermiştir. Bu nedenle, Yeni CHP’nin yaptığı, Cumhuriyete ihanetle eş değerdedir!.. Ne yazık ki, “yeni” sözcüğü ile vitrine çıkan Kılıçdaroğlu’nun gerçek yüzünü, bu işbirlikçi ve teslim olmuş tavrı ile tanımlamak durumundayız!.. Cumhuriyet, kurulduğu yerde, Yeni CHP yönetiminin bu pısırık ve işbirlikçi tavırları ile ne yazık ki yıkılmıştır!..

CHP sözcülerinin, Meclis’e türbanları ile gelerek meydan okuyan AKP milletvekillerine karşı, sadece duygusal bir konuşma yaparak, türban silahını iktidarın elinden alacağını sanması, kelimenin tam anlamıyla acizlik ve akılsızlıktır!.. Tam aksine, dokunaklı konuşan taraf teslim olmuş ve rakibinin insafına sığınmış durumdadır!.. Dolayısıyla bu durumdan siyasi bir kazanç da elde edemez. Zira “Türban silahı”, hala iktidarın elindedir ve sonuna kadar da kullanılacağı kesindir. Herkesçe etkili olduğu kabul edilen bir silahtan, iktidar neden vazgeçsin?.. Y-CHP almış olduğu bu ağır yenilginin, adını “beraberlik” koyarak durumu tersine çeviremez!.. Teslim olarak, iktidarın elindeki silahı, daha da etkili hale getirmiştir!..

Bu işin burada bittiğini sananlar, yakında ne biçim yanıldıklarını göreceklerdir. Söz gelimi, ileride kamu kurumlarından “hizmet almak” veya “kamu hizmetine girmek” isteyen kadınların türban, erkeklerin ise şalvar giymesine dair bir yönetmelik çıkarılması halinde buna nasıl engel olunabilecektir? Bu defa da vatandaşa işinizi gördürebilmek için “türban takın veya şalvar giyin” mi denecektir? Giderek iktidar muhalif milletvekillerinden Meclis’e girerken pantolonlarını çıkartmasını da isteyebilir!.. Milletvekili maaşını “ağır bir zincir gibi boynunda taşıyan” ilkesiz ve inançsız siyasetçiler için giriş kapılarındaki vestiyerlerde bedenlerine uygun şalvarların bulundurulacağı günler yakındır!..

Geldiğimiz noktada çözülen türban sorunu değil, hukuk olmuştur!..

Yeni CHP’nin hükümet önündeki taşları temizlemesi ile Cumhuriyet hukuku delik deşik edilmiş ve şeriat hukukunun getirilmesi için elverişli ortam hazırlanmıştır… Bundan sonra her şey iktidarın insafına kalmıştır. Gelinen bu noktanın sorumluluğu ise, bu durumdan “Çok mutluyum” diyen Kılıdaroğlu’na hala destek veren CHP Kurultay Delegelerinin üzerindedir…

***

Kılavuzu karga olanın…

Anlaşılan odur ki, sonunda CHP’yi de özelleştirip, cemaatlere teslim edecekler!.. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, cemaatlere yardım ettiğini söyledikten sonra, akıl hocasının Hüsamettin Özkan olduğunu, onunla konuşmadan hiç bir iş yapmadığını da kamuoyuna duyurmuştur!.. Sarıgül, Hürriyetin Pazar ekinde Ayşe Arman’la yaptığı söyleşide:” Ben ne yaptıysam tek başıma yaptım, seçkinci de değilim. Diğerleri seçkinci, İnönü seçkinci, Ecevit seçkinci, Baykal seçkinci… Kılıçdaroğlu mütevazi” diyerek CHP’nin mirasını toptan reddetmiştir. (1) Cumhuriyeti kuran kadroların partisini, Sarıgül’ün ayağına göndererek özür dileten Kılıçdaroğlu ise, Sarıgül’ün saygın bir siyasetçi olduğunu söylemiştir… Böylece Baykal’ın yol açtığı ihraç kararının haksız olduğu bir kez daha vurgulanmıştır!.. Nedense Baykal da anlaşılmaz bir sessizliğe gömülmüştür!.. Böylece Sarıgül’ün ihraç sürecinde, MYK üyelerinin hazırladığı rapordaki; 40 binada imar yolsuzluğu yapmak, kaçak 7 kata ruhsat vermek için 300 bin dolar rüşvet almak, inşaat mafyası ile işbirliği yaparak rüşvet karşılığı inşaat sahiplerine rant sağlamak suçlamaları da bir anda buharlaşıp yok olmuştur!… Son kararla, Sarıgül’ün dolaylı olarak Baykal tarafından iftiraya uğratılmış olduğu da kabul edilmiştir… Dolayısıyla “kaset olayı” ile tartışılmaya başlayan Baykal’ın “saygınlığı”, CHP’nin Sarıgül’den af dilemesi ile ciddi ciddi tartışılır hale getirilmiştir!..

Sarıgül için bundan sonraki hamle; İstanbul Belediye Başkanlığı yoluyla, Yeni CHP’nin Genel Başkanlığı’nı teslim almak olacaktır… Yakışır da!.. Zira, her iki halde de CHP eski CHP olmayacaktır. Atatürk’ün CHP’sini yıktıktan sonra, enkazının üstüne köpekler çiş yapsa ne yazar?!.. Bundan sonra, halkın gündeminde, Cumhuriyeti ve partisini yeniden inşa etmek var!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24989682.asp

 

 

REJİMDEN NE HABER?

seriat_bayragi

MUHALEFET ELİYLE “ILIMLI İSLAM CUMHURİYETİ”NE DOĞRU!..

Gül’ün “Kuvvetler ayrılığı” konusunda Erdoğan’la ters düşmesi üzerine, sözlerini düzelterek “Cumhurbaşkanı ile aynı düşünüyoruz” dedi. Yalnız kalan Erdoğan, mecburen kaldığı için böyle bir düzeltme yaptı, gerçekte düşüncesi değişmiş değil!  Erdoğan, demokrasinin temel direği olan “Kuvvetler ayrılığı” ilkesini içselleştirmiş değil. Bunu kanıtı: “Galataport satışını yapıyoruz ama yargı bunu engelliyor. Benim Bakanım şube müdürünü alıyor tayin yapacak. Ve bu tayini siz 11 kez 12 kez durduruyorsunuz” sözleridir. Başbakan hukuk tanımıyor. Ne istiyorsa olacak. Dolayısıyla idarenin keyfi işlemlerinin de denetlenmesini istiyor. Verdiği örnek bunu kanıtlıyor. Mahkeme şube müdürü bir memurun atamasını hukuka aykırı bulmuşsa, buna saygı gösterilecek ve hukukun gereği yerine getirilecek.  Mahkemenin kararını boşa çıkartmak için çeşitli bahanelerle o memur12 kez tayin edilmeye çalışılmayacak. Başbakan’ın rahatsız olduğu durum budur. İdarenin keyfi işlemlerine yargının “dur” demesini kabullenemiyor. Erdoğan’ın bilinçaltındaki düşünce böyledir ve bunu itiraf etmiştir. İstediği sultan olmaktır. Dikta rejimine olan hevesini “Başkanlık Sistemi” ile tatmin edebileceğini düşündüğü için “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nu kurarak bu suça muhalefeti de ortak etmek istemiştir. Nitekim gerçek amacının “demokrasi” olmadığı 12 Eylül Halkoylaması ile kabul edilen ve yargı erkinin bağımsızlığını tamamen ortadan kaldıran değişiklikleri “kırmızıçizgi” olarak ileri sürmesi ve değiştirmeye yanaşmamasıdır. Bu yalın gerçeğe rağmen muhalefet partilerinin komisyondaki sandalyelere yapışması suç ortaklığından başka hiç bir anlama gelmemektedir. Komisyon dışında kalmak suretiyle Erdoğan’ın “Başkanlık Sistemi”  talebine karşı muhalefeti örgütleyip, bu talebi engellemek mümkündür. Komisyonda kalarak yapılmak istenen değişikliğe meşruiyet kazandırılmış olacak ve TBMM‘ndeki görüşmelerde yeterli oy desteği bulunamazsa bu defa halkoylamasına gidilerek değişiklik gerçekleştirilecektir.  Halkoyuna başvurulduğunda, muhalefetin yeterli iletişim araçları olmadığından halkın aydınlatması neredeyse imkânsız olacaktır. Kaldı ki, bu defaki değişiklikle birlikte Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın daha önce çekince konulmuş bulunan maddeleri de Anayasa maddeleri haline getirileceği için, BDP Anayasa değişikliklerine, bu arada “Başkanlık sistemi”ne de “evet” diyebilecektir. Aynı şekilde başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, Y-CHP‘nin CHP mirasını reddeden milletvekilleri de söz konusu değişikliklere evet diyerek Mecliste aranması gereken çoğunluğa ulaşamasalar bile, halkoylamasından kolaylıkla geçebileceklerdir. Görüldüğü gibi bu defa AKP, BDP ve MHP ile Y-CHP’nin bir kısım milletvekilleri bu değişiklikleri destekleyeceklerini belli etmişlerdir. Dolayısıyla olası bir halkoylamasında Erdoğan istediği Anayasal değişikliği yaparak “Başkanlık Sistemi”ne geçişi sağlayacaktır. Olası başkanımız Erdoğan, demokrat ve hukukun üstünlüğüne inanmış bir lider olmadığı için, rejim kolayca faşizme doğru yönelecektir.

Başbakan’ın istediği rejimde: Örneğin stratejik ve benzeri açılardan  yabancılara satışını ülke çıkarlarına aykırı bularak  Galata Limanının satışı engellenemeyecektir. Aynı şekilde (siyasi düşünceleri veya inancı farklı olduğu için Bakanı tarafından sevilmeyen) işinin ehli bir şube müdürü, haksız ve keyfi olarak tayin edildiğinde yargı yoluna başvurarak hakkını arayamayacaktır. Bir gecede 7 bin sağlık memurunun istekleri dışında yapılması karşısında yargı yoluna başvurup hak aranmasından iktidar rahatsızlık duymaktadır. Haksızlığa uğrayan memurlara hakkının verilmesine karar veren mahkemeleri Başbakan istemektedir. Başka bir örnek verelim: Köprülerin ve otoyolların özelleştirilmesine “Başkan”ın  isteği dışında şirketler katılamayacak ve ihale AKP’ye yakın Ülker Grubu’nun bulunduğu konsorsiyuma 8 yıllık geliri karşılığında verilecek fakat kimse bu ihalenin iptali için dava açamayacaktır!..  “Başkan”,  oğlu Bilal ile Burak arasındaki “eşitsizliği”  gidermek için 10.5 milyon Dolara ikinci bir “gemicik” satın alacak ve kimse bu kadar parayı nereden bulduğunu veya nasıl kazandığını, vergisini verip vermediğini soramayacaktır. Gerektiğinde yargı yoluna da başvurulamayacaktır!..  Aynı şekilde yabancılara 1.43 TL’ye satılan benzinin Türk vatandaşlarına neden 4.7 TL’ye satıldığını kimse soramayacaktır. Sosyal medyada dolanan fıkra gibi bir başka örnek verelim: Başbakana en az 500 puanla girilen OTDÜ‘ye, 8 TOMA, 3600 polisle ve 20 zırhlı araçla girip, gaz ve biber bombaları ile çocuklarımızı hırpalamanın hesabını, kimse hiç bir organ önünde soramayacaktır. Erdoğan’ın istediği; şehit kanıyla sulanarak vatan yapılmış bu kutsal toprakların “NATO toprağı” olarak ilan edilmesinin, topraklarımızın yabancılara satılmasının, TELEKOM gibi stratejik kurumlarımızın düşmana satılmasının hesabını hiç bir zaman kimsenin soramamasıdır… Başka bir söyleyişle, Erdoğanların istediği rejimde; Deniz Fenerleri ve halkı soyanlar hiç bir şekilde yargılanmazlar, hükümete muhalefet edenlerin ise,  zindanlara doldurulur. Yargısız infaz edilirler… 

Erdoğanın şikâyetçi olduğu durum, yukarıdaki örnekleri soran, soruşturan ve gerektiğinde yargılayarak gereğini yapan kurumların varlığıdır. Bunun adı “Kuvvetler ayrılığı”dır. Ne yazık ki, böyle keyfi bir rejimin (faşizmin) gerçekleşmesi için yapılacak olan anayasa değişikliğine, en büyük katkı, masada oturan muhalefet tarafından verilmektedir… Bir kez daha vurgulamak gerekir ki, muhalefetin suç ortaklığı, bu gerçeklerin zamanında halka anlatılmaması ve anlatacak olan aydınlara zaman kaybettirmekle gerçekleşmektedir. TBMM’nde zaten bir şey yapamayacakları bellidir!.. Bu durum baş sorumluları Kılıçdaroğlu ile Bahçeli olacaktır…

Yeni rejimin her ne kadar adı “Başkanlık Sistemi” olara konulmuşsa da gerçekte Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye için öngörülen rejim “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”dir, açık bir faşizmdir!.. Anlaşılmaktadır ki, bu yeni rejim içerisinde Y-CHP ile yeni MHP “muhalefet” görevi yapmayı kabul etmişlerdir. O bakımdan geçiş süresinde muhalefet yapar gibi yapmaktadırlar. Başka bir söyleyişle, iş işten geçtikten sonra, yapılanlara muhalefet etmek; gerçek muhalefet yapacak olanların ayrı bir merkezde örgütlenmesini engellemek anlamına geliyor.

Av. Cemil Can

“AŞURE” PARTİSİ!..

aşure-ankara-il

CUMHURİYET (AŞURE) PARTİSİ ve BİR TÜRKİYE KLASİĞİ!..

Birkaç gün önce bir dostum, Y-CHP’ye karşı çok acımasız ve sert eleştiriler yaptığım için sitemini iletti. Yakın arkadaşlarım arasında bu tür eleştirilerin AKP’ye yarayacağını söyleyenler bile var!..

O halde onlar için bir kez daha söylüyorum: Kendinizi bir savaşta düşünün çocuklar. Öyleyiz de zaten. Başınızdaki komutan, verdiği komutlarla düşmanın zafer kazanmasını yani bizim sonumuzu hazırlıyorsa ne yapabiliriz? Komutanın emirlerini yerine getirmek; ülkemize, halkımıza ve inançlarımıza ihanet etmek olmaz mı? Kılıçdaroğlu, son günlerde bana düşmanla gizli bir işbirliği yapan komutan gibi görünüyor! Savaşma gücümüzü kırıp, bizi topyekün düşmanın askeri haline getirmek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Hal böyle olunca, ben öyle bir komutanın emirlerini yerine getiremem! Ya kendime yeni bir komutan ararım, ya da emir ve komutayı üzerime alırım!.. Benim Atatürk’ün Gençliğe Söylevi ile Bursa Nutku’ndan öğrendiğim böyledir!..

Karşıdevrimi durdurabilecek veya tersine çevirebilecek en önemli siyasal güç olan CHP, tam tersini yapıyorsa; bize düşen birinci ödev: Bu gerçekleri yüksek sesle haykırıp, tabanı uyandırmak olmalıdır. CHP’yi işgal ederek, ele geçirenlerden partimizi geri almadıkça, muhalefetin başarıya ulaşıp, iktidar olması imkansızdır!..

Yandaş köşe yazarlarından Engin Ardıç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir seyahatinde söylediği: CHPyi iktidar yapmak gibi bir hedefimiz yok(1) sözlerini ağzına pelesenk yapmış. Bir diğer yandaş yazar Ahmet Kekeç ise, aklınca bu sözlerin “iktidar hırsım yok” anlamında kullanıldığını söyleyerek, Kemal Bey’in ağzından kaçtığı belli olan bu sözleri, gündemde tutarak CHP’yi vurmak istemişti!.. Yemedik tabi… Benim gibi düşünen çoğunluk pek ilgilenmedi bu sözlerle!..

Ne var ki, Cumhurbaşkanlığı için CHP’nin bir adayları olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Hem Gül hem Erdoğan aday olursa, kime destek verirsiniz? Gül’e destek verir misiniz?” sorusuna “Bakarız, niçin olmasın” yanıtını vererek, (2) en fahiş siyasi hatayı yapmıştır. Böylece yukarıdaki sözlerinin “ağzından kaçmamış” olduğu, bilinç altında saklanmış düşüncesi olduğunu kanıtlamıştır. Erdoğan ve Gül AKP’nin adaylarıdır be adam! Son genel seçim sonuçlarına göre, AKP’nin oy oranı yüzde 49 değil miydi? CHP oyların yüzde 26′sını almıştı. Erdoğan ve Gül’ün ikisi de aday olursa, CHP’nin göstereceği adayın şansı oldukça yükselecektir. Hatta bir tek böyle bir durumda, CHP’nin Cumhurbaşkanlığını kazanma şansı vardır. Kemal Bey daha baştan CHP’nin adayı olmadığını ilan ederek, olası aday adaylarının da cesaretini kırmış ve Cumhurbaşkanlığını altın tepsi içerisinde AKP’ye sunmuştur!..

Bu kadarına da “pes” !..

Yakışıyor mu sana Kemal Bey?.. Ne demek CHP’nin adayı yoktur… Doğruyu söylemek gerekirse CHP’nin bir lideri ve genel başkanı yoktur!.. Söyleyeceksen bu gerçeği söyle. Bir şey yapacaksan, bu gerçeğe göre gereğini yap!.. İstifa et, çekil git başımızdan!.. CHP tabelası ile seçime girse bile, bu durumdan daha kötü olamaz!..

Gerçekten de Kılıçdaroğlu’nun, CHP’yi iktidar yapmak gibi bir hedefi yokmuş!. Engin Ardıç’la Kekeç’e boşuna yere sövmüşüz!..

Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün düzenlediği “Türkiye’nin Demokratik Dönüşümü” panelinin açılış konuşmasını yapan Beşir Atalay, devrimleri yeni CHP sayesinde yaptıklarını itiraf etmiştir…

“22. dönem AKP ve CHP grup olarak, bağımsızlar vardı bir miktar; ikisi de Parlamento’ya yeni girmişti. Bir önceki dönem CHP de Parlamento’da yoktu, AKP de ve yepyeni bir parlamento. O atmosferi biz iyi değerlendirdik. Şöyle bakıyorum, en verimli dönem oldu o dönem, o hızlı reformlar daha kolay gerçekleştirildi.”(3) diyerek Y-CHP’nin karşı devrimdeki rolünü açıkladı!..

Bundan böyle mızrağı çuvala sığdırmanız oldukça zorlaştı Kemal Bey!.. Haydi onurlu bir şekilde istifa edip, kurtulun bu işkenceden!..

Y-CHP’nin AB‘ne karşı tutumunun olumlu olduğu, AB’ye girmek için can attığı biliniyor. Denebilirki, Kılıçdaroğlu AKP’nin AB sürecini yavaşlatmasından şikayetçidir. Kılıçdaroğlu değil miydi Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun CHP’li üyelerine, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın ruhunu yeni anayasaya yansıtma talimatını veren? Genel af konusunu ilk dillendiren de ne yazık ki yine bizimkiydi. Hazret, bu aralar anadilde savunma anadilde eğitim” konusunda bile, PKK’dan önde gidiyor. Kemal Bey için tek sorun, “halkın hazır olmamasıdır” sadece. “Anaların gözyaşı dinecekse, herkesle görüşülebilir” diyerek, İmralı’ya selam duran da odur!..

Kıçıdaroğlu’nun içine girmek için balıklama daldığı AB Parlamentosu’nda 9. Uluslararası Kürt Konferansı yapılmış. Alınan kararlar ibretlik fakat Kılıçdaroğlu ile paralel: AB, Öcalan’ın İmralı’dan çıkartılmasını istiyor. Ancak o zaman eşit koşullar altında görüşmeler yürütülebilirmiş. Anlayacağınız, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti AB’ye göre “eşit” kabul ediliyor. Belli ki, AB de Kılıçdaroğlu gibi Oslo’da başlatılan görüşmelerin kesintisiz olarak sürdürülmesinden yana. O toplantı sonunda, PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkartılması için bütün devletlere bir de çağrı yapılmış! Yerinden yönetimlerin güçlendirilmesi de unutulmamış tabi. Başka bir deyişle; Kılıçdaroğlu’nun daha önce çekince konulan maddelerin tümünü imzalayacağız dediği ve ruhunun yeni anayasaya yansıtılması görevini komisyon üyelerine verdiği “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngörüyordu. Yani bizimki bu konuda da AB’den önde gidiyor!.. Ayrıca AB’nin PKK ile yapılacak olan görüşmelere resmi olarak destek vermesi de karara bağlanmış!..

Bu durum karşısında, Y-CHP’nin tutumu ne olacak sorusunu sormak bile gereksizdir. Y-CHP, tutumunu değişik zamanlarda “Biz ancak memnuniyet duyarız” şeklinde açıklamıştır!.. İktidara bu kadar destek verdikten sonra, Y-CHP için koalisyonun gizli ortağıdır demek pek de yanlış sayılmaz!..

Kemal Bey, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e oy vermemiz gerektiğine da karar vermiştir!.. O istedikten sonra vereceğiz her halde!?.. Parti disiplini öyle diyor! Şu geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Seyit Rıza eşkıyasının hayranı, feodal kafalı bir çapsız adam, 63 arkadaşı ile birlikte Atatürk’ün partisini ele geçiriyor ve emperyalizmin hizmetine sokuyor! Yetmezmiş gibi bir de Atatürkçülere diyor ki: Adayımız yok Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarından birine oy vereceksiniz!..

Peki, bu olup bitenler karşısında o koca CHP’nin örgütü ne yapıyor?..

CHP Örgütü Kızılay’da ve Cumhuriyet’in ilan edildiği Ulus Meydanı’nda “Aşure Partisi” düzenliyor!.. Kuvayi milliyecilerin Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında “Cumhuriyet (Aşure) Partisi”ne dönüştürülmüştür!.. “Laiklik tehlikededir diyemem(4) diyen de aynı kafalar değil miydi? “Yargı’da cemaat yapılanması var” iddialarının hatırlatılması üzerine: “Yargı içinde şöyle böyle kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum(5) diyen de aynı adamdı unutmayın!..

Ordu darbecilerden ayıklansın” teranesi ile “Silivri Hukuku”nu yaratanların başında da Kılıçdaroğlu geliyor!.. Şimdi örgütü 13 Aralık’ta Silivri’ye çağırıyormuş! Sevsinler senin eylemini. İyi güzel de beş sene gecikmiş bir karar değil mi?.. Zaten muhalefet ettiği bütün işlerde, izlediği yöntem hep aynı olmuştu: İş işten geçtikten sonra muhalefet etmek. Kılıçdaroğlu kesinlikle samimi bir adam değildir!.. Atatürkçü düşünceyi benimseyenler yollara çıktı bile. Ne haber! Bu eyleme de katılmazsaydı, gelecek seçimde nal toplayacaktı!.. Bu kadarını biliyor. Yoksa Silivri’ye karşı değildir!..

Emin olun, 29 Ekim’de Y-CHP’yi Ulus’a getiren korku ne idiyse, şimdi Silivri’ye yönlendiren de aynıdır!..

Laiklik ilkesi”ni ideolojisinin merkezine oturtan ve hilafet-saltanat rejimini yıkarak, Cumhuriyet’i kuran bir parti, karşı devrimde neden rol üstlenebilir? Böylesine önemli olayların yaşandığı günlerde “aşure günü” gibi dinsel ağırlıklı adetleri, gündemine nasıl alabilir, anlamak mümkün değildir!..

Cemevleri kapatılmış mıdır? Hükümet, Alevi Bektaşi Derneklerinin “Aşure Günü” tertip etmelerinin önünde bir zorluk mu çıkartmıştır? Laikliğe kesinlikle aykırı olan”Aşure Günü”nü, CHP hangi düşünce ile organize etmiştir!.. Bir de utanmadan, sıkılmadan yerel radyolardan ilanlar vermişler!.. Beyler! CHP siyasi bir parti midir, yoksa Alevilerin tekkesi veya dergahı mı?..

Bu soruya birinin çıkıp adam gibi yanıt vermesi gerekiyor. Peşinen şu kadarını söyleyebilirim ki, “Aşure Günü” siyasi nitelikli ve CHP’nin sahiplenmesi gereken bir olay değildir!..(6)

CHP’nin her yıl kutlayarak, yaşatması gereken pek çok çağdaş ve aydınlığa dönük, övünülecek özel günleri var iken,(7) iktidarın daha da gerici uygulamalar yapmasına meşruiyet ortamı yaratacak, böylesine ilkesiz ve tutarsız tutum ve davranışların içerisinde olması, Beşir Atalay’ın “10 yılda AKP ve CHP ile birlikte sessiz devrim yaptık” sözlerine doğruluk kazandırmıştır!..

İş yine başa düştü, 13 Aralık’ta Silivri’deyiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR ve OKUMA PARÇASI:

(1)http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/11/07/hayir-hayir-katilsinlar-katilsinlar

(2)http://www.haberturk.com/gundem/haber/801438-kilicdaroglu-o-soruyu-cevapladi 

(3)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/atalay-10-yilda-akp-ve-chp-ile-birlikte-sessiz-devrim-yaptik-h7295.html 

(4)http://www.youtube.com/watch?v=gnB2D-ijJ3Q 

(5)http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/01/25/kilicdaroglu.yeni.mi.fark.ettiniz/646356.0/

(6) Okuma Parçası:

aşure2

-AŞURE GÜNÜ-

Arapça 10 anlamına gelen “aşara” kelimesinden türetilmiştir. Saygın hadis kitaplarının hemen hepsinde geçen aşağıdaki olaylar, Hicri takvime göre, “Aşure Günü” olarak bilinen, Muharrem Ayının 10. gününde yaşanmış kabul edilir…

Musevilik inancında; “Büyük Kefaret Günü”; Adem‘in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edildiği Muharrem Ayının 10′ncu günüdür. İdris‘in diri olarak göğe yükseldiği, Nuh‘un gemisinin tufandan kurtulduğu, İbrahim‘in ateşte yanmadığı, Yakup‘un oğlu Yusuf‘a kavuştuğu, Eyüp‘ün hastalıklarının iyileştiği, Musa‘nın Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtardığı, Yunus‘un balığın karnından çıktığı, İsa‘nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltildiği günler de hep Muharrem’in 10 gününde yaşanmış kabul edilir… Musevilerin bu günü oruçla geçirdikleri, Hz. Muhammed’in ise, bu günde oruç tutmayı tavsiye ettiği bilinir…

Hatırlatmak isterim ki:Yukarıdaki paragrafta geçen özel isimlerin tümü peygamberlerimizdir!..

Aleviler, Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin’in, Kerbala’daki acısı başta olmak üzere, 12 imamların acılarını anmak ve anlamak için “Muharrem Matemi” tutarlar!.. Matemin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevi öğretisini özümsetmektir. “Muharrem Matemi” aşure geleneği ile son bulur… 12 gün orucun ardından “Aşure Günü” yapılır. Canlara 12 değişik malzemeden yapılan aşure tatlısı ikram edilir…

Dinsel yönü ağır basan bu geleneğin, CHP gibi laikliği benimsemiş bir partide yaşatılması doğru değildir!.. Sırası gelmişken, diğer dini bayramların kutlamalarının da parti merkezinden yapılmasının aynı derecede yanlış olduğuna işaret etmek isterim. Alevi dernekleri, Cemevleri dururken, oralarda yapılması gereken dini tören veya ibadetlerin, CHP örgütlerinde yapılması, partiye bir mezhebin egemen olduğu şeklinde anlaşılır ve bu durumdan hiç bir şekilde siyasi yarar elde edemez!.. Böyle bir durumun yaşatılması, çoğunluk durumundaki Sünnilerin, CHP’ye oy vermemesi sonucuna kadar gidebilir. Y-CHP’nin parti yönetimine egemen olması ile başlayan bu gericilik, bir tek AKP’nin elinin güçlenmesine ve dizginlerinin tamamen boşalmasına yaramaktadır!..

CHP’nin, bundan böyle “dini siyasete alet ediyorlar” diyerek AKP’den şikayetçi olması da ciddiye alınmaz. Eline fırsat geçer geçmez, laiklik ilkesine bağlı bir partiyi, Alevi mezhebinin tekkesi haline getirenlerin, Sünnilerin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaları”na da söyleyecek sözleri kalmaz!..

Cumhuriyet tarihi boyunca, din ticaretine ve yobazlığa karşı fren görevi yapan Aleviler, ne yazık ki, bu son hamle ile gaz pedalı işlevi görmeye başladılar. Aleviliği “sapkınlık” olarak tanımlayan Sünnilerin, devlet aygıtına tam olarak hakim olduktan sonra, Alevilere yaşam alanı bırakmayacakları kesindir!.. Osmanlı döneminde “rafizi, zındık ve sapık” oldukları düşünülerek öldürülen Alevilerin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “ibadetleri ibadetten sayılmamış”, dedeleri “üfürükçü” seviyesinde aşağılanmıştır. Tekkelerin kapatılmasından sonra Atatürkçü düşünce ile tanışan Aleviler, uzun süre siyasetin ilerici kanatlarında yer almışlardı. Örgütlü olmalarına rağmen Çorumları, Kahramanmaraşları ve Madımakları da yaşamak zorunda kalmışlardır. Yakın geçmişte yaşanan bu üzücü olaylar, Alevilerin kendilerini en rahat ifade edebilecekleri ve inançlarını özgürce yaşayabilecekleri tek rejimin; laik demokratik cumhuriyet olduğunu bir kez daha ortaya çıkartmıştır. Şimdi yaptıkları gibi, Alevilik inancını siyasete bulaştırmaları, demokrasinin olmazsa olmazı olan “laiklik ilkesini” dinamitlemekten başka bir anlama gelemez!..

Alevilik sonuç itibariyle, İslam devletlerindeki iktidar savaşlarının ortaya çıkarttığı mezhep temelli bir muhalefet harekettir. Ortaya çıkışında siyasi sebepler bulunsa da o sebeplerin hiç biri CHP’ye yol gösterici olamaz. CHP’nin rehberi, kurucusu olan Ulu Önder’imizin defalarca vurguladığı gibi; dinsel doğmalar değil, çağdaşlıktır, ilim ve fendir...

Unutmayınız ki, Hz. Muhammed’in amcası Abbas Bin Abdülmüttalip’in soyundan gelen Abbasiler, Emevi yönetimine karşı ayaklanıp, 750 yılında halifeliği ve iktidarı ele geçirmişlerdir. Emevi hanedanın kurucusu olan Muaviye ise, Mekke şehrinin hakimi ve İslamın en büyük düşmanlarından, o dönemde oldukça varlıklı olan Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke’li Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye (Emevi) ailesindendir. O da Hz. Muhammed ile aynı kabileden olup, yakın akrabasıdır

Tarih bilgilerimize göre, “Kerbela Savaşı” Irak’ın Kerbela şehrinde 680 tarihinde Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin ve 72 yoldaşı ile birlikte Emevi Halifesi I. Yezid‘e bağlı ordu arasında geçmiştir. Şii ve Alevi inanışının belkemiğini oluşturan en önemli olay budur. İmam Hüseyin’in ölümü her sene “Aşure Günü”nde anılır ve o gün Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem’in 10. günü olarak kabul edilir!..

Kısaca bu şekilde özetlenecek olan Aleviliği, Cumhuriyet Halk Partisi‘nin içerisine eklemlemeyeçalışmak; Türk halkına yakın tarihimizi unutturmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Oysa bizim bir kurtuluş tarihimiz ve kuruluş felsefemiz vardır. AKP iktidarı, Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyet tarihini müfredat dışına çıkartırken, CHP’nin bir adım öne geçmesi acı ve ibret vericidir! Cumhuriyet tarihimiz yerine Arap tarihini geçirmeye çalışmak; gaflet ve dalalet değilse, açıktan ihanettir!..

Av. Cemil Can

(7) http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk’%C3%BCn_Devrimleri

 

 

 

KILIÇDAROĞLU’NA AÇIK MEKTUP

Muazzez İlmiye Çığ1

Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektup

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
Ankara

Pek Sayın Başkanımız,Ankara’ya geldiğimde bana gösterdiğiniz yakın ilgiye son derece memnun olmuştum, müteşekkirim. Siz Başkanlığa çıktıktan beri sizi büyük bir ilgi ile izliyorum. Gayet huzurlu , tam bir Beyefendi duruşunuz, sorulara verdiğiniz son derece rahat yanıtlar gerçek bir siyasetçi olduğunuzun kanıtı. Ancak ne yazık ki, CHP ilk zamanki ilkelerini yitirerek sizin elinize geldi. onları eski durumuna getirmek kolay değil. Zaten Atatürk zamanında bile üyelerin bir kısmı 6 oku tam anlamış değillerdi. Özellikle layıklığı. Anlaşıldığına göre size danışmanlık yapanlar da doğru dürüst bilgili değil, çünkü size sorulan soruların yanıtlarında bazı uyumsuzluklar gördüm. örneğin:1-Türkiye’de laiklik tehdit altında değildir, diyorsunuz.
Halbuki gerçek Atatürk yolunu izleyenlerin en büyük korkusu laikliğin kaldırılması. Gerek Başbakan, gerek Cumhurbaşkanı TV lerde “laiklik dinsizliktir” dediklerini ben kulağımla duydum. İkisinin eşlerinin giydikleri kıyafetlerle Türkiye Cumhuriyeti kadınlarını temsil etmesi, kendilerinin İslam, ülkelerinin de bir İslam ülkesi olduğunu anlatmak içindir. Halbuki Anayasamızda devletimiz bir din devleti değildir. Din kıyafeti ile devlet kurumlarında çalışılmaz, okunamaz. kimse kimsenin inancına karışamaz, devlet idaresine din giremez. Şimdi bunların hepsi yapılıyor. Başbakan dindar ve kindar gençlik yetiştireceğiz, diye bağırıyor. kindarlık kime, dindar olmayana. yani abdest alıp namaz kılmayana. Ne yazık ki şimdi kızlar okullara başları bağlı kabul ediliyor. Buna da ne yazık ki, önce siz yol verdiniz. Halbuki 1989 da Danıştay kararıyla önlenmişti. Bu laikliğin tam karşısı. Yarın öbürgün bütün kadınlar örtünecek, okumaktan alıkonacak.2-Yargıda cemaat kadrosu var diyemem, diyorsunuz. Hanefi Avcı’nın kitabını okumadınız herhalde ve daha başka yazarların kitaplarını. Bunlar belgelerle gösteriyor nerelerin Cemaat adamlarının elinde olduğunu. Doğruyu yazanlar hapse sokuluyor.3-Dersim katliamından CHP sorumludur. Bunu nasıl söyleyebilir siniz? Bunu şöyle karşılayabilirdiniz . Neden Türkiye hudutları içinde PKK yı bombalıyorsunuz? oralarda Türkler Türk köyleri de var. Dersim işi de devlet işi idi. Devlete karşı gelenler suçuna göre cezalandırılır.4- Sabahattin Ali’yi öldüren bulunmadı ki, neden CHP üstleniyor onu?5-27 Mayıs, 28 Şubat’ın hesaplaşılması gerekmiş!! Pes doğrusu! Atatürk devlet idaresinin demokrasiden uzaklaşmamasını, başka bir milletin işlerimize karışmasının ve irticaın hortlamasının önlenmesi görevini askerlere vermişti. Onlar da gereğini yapmaya çalıştılar. Ama yaranamadılar. Çünkü kurdukları sivil meclisler yine örümcek kafalı, siyasetten anlamayan ve cebini doldurma peşinde koşanlardan oluşuyordu. Atatürk askerlere bu görevi verdiği zaman henüz halkımız demokrasi bilincine varmış değildi. Halk bilinçlenmeye başlayınca tepkilerini göstererek siyasetçilerin devrimimize karşı davranışlarına “dur diyeceklerdi”, ama ne yazık ki, halkımız bu derece bilinçlenemedi. Ülkeyi idare edenler de Oy avcılığı için dini araç yaparak halkımızı gerilere götürmeye kalktılar.6- Siz AKP ile uzlaşarak ülkeye huzur gelsin, düşüncesindesiniz galiba. Süleyman Demirel de hep uzlaşarak olayları çözmeye kalktı ve bugünü hazırladı. Ayni sultan Abdülhamit gibi. O da Osmanlı devletinin sonunu hazırladı.

Yabancı bir ülkenin emriyle yatıp kalkan, memleketi bölme peşinde olan. terör örgütü ile bir masaya oturan, diğer taraftan terör örgütünü canları pahasına yok etmeye çalışan değerli kumandanlarımızı terör örgütü kurdular yalanıyla yıllarca hapiste çürüten, anayasamızı kendi emellerine göre değiştirmek isteyen bir hükümet ile nasıl anlaşabilirsiniz? Bu gidişle ülkenin sonu iç savaşa dönecek. Suriye’den sonra bizi bu halde bırakacaklar mı sanıyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu, siz başa geçince CHP liler büyük bir umuda kapıldı. Gün geçtikçe CHP’nin yolundan ayrılmanız ise herkesi hayal kırıklığına sokmaya başladı. Umudumuz sizdiniz. Bu yüzden üzüntümüz çok. Ülke tepetaklak gidiyor. Terör şehirlerin içinde. Memleketi idare edenlerin yaptıkları korkunç hatalar karşısında yüzleri kızarmadığı, işlerinden atılmadığı gibi sırtları okşanıyor. Her türlü ahlaksızlık aldı yürüdü. Bu nasıl DİN, İMAN, bu nasıl VİCDAN? anlamıyoruz.
Eski CHP’ lilerin sözlerine kulak vermeniz dileğiyle, saygılarımı sunarım.

Muazzez İlmiye Çığ