Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

Sırada pantolon çıkarma var!..

turban_1

Pantolonlarınızı da çıkartacaksınız!..

Çarşafa CHP rozeti takma ile başlatılan, “laiklik tehlikede değildir” zırvası ile önü açılan, “türban sorununu biz çözeriz” cahilliği ile zirveye taşınan siyasi körlüğün, Cumhuriyet rejimine ağır bir yara vereceği belliydi… İşlerin bu noktaya kadar gelmesinin tarihi sorumluluğu AKP’nin değil, CHP’nin üzerindedir! Zira AKP’nin Cumhuriyet rejimine, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı olduğu, demokrasiyi, rejimi dönüştüreceği “Ilımlı İslam”a ulaşmak için binilecek bir tramvay olarak gördüğü, yeni ortaya çıkmış değildir… Bu nedenle AKP iktidarının fırsat buldukça rejimin temel taşlarını yerlerinden oynatmak, daha sonra da çıkartıp atmak için elinden geleni ardına koymayacağını öngörmek gerekirdi… Pek çok hukukçu ve siyaset adamı tarafından gerekli uyarılar zamanında yapılmış olmasına rağmen, CHP yönetiminin akıl ermez bir aymazlık içerisinde bulunmaktaki ısrarını, basiretsizlikle açıklamak olanaksızdır…

Rejime doğrudan ihanet, bu sürecin önündeki en temel engel olan yargı kararlarının çiğnenmesine göz kırpmakla başlatılmıştır. Anayasaya göre, herkesi bağlayacak olan mahkeme kararlarının, üstelik İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin de bu konu ile ilgili kararları varken, çiğnenmesine öncülük etmek, af edilecek bir davranış değildir… Rejimin temel dinamiği olan “laiklik ilkesi”, ana muhalefet partisi eliyle bir defa delinirse, zaten buna karşı olduğunu açıkça söyleyen iktidar tarafından sürekli delineceği aşıkardır… CHP yapmış olduğu bu fahiş hatayı, Muharrem İnce ve Şafak Pavey’in duygusal konuşmaları ile kapatamaz…

CHP grubu adına konuşan İnce’nin şu sözlerini asla görmezden gelemeyiz: “Başörtüsü dinin emridir, diyor Başbakan …yetimin hakkını yememek, ihalelere fesat karıştırmamak, milletin içine nifak sokmamak, milleti ayrıştırmamak, açları doyurmak, onlara iş bulmak, ölülerin arkasından kötü konuşmamak da dinin emri değil mi?Grup adına söylenmiş bu sözlerle, pek çok yetkin din adamı aksini söylemesine karşın, başörtüsünün dinin emri olduğu da kabul edilmiş bulunmaktadır!.. Başka bir söyleyişle CHP yönetimi parlamentoda gerçekte olmayan “dinin emirlerine” teslim olmuştur. Bundan böyle, sırası geldikçe nelerin dinin emri olduğu, nelerin olmadığı siyasi iktidar tarafından belirlenip, önlerine konacaktır… Kaçma şansları kalmamıştır… CHP bu iğrenç ve ikiyüzlü tavrıyla, “Ben inancımdan dolayı örtünüyorum” demenin bir dayatma olduğunu kamuoyuna açıklayan eski AKP Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın bile fersah fersah gerisinde kalmıştım…

Yeni CHP’nin yönetimi, bu ihanetinin faturasını er geç sandıkta ödeyecektir!..

Kılıçdaroğlu, “AKP’ye mağduriyet fırsatı vermeyelim”, Tayyip Erdoğan’ın elinden türban silahını alalım” sözleri ile kimseyi kandıramaz. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın elindeki silah bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendisidir!.. Başka bir ifade ile Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi CHP’yi, Tayyip Erdoğan’a “silah” olarak teslim eden bu SOROSÇU yönetimdir!.. AKP’nin siyasi simge olduğunu kabul ettiği “türban”ın, Anadolu kadının baş örtüsü gibi sunularak istismar edilmesi, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına, öncülük ederek önlenemez. Nitekim önlenememiştir de… Sonunda sorunu ilk okullara kadar taşıyan Y-CHP olmuştur!.. Kılıçdaroğlu ve ekibi, sırtlarına mahkum numarası gibi yazılacak olan bu ayıpla siyaset tarihine geçeceklerdir!..

Ödünler üstüne ödün vererek, ödün verenin isteğinin yerine geldiği, insanlık tarihinin hiç bir döneminde görülmemiştir!.. Üstelik CHP, bu ödünleri iktidarda değilken vermiştir. Bu nedenle, Yeni CHP’nin yaptığı, Cumhuriyete ihanetle eş değerdedir!.. Ne yazık ki, “yeni” sözcüğü ile vitrine çıkan Kılıçdaroğlu’nun gerçek yüzünü, bu işbirlikçi ve teslim olmuş tavrı ile tanımlamak durumundayız!.. Cumhuriyet, kurulduğu yerde, Yeni CHP yönetiminin bu pısırık ve işbirlikçi tavırları ile ne yazık ki yıkılmıştır!..

CHP sözcülerinin, Meclis’e türbanları ile gelerek meydan okuyan AKP milletvekillerine karşı, sadece duygusal bir konuşma yaparak, türban silahını iktidarın elinden alacağını sanması, kelimenin tam anlamıyla acizlik ve akılsızlıktır!.. Tam aksine, dokunaklı konuşan taraf teslim olmuş ve rakibinin insafına sığınmış durumdadır!.. Dolayısıyla bu durumdan siyasi bir kazanç da elde edemez. Zira “Türban silahı”, hala iktidarın elindedir ve sonuna kadar da kullanılacağı kesindir. Herkesçe etkili olduğu kabul edilen bir silahtan, iktidar neden vazgeçsin?.. Y-CHP almış olduğu bu ağır yenilginin, adını “beraberlik” koyarak durumu tersine çeviremez!.. Teslim olarak, iktidarın elindeki silahı, daha da etkili hale getirmiştir!..

Bu işin burada bittiğini sananlar, yakında ne biçim yanıldıklarını göreceklerdir. Söz gelimi, ileride kamu kurumlarından “hizmet almak” veya “kamu hizmetine girmek” isteyen kadınların türban, erkeklerin ise şalvar giymesine dair bir yönetmelik çıkarılması halinde buna nasıl engel olunabilecektir? Bu defa da vatandaşa işinizi gördürebilmek için “türban takın veya şalvar giyin” mi denecektir? Giderek iktidar muhalif milletvekillerinden Meclis’e girerken pantolonlarını çıkartmasını da isteyebilir!.. Milletvekili maaşını “ağır bir zincir gibi boynunda taşıyan” ilkesiz ve inançsız siyasetçiler için giriş kapılarındaki vestiyerlerde bedenlerine uygun şalvarların bulundurulacağı günler yakındır!..

Geldiğimiz noktada çözülen türban sorunu değil, hukuk olmuştur!..

Yeni CHP’nin hükümet önündeki taşları temizlemesi ile Cumhuriyet hukuku delik deşik edilmiş ve şeriat hukukunun getirilmesi için elverişli ortam hazırlanmıştır… Bundan sonra her şey iktidarın insafına kalmıştır. Gelinen bu noktanın sorumluluğu ise, bu durumdan “Çok mutluyum” diyen Kılıdaroğlu’na hala destek veren CHP Kurultay Delegelerinin üzerindedir…

***

Kılavuzu karga olanın…

Anlaşılan odur ki, sonunda CHP’yi de özelleştirip, cemaatlere teslim edecekler!.. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, cemaatlere yardım ettiğini söyledikten sonra, akıl hocasının Hüsamettin Özkan olduğunu, onunla konuşmadan hiç bir iş yapmadığını da kamuoyuna duyurmuştur!.. Sarıgül, Hürriyetin Pazar ekinde Ayşe Arman’la yaptığı söyleşide:” Ben ne yaptıysam tek başıma yaptım, seçkinci de değilim. Diğerleri seçkinci, İnönü seçkinci, Ecevit seçkinci, Baykal seçkinci… Kılıçdaroğlu mütevazi” diyerek CHP’nin mirasını toptan reddetmiştir. (1) Cumhuriyeti kuran kadroların partisini, Sarıgül’ün ayağına göndererek özür dileten Kılıçdaroğlu ise, Sarıgül’ün saygın bir siyasetçi olduğunu söylemiştir… Böylece Baykal’ın yol açtığı ihraç kararının haksız olduğu bir kez daha vurgulanmıştır!.. Nedense Baykal da anlaşılmaz bir sessizliğe gömülmüştür!.. Böylece Sarıgül’ün ihraç sürecinde, MYK üyelerinin hazırladığı rapordaki; 40 binada imar yolsuzluğu yapmak, kaçak 7 kata ruhsat vermek için 300 bin dolar rüşvet almak, inşaat mafyası ile işbirliği yaparak rüşvet karşılığı inşaat sahiplerine rant sağlamak suçlamaları da bir anda buharlaşıp yok olmuştur!… Son kararla, Sarıgül’ün dolaylı olarak Baykal tarafından iftiraya uğratılmış olduğu da kabul edilmiştir… Dolayısıyla “kaset olayı” ile tartışılmaya başlayan Baykal’ın “saygınlığı”, CHP’nin Sarıgül’den af dilemesi ile ciddi ciddi tartışılır hale getirilmiştir!..

Sarıgül için bundan sonraki hamle; İstanbul Belediye Başkanlığı yoluyla, Yeni CHP’nin Genel Başkanlığı’nı teslim almak olacaktır… Yakışır da!.. Zira, her iki halde de CHP eski CHP olmayacaktır. Atatürk’ün CHP’sini yıktıktan sonra, enkazının üstüne köpekler çiş yapsa ne yazar?!.. Bundan sonra, halkın gündeminde, Cumhuriyeti ve partisini yeniden inşa etmek var!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24989682.asp