Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ALDATILACAK NE ÇOK İNSAN VAR!..

HDP_1

Genel aftan önce af dileyenler!

Başbakan’ın “cezaevleri boşalacak” sözleri ile dile getirdiği genel affa karşı en ciddi tepki cezaevindeki komutanlardan geldi. “Genel afla” 40 bin kişinin katili Öcalan da affedilecekse, biz ölene kadar cezaevinde kalmaya razıyız dediler. Yeni CHP’nin Grup Başkanvekili Engin Altay, genel affın ancak “toplumsal mutabakatla” yapılabileceğini belirttikten sonra, “Buna da Erdoğan değil halk karar verir” demiş… Yürürlükteki Anayasaya göre, af kanununu çıkartmak için Meclis’in beşte üçünün oyu yeterlidir. AKP ile BDP’nin oyları buna yeter. Yeni CHP içerisindeki PKK ve cemaat sempatizanlarını da eklediniz mi, af kanununu rahatlıkla çıkarabilirler. Demek ki, hükümetin PKK’yı af etmek için halka sormasına gerek yok!.. Tıpkı Ülkenin Doğu ve Güneydoğusunu “Kürdistan” haritasına katan Barzani’nin, Diyarbakır’da devlet başkanı gibi karşılanışını sormadıkları gibi…

Parti sözcüsü Haluk Koç, ”Demokrasi içinde mücadele eden herkesle ittifak ederiz” diyerek, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin “demokrasi içerisinde” mücadele ettiğini, CHP adına kabul etmiştir. Öte yandan, Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, “Başta Gezi direnişinin simgesi olan Beyoğlu olmak üzere, İstanbul’da bütün kesimlerle güçbirliği yaptık” diyerek, CHP-HDP (PKK) ittifakına meşruiyet zemini hazırlama çabası içerisine girdi. Demek ki, şimdi de sıra seçmene gelmiş. Beylerin işaret buyurdukları gibi oylarımızı getirip PKK’ya vereceğiz, öyle mi? Emriniz başımız üstüne!.. Sevsinler sizin gibi sosyal demokratları!.. CHP adına söylenen bu tutarsız sözlerden, partinin “genel af” ve “seçim ittifakları” konusundaki kurumsal tavrının ne olacağı aşağı yukarı belli olmuştur. Bu defa sözlerin ağızlarda evelenip gevelenmesine aldanmayacağız!..

Peki, geçen genel seçimlerde “genel affı” ilk defa ağzına alan kimdi? Allah aşkına bu sözleri söyleyen biri, CHP’nin başında bir saniye durabilir mi? Siz CHP’nin son kurultay delegeleri! Vatan haini olmadığınızı biliyorum, “Basra harap olduktan sonra”(1) mı harekete geçeceksiniz? Olağanüstü kurultayı bir haftada toplayıp, bu hainlerin icabına bakabilirsiniz!.. Taze kan alarak seçimlere gitmek varken, bu topal ördeklerle yola devam etmenin ne anlamı var!..

Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Diyarbakır buluşmasını “yerel seçim şovu” gibi niteleyerek, sıradan basit bir olay gibi göstermesini içinize sindirebiliyor musunuz? Bu sözler, bölünmeye verilen dolaylı destek değil midir?.. BOP’un bir aşaması olan Diyarbakır buluşmasında; Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ilk defa “Kürdistan” sözcüğünü kullandıktan sonra, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de Doğu Anadolu’ya, “Kuzey Kürdistan” diyerek, bölünme konusundaki ittifakın “zaferi”ni ilan etmedi mi?.. Devletin fiilen sahadan çekilmiş olduğu bu coğrafyada, terör örgütü PKK denetimi sağlıyorsa ve bu örgütün cezaevindeki başı Abdullah Öcalan hükümet ile anlaşmalar yapabiliyorsa, bölünmenin ilk aşaması tamamlanmış demektir! Bu vahim durumu, “yerel seçim şovu” gibi göstermek, bölünme tehlikesini bir süre daha gizlemek ve gelişmelere destek vermek anlamına gelir!.. Yerin yedi kat altından bile uğultular geliyor, ama siz hala derin uykudasınız. Uyanın artık!..

Ey Kemal Kılıçdaroğlu; “Kürdistan Bayrağı”nın dalgalandığı bir mitingi, AKP’nin yerel seçim şovu olarak nasıl gösterebilirsin! Anlaşılıyor ki, kafanın çapı, bu işleri kavrayacak genişlikte değil, bari önümüzden çekil!..

***

YeniAnayasa,YeniCHP veYeniTürkiye!..

Yeni” sözcüğü bu dönemin en kalleş sözcüğü oldu. Irak’ı “birlik” sözcüğü ile bölen ABD, yenileşme ve çağdaşlaşmanın yolunu “yeni” sözcüğü ile tıkadı. “Yeni” Anayasanın ise durumu malum. Morga kaldırıldı. “Yeni” CHP ise yerlerde sürünüyor. Yetmezmiş gibi bir de YeniTürkiye’yi devreye soktular. “Yeni” Türkiye, doğusu olmayan, yönü belirsiz bir ülkedir artık. Aynı şekilde bütün anormallikler de “normalleşme” sözcüğü ile kamufle edilmedi mi?… Demokrasinin önüne konan “ileri” sözcüğü kadar aldatıcı olanı ise, hiçbir zaman bu millet görmedi!..

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun AKP tarafından dağıtılmasından sonra, masada figüran olarak oturan Yeni CHP’den Atilla Kart ile Yeni MHP’den Faruk Bal, kullanılmış bir mendil gibi çöpe atılmanın mahcubiyeti içerisinde, masayı dağıtan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i eleştiriyorlar. O masada ne işiniz vardı diyenlere ise, Atilla Kart’ın yanıtı acizliğin ötesinde, zavallılığını da göstermek bakımından ibret vericidir. Kart, AKP’nin ne yapacağını “tahmin” ederek, bu yapılacaklara karşı önlem almak için Anayasa uzlaşma Komisyonu’nda görev aldık diyormuş. Bre gafil, AKP ne yapacağını yıllar önce açık açık söylemedi mi? Adamlar “demokrasi tramvayına” binerek, gidecekleri yere kadar çoktan gitmişler bile. Bizimkiler hala ne yapacaklarını “tahmin” etmeye çalışıyorlar… “Kurucu Meclis” olmadıkları halde, kendilerini kurucu meclis yetkileriyle donanmış gibi kabul eden Meclis’te, AKP”nin “kırmızı çizgilerine” boyun eğen Yeni CHP yönetimi, AKP’nin “yeni” bir anayasaya ihtiyaç duymadığının farkında bile değil. 2010 Halkoylaması ile istedikleri düzenlemeleri geçiren siyasi iktidar, bu şekilde yargıyı ele geçirdikten sonra, karşıdevrimini de tamamlamış ve Atatürk Cumhuriyet’ini yıkmıştır. Dediklerim anlaşılmıyor mu? Bu yıkım ile demokrasinin temelini teşkil eden “kuvvetler ayrılığı ilkesi” de yok edilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri “kafese” kapatılmıştır!.. Hatta denebilir ki, yargı yetkisi kabul ettiğimiz İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuru yolu da ciddi engellerle donatılarak, hak arama yolları iyice daraltılmıştır. Bu nedenlerle “yeni” bir anayasaya, sadece başkanlığa hevesli olan Erdoğan’ın ihtiyacı vardır. AKP’nin gerici iktidarına engel gibi duran bazı Anayasa hükümleri bulunsa da, onları zaten “yorum” ve “fetva” yollarıyla aşıp, diledikleri gibi genişletip, daraltarak kullanabiliyorlar… Tıpkı türbanın Meclis’e sokulmasında olduğu gibi… Meclis’te çoğunluğu olan AKP iktidarı, demokrasinin olmazsa olmazı “laiklik ilkesi”ni görmezden gelince, güya İçtüzük’te türbanın Meclis’e girmesini yasaklayan bir hüküm bulamamıştır!.. Oradan bakılırsa, İçtüzük’te padişahlığı da yasaklayan bir hüküm yok!.. Hatta Doğu Anadolu’da “Kuzey Kürdistan”ı kurmayı da yasaklamıyor o kutsal içtüzüğünüz… Ne yazık ki, bu noktada da en anlamlı destek, yine güzellik uykusuna yatmış muhalefetten gelmiştir!..

***

CHP-HDP(PKK) İttifakı!

İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey, İstanbul’da CHP ile PKK’nın Batı için kurduğu Halkların Demokratik Partisi (HDP) ittifak mı yaptı diye iki haftadır soruyor… Cumhuriyet gazetesinin 21 Kasım günü attığı manşete göre; CHP, HDP ile örtülü temas yürütüyormuş… HDP, kendi adayını çıkartmama karşılığında “etkili bir başkan yardımcılığı ile ilçeyi bize bırakın” koşulunu ileri sürüyormuş!.. CHP ise, ancak 3 ilçe belediye başkanlığını vermeye razı! Bu konudaki temasları CHP’li olmayan CHP İl Başkanı Oğuz Kağan Salıcı ile imar yolsuzlukları nedeniyle CHP’den atılan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül yürütüyormuş… Gelen ağır eleştiriler ve tepkiler üzerine Kılıçdaroğlu, manşet çıkan bu rezillikten 2 gün sonra, bozulan imajını düzeltmekle görevli Cumhuriyet gazetesi yazarı Utku Çakırözer’ı çağırıp, bir “çakma mülakat” yapmışlar… Kemal Bey, sonunda “CHP-HDP ittifakı doğru değildir” demek zorunda kalmıştır!.. CHP’nin bütün düşmanları bir araya gelip kafa kafaya verse, yemin ederim, bu adamın CHP’ye verdiği zararın milyonda birini veremezler!..

2013 yılında Atatürk’ün CHP’sini, ülkemizde “Şeriat tehlikesi yoktur” diyen, Seyit Rıza hayranı bir çapsız adam yönetiyor. Kemal Bey’in bu “isabetli” tespitinden sonra, türban bile 4 kadının saçları üzerinde, özgürlük postuna bürünerek Meclis’e girdi. Seninki mutluluktan havalara uçtu. Ardından iktidar, kızlı-erkekli evler tartışmasını başlattı. Bu tartışma ile öğrenci yurtları da ayrıldı. Yetmedi tabi. TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, karma okulların da kapatılacağını açıkladı… Kim bilir bizimki şimdi ne kadar mutludur! İmam Hatip okullarındaki korkunç artış bir yana, 4+4+4 ve çocukların Kuran kurslarına kaydından söz bile etmiyorum artık. Çünkü CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, şeriat tehlikesine karşı gerekli önlemleri aldığı kesin!?..

Şu işe bakın hele! CHP ile HDP yani PKK, yaklaşan yerel seçimlerde ittifak yapacaklarmış! Bu durumda doğal olarak CHP’ye verilecek oylar PKK’nın hanesine yazılacaktır. Atatürkçüleri PKK’nın siyası uzantısı olan bir partiye oy verdirmek kime kısmetmiş! Ne yazık ki, hesap uzmanı Kemal Kılıçdaroğlu ile geldiğimiz yer burasıdır ve onun bu son hesabı tutmayacaktır. Atadan CHP’liler bile ciddi ciddi CHP’ye oy vermemeyi tartışmaya başlamışlarsa, herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.Sakın ha bir şeyler yapmanın vaktini geçirmeyelim!..

***

Parti İçi Demokrasi!..

Yerel seçimlerde AKP için çalışmak başka nasıl olabilirdi?

Biliyorsunuz İstanbul’da CHP’li ilçe belediye başkanlıklarının sayısı 12′dir… (2) Yeni CHP’nin İstanbul İl Başkanı Oğuz Kağan Salıcı, bu 12 belediyeye, kazanılması kuvvetle muhtemel bir ilçe belediye başkanlığı daha ilave edip, SOROSÇULAR için bir köşeye ayırmıştır!.. Bu başkanlıklar “ulufe” olarak dağıtılacaktır!..

Kalan ilçelerin 17′sinde “eğilim yoklaması”, 9′unda “eğilim yoklaması” ve “anket çalışması” ile adaylar belirlenecekmiş… Oğuz Kağan, “Belediye başkanlığı ya da meclis üyeliği üzerinden ittifaklara ve pazarlıklara karşıyız. Bu konuda genel merkezin de il örgütünün de kararı kesin ve net”tir demiş… Salıcı’nın bir kaç hafta önce dile getirdiği, kaparo olarak verilmiş çeklerden burada söz etmeyeceğim. Utanma duygum beni engelliyor… Dilerseniz o konuya hiçbir zaman da girmeyelim…

Gerçekte Kılıçdaroğlu ve Salıcı’nın karşı olduğu ittifak, İşçiPartisi‘nin önerdiği, AKP’nin yıkılışını getirecek olan; CHP, MHP ve İP’nin güçbirliğidir... Muhalefet partilerinin hangisi önde ise, o bölgede oyları ona verip, AKP’yi geriletmeye, nedense Yeni CHP hiç razı değil!.. Deniz Baykal’ın “Küçük olsun benim olsun” kafası işte!.. Ayrıca “parti içi demokrasi”yi işleteceği vaadiyle yönetime seçilen Kılıçdaroğlu, CHP’nin güçlü olduğu ilçelerin adaylarının belirlenmesinde önseçime hiç yanaşmıyor!.. Bunun anlamı açıktır: Bundan böyle Yeni CHP’de gerçek CHP’lilere yer yoktur!..

***

Eğitimde Fırsat Eşitliği

Anamuhalefet partisi Yeni CHP, cemaat ile Erdoğan arasında devam eden ve dersanelerin kapatılması kararı ile zirveye ulaşan kavgada; cemaatin yanında yerini almış… Bir kez olsun ağzına “eğitimde fırsat eşitliği” kavramını almayan Kılıçdaroğlu, cemaatin dersanelerini savunma görevini acaba neden üzerine almıştır? CHP Genel Başkanlığı’na getirilmenin ne ödenmez diyeti varmış! Devlet okullarının imam-hatip okullarına dönüştürülmesine seyirci kalan “sosyal demokrat” Kemal Bey, “dindar ve kindar” nesil yetiştiren bu çağdışı eğitime hiçbir zaman karşı gelmemiştir. Ne atanamayan öğretmenlerin durumunu dile getiriyor ne de tüm dersanelerin kamulaştırılarak, devlet okullarına dönüştürülmesini isteyebiliyor.

Sen ey Tunceli İl Derneği Başkanlığı kapasitesi ile sınırlı düşünebilen Kemal Efendi! Devlet okullarında dersanelerle aynı düzeyde eğitim verilmesini talep etmek hiç mi aklına gelmiyor?!..

***

Batı’da kardeşiz de Doğu’da neden düşman olalım?..

Halkların kardeşliği” prensibi ile terbiye edilmiş Kürt solunun geldiği nokta; “Bağımsız Kürdistan” devletinin kurulmasıdır. Bu amaç için emperyalizmle işbirliği içerisinde ve emperyalizmin hizmetinde ikinci bir İsrail devletinin kurulmasına razı geliyorlar… Ayrılıkçı Kürtler, bu isteklerinin haklılığını(!) iki halkın birlikte yaşama koşullarının ortadan kalktığına bağlamaktadırlar! Türkiye’nin her noktasına dağılmış olan Kürtlerin, Doğu Anadolu’da bir an için “Bağımsız Kürdistan”ı kurduklarını varsayalım. O zaman nüfusunun çoğunluğu Batı’da yaşayan Kürtlerin durumu ne olacak? “ÖzgürKürdistan‘a mı göç edecekler, yoksa bugüne kadar olduğu gibi bulundukları yerlerde Türklerle kardeş kardeş mi yaşayacaklar? Batı’daki Kürtler, böyle büyük bir göçe acaba razı olurlar mı?.. Bu soruların yanıtı, bugün olup bitenleri kavramamız için anahtar görevi yapabilir…

PKK terör örgütü ile siyasi uzantılarının yapacakları en doğru hareket; emperyalizmin silahı olmaktan kurtulup, yaşadıkları topraklardaki egemen devletlerin özgür ve eşit yurttaşları olarak, demokrasi mücadelesine katılmaktır… Hem bölge halkları hem de kendileri için tek kurtuluş yolu ve en doğru siyasi duruş budur…

***

Kordineli” dinlemeler!..

Gazeteci ve yazarların kod isimlerle dinlenmesi üzerine, MİT ile koordineli çalışan yargıçların İstanbul Başsavcılığı’nca soruşturulmak istenmesine HSYK izin vermemiş. Öteden beri, yargıda cemaat yapılanması olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’in ortaya çıkarttığı o belge için “Hükümet-yargı ilişkisinin inkar edilemez delilidir. İstihbaratçılarla işbirliği yapan yargıçlar tarafsız değillerdir” diyerek yine cemaatini korumuştur!.. Başbakan ise, cemaatin devlet içerisinde “ölçüsüz” kadrolaşmasından rahatsız olduğu için cemaatin dersanelerini kapatacağını açıklamıştı… En iyisi, biz yine de yargıda cemaat yapılanması iddialarını doğru bulmayan “Seyit” Kemal’in sözlerine (3) inanalım… Ne de olsa hala genel başkanımızdır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)Arapça’dan dilimize geçen “Ba’de Harab-ül Basra” (Basra harap olduktan sonra) deyimi iş işten geçtikten sonra anlamında kullanılır….

(2)http://www.chp.org.tr/?page_id=43642

(3)http://video.cnnturk.com/2012/haber/1/25/kemal-kilicdaroglu-ozel-roportajinin-tamami

ACILI HABER ÖZETLERİ!..

 kurt_ulusal_11

TürkDilKurumu, padişahımız efendimizin iradesine uygun olarak “darbe” sözcüğünün anlamına “Demokratik yollardan hükümet iistifaettirme”yi de eklemiş… (1) Böylece bir kelimenin anlamı genişletilerek, “demokratik eylemler” de “suç” haline getirilmiş!.. Meclisi toplayıp, AKP iktidarına karşı demokratik muhalefet etmeyi suç sayan yeni bir yasa çıkartmaya gerek kalmadan, tüm muhalifleri “darbeci” olarak yaftalama olanağı elde edilmiş!.. Daha önce de “çapulcu” sözcüğünün anlamını değiştirerek, Başbakana duyulan tepkileri yumuşatmaya çalışan TDK’nun, karşı devrimin hizmetinde, halkı aldatmakla görevli olduğu ortaya çıkmış!.. Hak etmeden, sırf yandaş ve yalaka oldukları için böyle kurumlarının başına getirilenlerin, çoğu zaman da kendiliklerinden işgüzarlıklar yaparak, ortamı baştaki “führerin” faşist uygulamalarına hazır hale getirdikleri, tarih tekerrür eder gibi bir kez daha görüldü!..

***

2005 yılında ticari faaliyetlerini sona erdirmek zorunda kalan Başbakan Erdoğan ile ilgili olarak, o günlerde gazetelere yansıyan haberler özetle şöyleydi: Başbakan Erdoğan’ın mal beyanına göre, Ülker Grubu‘nun distribütörlüğünü yapan üç şirketteki hisselerinin değeri anormal bir şekilde artış göstermiş! Erdoğan, AKP Genel Başkanı olduktan sonra, Ekim 2001′de verdiği mal beyanında, bu şirketlerdeki yüzde 12′lik hisselerinin toplam değerini 120 milyar lira olarak belirtmişti. Ticari bir “deha” olduğu anlaşılan Erdoğan, 3,5 yılda üç şirketteki hisselerini 923 bin dolara satarak 12 kat gelir elde etmişti… (2) Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak ve gözetmekle görevli olduğuna inanılan Erdoğan’ın, ekonomik durumunun “bozuk” olması nedeniyle, çocuklarını yakın arkadaşlarından aldığı burs yardımları ile ABD’de okuttuğu biliniyordu! Bu duruma yüzde yüz inanan “iki kişiden biri”, asıl aşağıdaki haberi duyunca afallayacak:

 AKP iktidarı ile birlikte gıda sektörünün en büyüğü haline gelen Ülker Grubu, alışılmışın dışında, kendi alanı dışına çıkarak, 2006 yılında Giz Ajans ve Soft Metal adlı iki şirketi üzerinden Arnavutköy, Dursunköy-Karahalil mevkiinde; neredeyse ölü fiyatına, 3.630.300 metrekare arsa toplamış… Hükümet, 7 yıl sonra 3. havalimanı ile 3. köprünün bağlantı yolunun bu bölgeden geçirilmesine karar vererek, dünyanın en büyük ikramiyesini Ülker Grubu’na çıkartmış!.. Ülker, 326 milyon TL bedelle arsalarını TOKİ’ye devretti ve yaklaşık 250 milyon TL kara geçerek, 3. Köprü İhalesinin yapıldığı tarihten sadece bir gün önce iki şirketini de kapattı... Yapılacak inşaatlardaki ortaklığı nedeniyle ise, elde edilecek toplam kazancının milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor… (3)

Yaklaşan seçimlerde, makarna ve bulgur yerine, şekerli Ülker ürünleri dağıtılırsa şaşırmamak gerekir!..

***

Devletler ailesi içerisinde hızla itibar kaybeden AKP yönetimindeki Türkiye, sonunda “İmam büyükelçiler” dönemini başlatarak, gizleme gereği duymadan terör örgütleri ile düşüp kalkmaya başlamış!..

 Bu dönem imamlara, imamlık dışında yaptırılmayan iş kalmamış!..

 “Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye dost ve kardeş bir yapı oluştu” diyen BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan sonra, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da: “Suriye’deki bütün oluşumlar ve gruplar etnik ve dini ayırım gözetmeksizin Türkiye’nin dostudur” diyerek, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD ile El Nusra’yı dost ilan etmiş!..

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in, Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarından anlaşıldığına göre; Kahire Büyükelçimiz Hüseyin Avni Botsalı‘nın daveti üzerine, Mayıs ayında Türk heyeti ile PYD arasında “sınır güvenliği” konusunda bir görüşme gerçekleşmiş!.. Botsalı hakkında, Müslüman kardeşler’in liderine kuryelik yaptığı iddiasıyla soruşturma da başlatılmış!.. Türkiye’ye davet edilen PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim, Türk yetkililer ile yaptığı görüşmelerden sonra şu açıklamayı yapmış: “AKP ile ‘özerklik’ konusunda anlaştık”!..

***

Kılıçdaroğlu’nun “Analar ağlamasın edebiyatı” ile kamuoyuna yutturmaya çalıştığı ve daha sonraki gelişmelerin bilgisi dışında yürütüldüğünü savunduğu “açılım süreci” ile, güya PKK’ya silah bıraktırılacaktı. Yaşanan gelişmeler sonunda görüldü ki, PKK yönetimi tam aksine daha fazla silahlanacağını ilan etmiş!.. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, süreçte silahlı kanadın (HPG) olası bir savaşa karşı hazırlıklı olması ve kendini geliştirmesi gerektiğini” söyleyerek, PKK’nın hiç bir zaman silah bırakmayacağını duyurdu!.. Bayık, “Eğer önderliğin koşullarında bir değişiklik olmazsa, karakol, yol ve baraj yapımları durdurulmazsa, çetelerin sayısının artırılmasından vazgeçilmezse, İmralı’da gerçekleşen mutabakat çerçevesinde adımlar atılmazsa; biz, halkımız ve demokrasi güçleri bunları kabul edemeyiz” diyerek tehditlerini sürdürdü!.. Ülke sınırları içerisinde “PKK Asiyiş”i yaşama geçirdikten sonra, “Mali Örgüt”ünü de kurup, vergi toplamaya başlayan terör örgütü,şimdi de kaymakamlıklara, kendi atadığı kaymakamlarını göndererek; “Bizden habersiz iş yapmayacaksınız” diye talimatlar yağdırmaya başlamış!.. Duymayanlara duyurulur!..

***

Y-CHP’nin “analar ağlamasın genel müdürü” Bay Kemal, acaba bu duruma ne diyor?.. Hani desteklediği bu süreçte, PKK silahlarını bırakıp çekilecekti, şehit cenazeleri gelmeyecekti, şantiyeler basılıp işçiler kaçırılmayacaktı? Tam aksine çekilen PKK’lıların yerine daha fazla genç dağlara çıktı. Örgüt ise hızla silahlanmaya devam ediyor!..

Seni ABD elçisi seni!.. Nasıl da kandırdın bizi!..

***

Öcalan’ın isteği üzerine; İran, Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürtlerin birliğini sağlamak amacıyla Erbil’de toplanan Kürt Ulusal Kongresi, Suriye sınırındaki PYD bayrağını indirip, “birliği temsil eden bayrağı dikmiş!..

Elazığ’ın Arıcak ilçesine bağlı Üçocak beldesinde baraj gölü altında kalacağı için yenilenen karakola, Öcalan posteri ve BDP bayrağı asılmasından sonra, İl Başkanı Zübeyde Zümrüt, bundan böyle karakol açılmasına izin verilmeyeceğini açıklamış!.. İmralı’ya giden BDP heyeti de Öcalan’ın basın buluşması yapmak istediğini ve “Taraflar süreci zora sokacak açıklamalardan kaçınmalıdır” şeklindeki isteklerini açıklamış… Terör örgütü PKK’ya karşı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “taraf” haline getirilmesi, hiçbir kesimde tuhaf karşılanmıyor artık!..

PKK yöneticilerinden Sabri Ok, “Çözüm süreci tek ayakla gidiyor ve bu olacak iş değil. Sabrımızın bir sınırı var” diyerek hükümeti tehdit ettikten sonra, “Kürtlerin topraklarında kendi kendini yönetme hakkının olduğunu” söylemiş!.. Tayyip Erdoğan ise, Gezi eylemlerinde, polislerin “çok sabırlı” davrandığını söyleyerek, “sabır” konusunda Sabri Oka’a “sabırlı” bir yanıt vermiş!..

Bu arada PYD’yi İstanbul’da ağırlayan AKP Hükümeti, Özgür Suriye Ordusu’na bağlı farklı gruplardan 70 elebaşını da (komutan) Gaziantep’te ağırlamış…

***

BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”, Türkiye’nin Balyoz Davası’nda; keyfi tutuklama, adil yargılama ve savunma hakkına dair üç maddeyi ihlal ettiğini karara bağlamış!.. Yargı öyle bir hale getirildi ki, “Gezi Direnişi” nedeniyle gözaltına alınan gençler, doğumlarından önce lağvedilen örgüte üyelikle suçlanmaya başlanmış!..

***

Böylesine önemli gelişmeler yaşanırken, ana muhalefet partisi Y-CHP, nedense halkın dikkatini gündemin en geri sıralarındaki konulara çekmek için çırpınıyor! Y-CHP, bu gelişmeler yaşanırken, “Tüm Dünyanın Nükleer Silahlardan Arınması Gerektiğine İnanıyoruz” bildirisini yayımlamış!.. Bildiride; 9 ülkenin tahmini olarak 19 bin nükleer silahı bulunduğunu ve bunların 2 bin tanesinin her an ateşlenebilir durumda tutulduğunu söyleyerek, insanlığı uyarmışmış!..

Yeni CHP, CHP’yi ABD’nin Türkiye temsilciliği haline getirdikten sonra, şimdi de Amerika’da yaşayan 500 binden fazla Türk’ün, Türkiye ile “bağlarını güçlü kılmak” ve Washington’daki gelişmeleri daha yakından izleyebilmek amacıyla, ABD’de bir temsilcilik açmaya karar vermiş!..

Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu ise, TBMM’nde yaptığı basın açıklamasında; “Suriye’deki gelişmelerin en önemli etkilerinden birinin, Türkiye’de halen içeriğini bilmedikleri çözüm sürecini sekteye uğratabilecek bir gelişme olduğunu, ama Türkiye’nin de bu çözüm sürecinde elini çabuk tutması gerektiğini” söyleyerek, dolaylı olarak Y-CHP’nin sürecin içerisinde olduğunu itiraf etmiş. Böylece, Kılıçdaroğlu’nun “süreç hakkında bilgimiz yok” şeklindeki beyanları yalanlamış oldu! İçeriği bilinmeyen bir süreçte, Türkiye’nin elini çabuk tutmasını istemek CHP’nin işi olamayacağına göre, Y-CHP’nin işin içerisinde olduğu bellidir!.. Bu konularda Y-CHP’nin gerçek yüzünü, PKK’nın “açılım” çerçevesinde çıkartılmasını istediği yasaların derhal çıkartılması için Meclisin toplanmasını isteyen gölge genel başkan Sezgin Tanrıkulu‘nun tutumundan öğrenmek daha isabetlidir!.. Hiç değilse o yalan söylemiyor! Bay Kemal’in artık ciddiye alınacak bir yanı kalmamış!.. Genel başkanlığa Tanrıkulu daha çok yakışıyor!..

Değişik dini cemaatlerin temsilcileri ve ilahiyatçılarla iftar yemeğinde buluşan Bay Kemal, CHP’nin karşı çıkacağı gerekçesiyle, kuran kursu öğrencilerine paso verilmemesine: “Kuran kursu öğrencisi öğrenci değil mi? Tabii ki pasosu olacak. Başvuruyu biz yapalım” diyerek, aklınca bir çözüm getirmiş!.. AKP’nin puan kaybetme endişesi ile yapmaktan çekindiği bütün işlerin önünü görev gereği hep Kılıçdaroğlu açıyor!.. Paso işinde fena halde duvara toslamış!..

***

Tüm bu rezillikleri halkın gözünden kaçırmak için, iktidar ve muhalefet adeta el birliği ile gündemi değiştiriyor… Hamilelerin sokağa çıkmasını “terbiyesizlik” olarak nitelendiren, sözüm ona “tasavvuf düşünürü” Ömer Tuğrul İnançer adlı zevzeğin tekini, AKP hükümeti bu nedenle Devletin televizyonlarında konuşturuyorlar… (4)

Av.CemilCan

DİPNOTLAR:

(1) Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.

(http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.51f4c80cbfeae2.48430295)

(2) http://haber.gazetevatan.com/0/47925/2/ekonomi

(3)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/akp-ulkeri-ucurdu-tamami-h23530.html

(4) https://eksisozluk.com/omer-tugrul-inancer–954039

ERDOĞAN’I KURTARMAK-I

Imrali_Tutanaklari

imrali

 

Bugün itibariyle 75 milyon Türk Milleti tehdit altındadır!..

Başbakan ise daha ağır bir tehdit altındadır… Bu nedenle o da Türk Milletini tehdit ediyor!..

PKK’nin lideri, bebek katili Apo bile, İmralı’dan ABD adına tehditlerini sürdürüyor:

”Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum.”(1) diyebiliyor!..

Bu kadar ağır baskılar nedeniyle Başbakan’ın alacağı kararlar, vatana ihanet düzeyinde olsa da artık mazur görülebilirler!.. Biliyorsunuz tehdit altında işlenen suçlar affedilebilirler!..

Başbakanımızı kurtarmak, bu Yüce Milletin boynunun borcudur artık…

Zira, “nakavt” durumuna düşmüştür ve ne dediğini bilmediği gibi ne yaptığını da bilmemektedir!..

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye ziyaretinde; Suriye konusunda “En önemli önceliğimiz politik çözüm bulmak” diyerek, hükümetle aynı görüşte olmadığını söylemiştir!.. Bu sözler bir tür tehdit gibidir ve önceki tehditlerin de arkasında durulduğunu göstermektedir!..

Önceki tehditler nelerdi?

Onları ABD’nin önceki Dışişleri Bakanı Clinton’un, Başbakan’a yazdığı mektuptan öğrenelim…

Ne diyordu Clinton?

“Anlaşmamız TSK’da tasfiyeyle sınırlıydı, siz operasyonu çok aşırı noktalara götürdünüz”!..(2)

Dilerseniz bu sözleri biraz daha açalım:

  1. Erdoğan kendi ülkesinin silahlı kuvvetlerinin tasfiye edilmesinde ABD ile anlaşmıştır. Nitekim, bu operasyon sonunda TSK, BOP’nin uygulanmasında “etkisiz eleman” haline getirilmiştir. Daha sonraki safhalarda Türk askeri, ABD askerlerinin yerini de alabilir mi bunu bilemiyoruz… Erdoğan, bu ağır suçu, iktidar olma ve iktidarını sürdürmek için ABD’nin baskısı ile işlemiştir!.. Bir yere not edelim…

  2. Yukarıdaki ifadeden Erdoğan’ın, anlaşma konusu dışına çıkarak, daha başka (kötü) işler de yaptığı anlaşılmaktadır. Bu yapılanları ise, güya ABD onaylamamaktadır. En azından böyle bir görüntü verilmektedir. ABD yetkilileri, biz bu ikinci kategori suçlarda, AKP ile suç ortağı değiliz demek isterken, aba altından sopayı da göstermektedir. Birinci suç kadar ağır olmasalar da Türk kamuoyu tarafından öğrenilmeleri halinde, hiç kuşku duyulmasın ki, Erdoğan hükümeti kendi sonunu getirecek başka suçlar da işlemiştir!..

Bu iki ağır tehdit altında AKP hükümeti bocalamaktadır.

Üçüncü tehdit ise, ABD’nin Erdoğan’ı deliğe süpürüp, yerine Apo ile Cemaat’ten birine görevi vermesidir!..

Bu görevlendirmenin de ilk işaretleri verilmiştir…

ABD kendi askerini kullandığında pahalıya mal olduğunu Irak’ta test edip görmüştür. Apo ile İmralı’da yapılan görüşmelerin bilerek sızdırılan tutanaklarından anlaşıldığına göre, bundan böyle Ortadoğu’da, Conilerin yerine Kürtler kullanılacaktır! TSK’yı ise, sorun çıkartamayacak bir noktada tutmak işlerine gelir. Dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip bu bölgeyi terk edip gidecek değiller herhalde… Belli ki, bu dönemin ucuz askeri Kürtler olacaktır. Baksanıza komutanları Apo, ABD emrine vereceği Kürt asker sayısını bile vermektedir:

“Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var” diyor… Apo, “Çekildiğimiz yerlerde gerilla büyüyecek” diye ekliyor da… Adamlarını aldatmaya devam ediyor tabi! Türkiye’deki destekçilerine; çekilsek de bir şey olmaz demek istiyor bir bakıma! Yedek kuvvet olarak, sınır dışındaki Kürt militanları gösteriyor. Bu beyandan anlaşılmaktadır ki, PKK’nın niyeti silah bırakmak değildir!.. Tam aksine, amaçları silahlı gücünü daha da büyütmektir. Dolayısıyla Erdoğan’ın, silahlarınızı toprağa gömün ve güvenle başka ülkelere gidin şeklindeki sözleri, samimi olarak üzerinde anlaşmaya varılmış bir hususu yansıtmıyor. Bu sözlerin halkın gazını almak için söylendiği bellidir…

Bu oyunda Kürtler yine piyondur…

Bir de Cemaat’in “Başkanlık Seçimleri”nde Erdoğan’la yollarını ayıracağı senaryosu konuşuluyor. AKP açısından durum oldukça ciddidir… Mutlaka dikkat etmişsinizdir; Apo “Başkanlık” konusunda Erdoğan’ı destekleyeceğini söyledi. Diyeceksiniz ki, bu işin terörü bitirmekle, anaların göz yaşlarını dindirmekle ne ilgisi vardır! Haklısınız, yoktur elbette. “Süreç” olarak yutturulmak istenen dolmanın, bir alış veriş olduğu zaten buradan bellidir!.. Tıpkı eski CHP Genel Başkanı Baykal’ın dediği gibi yapılan “Ulus devleti ver, başkanlığı al” pazarlığıdır!..

Bu noktada Erdoğan, ABD’nin bütün isteklerine evet demek zorundadır!..

Ona hiç tercih hakkı bırakılmamıştır!.. Aksi halde, ABD görevi Apo ile Fetullah Hoca’nın bir adamına verebilir!.. Bu da Erdoğan’ın baldıran zehrini içip, tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini alması anlamına gelir!..

Kovboy blöf yapmıyor. Tehditler dünya kamuoyu önünde ve açık olarak yapılmaktadır!..

ABD’nin çiçeği burnundaki Dışişleri Bakanı Kerry, Başbakan Erdoğan’ın Avusturya’da 5. Medeniyetler İttifakı Forumu’nda söylediği, “Tıpkı siyonizm, antisemitizm gibi, tıpkı faşizm gibi İslamofobiyanın da bir insanlık suçu olarak görülmesi kaçınılmaz hal almıştır” sözlerine katılmadığını ifade ettikten sonra, Türkiye’nin yerinin, İsrail’in yanı olduğunu vurgulaması, Erdoğan’da soğuk duş etkisi yapmıştır!.. Mavi Marmara Baskını ve Davos’taki “one minute” krizi ile toplanılan puanlar, bu hamle ile geri alınmıştır!..

Kerry, hükümetin Türkiye-İsrail ilişkilerini bir an önce düzeltmesini ve Ermenistan ile diyalog kapısının açılmasını hatırlattıktan sonra, Ankara-Bağdat arasındaki gerginliğin de azaltılmasını istemiştir!.. Bu kadarla yetinmemiş, “İsrail’e engel olmayın” diyerek, Türkiye’nin İsrail’e yönelik NATO vetosunun tam anlamıyla kaldırılmasını buyurmuştur!.. Anlayacağınız, stratejik model ortağımız, dış politikada da AKP’ye hiç inisiyatif alanı tanımamıştır!..

Bu durumdan ülkemizin Başbakanını kurtarmak, elbette ki Türk halkının görevidir!..

Aksi halde, ABD akla gelmedik işleri bu hükümete yaptırabilir!.. Hükümeti bu baskılardan kurtarmak, ülkemizin ve halkımızın yararınadır. Bu nedenle yerel seçimlerden başlayarak, AKP’ye verilen halk desteğinin hızla geri çekilmesi şarttır. Bu noktadan itibaren AKP’ye destek vermek, Erdoğan’ın sonunu da hazırlamakla eş anlamlıdır… AKP’ye destek verenlerin, konuya bir de bu açıdan bakmalarını öneririm!..

Diğer yandan, ABD “İkinci İsrail”i kurma çalışmasında, Türkiye’ye verdiği görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini istemektedir. PKK’nın affı ile devam edecek sürece karşı çıkacak olan ulusalcılar, peşinen “düşman” olarak ilan edilmişlerdir. Bu süreçte, ulusalcıların hedef gösterileceği ve başarısızlığın onların üzerine yıkılacağı açıktır. PKK ve yeni ortağı AKP, bölünme anayasasına karşı çıkacak kesimleri “faşist” olmakla suçlamaya başlamışlardır… Nitekim, Öcalan peşin peşin:

CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler” diyerek, bu aşağılık kampanyayı başlatmıştır… Sinop ve Samsun olaylarını da bu yolun açılması için düzenlenmiş tertipler olarak düşünmek gerekir…

***

Y-CHP’nin iki numaralı ismi Nihat Matkap ise, Apo’nun CHP içerisindeki sözcüsü gibi konuşmaya başlamıştır. Matkap: ”Öcalan’ın önerdiği ‘vatandaşlık‘ tanımı CHP programındaki ‘milliyetçilik‘ tanımı ile uyuduğunu” söylemiştir. Ona göre, CHP’liler nasılsa CHP Programı’nı bilmiyor, bu nedenle dilediği gibi atıyor! Halbuki, Anayasamızdaki “Türk” tanımının CHP Programı ile örtüştüğünü kendisinden başka bilmeyen kalmamıştır? Belli ki, Nihat Matkap da kendisine verilmiş görevini yapıyor!.. Öcalan, “Özgür iradesi ile kendisini bu ülkeye bağlı hisseden herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” demişti!.. Anlaşılan Matkap’ın da diğer TESEV’ciler gibi “Türk” sözcüğüne allerjisi var!..

AKP-PKK ortaklığı karşısında, Y-CHP yönetimi ne yazık ki, dik duruş gösteremiyor. Kılıçdaroğlu, geleneksel CHP çizgisi ile “görev” arasında bocalamaya başladı… Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu, “İkinci Kürt Açılımı” başladığında 4 temel ilkeden söz ederek AKP’ye kredi açmıştı:

“Bir, samimi ve dürüst olacaksınız. İki, gizli kişisel bir ajandanız olmayacak. Üç, millete izah edemeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz. Dört, ana muhalefet partisine veya millete bilgi vereceksiniz. Bunları yapmazsanız bu sorunu çözemezsiniz” demişti…(3)

Şimdi ise, Erdoğan’ı kastederek, “TBMM’nde gizli bir oturum yaparak, yapılan görüşmeleri bize aktarmak zorundadır” demektedir… (4)

Ne oldu da bir kaç gün içerisinde, Meclis’te gizli bir oturum yapılarak, ana muhalefete bilgi verilmesini yeterli bulunabilmektedir?.. CHP, halktan gizli iş çevrilmesine nasıl olur verebilir, anlamak mümkün değildir!..

Habur’daki “çadır mahkeme”sini unutmadık. Oslo görüşmeleri de çocukların elinde dolaşıyor. Imralı’daki görüşmenin tutanakları daha yeni yayınlanmış. Gizli saklı bir şey kalmamış! Kılıçdaroğlu gizli oturumda ne öğrenmeyi bekliyor acaba? Böyle bir görüşme CHP’ye ne katabilir? Olayın içerisindeyiz inancını vermekten başka, hiç bir işe yaramayacak olan bu taleple, belli ki birilerine göz kırpılıyor!..

Yaşanan gelişmeler açık olarak ortaya çıkarttı ki, CHP’nin başına acilen siyaset bilen ve CHP Programını özümsemiş bir liderin geçmesi gerekiyor. Bir kaç gün içerisinde fikir değiştiren ve neden değiştirdiğini kendisi dahi bilmeyen bir liderle, muhalefet görevinin doğru olarak yerine getirilmesi olanaksızdır!.. Zira Türkiye’nin, iktidardan çok muhalefete gereksinimi vardır!.. 

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR: 

  1. Imrali_Tutanaklari
  2. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/clintondan-tayyipe-gizlenen-mektup-h9211.html
  3. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22297831.asp
  4. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123530&CategoryID=77

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR “KREDİ” DAHA!..

Y-CHP‘nin PKK’ya tanıdığı ilk resmi kredi; “ana dilde eğitimin” en ateşli savunucularından, “Habur Açılımı”nda PKK’lı militanları savunan, eski Diyarbakır Barosu Başkanı, CIA’nın yan kuruluşu Stratford‘un 705 numaralı bilgi kaynağı Sezgin Tanrıkulu‘nu, Atatürk’ün partisi CHP’nin, Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan, 80 kişilik Parti Meclisi’ne seçmekle açılmıştı!.. (1

İkinci kredi; CHP’nin “Kürt Sorunu”nun çözümüne ilişkin önerilerinin odak noktasına, Apo’nun “Yol Haritasını” (2) oturtmakla açılmıştır. Anımsayınız o tarihlerde Kılıçdaroğlu, bu yolda “Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” demişti… (3) Şimdi anlaşılıyor ki, bir kaset operasyonu sonunda CHP’nin başına getirilen SOROS‘un bu has adamından, nihai olarak beklenen görev; bugünlerde yaptığı açıklamalardır!.. Görevini gereği gibi yerine getiremezse, siyasi hayatının sonlanacağını zaten göze almıştır, gerisi şansına kalmış!..

PKK’ya üçüncü kredi; biricik avukatları Sezgin Tanrıkulu’nun, Y-CHP’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı ile TBMM’nde kurulmuş olan İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekilliği görevlerine, CHP kontenjanından atanmakla açılmıştı… CHP’de bu görevleri yapabilecek olan daha yetkin kaç tane milletvekilleri vardır, bunu da siz hesaplayın. Belli ki Kılıçdaroğlu, bugünleri düşünerek bu seçimini yapmıştır… Nitekim, ülkeyi kurtaran ve Cumhuriyeti kuran bir parti olan CHP, şimdi ülkenin parçalanmasında ve Cumhuriyetin yıkılmasında görev almıştır. Bu görev süresince de CHP’nin “tek ağızdan” konuşmasını (4) sağlayacak kişi olarak, görev ve yetki Sezgin Tanrıkulu’na verilmiştir!..

Kılıçdaroğlu, Hükümet’e kredi veredursun, Erdoğan onu ciddiye bile aldığı yok!.. Büyük olasılıkla hükümetin bu yeni açılımı, yaklaşan seçimlerde oy potansiyelini artırmak içindir. Eskiden olduğu gibi yine PKK ile anlaşmaya varılmıştır. Süreci bu şekilde yöneten Erdoğan’ın kurduğu tuzağa Kılıçdaroğlu balıklama atlamıştır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun siyasi “vizyonu” yok, CHP’ye yakışan bir genel başkan değildir!.. Bu olasılık doğru çıkarsa, siyasi rakibinin başarılı olması için üstünü başını parçalayan bir siyaset adamını dünya siyaset tarihi ilk defa yazacaktır!.. Akıllarınca hep beraber kazanacaklar. Peki, o zaman kim kaybedecektir?..

Tek ağızdan” konuşma kararı, aslında milletvekillerine ve partililere getirilen konuşma yasağıdır ki, Parti Meclisi’nde değil, gizli odalarda alındığı bellidir. Kılıçdaroğlu, Parti Meclisini toplamadan önce, AKP-PKK ortaklığına desteğini ve içerikten yoksun dört koşulunu (5) peşinen açıklamıştır… Parti Meclisi toplaması, tamamen bir formaliteden ibarettir. Parti Meclisi üyesi Ercan Karakaş’ın, 1989 tarihli ve Parti Programı’nda da belirtildiği gibi “terörle mücadeleyi” esas alan “Kürt Raporu”nun yenilenmesi isteği hiç dinlenmedi bile… Başka bir ifade ile CHP’nin Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan Parti Meclisi, bizzat Kılıçdaroğlu tarafından “bypass” edilmiştir!.. Görüldüğü gibi, en yetkili organın (Kurultay) kararı alınmadan, bir emrivaki ile “terörle mücadele” yerine “terörle müzakere” esası dayatılmıştır. Bu noktadan itibaren CHP’nin PKK’ya teslim edildiğini söylemekte de bir yanlışlık olmasa gerek!..

Y-CHP’nin SOROS‘cu yönetimi, “görev” söz konusu olunca, ne hukuk tanıyor ne de CHP’lilerin iradesini takıyor!.. “Korku imparatorluğunu yıkmak” ve “Parti içi demokrasiyi işletme” sözlerini vererek, CHP’lilerin desteğini alan Bay Kemal, yerini sağlamlaştırdıktan sonra “karşı tarafın” politikalarını hayata geçirmek için kollarını sıvamıştır… Bu görevini yerine getirmek için uygun bir ekip kurmuş ve her türlü eleştiriye kulaklarını tıkayıp, yoluna devam etmektedir. Başka bir anlatımla, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcı bir birimi haline getirmiştir!..

Bu iddialı sözlerimin arkasını dolduramazsam eğer müfteri ilan edileceğimi biliyorum. Bunun için bu yazımın ekinde iki belge sunuyorum. Ayrıca dipnotlar arasına bağlantılarını koydum. Bunlardan biri CHP’nin Parti Programı(6) diğeri Apo’nun “Yol Haritası”dır…(2) Okuyucuya kolaylık olması bakımından, CHP Parti Programı’nın konu ile ilgili sayfalarını da dipnotların altına ekledim. Böylece “Kürt Sorunu” ve “Terör” konusunda, CHP’nin en yetkili organı olan Kurultay’da kabul edilen fakat Y-CHP yönetiminin unutturmaya çalıştığı politikaları, son defa hatırlatmak istiyorum. Zira bundan sonra CHP içerisinde yapılabilecek pek bir şey kalmayacaktır. Atı alan Kemal ile TESEV‘ci arkadaşları Üsküdar’ı geçmiş olacaklar ve kendilerine muhalif olanları birer birer tasfiye etmeye başlayacaklardır!..

Şimdi aşağıdaki bağlantıyı açıp, Apo’nun Yol Haritası’nı da bir zahmet okuyun. Söyler misiniz, Y-CHP yönetiminin, “İkinci Kürt Açılımı” konusunda izlediği politika, değiştirilmediği için halen yürürlükte bulunan Parti Programı’na uygun mudur?.. Bilindiği gibi Parti Programı, partinin en yetkili organı olan Kurultay’da görüşülüp onaylanır ve genel başkan dahil bütün parti yöneticilerini bağlar. Partililerin bu programa aykırı düşen davranışları, Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre, (7) -partiden ihracı gerektiren- ağır “Parti Suçu” sayılmıştır!.. Partinin anayasası sayılan Parti Programı’nı çiğneyen ve “Parti Suçu” işlemekte ısrar eden bir Genel Başkan’ın, hiç vakit geçirilmeden olağanüstü Kurultay’ı toplayarak görevine sonverilmesi yurtseverliğin gereğidir!.. Bu kadarla da kalmayıp, Tüzüğün 70. maddesini açıkça ve bilerek çiğnediği için ihraç edilmesi de gerekir!.. Bu görev; Bay Kemal’in ifadesi ile “Brutus” dediği kurultay delegelerine düşmektedir. Aksi halde kurultay delegeleri de işlenmiş olan bu ağır parti suçuna iştirak etmiş olacaklardır!..

Analar ağlamasın” etkili sloganı ile başlatılan görüşmelerde; Y-CHP’ye verilen görevin, MHP ile birlikte, Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturarak, süreci meşrulaştırmak olduğu bellidir!.. Kılıçdaroğlu’nun hükümetin Öcalan’la görüşmesine önyargılı bakmadığını ve “koşulsuz silah bıraktırma ile sonuçlanacak, halk doğru bilgilendirilecekse görüşme yöntemine bir itirazları olmayacağını” söylemesi, tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Zira Kandil, silah bırakmaya niyetli olmadığını ve kendilerinden böyle bir talebin gelmediğini açıklamıştır. Kılıçdaroğlu “Biz de terör örgütü silah bıraksın, analar ağlamasın istiyoruz” (8) sözleri ile kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışmaktadır…

PKK’nın fiili lideri Karayılan, anayasa tartışmalarına ve sürece ilişkin olarak örgüte yakın olan Fırat Haber Ajansı’na şu açıklamalarda bulunmuştur: “ Türk tarafının bizden istediği şey silah bırakmak değildir. Altını çizerek belirtiyorum; hem Oslo-İmralı sürecinde hem de şimdi bizden istenen şey silah bırakmak değil, silahlı güçlerimizin Türkiye sınırları dışına (Kuzey Irak’a) çıkartılmasıdır. Devletin bizden istediği budur. Açıktır ki, Kürt sorunu, anayasal bir sorundur. Madem anayasanın da yeniden yapılması gündemdedir. O zaman çözüm prespektifini anayasaya da yansıtmak lazım ve bu biçimde kalıcı-köklü çözüm temelinde toplumsal uzlaşmanın temelini yeniden atmak gerekiyor”…(9) Karayılan benzer bir açıklamayı 28 Kasım‘da da yapmıştı!.. (10

Bu açıklamalar karşısında Kılıçdaroğlu’nun sözleri ne anlama gelmektedir? Bay Kemal görülmektedir ki, bu süreçte kraldan fazla kralcıdır!..

PKK ile Oslo’da yapılan görüşmelerde, PKK’ya verilen sözlerden biri “Eyalet Yasası” olarak bilinen “Bütünşehir Yasası” idi ve bu yasanın dayanağı AB’nin dayattığı “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” gösteriliyordu. (11) Bilindiği gibi bu sözleşmenin çekince konulmuş bulunan bütün maddelerini imzalama sözünü veren de Kılıçdaroğlu’dur. AKP’nin kamuoyu önüne getirmeye çekindiği bu konu, Y-CHP tarafından gündeme taşınarak, Apo’nun yol haritası önündeki önemli taşlardan biri daha kaldırılmıştır. “Akil Adamlar Projesi”, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”, “Ana Dilde Savunma” ve “Ana Dilde Eğitim” gibi ülkenin parçalanmasına neden olacak, Yol Haritası’nın kilometre taşları da ne yazık ki, Y-CHP tarafından döşenmiştir!.. Örneğin; ülkenin bölünmesinin son adımı sayılan “Ana Dilde Eğitim” konusunda görüşü sorulan Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin anadilde eğitim konusunda hazır olmadığı kanısındayız” (12) şeklinde verdiği cevap ile asli görevinin bu kötü sona “halkı hazırlamak” olduğu, bir kez daha ortaya çıkmıştır!..

Herkesin bildiği gibi AKP, ABD ve AB tarafından iktidara getirilmeden önce, PKK ağır yenilgiye uğratılmış ve terör bitirilmişti! AKP iktidarı ile birlikte, terör örgütü yeniden canlandırılmış ve bu defa terörle mücadele eden kahramanlar hapse tıkılmıştır! Teröristlerin elinde, ABD yapımı modern silahların bulunduğunu hiç bir zaman gözden ırak tutmamamız gerekir. Daha geçenlerde yakalanan bir silahla ilgili ABD’li askerlerin, bizimkileri sorgulaması, Irak’ta yaşanan “Çuval Rezaleti”nden çok daha beterdir. İşbirlikçi ve yandaş medya, Apo’yu parlatarak, “Kürtlerin ‘kült’ lideri” ve “kahramanı” haline getirmek için ne lazımsa yapmıştır. Bu sürece AKP yöneticileri de dahil olmuştur. TSK’ya yapılan o kalleş operasyondan sonra, sanki terör karşısında TSK yenilmiş gibi, bitmiş olan terör için “Görüyorsunuz 30 yıldır terörü bitiremedik, silahla bu iş olmuyor, müzakere etmek lazım, Kürtlerin isteklerinin bir kısmını vermek lazım” temelinde, korkunç bir bilgi kirliliği yaratılıp, işler bu noktaya kadar getirilmiştir!.. Bu sürecin birinci derecedeki sorumlusu AKP ise, ikinci derecedeki sorumluları hiç kuşku yok ki, Y-CHP ile MHP’dir… Bu nedenle onlarla birlikte Türk halkının arayacağı bir çözüm kalmamıştır!..

Bugün PKK’nın Suriye Kanadı PYD, “Özgür Suriye Ordusu”na katılmış ve ABD-AKP ittifakı içerisinde Esat’ı devirmek için Suriye halkına saldırmaktadır. Garip ama gerçektir, AKP ile PYD Suriye’de aynı safta bulunmaktadır!.. AKP ve PKK’nın ABD’nin Ortadoğu’daki piyonları olduğunun bundan daha açık kanıtı olabilir mi?.. Y-CHP ile MHP bu ittifaka açıktan katılamıyorlar elbette. Onların görevi ülkede yükselen muhalefeti kontrol etmek ve yanlış yöne sevk etmektir!..

Sonuç olarak; koşullar 1919 öncesinden çok daha kötüdür. İktidar, İstanbul Hükümeti gibi düşmanların baskı ve tehdidi altında acz içerisindedir. Başbakan’ın ofisi bile dinlenme aletleri ile abluka altına alınmıştır. Basın “Mütareke Basını”ndan çok daha seviyesiz yayınlar yapmaktadır. Onursuz Ali Kemal’ler yine yazı makinelarının başındadır. Muhalefet “dizayn” edilmiş, düşmanın istediği gibi “tek ağızdan” konuşma kararı almıştır; savaşın sonunda kime “yurttaş” olacaklarının hesabını yapmaktadırlar!..

Ne var ki, bu tablo asla “umutsuzluğun resmi” olarak anlaşılmamalıdır. Türk halkı, tarihte olduğu gibi yine doğru önderliği bulacak ve bu felakati de atlatıp, kurulacak yeni dünyada onurlu yerini alacaktır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Sezgin Tanrıkulu’nun:

http://www.mirhaber.com/haber.php?haber_id=36553 

(2) Apo’nun Yol Haritası:

http://gomanweb.org/GOMANWEB2/Yeni-Dosyalar/A.Ocalan_Yol_haritasi/ocalanin_yol_haritasi.pdf 

(3)Kılıçdaroğlu’nun ”Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” sözü:

http://www.haberturk.com/gundem/haber/722978-siyasi-hayatimi-feda-etmeye-hazirim 

(4)06.01.2013 tarihli Cumhuriyet gazetesi

(5)Kılıçdaroğlu’nun 4 şartı:

http://www.chp.org.tr/?manset=genel-baskan-kemal-kilicdaroglu-parti-meclisi-toplantisini-acarken-akp-iktidarini-bir-kez-daha-uyardi-ve-basbakan%E2%80%99a-yol-gosterdi 

(6) CHP Programı (Sayfa 46 vd, sayfa 113 vd.):

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/chpprogram.pdf 

(7) CHP Tüzüğü:

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/2012/05/CHP-Tuzuk.pdf 

(8)Fikret Bila-Kılıçdaroğlu görüşmesi:

http://siyaset.milliyet.com.tr/kilicdaroglu-onyargili-degiliz-/siyaset/siyasetyazardetay/03.01.2013/1650332/default.htm 

(9)Aydınlık:

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/18127-ocalana-verdiginiz-sozleri-aciklayin.html

(10)http://www.gazetecell.com/gundem/pkknin-kandildeki-elebasi-murat-karayilandan-silah-birakma-aciklamasi-h20370.html

(11) Imrali_Tutanaklari

(12) Kılıçdaroğlu’nun “Halk hazır değil” açıklaması:

http://yenisafak.com.tr/politika-haber/turkiye-anadilde-egitime-hazir-degil-05.11.2012-420967 

KÜRT SORUNU” İLE İLGİLİC H P P R O G R A M I’ N I N İ L G İ L İ S A Y F A L A R I

Etnik Farklılıklar Ülkemizin Zenginliğidir:

CHP, Lozan Antlaşması ile azınlık olarak nitelenmiş olan yurttaşlarımızın, kendilerine tanınmış olan dini ve kültürel azınlık haklarından eksiksiz olarak yararlanmalarını amaçlar. Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır.

CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuş; etnik köken farklılıklarına, kültürel çoğulculuğa, bireysel kültürel haklara olan saygımız, demokratik değerlere, eşitliğe ve hoşgörüye olan bağlılığımız çerçevesinde toplumumuza, üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur.

CHP devletin etnik farklılıklar üzerine politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin görevi bütün etnik kimlikleri din ve mezhep farklılıklarının üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkarmaktır. Ancak etnik kimliğine bireysel olarak vurgulamak isteyenleri saygıyla karşılar ve etnik kimliği insanların şerefi sayar. Devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. Sorunların sadece yasalardaki eksikliklerden değil, uygulamadaki bazı yanlışlıklardan kaynaklanabileceğini düşünerek bu evrensel insan hakları ve özgürlükler değerlerini hayata geçirmeye özen göstermelidir. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz. Bu farklılıklar ulus olarak zenginliğimizdir, güç kaynağımızdır.

Kişisel kültürel haklara saygı, kişinin kimliğine saygıdır; insana, insan haklarına ve çoğulcu demokrasiye saygının gereğidir. Kişisel kültürel haklar hiçbir erk tarafından çiğnenemez.

Kimsenin ırkı ve kökeni diğerlerinden üstün değildir. Bu nedenle ırk temelinde çözüm arayışlarının veya asimilasyon uygulamalarının tuzaklarından demokrasimiz her zaman korumalıdır. CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür.

Demokrasilerde devletin etnik kimlikleri yok sayma hakkı yoktur. Etnik kökeni ne olursa olsun vatandaşların bireysel haklarının çağdaş ülkeler seviyesine yükseltilmesi hedefimizdir.

CHP, uygulamaya koyacağı, hoşgörü, demokrasi, kültürel çoğulculuk, eşitlik ve bölgesel gelişme politikaları ile ülkenin her yöresinde, her kökenden insanlarımız arasında toplumsal uyumun, dayanışmanın, bütünlüğün ve refahın güvencesini oluşturacaktır.

Her etnik kökenden yurttaşlarımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi ana dilini özgürce kullanabilmelerine, özel dersaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine,

Kendi ana dillerinde gazete, dergi, kitap yayınlamalarına ve diğer her türlü yazılı ve sözlü yayında bulunabilmelerinemüzik ve sanatın diğer dallarına faaliyette bulunabilmelerine,

Türkiye sınırları içinde yayın yapan radyo ve televizyon kurum ve kuruluşları üzerinden, RTÜK’ün genel kuralları çerçevesinde, kendi ana dillerinde yayın yapabilmelerine,

Değişik kültürel etkinliklerde bulunabilmelerine, kendi folklorlarını yaşatabilmeleri ve geliştirebilmelerine,

Tüm bu ve benzeri bireysel kültürel haklara özgürce ve dilediğince ulaşabilmelerine, olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.

Ülkemizin aynı ana dili paylaşan ve etnik kökene sahip en yaygın unsurlardan birini oluşturan Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun biçimde yaşadıkları bölgemizdeki sorunlarını da bu anlayışla çözeceğiz. Bu yöndeki çalışmalarımızı sosyal demokrat yaklaşımımızın gereği insanı temel alan bir anlayışla sürdüreceğiz.

CHP bu ilkeler temelinde şekillenen politikaları ve uygulamaları ile başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere Türkiye’nin her yöresinde yaşayan Kürt, Arap, Boşnak, Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Arnavut, Roman gibi farklı etnek kimliklere sahip tüm insanlarımızı huzura, barışa, gelişmeye ve sosyal refaha taşıyacaktır. Bu yurttaşlarımızdan hiçbirine karşı ayırımcı muamele yapılmaması, hiç bir alanda haklarının kısıtlanmaması, devlet hizmetlerinden yararlanmada güçlükle karşılaşılmaması için gerekli önlemler alınacaktır.

Toplumsal gelişmeye uyum sağlamalarına ve katılımlarına engel olan sosyal dışlanma için kalıcı ve köklü çözümler oluşturulacak, toplumsal kaynaklara eşit biçimde erişimlerini sağlayacak sosyal alanlar yaratılacak, vatandaşlık haklarından eksiksiz yararlanmaları sağlanacaktır. (CHP Programı s. 46 vd.)

(…)

Siyasal Şiddet-Terör:

Terör ülkemizin ve demokrasimizin en önemli sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Özellikle Kuzey Irak’ta üslenen PKK terör örgütü vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik saldırılarda bulunmaktadır. Ne Irak Hükümeti ne de bölgede önemli bir güç bulunduran Amerika Birleşik Devletleri bu örgüte karşı yasalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek doğrudan bir mücadele başlatmamışlardır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi terörle mücadeleyi bölgede yaşayan vatandaşlarımızı teröristlerden ayırarak, vatandaşlarımızın insan haklarına saygı göstererek gerçekleştirecektir. CHP, terörü olağan dışı yöntemlere sığınmadan, güvenlik güçlerini yasalara uygun ve etkili biçimde kullanarak ve gerekli sosyo-ekonomik tedbirleri alarak önleyecektir.

Terörü önlemeye yönelik kapsamlı bir ulusal politika oluşturulacaktır. Terörü sadece güvenlik güçlerinin çabasıyla önleme yoluna gidilmeyecek, toplumun sivil-resmî tüm kurumları ile görev alması ve katkıda bulunması sağlanacaktır. Demokrasinin ve toplumsal barışın teröre karşı top yekûn direnç, tepki ve dayanışma ile korunabileceği bilinci bu programın özünü oluşturacaktır.

Şiddet ve terörü sürekli izlemek, incelemek bilgi ve haber toplayıp değerlendirmek, başka ülkelerdeki kazanımlarından da yararlanarak uzun dönemli senaryolara göre seçenekli önlemler üretmek, önermek ve uygun teknolojiyi sağlamakla görevli bir İç Güvenlik Araştırma Enstitüsü birimi oluşturulacaktır.

Devletin teröre karşı istihbarat olanakları, çağdaş teknolojiden de yararlanılarak geliştirilecek, halkın bireysel özgürlüklerine, bu arada özel hayatın gizliliği ilkesine zarar vermeden istihbarat alanındaki eksiklik ve yanlışlıklar giderilecektir. Bu çalışmalar yapılırken, gerektiğinde dost ve müttefik ülkelerle istihbarat paylaşımı yoluna da gidilebilecek, ancak istihbarat kaynaklarının esas itibariyle milli olmasına özen gösterilecektir. Devletin istihbarat örgütleri iç politikanın, cemaatlerin ve diğer baskı guruplarının etkisinden tamamen arındırılacak, sadece ülke çıkarları doğrultusunda görev yapan uzman kuruluşlar haline getirilecektir. Bu kurumlardaki kadrolaşmalar önlenecek, liyakat sistemi hayata geçirilecektir. Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşturulacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknolojiyle donatılacaktır. Güvenlik güçleri mensupları halkla ilişkiler, demokratik, temel hak ve özgürlükler gibi konularda ve insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hakkında eğitilecek ve bu doğrultuda davranış alışkanlıkları edinmeleri sağlanacaktır.

Terör örgütlerinin etkisiz kılınması ile eş zamanlı olarak koruculuk uygulamasına son verilecek; görevlerinden ayrılacak korucular için istihdam olanakları yaratılacaktır. Koruculuk görevi yapanlar sosyal güvenlik haklarından yararlandırılacaktır. Güvenlik güçlerinin esas görevi terör zanlılarını yargıya teslim etmektir. Şiddet eylemlerinde bulunanlarla mücadele edilirken sivil halkın zarar görmemesine özen gösterilecektir.

Terörle mücadele Türkiye’nin öncelikli hedefidir. Türk silahlı kuvvetlerinin terörle mücadelede en etkin araç ve gereçlerle donatılması ve gerekli eğitim düzeyine kavuşturulması öncelikle hedef olmalıdır. Yurt dışından kaynaklanan terörü destekleyen veya ona müsamaha gösteren ülkelere karşı gerekli bütün diplomatik ve caydırıcı önlemler alınmalıdır. Terörü bir siyasi mücadele amacı olarak kullanmak isteyenlere hiçbir şekilde müsamaha edilmemeli, dış ilişkilerin yönlendirilmesinde de ilgili ülkelerin terörle mücadeledeki kararlılığı önemli bir ölçü olarak göz önün de bulundurulacak, terörü destekleyen veya teröre müsamaha eden ülkelerle ilişkilerimiz gözden geçirilecektir.

CHP iktidarı, bir yandan terörle yurt içinde ve gerektiğinde yurt dışında en etkili mücadeleyi yaparken bir yandan da ulusal bütünlüğü ve dayanışmayı koruyacak bir hoşgörü anlayışı içinde hareket edecektir. Bu çerçevede demokrasimize çağdaş boyutlarıyla işlerlik kazandırmayı ve işsizliği önleyecek ekonomik ve sosyal önlemleri alarak terörün beslendiği tüm olumsuz unsurları ortadan kaldırmayı ve terörü toplumsal gündemimizden çıkartmayı hedef alacaktır.

( CHP Programı 113 vd.)

“AŞURE” PARTİSİ!..

aşure-ankara-il

CUMHURİYET (AŞURE) PARTİSİ ve BİR TÜRKİYE KLASİĞİ!..

Birkaç gün önce bir dostum, Y-CHP’ye karşı çok acımasız ve sert eleştiriler yaptığım için sitemini iletti. Yakın arkadaşlarım arasında bu tür eleştirilerin AKP’ye yarayacağını söyleyenler bile var!..

O halde onlar için bir kez daha söylüyorum: Kendinizi bir savaşta düşünün çocuklar. Öyleyiz de zaten. Başınızdaki komutan, verdiği komutlarla düşmanın zafer kazanmasını yani bizim sonumuzu hazırlıyorsa ne yapabiliriz? Komutanın emirlerini yerine getirmek; ülkemize, halkımıza ve inançlarımıza ihanet etmek olmaz mı? Kılıçdaroğlu, son günlerde bana düşmanla gizli bir işbirliği yapan komutan gibi görünüyor! Savaşma gücümüzü kırıp, bizi topyekün düşmanın askeri haline getirmek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Hal böyle olunca, ben öyle bir komutanın emirlerini yerine getiremem! Ya kendime yeni bir komutan ararım, ya da emir ve komutayı üzerime alırım!.. Benim Atatürk’ün Gençliğe Söylevi ile Bursa Nutku’ndan öğrendiğim böyledir!..

Karşıdevrimi durdurabilecek veya tersine çevirebilecek en önemli siyasal güç olan CHP, tam tersini yapıyorsa; bize düşen birinci ödev: Bu gerçekleri yüksek sesle haykırıp, tabanı uyandırmak olmalıdır. CHP’yi işgal ederek, ele geçirenlerden partimizi geri almadıkça, muhalefetin başarıya ulaşıp, iktidar olması imkansızdır!..

Yandaş köşe yazarlarından Engin Ardıç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir seyahatinde söylediği: CHPyi iktidar yapmak gibi bir hedefimiz yok(1) sözlerini ağzına pelesenk yapmış. Bir diğer yandaş yazar Ahmet Kekeç ise, aklınca bu sözlerin “iktidar hırsım yok” anlamında kullanıldığını söyleyerek, Kemal Bey’in ağzından kaçtığı belli olan bu sözleri, gündemde tutarak CHP’yi vurmak istemişti!.. Yemedik tabi… Benim gibi düşünen çoğunluk pek ilgilenmedi bu sözlerle!..

Ne var ki, Cumhurbaşkanlığı için CHP’nin bir adayları olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Hem Gül hem Erdoğan aday olursa, kime destek verirsiniz? Gül’e destek verir misiniz?” sorusuna “Bakarız, niçin olmasın” yanıtını vererek, (2) en fahiş siyasi hatayı yapmıştır. Böylece yukarıdaki sözlerinin “ağzından kaçmamış” olduğu, bilinç altında saklanmış düşüncesi olduğunu kanıtlamıştır. Erdoğan ve Gül AKP’nin adaylarıdır be adam! Son genel seçim sonuçlarına göre, AKP’nin oy oranı yüzde 49 değil miydi? CHP oyların yüzde 26′sını almıştı. Erdoğan ve Gül’ün ikisi de aday olursa, CHP’nin göstereceği adayın şansı oldukça yükselecektir. Hatta bir tek böyle bir durumda, CHP’nin Cumhurbaşkanlığını kazanma şansı vardır. Kemal Bey daha baştan CHP’nin adayı olmadığını ilan ederek, olası aday adaylarının da cesaretini kırmış ve Cumhurbaşkanlığını altın tepsi içerisinde AKP’ye sunmuştur!..

Bu kadarına da “pes” !..

Yakışıyor mu sana Kemal Bey?.. Ne demek CHP’nin adayı yoktur… Doğruyu söylemek gerekirse CHP’nin bir lideri ve genel başkanı yoktur!.. Söyleyeceksen bu gerçeği söyle. Bir şey yapacaksan, bu gerçeğe göre gereğini yap!.. İstifa et, çekil git başımızdan!.. CHP tabelası ile seçime girse bile, bu durumdan daha kötü olamaz!..

Gerçekten de Kılıçdaroğlu’nun, CHP’yi iktidar yapmak gibi bir hedefi yokmuş!. Engin Ardıç’la Kekeç’e boşuna yere sövmüşüz!..

Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün düzenlediği “Türkiye’nin Demokratik Dönüşümü” panelinin açılış konuşmasını yapan Beşir Atalay, devrimleri yeni CHP sayesinde yaptıklarını itiraf etmiştir…

“22. dönem AKP ve CHP grup olarak, bağımsızlar vardı bir miktar; ikisi de Parlamento’ya yeni girmişti. Bir önceki dönem CHP de Parlamento’da yoktu, AKP de ve yepyeni bir parlamento. O atmosferi biz iyi değerlendirdik. Şöyle bakıyorum, en verimli dönem oldu o dönem, o hızlı reformlar daha kolay gerçekleştirildi.”(3) diyerek Y-CHP’nin karşı devrimdeki rolünü açıkladı!..

Bundan böyle mızrağı çuvala sığdırmanız oldukça zorlaştı Kemal Bey!.. Haydi onurlu bir şekilde istifa edip, kurtulun bu işkenceden!..

Y-CHP’nin AB‘ne karşı tutumunun olumlu olduğu, AB’ye girmek için can attığı biliniyor. Denebilirki, Kılıçdaroğlu AKP’nin AB sürecini yavaşlatmasından şikayetçidir. Kılıçdaroğlu değil miydi Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun CHP’li üyelerine, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın ruhunu yeni anayasaya yansıtma talimatını veren? Genel af konusunu ilk dillendiren de ne yazık ki yine bizimkiydi. Hazret, bu aralar anadilde savunma anadilde eğitim” konusunda bile, PKK’dan önde gidiyor. Kemal Bey için tek sorun, “halkın hazır olmamasıdır” sadece. “Anaların gözyaşı dinecekse, herkesle görüşülebilir” diyerek, İmralı’ya selam duran da odur!..

Kıçıdaroğlu’nun içine girmek için balıklama daldığı AB Parlamentosu’nda 9. Uluslararası Kürt Konferansı yapılmış. Alınan kararlar ibretlik fakat Kılıçdaroğlu ile paralel: AB, Öcalan’ın İmralı’dan çıkartılmasını istiyor. Ancak o zaman eşit koşullar altında görüşmeler yürütülebilirmiş. Anlayacağınız, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti AB’ye göre “eşit” kabul ediliyor. Belli ki, AB de Kılıçdaroğlu gibi Oslo’da başlatılan görüşmelerin kesintisiz olarak sürdürülmesinden yana. O toplantı sonunda, PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkartılması için bütün devletlere bir de çağrı yapılmış! Yerinden yönetimlerin güçlendirilmesi de unutulmamış tabi. Başka bir deyişle; Kılıçdaroğlu’nun daha önce çekince konulan maddelerin tümünü imzalayacağız dediği ve ruhunun yeni anayasaya yansıtılması görevini komisyon üyelerine verdiği “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngörüyordu. Yani bizimki bu konuda da AB’den önde gidiyor!.. Ayrıca AB’nin PKK ile yapılacak olan görüşmelere resmi olarak destek vermesi de karara bağlanmış!..

Bu durum karşısında, Y-CHP’nin tutumu ne olacak sorusunu sormak bile gereksizdir. Y-CHP, tutumunu değişik zamanlarda “Biz ancak memnuniyet duyarız” şeklinde açıklamıştır!.. İktidara bu kadar destek verdikten sonra, Y-CHP için koalisyonun gizli ortağıdır demek pek de yanlış sayılmaz!..

Kemal Bey, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e oy vermemiz gerektiğine da karar vermiştir!.. O istedikten sonra vereceğiz her halde!?.. Parti disiplini öyle diyor! Şu geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Seyit Rıza eşkıyasının hayranı, feodal kafalı bir çapsız adam, 63 arkadaşı ile birlikte Atatürk’ün partisini ele geçiriyor ve emperyalizmin hizmetine sokuyor! Yetmezmiş gibi bir de Atatürkçülere diyor ki: Adayımız yok Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarından birine oy vereceksiniz!..

Peki, bu olup bitenler karşısında o koca CHP’nin örgütü ne yapıyor?..

CHP Örgütü Kızılay’da ve Cumhuriyet’in ilan edildiği Ulus Meydanı’nda “Aşure Partisi” düzenliyor!.. Kuvayi milliyecilerin Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında “Cumhuriyet (Aşure) Partisi”ne dönüştürülmüştür!.. “Laiklik tehlikededir diyemem(4) diyen de aynı kafalar değil miydi? “Yargı’da cemaat yapılanması var” iddialarının hatırlatılması üzerine: “Yargı içinde şöyle böyle kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum(5) diyen de aynı adamdı unutmayın!..

Ordu darbecilerden ayıklansın” teranesi ile “Silivri Hukuku”nu yaratanların başında da Kılıçdaroğlu geliyor!.. Şimdi örgütü 13 Aralık’ta Silivri’ye çağırıyormuş! Sevsinler senin eylemini. İyi güzel de beş sene gecikmiş bir karar değil mi?.. Zaten muhalefet ettiği bütün işlerde, izlediği yöntem hep aynı olmuştu: İş işten geçtikten sonra muhalefet etmek. Kılıçdaroğlu kesinlikle samimi bir adam değildir!.. Atatürkçü düşünceyi benimseyenler yollara çıktı bile. Ne haber! Bu eyleme de katılmazsaydı, gelecek seçimde nal toplayacaktı!.. Bu kadarını biliyor. Yoksa Silivri’ye karşı değildir!..

Emin olun, 29 Ekim’de Y-CHP’yi Ulus’a getiren korku ne idiyse, şimdi Silivri’ye yönlendiren de aynıdır!..

Laiklik ilkesi”ni ideolojisinin merkezine oturtan ve hilafet-saltanat rejimini yıkarak, Cumhuriyet’i kuran bir parti, karşı devrimde neden rol üstlenebilir? Böylesine önemli olayların yaşandığı günlerde “aşure günü” gibi dinsel ağırlıklı adetleri, gündemine nasıl alabilir, anlamak mümkün değildir!..

Cemevleri kapatılmış mıdır? Hükümet, Alevi Bektaşi Derneklerinin “Aşure Günü” tertip etmelerinin önünde bir zorluk mu çıkartmıştır? Laikliğe kesinlikle aykırı olan”Aşure Günü”nü, CHP hangi düşünce ile organize etmiştir!.. Bir de utanmadan, sıkılmadan yerel radyolardan ilanlar vermişler!.. Beyler! CHP siyasi bir parti midir, yoksa Alevilerin tekkesi veya dergahı mı?..

Bu soruya birinin çıkıp adam gibi yanıt vermesi gerekiyor. Peşinen şu kadarını söyleyebilirim ki, “Aşure Günü” siyasi nitelikli ve CHP’nin sahiplenmesi gereken bir olay değildir!..(6)

CHP’nin her yıl kutlayarak, yaşatması gereken pek çok çağdaş ve aydınlığa dönük, övünülecek özel günleri var iken,(7) iktidarın daha da gerici uygulamalar yapmasına meşruiyet ortamı yaratacak, böylesine ilkesiz ve tutarsız tutum ve davranışların içerisinde olması, Beşir Atalay’ın “10 yılda AKP ve CHP ile birlikte sessiz devrim yaptık” sözlerine doğruluk kazandırmıştır!..

İş yine başa düştü, 13 Aralık’ta Silivri’deyiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR ve OKUMA PARÇASI:

(1)http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/11/07/hayir-hayir-katilsinlar-katilsinlar

(2)http://www.haberturk.com/gundem/haber/801438-kilicdaroglu-o-soruyu-cevapladi 

(3)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/atalay-10-yilda-akp-ve-chp-ile-birlikte-sessiz-devrim-yaptik-h7295.html 

(4)http://www.youtube.com/watch?v=gnB2D-ijJ3Q 

(5)http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/01/25/kilicdaroglu.yeni.mi.fark.ettiniz/646356.0/

(6) Okuma Parçası:

aşure2

-AŞURE GÜNÜ-

Arapça 10 anlamına gelen “aşara” kelimesinden türetilmiştir. Saygın hadis kitaplarının hemen hepsinde geçen aşağıdaki olaylar, Hicri takvime göre, “Aşure Günü” olarak bilinen, Muharrem Ayının 10. gününde yaşanmış kabul edilir…

Musevilik inancında; “Büyük Kefaret Günü”; Adem‘in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edildiği Muharrem Ayının 10′ncu günüdür. İdris‘in diri olarak göğe yükseldiği, Nuh‘un gemisinin tufandan kurtulduğu, İbrahim‘in ateşte yanmadığı, Yakup‘un oğlu Yusuf‘a kavuştuğu, Eyüp‘ün hastalıklarının iyileştiği, Musa‘nın Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtardığı, Yunus‘un balığın karnından çıktığı, İsa‘nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltildiği günler de hep Muharrem’in 10 gününde yaşanmış kabul edilir… Musevilerin bu günü oruçla geçirdikleri, Hz. Muhammed’in ise, bu günde oruç tutmayı tavsiye ettiği bilinir…

Hatırlatmak isterim ki:Yukarıdaki paragrafta geçen özel isimlerin tümü peygamberlerimizdir!..

Aleviler, Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin’in, Kerbala’daki acısı başta olmak üzere, 12 imamların acılarını anmak ve anlamak için “Muharrem Matemi” tutarlar!.. Matemin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevi öğretisini özümsetmektir. “Muharrem Matemi” aşure geleneği ile son bulur… 12 gün orucun ardından “Aşure Günü” yapılır. Canlara 12 değişik malzemeden yapılan aşure tatlısı ikram edilir…

Dinsel yönü ağır basan bu geleneğin, CHP gibi laikliği benimsemiş bir partide yaşatılması doğru değildir!.. Sırası gelmişken, diğer dini bayramların kutlamalarının da parti merkezinden yapılmasının aynı derecede yanlış olduğuna işaret etmek isterim. Alevi dernekleri, Cemevleri dururken, oralarda yapılması gereken dini tören veya ibadetlerin, CHP örgütlerinde yapılması, partiye bir mezhebin egemen olduğu şeklinde anlaşılır ve bu durumdan hiç bir şekilde siyasi yarar elde edemez!.. Böyle bir durumun yaşatılması, çoğunluk durumundaki Sünnilerin, CHP’ye oy vermemesi sonucuna kadar gidebilir. Y-CHP’nin parti yönetimine egemen olması ile başlayan bu gericilik, bir tek AKP’nin elinin güçlenmesine ve dizginlerinin tamamen boşalmasına yaramaktadır!..

CHP’nin, bundan böyle “dini siyasete alet ediyorlar” diyerek AKP’den şikayetçi olması da ciddiye alınmaz. Eline fırsat geçer geçmez, laiklik ilkesine bağlı bir partiyi, Alevi mezhebinin tekkesi haline getirenlerin, Sünnilerin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaları”na da söyleyecek sözleri kalmaz!..

Cumhuriyet tarihi boyunca, din ticaretine ve yobazlığa karşı fren görevi yapan Aleviler, ne yazık ki, bu son hamle ile gaz pedalı işlevi görmeye başladılar. Aleviliği “sapkınlık” olarak tanımlayan Sünnilerin, devlet aygıtına tam olarak hakim olduktan sonra, Alevilere yaşam alanı bırakmayacakları kesindir!.. Osmanlı döneminde “rafizi, zındık ve sapık” oldukları düşünülerek öldürülen Alevilerin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “ibadetleri ibadetten sayılmamış”, dedeleri “üfürükçü” seviyesinde aşağılanmıştır. Tekkelerin kapatılmasından sonra Atatürkçü düşünce ile tanışan Aleviler, uzun süre siyasetin ilerici kanatlarında yer almışlardı. Örgütlü olmalarına rağmen Çorumları, Kahramanmaraşları ve Madımakları da yaşamak zorunda kalmışlardır. Yakın geçmişte yaşanan bu üzücü olaylar, Alevilerin kendilerini en rahat ifade edebilecekleri ve inançlarını özgürce yaşayabilecekleri tek rejimin; laik demokratik cumhuriyet olduğunu bir kez daha ortaya çıkartmıştır. Şimdi yaptıkları gibi, Alevilik inancını siyasete bulaştırmaları, demokrasinin olmazsa olmazı olan “laiklik ilkesini” dinamitlemekten başka bir anlama gelemez!..

Alevilik sonuç itibariyle, İslam devletlerindeki iktidar savaşlarının ortaya çıkarttığı mezhep temelli bir muhalefet harekettir. Ortaya çıkışında siyasi sebepler bulunsa da o sebeplerin hiç biri CHP’ye yol gösterici olamaz. CHP’nin rehberi, kurucusu olan Ulu Önder’imizin defalarca vurguladığı gibi; dinsel doğmalar değil, çağdaşlıktır, ilim ve fendir...

Unutmayınız ki, Hz. Muhammed’in amcası Abbas Bin Abdülmüttalip’in soyundan gelen Abbasiler, Emevi yönetimine karşı ayaklanıp, 750 yılında halifeliği ve iktidarı ele geçirmişlerdir. Emevi hanedanın kurucusu olan Muaviye ise, Mekke şehrinin hakimi ve İslamın en büyük düşmanlarından, o dönemde oldukça varlıklı olan Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke’li Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye (Emevi) ailesindendir. O da Hz. Muhammed ile aynı kabileden olup, yakın akrabasıdır

Tarih bilgilerimize göre, “Kerbela Savaşı” Irak’ın Kerbela şehrinde 680 tarihinde Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin ve 72 yoldaşı ile birlikte Emevi Halifesi I. Yezid‘e bağlı ordu arasında geçmiştir. Şii ve Alevi inanışının belkemiğini oluşturan en önemli olay budur. İmam Hüseyin’in ölümü her sene “Aşure Günü”nde anılır ve o gün Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem’in 10. günü olarak kabul edilir!..

Kısaca bu şekilde özetlenecek olan Aleviliği, Cumhuriyet Halk Partisi‘nin içerisine eklemlemeyeçalışmak; Türk halkına yakın tarihimizi unutturmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Oysa bizim bir kurtuluş tarihimiz ve kuruluş felsefemiz vardır. AKP iktidarı, Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyet tarihini müfredat dışına çıkartırken, CHP’nin bir adım öne geçmesi acı ve ibret vericidir! Cumhuriyet tarihimiz yerine Arap tarihini geçirmeye çalışmak; gaflet ve dalalet değilse, açıktan ihanettir!..

Av. Cemil Can

(7) http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk’%C3%BCn_Devrimleri

 

 

 

DUYARSIZLIK

ilk_kursun

Suay Karaman     

12 Eylül 1980 öncesinde yaşanan anarşi ve terör birçok insanımızın hayatını yitirmesine, yaralanmasına yol açmıştı. Başlangıçta ölüm olaylarına büyük tepki verilir, gazetelerde manşet olurdu. Ancak daha sonra toplum bu olaylara alıştırıldı ve ölüm ile yaralanmalar gazeteler de bile küçük haberlerle geçiştirilmeye başlandı. 

Olaylarda birden fazla insan ölünce yine gazeteler manşetten veriyorlardı. Bu şekilde anarşi ve terör olaylarına alıştırılan toplum, zamanla duyarsızlığa itildi. Terör sonucu bir ya da iki insanın ölmesini ne basın, ne de toplum önemsememeye başladı. Ateş sadece düştüğü yeri yakıyordu. 

Günümüzde emperyalist devletlerin desteği sonucu PKK terör örgütü, ülkemizin bütünlüğüne yönelik terör saldırılarında bulunmaktadır. Hemen hemen her gün bir saldırının yaşandığı ülkemiz, yangın yerine dönüştürülmüştür. Siyasi iktidarın yaptığı anlamsız açılımlar, muhalefet partilerinin yaptığı silik çıkışlar toplumda umutsuzluk yaratmıştır. Ülkemiz emperyalist oyunlar sayesinde kıpırdayamaz, tepki veremez bir duruma getirilmiştir. Başta siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar olmak üzere birçok kuruluş bu emperyalist oyunlardan üzerlerine düşen payları almışlardır. 

Çeşitli medya kuruluşları da emperyalist oyunlardan büyük paylar alarak, siyasi iktidarın her isteğini yerine getirmektedir. Başbakanın ‘şehit haberlerini vermeyin, şehit haberlerini vermek terörün propagandasını yapmakla eş anlamlı’ buyruğuna karşı ses çıkarılamamış ve buyruk dinlenmiştir. Ülkemizde terör, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk almış başını giderken, laik ve demokratik cumhuriyet rejimimizi yıkmak için yapılan eylemler artarken, her şeyin güllük gülistanlık olarak sunulması istenmekte ve bu istek bazı medya kuruluşları tarafından da yerine getirilmektedir. 

İktidar partisinden birçok kişi terörün önleneceği, başarı kazanılacağı gibi hiç kimsenin inanmadığı anlamsız sözler söylemektedir. Muhalefet partileri de yuvarlak sözlerle görevlerini yaptıklarını sanmaktadırlar. Sürekli gelen şehit haberleri ile kaç ocağa ateş düştüğünü, kaç ana, baba, kardeş, arkadaşın ağladığını, kaç çocuğun yetim kaldığını ve kaç gelinin içinin eridiğini anlayamayanlar, insanlıktan payını alamamış emperyalizmin piyonudurlar.

Terör, toplumu teröristlerle müzakere etmeye ikna için tırmandırılmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde terör müzakere edilerek önlenmez, mücadele edilerek önlenir. Bunu kavramadan yapılacak her şey sadece günü kurtarmak ve zaman kazanmak içindir. Siyasi partilerin terörle mücadele konusundaki tutumlarını net olarak dile getirmeleri ve silah zoruyla siyasi çözümü dayatmaya çalışan PKK terör örgütüyle hiçbir koşulda müzakereyi kabul etmediklerini açıklamaları gerekmektedir. 

Emperyalist devletlerin büyük işgal projelerinin eş başkanı olmakla övünenler, sahiplerinin isteği üzerine Suriye’yi yemek istemektedirler. Ancak Beytüşşebap, Şemdinli, Gaziantep, Afyon’da verilen şehitler, emperyalizmin asıl hedefinin Türkiye olduğunu göstermektedir. Şehit vermekten daha da acı bir durum, şehit vermeye alıştırılmış bir toplum olmaktır. 

Şehit vermeye alıştırılan toplum, olaylara ilgisiz kalır ve sessizliğini korur. Şehit ailelerinin acılarını yüreklerinde hissetmeyenler, zamanla duygularını yitirir ve duyarsızlığa bürünür. İşte bundan sonra terör amacına ulaşarak, ülkeyi bölmeye, parçalamaya doğru hızla yol almaya başlar. 

İçi yanan insanlarımız sosyal paylaşım sitelerinden öfkelerini bildirmektedirler. Ancak bu öfkenin artık alanlara inmesinin zamanı gelmiştir. ‘İleri demokrasi’ aldatmacasıyla kandırılan toplumda, insanlarımız alanlara inememektedir ve kitlesel protesto gösterilerine katılamamaktadırlar. Korku salınan toplum için ozanımız Aşık İhsani, bir şiirinde şunları söyler: 

“Meydanlara doluş bizim,

El ele bir oluş bizim,

Dayanış, kurtuluş bizim,

Bizim dostlar, hepsi bizim.” 

İlk Kurşun Gazetesi, 10 Eylül 2012.

ATEŞ BACADAN AŞIYOR!..

ateş_bacayi_sardi

Suriye, İran ve PKK’yı “Baasçı kamp” ilan eden cemaat medyası, Gaziantep Saldırısı’nın ardından “İran Antep’i ağzından kaçırdı” diyerek desteksiz atıyor!.. İran, eylemin arkasında Ankara’nın desteklediği El Kaide ve “Suriyeli muhalifler” var diyor. PKK ise, ilginçtir eylemi sahiplenmiyor!.. Daha da ilginç ve akla yatkın bir yorumu Aydınlık gazetesinden Sabahattin Önkibar Aktarıyor: “Tarih 27 Haziran 2012. ABD’nin üç önemli düşünce kuruluşu, Suriye krizi bağlamında çok önemli bir çalışmaya imza atıyor. Brookings, American Enterprise ve Savaş Çalışmaları Enstitüsü ortaklaşa simülasyon yapıyor. Savaş oyunu ya da simülasyonda Pentagon, CIA ve Dışişlerinde çalışmış uzman heyet senaryo gereği temsil ettiği ülkeler adına kararlar alıyor. Savaş oyununda Türkiye, ABD ve Suudilerin bütün zorlamalarına rağmen, Suriye’ye tek başına müdahaleden kaçınıyor. Yaşanan büyük mülteci akını dalgasına rağmen, Türkiye ordusunu Suriye’ye sokmuyor. Derken Gaziantep gibi Türkiye’nin sınır illerinde bombalar patlıyor ve masum insanlar ölüyor. İşte Türkiye, bu bombaların sebep olduğu iklim akabinde Suriye’ye giriyor.” 

Şemdinli-Derecik hattında PKK saldırıyor ve kaçmıyor artık. “Vur-kaç” stratejisi ile bugünlere gelen terör örgütü, şimdilerde “vur-kal” taktiğini izleyerek “kurtarılmış bölgeler” oluşturmaya çalışıyor. Derecik köylüleri, Şemdinli-Yiğitler arasındaki bölgede, kontrolün devlette olmadığını söylüyor. 1993-1995‘de Hakkari’de Dağ ve Komando Tugayı ve Güvenlik Komutanlığı yapan HAKPAR Genel Başkanı Pamukoğlu’na göre, “Hakkari elden çıkmış!” Hakkari Valiliği, yaptığı yazılı açıklamada; Şemdinli’de 23 Temmuz’dan bu yana kesintisiz devam eden operasyonun sona erdiğini açıklamış, kaç şehit verildiğine ve kaç terörist öldürüldüğüne ilişkin bilgi vermemişti. Güvenlik güçleri mi PKK mı geri çekildi belli değil!.. Zira, Hükümet “temizledik” dedikten sonra, İçişleri Bakanı koca bir güvenlik ordusu ile Hakkari’de taşlandı. Kurtulmak için bir kafeye sığınmak zorunda kaldığına göre, PKK’nın “temizlendiği” sözleri inandırıcı değil!.. 

PKK’nın çekildiği veya temizlendiği doğru kabul edilirse, demek ki, bu defa işin içine halk girdi ve İçişleri Bakanı’nı taşladı. Bu durum birinci seçenekten çok daha kötü sayılır… “Terör örgütü ile mücadele, meclisteki uzantısı ile müzakere” gibi akıl dışı bir dış siyaseti izleyen hükümet, her iki halde de tam bir acz içerisindedir!.. 

WashingtonPost‘a röportaj veren El Kaide’nin Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren yan örgütü ElNusraCephesi‘nin komutanı, Türkiye’den yardımaldıklarınısöylemiş. Ayrıca röportajın Antakya’da yapılması, örgütün Türkiye’deki varlığının dikkat çekici bir başka kanıtı olarak değerlendiriliyor!.. Bu arada CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran da bir rapor hazırlayıp Y-CHP’nin genel başkanına sunmuş. Raporda; ÖzgürSuriyeOrdusu,ElMuhaberat ajanlarının yanı sıra Afganistan, Sudan ve Pakistan’da savaş deneyimi kazanan “ElKaide” militanlarının da Türkiye’ye sızdığı belirtiliyor. İmamlara “daharadikal” bir söylem geliştirmeleri yönünde baskı yapan El Kaide militanlarının, Alevilere de baskı yapmaya başladığı şikayeti var!.. Traktör gaspı, yemek yenen lokantalara para ödememeler vb gibi haddini aşmalar gırla gidiyor!.. Halk Güneyde ve Güneydoğu’da hükümeti arıyor!.. 

Hatay Yeşilpınar Beldesi’nin düzenlediği “barış” etkinliğine katılan CHP heyetinin Apaydın Kampı‘nda inceleme yapmasına, can güvenliği sağlanamayacağı gerekçesi ile izin verilmiyor. Kampın önünde açıklama yapan milletvekilleri hakkında, kamptan çıkan militanlar, “Bunları kıtır kıtır doğrayacaksınız” diyerek tehditler savurabiliyor!.. Batı basınında Apaydın Kampı üzerinden Suriyeli muhaliflere silah sevkiyatı yapıldığı, oradaki komutanların bir kısmının burada eğitildiği, direniş güçlerinin Türkiye’den beslendiği yazılıyor. Türkiye, mülteciler için hazırladığı bir kampta, anamuhalefet partisi milletvekillerinin can güvenliğini sağlayamıyor!.. Bunu hükümetin acizliği ile mi açıklamak kolay. Belli ki, Hükümetin kampta kamuoyunun bilmesini ve duymasını istemediği bir şeyler var!.. Şimdi Türkiye’yi yönetenlere sormak gerekir: Hakkari için söylenenlere şaşırdık, Hatay hala Türkiye sınırları içerisinde mi?.. 

***

Yeni CHP’ye adını verenlerden Fetullah Gülen hayranı Muhammet Çakmak, “Gülen grubu tehdit mi” sorusunu yanıtlıyor: “Hiç kimse bizim için potansiyel tehdit değildir. Herhangi bir yapıyı tehlike olarak görmek, hiç kimsenin haddi değildir. Türkiye’de hiç bir inanç grubu tanınmadan linç edilmemelidir. Gülen hareketi önemli insan potansiyelini Türkiye’ye kazandırmıştır ki, bu da Türkiye’nin gücüdür. Türkiye’nin bir büyük gelecek projesidir. Dolayısıyla Gülen hareketini yanlış bir yere koymanın büyük vicdansızlık olduğunu düşünüyorum.” Yanlış okumadınız, Y-CHP’nin Parti Meclisi üyesi; Türkiye’nin bir büyük gelecek projesinin CHP değil, Fetullah Gülen Hareketi olduğunu söylüyor!..  O hala genel başkanın danışmanıdır ve Kılıçdaroğlu bizden böyle adamlar için yine oy isteyecek!.. Muhammet Çakmak, Kılıçdaroğlu’nun, hatalı verilmiş bir kararı değil. O bilinçli bir tercihdir. Dolayısı ile Kılıçdaroğlu’nu doğru tanımak için sadece Hüseyin Aygün’e bakmak yanıltıcı olabilir. CHP’nin büyük bir operasyonla ele geçirildiği artık tartışma götürmez bir gerçekliktir!.. Olup bitenleri Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dışındaki gelişmeler olarak kabul etmek ise tam bir aymazlıktır. CHP’nin başında CHP’li olmayan bir genel başkan ve onunla işbirliği içinde bazı adamlar vardır. Onlardan kurtulmadıkça, CHP’yi anti emperyalist-tam bağımsızlıkçı çizgisine çekmek olanaksızdır. 34. Kurultay’ta Kemal Kılıçdaroğlu’nu “rakipsiz” olarak Atatürk’ün koltuğuna oturtan “Brutusler” in çoğu aldatılarak Atatürkçü düşünceye ihanet etmişlerdir. Zaten kurultay delegelerinin önemli bir kısmı, CHP’yi ele geçiren BOP’nin sahipleri tarafından aday gösterilerek seçtirilmişlerdi. O bakımdan, partideki işgali kırmadan, CHP’yi antiemperyalist mücadeleye yöneltmek olanaksız hale gelmiştir!.. Hal böyle olunca, bu noktadan itibaren, AKP’nin bir şekilde iktidardan düştüğünü düşünsek bile, yerine gelecek olan Y-CHP veya Y-CHP-Y-MHP koalisyonunun, AKP’den bir farkı olmayacaktır!.. Yine emperyalist güçlerin işbirlikçileri iktidara geleceklerdir. Dolayısıyla bir taraftan AKP’nin Türk halkının menfaatlerine aykırı icraatlarını eleştirmeye yoğunlaşırken, eş zamanlı olarak milli güçlerin iktidara nasıl getirilebileceğini tartışmalıyız!.. Y-CHP’den halka fayda yok!..

***

Başbakan, Kartal-Kadıköy Metrosu’nun açılışında, “Herkes safını belli etsin... Sen PKK terör örgütünden yana mısın yoksa milletten yana mısın” diyerek kendi gibi düşünmeyenleri, PKK yandaşı olmakla suçlayacağını ilan etti. Erdoğan’ı eleştirmek bir bakıma yasaklanıyor! Başbakan, Onuncu Yıl Marşı’nda bir övünç nedeni olarak yazılan “Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan” cümlesine:”Türkiye çelik ağlarla o gün örülmedi, bugün biz örüyoruz” şeklinde bir yanıt vererek yeni bir “cevher” daha yumurtladı… Dolayısıyla Erdoğan’ın bu saçma sapan sözlerine, Aydınlık gazetesinden başka yanıt veren de çıkmadı. Bir tek Tanju Cılızoğlu: “Cumhuriyet döneminde millileştirilerek devralınan demiryolu hattının 4 bin 136 kilometre, 1923′den 1940′a kadar geçen 17 yıllık süreçte 3 bin 578 kilometre demiryolu yapılmış,1950′den sonra demiryolculuk ABD’nin siyasi iktidarlara telkinleri sonucu rafa kaldırılmış ve 1950′den günümüze bin 871 kilometre demiryolu yapılabildiğini” belirterek safını belli etmiştir!.. Bakalım bu açıklaması onu “PKK’dan yana” biri haline getirebilecek mi?.. 

1924′den 1948′e kadar inşa edilen demiryollarını öğrenmek isterseniz Mehmet Akkaya‘nın “Cumhuriyetin demir ağları” başlıkla yazısına göz atmanızı öneririm… (1) 

İster misiniz Başbakanımız yarın çıksın “Newton’un evrensel kütleçekim yasası”nı kendisinin bulduğunu iddia etsin. O zaman onu destekleyerek iktidara getiren ABD ve AB’nin tutumunun ne olacağını çok merak ediyorum!.. Bakalım onları da bu tutumları nedeniyle “PKK’dan yana” ilan edebilecek mi?.. 

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AKP’nin iktidarda olduğu 10 yıl içerisinde, 35 milyar 249 milyon 991 bin 22 ABD Doları tutarında özelleştirme yaptıklarını, bunun 11 milyar 456 milyon 745 bin 925 ABD Dolarlık kısmının yabancılara ait olduğunu bildirmiş. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 10 otoyol ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerini de tek parça halinde 25 yıl süreyle satışa çıkartarak icraatlarına ekleyeceğini ilan etmiş!.. Tümüne birden talip bir şirket bulunmuştur herhalde. Satılacak neyimiz varsa satılmış!.. Bakalım yollar ile köprülerden sonra sırada ne varmış!.. Demiryollarımız olabilir mi acaba?.. 

Hükümetimiz bir tek “Bu on yıllık dönemde halkın yararına ne yaptınız” sorusuna yanıt veremiyor!.. Cumhuriyet döneminin kazanımlarını satıp savan ve milli varlıklarımızı yandaşlarına peşkeş çeken bir iktidar, bu tür soruların sorulmasından doğal olarak hoşlanmaz!.. O bakımdan işe medya kuruluşlarını teslim almakla başlamış ya. Soruları da kendileri soracaklar! Teslim alamadıkları basın yayım organları için “Herkes safını belli etsin” tehdidini ileri sürüp hedefledikleri amaca ulaştılar zaten. Demiryolları ile ilgili olarak Başbakan’ın sözlerini “Google” arama motoruna yazın. Bakın önünüze kaç tane sonuç gelecek!.. “İki kişiden biri” sayesinde, ne günlerden ne günlere geldik!.. 

***

11 Ağustos günü İstanbul’a gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Esatsız bir Suriye” söylemini yinelemiş. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile yaptığı görüşmeye ilişkin olarak “Bugün, Amerika ve Türk ekipleri arasında notlarımızı paylaştık ve ortak bir operasyonel resim ortaya koymak istedik” demiş. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın düşüşünü hızlandırmaya çalışırken, diğer yandan acil müdahale gerektiren insani krize de cevap vermeye uğraştıklarını söyleyen Clinton, Türkiye’nin “sığınmacılara” ev sahipliği yapmasından dolayı teşekkür etti… 

Komşu bir ülkenin rejimini yıkmak isteyen emperyalist bir devletle işbirliği yapmak ve o ülkenin rejim karşıtı teröristlerine “sığınmacı” adı altında her türlü desteği vermenin bir bedeli olacaktır elbette!.. Bu bedeli ödeyecek olanlar hiç kuşku yok ki, her zamanki gibi gariban Türk vatandaşlarının çocuklarıdır. AKP’nin ABD desteği ile iktidara gelmesinin bedelini, akılsızlığımız yüzünden çocuklarımızın kanı ile ödüyoruz… Aklıma gelmişken söyleyeyim; bundan böyle şehit cenazelerinin törenlerinde, Cumhurbaşkanı veya Başbakan katılacak olursa, A Protokolü uygulanacakmış. Bunun anlamı; cenazelerin birinci derecedeki yakınlarından başkası törenlere katılamayacak!.. Halkın tepkisinden korkan yönetim, çareyi protokol uygulamakta bulmuş!.. Ne diyelim… 

ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumaya endeksli bir dış politika izleyen AKP’ye, 3 dönem ne diye destek verdik ki? Adını Büyük Ortadoğu Projesi koydukları bu yağma düzeni ile güya Ortadoğu halklarına “özgürlük” ve “demokrasi” getireceklermiş!… Ne oldu?.. “İki kişiden biri”nin sayesinde milyonlarca Müslüman öldürüldü. Öldürülecek olanlar da cabası… Böyle bir suç ortaklığına girmeye ne gerek vardı, anlamak mümkün değil!.. 

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/123-mehmet-akkaya/14660-mehmet-akkaya-cumhuriyetin-demir-alar-.html

 

“İKİNCİ KÜRT AÇILIMI” VE Y-CHP’YE VERİLEN YENİ BİR GÖREV!..

Kilicdaroglu-Huseyin-Aygun-un-arkasindayim

ABD’nin elçisi Ricciardone’nin açıkladığı “müzakereleri” kamuoyu gündeminde tutmak için son günlerde Şemdinli’deki terör eylemleri nedeniyle itibar kaybeden PKK’nın, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ü “kaçırarak” başlattığı eylem her geçen gün biraz daha inandırıcılığını kaybediyor!.. Kılıçdaroğlu’nun “kaçırılma” olayından hemen sonra yaptığı “Başbakan beni aramadı” şeklindeki sitem ve Hüseyin Aygün’ün “destek” sözü verdiği PKK’lı “halk savaşçıları”nın, ayrılırken söyledikleri “Abi bu kardeşlerini burada unutma” şeklindeki sözleri işi iyiden iyiye sulandırıldı!..

Kaçırılma” olayının ilk saatlerinde Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a yaptığı sitem, “Lütfen beni ara” anlamına geliyor. Erdoğan bu isteğin gereğini yerine getirmiştir. Kılıçdaroğlu hiçbir şey demeseydi ve Erdoğan da geçmiş olsun mesajı vermeyi atlasaydı, belki de Y-CHP için çok daha iyi olacaktı! O zaman Erdoğan’ı halka şikayet etme hakkını elde edebilirdi. Gereksiz bir sürü ayrıntı üzerinden Başbakanla laf yarıştırmayı marifet sanan Y-CHP yönetimi, bu basit taktik hatayı acaba neden yapmıştır?.. Yoksa buradan elde edilecek siyasi yarardan korunmaya değer çok daha fazla bir yarar mı vardır? Varsa o yarar nedir?.. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin telgrafla ilettiği geçmiş olsun mesajı için de benzer şekilde burun kıvırmıştır. Onun da bir anlamı olmalı. Telefon yerine telgraf yolunun seçilmiş olması, Kılıçdaroğlu’nda alınganlık yaratmıştır. Y-CHP yönetiminin isteği AKP ve MHP’nin daha sonra açıklanacağı duyurulan “Kürt sorununa yeni çözüm” politikalarına karşı gelinmemesini sağlamak olabilir mi? Bir milletvekilinin kaçırılmış olmasının yarattığı mağduriyet altında, “yeni çözümlerin” önerilmesi, bu önerilere bir miktar “dokunulmazlık” kazandırabilir mi?..

İktidarı ve muhalefetiyle Türk toplumunun, topluca PKK’ya karşı güçlü bir tepki geliştirmesi ile PKK’ya geri adım attırılabilir mi?..

Kimilerine göre, bu toplumsal baskı zaten oluşmuş ve 48 saat sonra Hüseyin Aygün serbest bırakılmıştır. PKK, en canice eylemlerini Kürt halkına karşı yaptığı ve toplumun ezici bir çoğunluğunun teröre karşı tek yumruk olarak hareket ettiği dönemlerde bile, bu tür eylemlerinden vazgeçmemiştir ki, şimdi neden vazgeçsin? Terör örgütüne yakınlığı ile bilinen haber ajansı ANF’ye yaptıkları açıklama ile; “gözaltınaalınan”Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, gerekli (hukuki ve fiili) işlemler tamamlandıktan sonra, serbest bırakılacağını söylemişlerdir. Terör örgütünün bu açıklamada kullandığı kavramlar oldukça dikkat çekicidir. Tunceli Milletvekili yerine “Dersim Milletvekili” ifadesinin kullanılması ile Hüseyin Aygün arasında bir söylem paralelliği kurulmuştur… Başta CNN Türk olmak üzere, yandaş basının da aynı ifadeyi kullanmış olması manidardır!.. Ayrıca “gerekli hukuki ve fiili işlemler” ifadesi ile bu işlemleri yapacak olan otoritenin, T.C devletinin muhatabı olan, başka bir devlet statüsünde olduğu gösterilmek istenmiştir!.. “Kaçırılma” eyleminin Türk halkının hafızasında bırakacağı en önemli iz budur!..

Oslo görüşmelerinin ifşa olmasından sonra, hükümetin kaybettiği itibarı, kazanç haline dönüştürmek ancak bu şekilde mümkündü. Abdullah Öcalan’a “ev hapsi” seçeneğinin tartışıldığı günlerde, Kılıçdaroğlu’nun “PKK ile görüşülmesine karşı değiliz… Dört parti anlaştıktan sonra başım gözüm üstüne” şeklindeki tutumu bile hükümetin yürüttüğü müzakerelerin halk üzerinde yarattığı öfkeyi yatıştırmaya yetmemişti… Bu durum başka bir şeylerin yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunu yapabilecek olan da doğal olarak bir PKK silahlı terör örgütüydü. İşte bu noktada bir milletvekilini kaçırma eylemi düşünülmüştür. Bu eylem Y-CHP veya sadece Hüseyin Aygün ile danışıklı olarak yapılmıştır diyenlere katılmıyorum. Ortam öyle hazırlanmış ki, danışıklı yapılmış olsa bile bu kadar etkili sonuçlar doğuramazdı. Nitekim, geldiğimiz noktada Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarlarından Hikmet Çetinkaya bile Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununa çözüm olarak öne sürülen “akil adamlar” projesine karşı gelen CHP’liler için:”Şu faşist kafalar CHP’den çekip gitsin” deme noktasına gelebilmiştir… Anlaşılan CHP’de yeni bir tasfiye operasyonu gündemdir!..

Bana göre, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılması ile başlayan tartışmaların sonunda gelinecek nokta “İkinci Kürt Açılımı”dır. CHP Parti Meclisi’ne en yüksek oyla seçilen Ankara Barosu Başkanı Av. Metin Feyzioğlu; CHP üzerinden oynanmakta olan oyunu ilk sezenlerdendir. Kamuoyuna yaptığı açıklama ise, son derece haklı ve yerindedir. PKK teröristlerinin “hak savaşçısı” gibi gösterilmesi, üstelik bu açıklamanın Atatürk heykeli yerine, Cumhuriyet düşmanı Seyit Rıza’nın heykelinin önünde yapılmış olması, Türk halkının ve CHP’lilerin hiç bir şekilde kabul edebileceği bir şey değildir. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağırması üzerine yaptığı konuşma, sanki kaçırılma olayından sonra yapılacak olan tartışmaların bir ön savunması niteliğindedir… Anlaşılan “İkinciKürt Açılımı” için rol değişikliğine ihtiyaç duyulmuş ve görev Y-CHP’ye verilmiştir…

Hüseyin Aygün’ün terör örgütünü öven ve PKK’lileri özgürlük savaşçıları gibi gösteren sözleri yeni değildir. Önemli olan bu sözlerin ne kadarının CHP’yi bağladığıdır. Genel Başkanın ve Genel Başkan Yardımcılarının, Hüseyin Aygün’ün görüşlerinin, CHP’nin görüşü olmadığını söylemesi ne kadar inandırıcıdır? Bu soruların yanıtlarını almadan iddialı sözler söylemek doğru değildir. Kılıçdaroğlu’nun bir düzeltme yapabileceği ve CHP’nin görüşlerini açıklayacağını ümit ederek, bir hafta bekleyenler arasında ben de vardım. Ne yazık ki, yapılan açıklama ile yaşamakta olduğumuz hayal kırıklığını daha da artırmıştır. Kılıçdaroğlu Hüseyin Aygün’ün “arkasındayım” diyerek, tavrını belli etmiştir!.. Bu noktadan itibaren, siyasi düşünce anlamında, Kılıçdaroğlu ile Hüseyin Aygün’ü birbirinden farklı kişiler olarak görmenin bir manası kalmamıştır. Son derece açıktır ki, Hüseyin Aygün Kılıçdaroğlu’na paratoner olma görevini üstlenmiştir. Genel Başkanın söyleyeceği fakat tepki toplayacağı için söylemekten çekindiği sözleri, Hüseyin Aygün söylemektedir. Geçmişte yaşanan “Dersim Tartışmları”nda da böyle olmuş, Kılıçdaroğlu sonunda Hüseyin Aygün ile aynı görüşte olduğunu vurgulayarak onu sahiplenmişti… Bir başka deyişle, Hüseyin Aygün Y-CHP’nin ete kemiğe bürünmüş halidir diyebiliriz!… Bu durumu hiç bir zaman da gözden kaçırmamamız gerekir…

Hüseyin Aygün serbest bırakıldıktan hemen sonra, yani henüz Kılıçdaroğlu ile konuşmamışken:“Y-CHP’den bu konuda bundan sonra yeni şeyler duyacaksınız” şeklinde bir de “müjde” vermiştir… CHP’nin temel konularda nasıl bir politika izleyeceği, yetkili kurullarda tartışıldıktan sonra, kurultayın onayına sunulur ve karar altına alınarak açıklanır. Kılıçdaroğlu’nun ve Hüseyin Aygün’ün açıklamalarından bu kurala uyulmadığı ve bir kaç kişi arasında alınan kararların CHP politikası olarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Gerçekte ise, ABD tarafından BOP kapsamında alınan ve Y-CHP’ye görev olarak dayatılan direktifler, Hüseyin Aygün gibi bir kaç milletvekili tarafından seslendirilmektedir!.. Bugünden itibaren Y-CHP’yi BOP’nin “basın ve halkla ilişkiler bürosu” gibi düşünmek çok da yanlış olmayacaktır!..

Lütfen Ricciardone’nin şu sözlerine dikkat ediniz: “Kürt sorununun ‘siyasi’ müzakereler ile çözümü en sorumlu ve ümit verici yoldur. Hem hükümet hem de muhalefet partilerinin siyasi çözüm yönündeki çabalarını destekliyoruz… Kürtlerin de kendilerini birinci sınıf vatandaş hissetmeleri için siyasi çözüme ihtiyac var… Tam müzakereler iyi gidiyor derken ya bir kaçırma gerçekleşiyor ya da eylem yapıyorlar. Bu müzekerelerde geri adıma yol açıyor.”

Şimdi söyler misiniz, Hüseyin Aygün’ün serbest bırakılmasını toplumsal baskı mı sağladı, yoksa Ricciardone’nin bu açıklamaları mı? Unutmayın ki, PKK Kuzey Irak’taki Kandil’de yuvalanmıştır ve Kuzey Irak’taki Barzani Yönetimi’ni var edip, ayakta tutan ABD’dir. ABD’ye rağmen, PKK’nın eylem yapması mümkündür fakat, ABD’nin isteğini yerine getirmemesi o kadar kolay değildir!..

PKK’lılar “Barış Mesajları” vererek, propaganda yapmak için Hüseyin Aygün’ü kaçırmışlardır… Bu konuda bir ihtilaf yoktur. Beklenen propagandaya PKK’nın milletvekili kaçırma eyleminden daha çok, kaçırılan milletvekili Hüseyin Aygün ile Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları hizmet etmiştir… Y-CHP’nin Kürt sorunu konusundaki duruşu, PKK tarafından beğenilmektedir… Bir de bu durum ortaya çıkmıştır! Bu saptamadan sonra PKK’nın propagandasını en iyi şekilde Y-CHP yapmıştır demek yanlış değildir. “Kürt açılımı” ve “Akil adamlar” projelerinin mimarlarından olan Hüseyin Aygün’ü, Y-CHP yönetimi sahiplenmiştir. Genel Başkan “Milletvekilinin arkasındayım” diyerek, duruşunu ortaya koymuştur. Arkasından Rıza Türmen, Aygün’ün “Barış mesajları” verdiğini söylemiştir. Daha sonra CHP’li olmayı içine bir türlü sindirememiş olan Binnaz Toprak, Taraf gazetesinde yazdığı bir yazı ile Hüseyin Aygün’e destek olmuştur. Sezgin Tanrıkulu ise, hemen hergün bir açıklama yaparak, Aygün’ün yanında olduğunu belirtmekte ve CHP’de bu konuda bir görüş ayrılığı olmadığına vurgu yapmaktadır…

Asıl çelişkili sözler ise Kılıçdaroğlu’ndan çıkmıştır. Bir taraftan Hüseyin Aygün’ün sözlerini “Bu bir CHP söylemi değildir” diyerek reddetmekte, diğer yandan “Ama bir yanlış da bulmuyorum” diyerek onu desteklemektedir!.. Hüseyin Aygün’e ait olan ve Kılıçdaroğlu’nun yanlış bulmadığı o sözler için söylenecek olan: “Bu bir CHP söylemidir” olması gerekmez miydi? Öyle ya, söylenenleri hem yanlış bulmayacaksınız hem de CHP’nin söylemi değildir diye reddedeceksiniz! O zaman adama: “ Asıl CHP’ye uygun olmayan genel başkan olarak sizsiniz” demezler mi?!..

Hüseyin Aygün’e göre, önümüzdeki haftalarda CHP Kürt sorununa dair, daha ayrıntılı bir plan açıklayacakmış!.. Büyük olasılıkla Hüseyin Aygün’ün kaçırılma eyleminden sonra verilmek istenen asıl mesaj da bu açıklamadan anlaşılacaktır. Gelişmelerden “İkinci Kürt Açılımı”nı Y-CHP’nin başlatacağı anlaşılmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun 7 Ağustos akşamı gazete ve televizyon temsilcilerine verdiği yemekte:”Kürt sorununun çözümü için yeni önerileri olacağını” söylemesi, kamuoyunda yeteri kadar ilgi görmemişti… Kamuoyunun dikkatini bu konu üzerine çekmek için, ihtiyaç duyulan bu kaçırma eylemini bir tek PKK gerçekleştirebilirdi… O da görevini yapmıştır. Eylemin danışıklı olduğunu söyleyenlerle aynı görüşte değilim. Zira bu eylem, Büyük Ortadoğu Projesi ile uyumludur ve PKK’ya da ABD tarafından verilen görevin kapsamındadır. PKK’nın siyası kanadı BDP’nin, yakın geçmişte Beyaz Saray’a giderek rol istemesi, bu görüşü doğrulamaktadır!..

Av. Cemil Can