Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

SUSUN ARTIK YETER…

öcalan

ABDULLAH ÖCALAN’I DİNLEYECEĞİZ!..

AKP hükümeti tarafından Kürtlerin tartışılmaz lideri ve bir halk kahramanı yapılmaya çalışılan; aralarında kundaktaki bebeklerin de bulunduğu 40 binden fazla yurttaşımızın katili “Sayın”  Abdullah Öcalan diyor ki:

“PERİNÇEK, BİZE ABD’NİN VE AVRUPA’NIN PEŞİNE GİTMEYİN. BU YOLDAN BİR YERE VARAMAZSINIZ. PKK’YI DAĞITIN, TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE YER ALIN TELKİNLERİNDE BULUNDU.”

(Öcalan’ın ifadeleri ve Hürriyet, 18 Mart 1999)

Hey!..Öcalan’ı baş tacı eden akıl fukaraları!..

Hele sizler;” Öcalan’a inanmıyoruz, onu dinlemeyiz” diyemezsiniz…

Bir de siz elinde Öcalan’ın YOL HARİTASI ile kapı kapı dolaşan kapı kulları!..

Siz de Öcalan’a inanmak zorundasınız…

Geriye kalıyorsunuz sizler.  ”İki kişiden biri”  olarak tarif edilen oy depoları. Sizin durumunuz biraz daha farklı, siz dilediğinize inanıp inanmamakta serbestsiniz. Çünkü siz aldatılmak için ayrılmışsınız ve seçimlere bir hafta kala, bütün inandıklarınızın tersine inandırılabilirsiniz…  O çok güvendiğiniz ve kendinizden biri olduğu için 3 dönemdir oylarınızı verip, iktidara getirdiğiniz R.T.Erdoğan bile Apo’ya güveniyorsa, siz de güvenmek zorundasınız. Aksi halde inandırılırsınız!..

Bu sorular “iki kişiden biri” için. İki kişinin diğeri onları okumadan son paragrafa atlayabilir…

SORU 1: Madem PKK’nın akıl hocası Doğu Perinçek’ti, bu “barış süreci“nde neden içeride tutulmaktadır?..

SORU 2: PKK’nın liderine af çıkartmak için Anayasa değişikliği yapmayı bile göze alan hükümete bağlı özel görevli mahkemeler, neden “PKK’nın akıl hocası” Perinçek’e, savunmasında söylediği sözlerden (sert eleştiriler) ötürü 24 yıl hapis cezası verdiler?

SORU 3: PKK ile diz dize oturup, yanak yanağa konuştukları apaçık ortaya çıkanları görmeyip, ısrarla ve inatla Atatürkçü düşünceyi savunan Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi aydınları, PKK’nın “destekçisi” veya “akıl hocası” olarak görmekte direnen ve bu şekilde göstermeye çalışanlarda birazcık olsun insanlık onuru kaldı mı?..

SORU 4: Eski AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan‘ın ekibinde yer alan ORHAN AYKUT‘un, birkaç gündür Aydınlık gazetesinde yayınlanan itiraflarını okununuz mu?

Okumak size pek de yakışıyor!.. Bu sözler “iki kişiden biri” için…

Aykut diyor ki:

“İstihbarattan bana bir kimlik verdiler, istediğim yere giriş çıkış yapabiliyordum… Üzerinde ‘Her türlü silahı taşıyabilir, arama yapılamaz‘ yazıyordu. Benim fotoğrafım vardı. Benim adıma düzenlendi. Gerçek kimlik. Her yere girip çıkıyordum. Polisevi’nde, Orduevi’nde kalıyordum… Görevi bölümünde ‘terör uzmanı’ yazıyordu. KADROLU DEĞİLDİM ama her yere girip çıkıyordum. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki kayıtlarda ismim mutlaka olmalı… Arabamda TBMM giriş kartı da o kimlik de vardı. İstihbarat bana uzun namlulu bir silah verdi...Dedim ‘Bana silah verin‘ O da ‘Beğen buradan‘ dedi ve çıkardı keleşi verdi. Temiz sıfır daha. Bir de benim silahım vardı, tabancam. Ruhsatsız.

Sizin yaşadığınız yerlerde Orhan Aykut gibi yaşayan kimseyi tanıyor musunuz?

Eğer varsa, o kişiler şimdi acaba nerededirler? Ne iş yaptıklarını biliyor musunuz?

DERİN DEVLET”in ne anlama geldiğini şimdi anladınız mı?

Bakın Demirel vaktiyle bu konuda ne demiş?

 ”Derin devlet, devletin kendisidir. Askerdir, derin devlet. Cumhuriyet’i kuran askerler, devletin yıkılmasından daima korku duyar. Halk bazen sağlanan hakları suiistimal eder, yürüyüş hakkı verildiğinde gidip cam çerçeveyi indirerek, polisle çatışır. Derin devlete ülkenin muhtaç olması, ülkenin yönetilememesinden kaynaklanır. Derin devlet şu anda devrede değil. Derin devlet, kanaatlerine göre, devleti yıkılma sınırına getirmediğiniz sürece hareket halinde değildir. Onlar ayrı bir devlet değil, ama devlete el koydukları zaman derin devlet olurlar.”

Askeri darbe ile 6 defa devrilip, 7 defa gelen Demirel bile “Derin Devlet” konusunda yanılmıştır. Aksi düşünülemezdi zaten. Bu konudaki tespiti doğru yapabilseydi, 7 defa silah zoru ile iktidardan uzaklaştırılmazdı…

Bir de düşünün ki, devletimizin üst düzey memurlarında:

Derin Devlet” yabancı bir devletin kontrolüne girmiş ve “Eskiden kız türbanıyla üniversiteye giderse okuldan atılıyordu. Biz bunlardan İNTİKAM almak zorundayız. Türkiye’yi değiştireceğiz. Biz Amerika’nın gücünü arkamıza aldık. Bunu yapacağız. Bir taşla üç kuş vuracağız. Bir, ulusalcıları ve Atatürkçüleri diskalifiye edeceğiz. İki, Kürt’ü “Kürdüm” diye korkmaktan çıkaracağız ve Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacağız. Terör olayını bitiririz. Bunu yapmak için birkaç kişiyi içeri atacağız” düşüncesi hakimdir!..

O ülkede devlete güvenebilir misiniz?..

Hukuk güvenliğinden söz edebilir misiniz?..

SORU 5: Biri çıkıp, yukarıda 4. soru altındaki alıntılarda özetlenen işlerin neredeyse tümünün GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİNİ  söylese inanır mısınız?..

Bu soruya yanıtınız “inanıyorum” şeklindeyse, kusura bakmayın ama bu defa da “Ülkenin bu hale getirilmesinde sizin payınız nedir?” sorusunu sormak isterim…

Bu soruya vereceğiniz yanıt: “Evet benim de bir miktar payım vardır. Lakin  AKP beni de aldattı, keşke elim kırılsaydı da o oyları vermeseydim” şeklindeyse, bu günahınızın nasıl af edileceğini hiç düşündünüz mü?..

Bazılarınızın “Düşündük ve bir de çözüm bulduk” dediklerini duyar gibiyim.”Bu hükümeti  demokratik yollardan iktidardan uzaklaştırılması için yarından tezi yok üzerimize düşeni yapacağız, AKP’ye bir daha oy vermemekle işe başlayacağız şeklindeki düşüncelerine katılıyorum!..

Sonrası gelir merak etmeyin…

Yalnız değilsiniz ki bu gök kubbenin altında. Yurtseverler, er geç  doğru yolu gösterecekler bize…

Biraz daha bekleyelim mi ne dersiniz?…

Av. Cemil Can

BİR “KREDİ” DAHA!..

Y-CHP‘nin PKK’ya tanıdığı ilk resmi kredi; “ana dilde eğitimin” en ateşli savunucularından, “Habur Açılımı”nda PKK’lı militanları savunan, eski Diyarbakır Barosu Başkanı, CIA’nın yan kuruluşu Stratford‘un 705 numaralı bilgi kaynağı Sezgin Tanrıkulu‘nu, Atatürk’ün partisi CHP’nin, Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan, 80 kişilik Parti Meclisi’ne seçmekle açılmıştı!.. (1

İkinci kredi; CHP’nin “Kürt Sorunu”nun çözümüne ilişkin önerilerinin odak noktasına, Apo’nun “Yol Haritasını” (2) oturtmakla açılmıştır. Anımsayınız o tarihlerde Kılıçdaroğlu, bu yolda “Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” demişti… (3) Şimdi anlaşılıyor ki, bir kaset operasyonu sonunda CHP’nin başına getirilen SOROS‘un bu has adamından, nihai olarak beklenen görev; bugünlerde yaptığı açıklamalardır!.. Görevini gereği gibi yerine getiremezse, siyasi hayatının sonlanacağını zaten göze almıştır, gerisi şansına kalmış!..

PKK’ya üçüncü kredi; biricik avukatları Sezgin Tanrıkulu’nun, Y-CHP’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı ile TBMM’nde kurulmuş olan İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekilliği görevlerine, CHP kontenjanından atanmakla açılmıştı… CHP’de bu görevleri yapabilecek olan daha yetkin kaç tane milletvekilleri vardır, bunu da siz hesaplayın. Belli ki Kılıçdaroğlu, bugünleri düşünerek bu seçimini yapmıştır… Nitekim, ülkeyi kurtaran ve Cumhuriyeti kuran bir parti olan CHP, şimdi ülkenin parçalanmasında ve Cumhuriyetin yıkılmasında görev almıştır. Bu görev süresince de CHP’nin “tek ağızdan” konuşmasını (4) sağlayacak kişi olarak, görev ve yetki Sezgin Tanrıkulu’na verilmiştir!..

Kılıçdaroğlu, Hükümet’e kredi veredursun, Erdoğan onu ciddiye bile aldığı yok!.. Büyük olasılıkla hükümetin bu yeni açılımı, yaklaşan seçimlerde oy potansiyelini artırmak içindir. Eskiden olduğu gibi yine PKK ile anlaşmaya varılmıştır. Süreci bu şekilde yöneten Erdoğan’ın kurduğu tuzağa Kılıçdaroğlu balıklama atlamıştır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun siyasi “vizyonu” yok, CHP’ye yakışan bir genel başkan değildir!.. Bu olasılık doğru çıkarsa, siyasi rakibinin başarılı olması için üstünü başını parçalayan bir siyaset adamını dünya siyaset tarihi ilk defa yazacaktır!.. Akıllarınca hep beraber kazanacaklar. Peki, o zaman kim kaybedecektir?..

Tek ağızdan” konuşma kararı, aslında milletvekillerine ve partililere getirilen konuşma yasağıdır ki, Parti Meclisi’nde değil, gizli odalarda alındığı bellidir. Kılıçdaroğlu, Parti Meclisini toplamadan önce, AKP-PKK ortaklığına desteğini ve içerikten yoksun dört koşulunu (5) peşinen açıklamıştır… Parti Meclisi toplaması, tamamen bir formaliteden ibarettir. Parti Meclisi üyesi Ercan Karakaş’ın, 1989 tarihli ve Parti Programı’nda da belirtildiği gibi “terörle mücadeleyi” esas alan “Kürt Raporu”nun yenilenmesi isteği hiç dinlenmedi bile… Başka bir ifade ile CHP’nin Kurultay’dan sonraki en yetkili organı olan Parti Meclisi, bizzat Kılıçdaroğlu tarafından “bypass” edilmiştir!.. Görüldüğü gibi, en yetkili organın (Kurultay) kararı alınmadan, bir emrivaki ile “terörle mücadele” yerine “terörle müzakere” esası dayatılmıştır. Bu noktadan itibaren CHP’nin PKK’ya teslim edildiğini söylemekte de bir yanlışlık olmasa gerek!..

Y-CHP’nin SOROS‘cu yönetimi, “görev” söz konusu olunca, ne hukuk tanıyor ne de CHP’lilerin iradesini takıyor!.. “Korku imparatorluğunu yıkmak” ve “Parti içi demokrasiyi işletme” sözlerini vererek, CHP’lilerin desteğini alan Bay Kemal, yerini sağlamlaştırdıktan sonra “karşı tarafın” politikalarını hayata geçirmek için kollarını sıvamıştır… Bu görevini yerine getirmek için uygun bir ekip kurmuş ve her türlü eleştiriye kulaklarını tıkayıp, yoluna devam etmektedir. Başka bir anlatımla, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcı bir birimi haline getirmiştir!..

Bu iddialı sözlerimin arkasını dolduramazsam eğer müfteri ilan edileceğimi biliyorum. Bunun için bu yazımın ekinde iki belge sunuyorum. Ayrıca dipnotlar arasına bağlantılarını koydum. Bunlardan biri CHP’nin Parti Programı(6) diğeri Apo’nun “Yol Haritası”dır…(2) Okuyucuya kolaylık olması bakımından, CHP Parti Programı’nın konu ile ilgili sayfalarını da dipnotların altına ekledim. Böylece “Kürt Sorunu” ve “Terör” konusunda, CHP’nin en yetkili organı olan Kurultay’da kabul edilen fakat Y-CHP yönetiminin unutturmaya çalıştığı politikaları, son defa hatırlatmak istiyorum. Zira bundan sonra CHP içerisinde yapılabilecek pek bir şey kalmayacaktır. Atı alan Kemal ile TESEV‘ci arkadaşları Üsküdar’ı geçmiş olacaklar ve kendilerine muhalif olanları birer birer tasfiye etmeye başlayacaklardır!..

Şimdi aşağıdaki bağlantıyı açıp, Apo’nun Yol Haritası’nı da bir zahmet okuyun. Söyler misiniz, Y-CHP yönetiminin, “İkinci Kürt Açılımı” konusunda izlediği politika, değiştirilmediği için halen yürürlükte bulunan Parti Programı’na uygun mudur?.. Bilindiği gibi Parti Programı, partinin en yetkili organı olan Kurultay’da görüşülüp onaylanır ve genel başkan dahil bütün parti yöneticilerini bağlar. Partililerin bu programa aykırı düşen davranışları, Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre, (7) -partiden ihracı gerektiren- ağır “Parti Suçu” sayılmıştır!.. Partinin anayasası sayılan Parti Programı’nı çiğneyen ve “Parti Suçu” işlemekte ısrar eden bir Genel Başkan’ın, hiç vakit geçirilmeden olağanüstü Kurultay’ı toplayarak görevine sonverilmesi yurtseverliğin gereğidir!.. Bu kadarla da kalmayıp, Tüzüğün 70. maddesini açıkça ve bilerek çiğnediği için ihraç edilmesi de gerekir!.. Bu görev; Bay Kemal’in ifadesi ile “Brutus” dediği kurultay delegelerine düşmektedir. Aksi halde kurultay delegeleri de işlenmiş olan bu ağır parti suçuna iştirak etmiş olacaklardır!..

Analar ağlamasın” etkili sloganı ile başlatılan görüşmelerde; Y-CHP’ye verilen görevin, MHP ile birlikte, Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturarak, süreci meşrulaştırmak olduğu bellidir!.. Kılıçdaroğlu’nun hükümetin Öcalan’la görüşmesine önyargılı bakmadığını ve “koşulsuz silah bıraktırma ile sonuçlanacak, halk doğru bilgilendirilecekse görüşme yöntemine bir itirazları olmayacağını” söylemesi, tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Zira Kandil, silah bırakmaya niyetli olmadığını ve kendilerinden böyle bir talebin gelmediğini açıklamıştır. Kılıçdaroğlu “Biz de terör örgütü silah bıraksın, analar ağlamasın istiyoruz” (8) sözleri ile kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışmaktadır…

PKK’nın fiili lideri Karayılan, anayasa tartışmalarına ve sürece ilişkin olarak örgüte yakın olan Fırat Haber Ajansı’na şu açıklamalarda bulunmuştur: “ Türk tarafının bizden istediği şey silah bırakmak değildir. Altını çizerek belirtiyorum; hem Oslo-İmralı sürecinde hem de şimdi bizden istenen şey silah bırakmak değil, silahlı güçlerimizin Türkiye sınırları dışına (Kuzey Irak’a) çıkartılmasıdır. Devletin bizden istediği budur. Açıktır ki, Kürt sorunu, anayasal bir sorundur. Madem anayasanın da yeniden yapılması gündemdedir. O zaman çözüm prespektifini anayasaya da yansıtmak lazım ve bu biçimde kalıcı-köklü çözüm temelinde toplumsal uzlaşmanın temelini yeniden atmak gerekiyor”…(9) Karayılan benzer bir açıklamayı 28 Kasım‘da da yapmıştı!.. (10

Bu açıklamalar karşısında Kılıçdaroğlu’nun sözleri ne anlama gelmektedir? Bay Kemal görülmektedir ki, bu süreçte kraldan fazla kralcıdır!..

PKK ile Oslo’da yapılan görüşmelerde, PKK’ya verilen sözlerden biri “Eyalet Yasası” olarak bilinen “Bütünşehir Yasası” idi ve bu yasanın dayanağı AB’nin dayattığı “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” gösteriliyordu. (11) Bilindiği gibi bu sözleşmenin çekince konulmuş bulunan bütün maddelerini imzalama sözünü veren de Kılıçdaroğlu’dur. AKP’nin kamuoyu önüne getirmeye çekindiği bu konu, Y-CHP tarafından gündeme taşınarak, Apo’nun yol haritası önündeki önemli taşlardan biri daha kaldırılmıştır. “Akil Adamlar Projesi”, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”, “Ana Dilde Savunma” ve “Ana Dilde Eğitim” gibi ülkenin parçalanmasına neden olacak, Yol Haritası’nın kilometre taşları da ne yazık ki, Y-CHP tarafından döşenmiştir!.. Örneğin; ülkenin bölünmesinin son adımı sayılan “Ana Dilde Eğitim” konusunda görüşü sorulan Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin anadilde eğitim konusunda hazır olmadığı kanısındayız” (12) şeklinde verdiği cevap ile asli görevinin bu kötü sona “halkı hazırlamak” olduğu, bir kez daha ortaya çıkmıştır!..

Herkesin bildiği gibi AKP, ABD ve AB tarafından iktidara getirilmeden önce, PKK ağır yenilgiye uğratılmış ve terör bitirilmişti! AKP iktidarı ile birlikte, terör örgütü yeniden canlandırılmış ve bu defa terörle mücadele eden kahramanlar hapse tıkılmıştır! Teröristlerin elinde, ABD yapımı modern silahların bulunduğunu hiç bir zaman gözden ırak tutmamamız gerekir. Daha geçenlerde yakalanan bir silahla ilgili ABD’li askerlerin, bizimkileri sorgulaması, Irak’ta yaşanan “Çuval Rezaleti”nden çok daha beterdir. İşbirlikçi ve yandaş medya, Apo’yu parlatarak, “Kürtlerin ‘kült’ lideri” ve “kahramanı” haline getirmek için ne lazımsa yapmıştır. Bu sürece AKP yöneticileri de dahil olmuştur. TSK’ya yapılan o kalleş operasyondan sonra, sanki terör karşısında TSK yenilmiş gibi, bitmiş olan terör için “Görüyorsunuz 30 yıldır terörü bitiremedik, silahla bu iş olmuyor, müzakere etmek lazım, Kürtlerin isteklerinin bir kısmını vermek lazım” temelinde, korkunç bir bilgi kirliliği yaratılıp, işler bu noktaya kadar getirilmiştir!.. Bu sürecin birinci derecedeki sorumlusu AKP ise, ikinci derecedeki sorumluları hiç kuşku yok ki, Y-CHP ile MHP’dir… Bu nedenle onlarla birlikte Türk halkının arayacağı bir çözüm kalmamıştır!..

Bugün PKK’nın Suriye Kanadı PYD, “Özgür Suriye Ordusu”na katılmış ve ABD-AKP ittifakı içerisinde Esat’ı devirmek için Suriye halkına saldırmaktadır. Garip ama gerçektir, AKP ile PYD Suriye’de aynı safta bulunmaktadır!.. AKP ve PKK’nın ABD’nin Ortadoğu’daki piyonları olduğunun bundan daha açık kanıtı olabilir mi?.. Y-CHP ile MHP bu ittifaka açıktan katılamıyorlar elbette. Onların görevi ülkede yükselen muhalefeti kontrol etmek ve yanlış yöne sevk etmektir!..

Sonuç olarak; koşullar 1919 öncesinden çok daha kötüdür. İktidar, İstanbul Hükümeti gibi düşmanların baskı ve tehdidi altında acz içerisindedir. Başbakan’ın ofisi bile dinlenme aletleri ile abluka altına alınmıştır. Basın “Mütareke Basını”ndan çok daha seviyesiz yayınlar yapmaktadır. Onursuz Ali Kemal’ler yine yazı makinelarının başındadır. Muhalefet “dizayn” edilmiş, düşmanın istediği gibi “tek ağızdan” konuşma kararı almıştır; savaşın sonunda kime “yurttaş” olacaklarının hesabını yapmaktadırlar!..

Ne var ki, bu tablo asla “umutsuzluğun resmi” olarak anlaşılmamalıdır. Türk halkı, tarihte olduğu gibi yine doğru önderliği bulacak ve bu felakati de atlatıp, kurulacak yeni dünyada onurlu yerini alacaktır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Sezgin Tanrıkulu’nun:

http://www.mirhaber.com/haber.php?haber_id=36553 

(2) Apo’nun Yol Haritası:

http://gomanweb.org/GOMANWEB2/Yeni-Dosyalar/A.Ocalan_Yol_haritasi/ocalanin_yol_haritasi.pdf 

(3)Kılıçdaroğlu’nun ”Siyasi hayatımı feda etmeye hazırım” sözü:

http://www.haberturk.com/gundem/haber/722978-siyasi-hayatimi-feda-etmeye-hazirim 

(4)06.01.2013 tarihli Cumhuriyet gazetesi

(5)Kılıçdaroğlu’nun 4 şartı:

http://www.chp.org.tr/?manset=genel-baskan-kemal-kilicdaroglu-parti-meclisi-toplantisini-acarken-akp-iktidarini-bir-kez-daha-uyardi-ve-basbakan%E2%80%99a-yol-gosterdi 

(6) CHP Programı (Sayfa 46 vd, sayfa 113 vd.):

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/chpprogram.pdf 

(7) CHP Tüzüğü:

http://www.chp.org.tr/wp-content/uploads/2012/05/CHP-Tuzuk.pdf 

(8)Fikret Bila-Kılıçdaroğlu görüşmesi:

http://siyaset.milliyet.com.tr/kilicdaroglu-onyargili-degiliz-/siyaset/siyasetyazardetay/03.01.2013/1650332/default.htm 

(9)Aydınlık:

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/18127-ocalana-verdiginiz-sozleri-aciklayin.html

(10)http://www.gazetecell.com/gundem/pkknin-kandildeki-elebasi-murat-karayilandan-silah-birakma-aciklamasi-h20370.html

(11) Imrali_Tutanaklari

(12) Kılıçdaroğlu’nun “Halk hazır değil” açıklaması:

http://yenisafak.com.tr/politika-haber/turkiye-anadilde-egitime-hazir-degil-05.11.2012-420967 

KÜRT SORUNU” İLE İLGİLİC H P P R O G R A M I’ N I N İ L G İ L İ S A Y F A L A R I

Etnik Farklılıklar Ülkemizin Zenginliğidir:

CHP, Lozan Antlaşması ile azınlık olarak nitelenmiş olan yurttaşlarımızın, kendilerine tanınmış olan dini ve kültürel azınlık haklarından eksiksiz olarak yararlanmalarını amaçlar. Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır.

CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuş; etnik köken farklılıklarına, kültürel çoğulculuğa, bireysel kültürel haklara olan saygımız, demokratik değerlere, eşitliğe ve hoşgörüye olan bağlılığımız çerçevesinde toplumumuza, üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur.

CHP devletin etnik farklılıklar üzerine politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin görevi bütün etnik kimlikleri din ve mezhep farklılıklarının üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkarmaktır. Ancak etnik kimliğine bireysel olarak vurgulamak isteyenleri saygıyla karşılar ve etnik kimliği insanların şerefi sayar. Devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. Sorunların sadece yasalardaki eksikliklerden değil, uygulamadaki bazı yanlışlıklardan kaynaklanabileceğini düşünerek bu evrensel insan hakları ve özgürlükler değerlerini hayata geçirmeye özen göstermelidir. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz. Bu farklılıklar ulus olarak zenginliğimizdir, güç kaynağımızdır.

Kişisel kültürel haklara saygı, kişinin kimliğine saygıdır; insana, insan haklarına ve çoğulcu demokrasiye saygının gereğidir. Kişisel kültürel haklar hiçbir erk tarafından çiğnenemez.

Kimsenin ırkı ve kökeni diğerlerinden üstün değildir. Bu nedenle ırk temelinde çözüm arayışlarının veya asimilasyon uygulamalarının tuzaklarından demokrasimiz her zaman korumalıdır. CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür.

Demokrasilerde devletin etnik kimlikleri yok sayma hakkı yoktur. Etnik kökeni ne olursa olsun vatandaşların bireysel haklarının çağdaş ülkeler seviyesine yükseltilmesi hedefimizdir.

CHP, uygulamaya koyacağı, hoşgörü, demokrasi, kültürel çoğulculuk, eşitlik ve bölgesel gelişme politikaları ile ülkenin her yöresinde, her kökenden insanlarımız arasında toplumsal uyumun, dayanışmanın, bütünlüğün ve refahın güvencesini oluşturacaktır.

Her etnik kökenden yurttaşlarımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi ana dilini özgürce kullanabilmelerine, özel dersaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine,

Kendi ana dillerinde gazete, dergi, kitap yayınlamalarına ve diğer her türlü yazılı ve sözlü yayında bulunabilmelerinemüzik ve sanatın diğer dallarına faaliyette bulunabilmelerine,

Türkiye sınırları içinde yayın yapan radyo ve televizyon kurum ve kuruluşları üzerinden, RTÜK’ün genel kuralları çerçevesinde, kendi ana dillerinde yayın yapabilmelerine,

Değişik kültürel etkinliklerde bulunabilmelerine, kendi folklorlarını yaşatabilmeleri ve geliştirebilmelerine,

Tüm bu ve benzeri bireysel kültürel haklara özgürce ve dilediğince ulaşabilmelerine, olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.

Ülkemizin aynı ana dili paylaşan ve etnik kökene sahip en yaygın unsurlardan birini oluşturan Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun biçimde yaşadıkları bölgemizdeki sorunlarını da bu anlayışla çözeceğiz. Bu yöndeki çalışmalarımızı sosyal demokrat yaklaşımımızın gereği insanı temel alan bir anlayışla sürdüreceğiz.

CHP bu ilkeler temelinde şekillenen politikaları ve uygulamaları ile başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere Türkiye’nin her yöresinde yaşayan Kürt, Arap, Boşnak, Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Arnavut, Roman gibi farklı etnek kimliklere sahip tüm insanlarımızı huzura, barışa, gelişmeye ve sosyal refaha taşıyacaktır. Bu yurttaşlarımızdan hiçbirine karşı ayırımcı muamele yapılmaması, hiç bir alanda haklarının kısıtlanmaması, devlet hizmetlerinden yararlanmada güçlükle karşılaşılmaması için gerekli önlemler alınacaktır.

Toplumsal gelişmeye uyum sağlamalarına ve katılımlarına engel olan sosyal dışlanma için kalıcı ve köklü çözümler oluşturulacak, toplumsal kaynaklara eşit biçimde erişimlerini sağlayacak sosyal alanlar yaratılacak, vatandaşlık haklarından eksiksiz yararlanmaları sağlanacaktır. (CHP Programı s. 46 vd.)

(…)

Siyasal Şiddet-Terör:

Terör ülkemizin ve demokrasimizin en önemli sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Özellikle Kuzey Irak’ta üslenen PKK terör örgütü vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik saldırılarda bulunmaktadır. Ne Irak Hükümeti ne de bölgede önemli bir güç bulunduran Amerika Birleşik Devletleri bu örgüte karşı yasalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek doğrudan bir mücadele başlatmamışlardır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi terörle mücadeleyi bölgede yaşayan vatandaşlarımızı teröristlerden ayırarak, vatandaşlarımızın insan haklarına saygı göstererek gerçekleştirecektir. CHP, terörü olağan dışı yöntemlere sığınmadan, güvenlik güçlerini yasalara uygun ve etkili biçimde kullanarak ve gerekli sosyo-ekonomik tedbirleri alarak önleyecektir.

Terörü önlemeye yönelik kapsamlı bir ulusal politika oluşturulacaktır. Terörü sadece güvenlik güçlerinin çabasıyla önleme yoluna gidilmeyecek, toplumun sivil-resmî tüm kurumları ile görev alması ve katkıda bulunması sağlanacaktır. Demokrasinin ve toplumsal barışın teröre karşı top yekûn direnç, tepki ve dayanışma ile korunabileceği bilinci bu programın özünü oluşturacaktır.

Şiddet ve terörü sürekli izlemek, incelemek bilgi ve haber toplayıp değerlendirmek, başka ülkelerdeki kazanımlarından da yararlanarak uzun dönemli senaryolara göre seçenekli önlemler üretmek, önermek ve uygun teknolojiyi sağlamakla görevli bir İç Güvenlik Araştırma Enstitüsü birimi oluşturulacaktır.

Devletin teröre karşı istihbarat olanakları, çağdaş teknolojiden de yararlanılarak geliştirilecek, halkın bireysel özgürlüklerine, bu arada özel hayatın gizliliği ilkesine zarar vermeden istihbarat alanındaki eksiklik ve yanlışlıklar giderilecektir. Bu çalışmalar yapılırken, gerektiğinde dost ve müttefik ülkelerle istihbarat paylaşımı yoluna da gidilebilecek, ancak istihbarat kaynaklarının esas itibariyle milli olmasına özen gösterilecektir. Devletin istihbarat örgütleri iç politikanın, cemaatlerin ve diğer baskı guruplarının etkisinden tamamen arındırılacak, sadece ülke çıkarları doğrultusunda görev yapan uzman kuruluşlar haline getirilecektir. Bu kurumlardaki kadrolaşmalar önlenecek, liyakat sistemi hayata geçirilecektir. Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşturulacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknolojiyle donatılacaktır. Güvenlik güçleri mensupları halkla ilişkiler, demokratik, temel hak ve özgürlükler gibi konularda ve insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hakkında eğitilecek ve bu doğrultuda davranış alışkanlıkları edinmeleri sağlanacaktır.

Terör örgütlerinin etkisiz kılınması ile eş zamanlı olarak koruculuk uygulamasına son verilecek; görevlerinden ayrılacak korucular için istihdam olanakları yaratılacaktır. Koruculuk görevi yapanlar sosyal güvenlik haklarından yararlandırılacaktır. Güvenlik güçlerinin esas görevi terör zanlılarını yargıya teslim etmektir. Şiddet eylemlerinde bulunanlarla mücadele edilirken sivil halkın zarar görmemesine özen gösterilecektir.

Terörle mücadele Türkiye’nin öncelikli hedefidir. Türk silahlı kuvvetlerinin terörle mücadelede en etkin araç ve gereçlerle donatılması ve gerekli eğitim düzeyine kavuşturulması öncelikle hedef olmalıdır. Yurt dışından kaynaklanan terörü destekleyen veya ona müsamaha gösteren ülkelere karşı gerekli bütün diplomatik ve caydırıcı önlemler alınmalıdır. Terörü bir siyasi mücadele amacı olarak kullanmak isteyenlere hiçbir şekilde müsamaha edilmemeli, dış ilişkilerin yönlendirilmesinde de ilgili ülkelerin terörle mücadeledeki kararlılığı önemli bir ölçü olarak göz önün de bulundurulacak, terörü destekleyen veya teröre müsamaha eden ülkelerle ilişkilerimiz gözden geçirilecektir.

CHP iktidarı, bir yandan terörle yurt içinde ve gerektiğinde yurt dışında en etkili mücadeleyi yaparken bir yandan da ulusal bütünlüğü ve dayanışmayı koruyacak bir hoşgörü anlayışı içinde hareket edecektir. Bu çerçevede demokrasimize çağdaş boyutlarıyla işlerlik kazandırmayı ve işsizliği önleyecek ekonomik ve sosyal önlemleri alarak terörün beslendiği tüm olumsuz unsurları ortadan kaldırmayı ve terörü toplumsal gündemimizden çıkartmayı hedef alacaktır.

( CHP Programı 113 vd.)