Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“SOYUT ZEKA” BİR ADIM ÖNE ÇIKSIN!..

evet

 

16 Nisan‘da “sayım” yapmıyoruz.

Çocuklarımızın yaşayacağı rejimi seçeceğiz.

Dolayısıyla bugünden görevimiz:

Halkoylamasında “hayır”ların sayısını artırabilmek için “evet” diyecek olanların bir kısmını ikna etmektir.

İkna etmek, zor ama imkansız değil!

İkna edilecek olan kesim, seçmenin yüzde 11-12‘sine karşılık geliyor.

Toplam seçmen sayısının 57 milyon (1) olduğu gözönünde tutulursa; ikna edeceğimiz seçmen sayısı 6 milyondan fazladır.

Başka bir söyleyişle; AKP ile MHP’nin toplam oyları yüzde 61.4 ettiğine göre (2), bu iki partiye oy verenlerden, en az 6 milyon seçmeni, Erdoğan ve Bahçeli’ye rağmen “hayır” oyu kullanmaya ikna etmek zorundayız.

Zorundayız, çünkü başka seçeneğimiz yok!

6 milyon seçmeni ikna etmek için; hiçbir yerden talimat almayan, görev verilmesini beklemeyen, vazifesini bu vahim durumdan çıkartan, birebir çalışacak, gönüllü 6 milyon kişi gerekiyor…

Oda bizde var!

***

Bir numaralı kural:

Hedef kitle olan 6 milyon kişiyi ve liderlerini; “diploma” üzerinden vurmak, “cahil” olmakla suçlamak, kendilerinin veya geçmişlerinin Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri karşısındaki durumunu iğneleyici sözlerle hatırlatmak, önceden kullandıkları oy nedeniyle sorumlu olduklarını ima etmek veya başka sözlerle rencide etmek kesinlikle yasaktır…

Yasaktır, yasaaaak!..

Çünkü bu tür tutum ve davranışlar; o insanları birbirine daha çok kenetler.

Hedef kişiler, bağlı oldukları odakların daha keskin militanları haline gelirler…

İstemediğimiz halde:

Siyasetçilerin parti tabanını “konsolide etmek” (3) olarak ifade ettikleri eylemi, biz gerçekleştiririz.

AKP yöneticilerinin, “elit kesim”in kendi tabanlarını; cahil olmakla itham ettiği, sürekli dağdaki çobanın oyu ile kendilerinin organize ettiği şehirdeki bir zevzek ile karşılaştırıp, “ikinci sınıf vatandaş” vurgusunu da öne çıkartarak, başarılı bir şekilde “konsolide ettiğini” biliyoruz.

Hakim sınıfların, “yoksunluk” ve “yoksulluk” içerisinden gelen vatandaşların bu ezilmişliğinden yararlandığına, defalarca tanık olduk…

Aynı suda yıkanmaktan bıktık!

Bu defa, iktidarın bu iğrenç oyununu, mutlaka bozmamız gerekiyor…

***

Son dönemece giriyoruz…

Tekrarı olmayan bu yarışın, ağır sonuçlarını gelecek nesillere bırakacağız.

O bakımdan; “hayır” oyu verecek olanların, kendi aralarında beyin cimnastiği yapmalarının bir manası da kalmadı.

Bu konuda şakalaşma bile lüks sayılır.

“Evet” oyu verecek olanlarla; dalga geçmek, onları aşağılamak, cahil olmakla suçlamak ise “ihanet” derecesinde aymazlıktır

İkinci yasamız da bu olmalıdır…

***

İnsanlarla neden tartışıyoruz sorusunun yanıtı hazırdır:

Onları ikna ederek, doğru olduğuna inandığımız fikirlerimizi benimsetmek için…

O halde:

İkna ettiğimiz kişilere, sürekli ikna edilmeden önceki durumlarını hatırlatamayız.

İkna ettiğimiz kişilere, geçmişte yaptıkları siyasi hatalar nedeniyle suçlayıp, bunların hesabını sorabilir miyiz?

Diyelim ki sorduk, bunun ne faydası var?

İnsanların geçmişteki durumlarını öne çıkartıp, onları bizden aşağı bir “statü”de göstermek, olgun insan davranışı olabilir mi?

Önemli olan insanların geçmişteki tutum ve davranışları değil, bugün ne yaptıkları ve hangi cephede yer aldıklarıdır.

Öyle değil mi?

Sonra:

Geçmişi ile yargılayacağımız bir kişiyi, “ikna” etmenin pratikte ne yararı olabilir?…

İnsanları kazanmak yerine, yerin dibine batırma sonucunu doğuracak olan böyle ilkel davranışları yapanlar; hasta ruhlu ve “narsist”tir… (4)

***

Önümüzde bir aydan az zaman kaldı.

Bu süre içinde anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek 6 milyon gönüllünün, kendilerine en yakın kabul ettiği “evet” diyecek birini saptayıp, onunla şapkaları öne koyup konuşması gerekiyor.

Önümüzdeki hedef kitlenin 6 milyon olması, işimizin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla “hayır” diyecek olanların kendi aralarındaki sohbetleri, havanda su dövmekten farksızdır, boşa zaman öldürmek sayılır.

Bir bakıma, körler-sağırlar diyaloğudur.

Kendi kendini tatmin etmenin ötesinde bir değeri bulunmamaktadır…

***

Önümüzdeki tehlike; “hayır” diyecek olanlarla “evet” diyecek olanlar için aynıdır.

“Evet” diyenler, belki kısa bir süreliğine “hayır” diyenlere göre iktidar olanaklarından yararlandırılabilirler.

Bu da geçici bir durumdur.

Zira onların da gelecek nesilleri, bizimkiler gibi bedel ödemeye devam edeceklerdir.

O halde:

Son tura girerken, “hayır” oyu vermeye karar verenler, kendine en yakın gördüğü “evet” oyu verecek olan en az bir kişiye kilitlenmelidir.

Onu evine misafir etmeli, onun evine gitmelidir.

Yakın tehlikeyi, en kolay anlaşılabilecek cümlelerle göstermek zorundadır.

Elimizde “evet paketi” olmayacağına göre, soyut zekayı devreye sokmaya mecburuz!

Örneğin:

Erdoğan’a vereceğimiz kontrolsüz yetkiler, ondan sonra gelecek olan Müteahhit Mehmet Cengiz gibi birinin eline geçecek olursa, bu necip Milletin başına neler geleceğini tahmin edemez misiniz?” diye sorabiliriz…

Bir örnek daha verelim dilerseniz.

Konuşacağımız kişi çay koymaya hazırlanırken:

“Reis ne kadar ‘adaletli‘ bir adam olduğunu ispatladı:

Yasama, yürütme ve yargıyı erklerini kendisine bağlayacak olan anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek olanları peşinen “hain” ilan etti…

“Hayır” diyecek olanları, “vatana ihanet” suçlaması ile yargılayacak gibi…

Şimdi söyle bakalım Büyük Reisim:

Madem “hayır” diyenler “hain”dir, yetkilerinin ne diye hainlerin belirlemesini ve onaylamasını istiyorsun?

Sen onlardan farklı değil misin?

Madem, yaptığın anayasa bu Millet için gereklidir, neden onu “hain”lere danışıyorsun?

Bana sakın:

Yürürlükteki Anayasa öyle diyor” deme, inandırıcı olamazsın!

Anayasaya uymuyorum, saygı da duymuyor” diyen sen değil misin?

Sayın Reis’im:

Demokrasiyi ortadan kaldırmak için demokratik yönteme başvurman şart değil ki!..

16 Nisan’ı da beklemene de gerek yok.

Kaldır elini bitsin bu iş.

Bu akşam halkoylamasının sonucunu ilan et!

Sırası gelmişken, yeni rejime 2 yıl sonra neden geçeceğimizi de izah et.

O kadar acele ettiğin için bunu rica ediyorum.

Öğrensin bu Millet, önümüzdeki iki yıl içinde neden yeni anayasaya ihtiyaç duyulmayacak!?

Söyle…

Devlet’e verdiğin söz ise sebep, unut gitsin, onun sana hesap soracak hali mi var!

Atarsın Meral Akşener’in önüne, işini bitirirsin…

Ulu Reis’im;

Allah geçinden versin, bir gün vakitsiz hakka yürürsen eğer, yerine geçecek olandan nasıl bu kadar emin olabilirsin?

Ya o da aldatılırsa senin gibi.

Bunu da mı hiç düşünmedin?” diye konuşmaya başlayabiliriz.

Merak etmeyin, Türk halkı misafirperverdir, sözümüzü kesmez…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/secmen-sayisi-2-milyon-artti-40362225

 

(2) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2017/02/ikinci-reisin-yetkileri/

 

(3) Konsolidasyon: TDK Sözlüğünde:Yapıları benzer durumda olan nesnelerin birleştirilmesi olarak tarif ediliyor. Güncel siyaset dilinde; “konsolide etmek”: Parti tabanını kemikleştirmek, sıkılaştırmak, toparlamak ve arada tutmak anlamında kullanılıyor.

(4) Narsist: Psikolog Mehmet Başkak, narsist kişilik bozukluğunun yetişkinler için konulan bir tanı olduğunu belirtirken, çocukluk dönemine ait risk grubu hakkında şunları söylüyor: Israrla insanları rahatsız edici ve bezdirici davranışlar sergileme; insanlarla dalga geçme, anları tehdit etme, aşağılama; ısrarla başkasının zarar görüp görmediğini önemsemeden kazanma isteği;ısrarla kendi çıkarı için yalan söyleme. Yalan söylediğini kabul etmeme, yalanlarını başkasının hatası olarak gösterme, yalanlarını yüzüne vuran kişilere saldırma; kendisini egoist bir bakış açısı ile aşırı derecede değerli görme;başkalarının ihtiyaçlarından çok kendi ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ısrarcı olma; şartlar ne olursa olsun her zaman özel bir muamele görme ve istediklerini elde etme hakkı olduğunu düşünme;eleştirilmeye, yanlışının söylenmesine ya da üzülmeye karşı agresif davranışlar sergileme; kötü sonuçlar için ısrarla başkalarını suçlama; insanlarla işbirliği yapmaktan ziyade onlarla rekabet içine girme ve kendi isteklerinin yerine getirilmesi, gerçekleşmesi uğruna ailesi dahil etrafındakilerin kötü duruma düşmesini, üzülmesini hiç umursamama…